T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1701
KARAR NO: 2024/1920
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/07/2024
NUMARASI: 2024/199 Esas - 2024/559 Karar
DAVANIN KONUSU: Şirket payının devri ve tescili- Şirket genel kurul kararının iptali
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali ve pay devrinin inançlı işlem nedeniyle iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda, ilamda yazılı nedenlerle, davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı ...'nun davalı şirketin %50'şer oranında hissedarı olduklarını, ancak müvekkilinin paylarının tamamını aralarındaki inanç anlaşması uyarınca diğer ortağın eşi davalı ...'na 10.09.2012 tarihinde devrettiğini, inanç anlaşması uyarınca hisselerinin devrinden sonra dahi müvekkilinin şirketin gerçekte yarı hissedarı olduğu bilinciyle hareket edildiğini, hisse devri dikkate alınmaksızın şirketin mal varlıklarından elde edilen gelir ve giderlerin paylaşıldığını, hisse devrinden sonra da müvekkiline şirketin faaliyetleri, kira gelirleri ve bunun paylaşımı, ödenmesi gereken vergiler, yapılması gereken masraf ve harcamalar gibi şirket hissedarlığından kaynaklı konularda yazılı ve sözlü bilgi verildiğini, müvekkilinin şirketin gider ve harcamalarının tamamına hissesine karşılık gelen % 50 nisbetinde katıldığını, davalı şirketin 15.05.2014 tarihinde sermaye artışına gittiğini ve artış sonucu ... adına artırılan payların da esasen davacıya ait olduğunu, yapılan sermaye artışında arttırılan sermayenin 10.000 TL'sinin yani tamamının dağıtılmayıp geçmiş yıl kârlarından karşılandığını, ancak daha sonra davalı ...'nun inanç anlaşmasına aykırı şekilde elinde bulundurduğu müvekkiline ait hisseleri, birçok kez talep edilmesine rağmen iade etmediğini, bunun üzerine müvekkilince hisselerin iadesi için İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açıldığını, mahkemenin 12.12.2018 tarih ve 2017/155 E. 2018/1210 K. sayılı kararı ile davanın kabulü ile 10.09.2012 tarihli limited şirket hisse devri sözleşmesi ile davacı tarafından davalı ...'ye devredilen şirket hisselerinin müvekkiline ait olduğunun tespiti ile iadesine karar verildiğini, kararın 01.11.2022 tarihinde Yargıtayda onanarak kesinleştiğini, ancak kesinleşmiş yargı kararına aykırı bir şekilde müvekkiline ait payların tamamının değil 100 paya karşılık kısmının devredildiğini, kalan 200 adet payının ise kendisine devredilmeyip davalı ... tarafından diğer davalı ...'a devredildiğini, bu devre ilişkin olarak davalı şirkette 28.02.2024 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığını, bu toplantının da davacının %50 hissedar olmasına rağmen onun yokluğunda yapıldığından yok hükmünde olduğunu, bu toplantıda davalı ...'nun şirkete müdürü olarak atanmasına karar verildiğini, bu toplantının 01.03.2024 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'nde yayımlandığını, davalıların kesinleşmiş yargı kararına ve hukuka aykırı, kötü niyetli ve ve kanunen yok hükmünde, batıl, iptale tabi işlemleri ile şirketin tek yetkili müdürü olarak davalı ...'nun hukuka aykırı olarak elde ettiği bu yetki ile şirket adına sınırsız işlem yaptığını, şirketin önemli bir malvarlığı olan Mecidiyeköy, ... caddesinde bulunan taşınmazını daha önceden satıldığını ve bu satıştan hissesine isabet eden payın davacıya ödenmediğini, davalıların şirketi zarara uğratıcı eylemleri nedeniyle İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davada da davalıların kötü niyetli bu davranışlarını önlemek amacıyla yargılama süresince kayyım atanmasına karar verildiğini ileri sürerek, davalı ... tarafından davalı ...'a yapılan dava konusu şirket paylarının devri işleminin terditli olarak öncelikle yoklukla malul olduğunun tespitine, hükümsüzlüğüne, bunun kabul edilmemesi halinde butlanla batıl olduğunun tespitine veya iptaline, belirtilen payların müvekkiline iadesi ile müvekkil adına ticaret sicilinde tesciline, 28.02.2024 tarihli genel kurulun usulüne uygun davet edilmemesi, müvekkilinin yokluğunda yapılması, toplantı usul ve nisabına, keza kanuna ve kesinleşmiş yargı kararı hilafına yapılması nedeniyle ... San. ve Tic. Ltd. Şti.'ne ait 28.02.2024 tarihli genel kurulunda yapılan işlemler ve alınan tüm kararların terditli olarak öncelikle yoklukla malul olduğunun tespitine, hükümsüzlüğüne, bunun kabul edilmemesi halinde butlanla batıl olduğunun tespitine veya iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş; ayrıca, kesinleşmiş yargı kararı da dikkate alınarak öncelikle teminatsız, aksi halde uygun görülecek teminat karşılığında ve dava sonuçlanıncaya kadar geçecek süre zarfında olmak üzere yetkili müdürü olarak seçilen davalı ...'ın müvekkilinin rızası hilafına ve zararına olacak şekilde iş ve işlemlerde bulunması nedeniyle, davalının müdürlük görevlerinin tedbiren kaldırılarak davalı şirkete tedbiren yönetim kayyımı atanmasına, aksi halde denetim kayyımı atanmasına, davalılar uhdesindeki müvekkile ait şirket paylarının üçüncü kişilere devrinin önlenmesi amacıyla, Ticaret Sicil Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davalı ... uhdesinde bulunan ve esasında müvekkilinin %50 hissesine dahil olan hisselerin diğer davalı ...'ın şirketteki %50'lik hissesinden arta kalan hisselerin üçüncü kişilere devrinin önlenmesi, davalıların, şirketin malvarlığına ilişkin davacının zararına olacak tasarruflarda bulunmasının önlenmesi amacıyla davalı şirketin ... sorgusu yapılarak ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğüne müzekkere yapılarak tespit edilecek taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesine, şayet davalı adına kayıtlı taşınmaz bulunmaz ise yapılacak pasif taşınmaz sorgusu neticesinde tespit edilecek taşınmazlar üzerine davalıdır şerhi konulmasına, ... Bankası AŞ ve ... Bankası AŞ'ye müzekkere yazılarak davalı şirkete ait banka hesapları üzerinde tasarrufta bulunulmasının önlenmesine yönelik ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesin dava ve talep etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; kesinleşen kararın infazına ilişkin olarak, müvekkillerinden ... ile davacı arasında, ayrıca zaman zaman davacı asilin vekillerinin de dahil olduğu e-posta ve WhatsApp yazışmaları yapıldığını, ayrıca hisselerini almasının ihtarname ile istendiğini, hatta şirketin sözkonusu işlemlerin yapılmaması nedeniyle İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğünün 04.04.2023 tarihli ihtar yazısıyla uyarıldığının da bildirildiğini, ancak davacının müvekkili ile alacak verecek pazarlığına giriştiğini, sonuçta İstanbul Anadolu 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/155 E., 2018/1210 K. sayılı kararının, davacı yanın tamamen asılsız iddialarının aksine, eksiksiz şekilde yerine getirildiğini ve davacının açtığı davada verilen karar uyarınca, müvekkili ... adına tescilli olan 100 hissenin davacıya tescil edildiğini, kesinleşmiş mahkeme kararının infaz edilmesinden sonra, şirketin yasal yükümlülüklerini yerine getirilebilmesi için gerekli diğer işlemlere geçildiğini, öncelikle 10.10.2018 tarih ve 9678 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde yapılan ilanla şirket müdürü olan ... tarafından genel kurul yapılması kararı alındığını, bu kararın 12.02.2024 tarih ve 11020 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde, TTK'nın 414.maddesine uygun şekilde ilan edildiğini, davacının yurt dışı adresine, iadeli taaahütlü mektupla genel kurul tarihi, toplantı gündemi ve diğer belge ve bildirimler gönderildiğini, davacının genel kuruldan habersiz olduğuna ilişkin iddiasının doğru olmadığını, kesinleşen mahkeme kararında davacıya iadesine karar verilen hisse miktarının açıkça 100 adet olarak belirlendiğini,davacının kesin hükme aykırı nitelikteki diğer 200 hissenin de kendi adına tescili talebinin kesinleşen karar karşısında kabul edilemeyeceğini, davacının hisselerin kendi adına tesciline ilişkin talebinin, kesin hükümden kaynaklı dava şartı eksikliği nedeniyle reddi gerektiğini, 2014 yılındaki sermaye artışından haberdar olan davacının, 2017 yılında açtığı davada devretmiş olduğu hisselerin aynen iadesini talep etmek suretiyle, talebini net şekilde ortaya koyduğunu, davacının talebine uygun olarak verilen yargı kararının, farklı şekilde infaz edilmesinin mümkün olmadığını, talebin zamanaşımına uğradığını, genel kurul çağrısının usulüne uygun olduğunu, ilanların süresinde yapıldığını, ihtiyati tedbire yönelik tüm taleplerinin şirketi işlemez hale getireceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı tarafça inanç sözleşmesine dayalı hisse devir sözleşmesi ile devredilen şirket payının iadesi istemli dava açıldığı, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 12.12.2018 tarihli 2017/155 Esas - 2018/1210 Karar sayılı kararıyla 'Davanın Kabulü İle, 10/09/2012 tarihli Limited Şirket hisse devri sözleşmesi ile davacı tarafından davalı ...'na devredilen davalı şirkete ilişkin 100 payın davacıya ait olduğunun tespiti ile davacıya iadesine,' karar verildiği, kararın İstinaf ve Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği görülmüştür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Zamanaşımı A. Süreler I. On yıllık zamanaşımı başlıklı 146 ncı maddesi 'Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.' hükmünü düzenlemiştir. Davalılar vekili cevap dilekçesiyle süresinde zaman aşımı definde bulunmuştur. Dava konusu inanç sözleşmesi 10 Eylül 2012 tarihinde yapılmış olup eldeki davanın ise 15/03/2024 tarihinde açıldığı görülmüştür. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Davanın dayanağının 10 Eylül 2012 tarihli inanç sözleşmesi olup sözleşme tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi bulunduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekir. Somut olayda inanç sözleşmesi 10/09/2012 olup on yıllık zamanaşımı süresi 10/09/2022 tarihinde dolmaktadır. Davacı tarafça zaman aşımı süresi dolduktan sonra 15/03/2024 tarihinde dava açıldığı..." gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Dava konusu edilen 200 adet payın, 15.05.2014 tarihinde yapılan bedelsiz sermaye artışı sonucunda oluştuğundan bu paylara ilişkin talebimin süresinde olduğunu, anılan payların bedelsiz sermaye artışından kaynaklanması nedeniyle müvekkiline ait olduğunu, 15.05.2014 tarihinde oluşan paylar ile ilgili olan davanın 15.03.2024 tarihinde on yıllık süre içinde açıldığını, Kaldı ki davanın dayanağının 10 Eylül 2012 tarihli inanç sözleşmesi olup sözleşme tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresi bulunduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerektiğine ilişkin gerekçenin hatalı olduğunu, mahkemece hatalı şekilde dava konusu payların 10.09.2012 tarihli inanç sözleşmesi ile devredilen paylardan olduğun kabul edildiğini, oysa inanç sözleşmesi tarihi itibariyle bu payların oluşmadığını ve payların daha sonra yapılan bedelsiz sermaye artışından kaynaklandığını, payların var olmadığı 2012 yılından itibaren başlatılmasının hatalı olduğunu, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.04.2011 tarih ve 2011/13-14 E. 2011/189 K. sayılı kararında, "Zamanaşımı, alacağın muaccel olduğu tarihte, başka bir anlatımla inanç konusu şeyin iadesi gerektiği tarihte işlemeye başlar. İade tarihi henüz gelmemiş inanılan, inanç konusunu elinde tutmakta haklı ise zaman aşımının başlamasına imkan yoktur." denilerek zamanaşımının başlangıç tarihinin gösterildiğini, davanın konusu, 15.05.2014 tarihli genel kurulda yapılan bedelsiz sermaye artışı ile ihdas edilen yeni payların sözleşme tarihinde bulunmadığı ve bu paylara ilişkin iade tarihinin gelebileceği en erken tarih bu payların oluştuğu tarih veya daha sonrası olabileceğini, zamanaşımın payların oluştuğu tarihten sonra başlayacağını, inançlı işlem ile devredilen kök 100 adet payın devrine ilişkin kararın kesinleştiğini, bu paylardan sermaye artırımı ile doğan bedelsiz paylar yönünden zamanaşımını kabul edilemeyeceğini, Müvekkilince aynı sözleşme hakkında açılan İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/155 Esas sayılı dosyasında fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak davalı ...'na devredilen payların müvekkile aidiyetinin istendiğini, kararın 01.11.2022 tarihinde kesinleştiğini, bu nedenle dava süresince zamanaşımının durduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne, karar verilmesini istemiştir.İlk derece mahkemesinin davanın zamanaşımından reddine karar verildiği oturumda davalının reddinin tensip zaptının 14. bendi uyarınca verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılması talebinin kabulüne, davacı vekili yeni ihtiyati tedbir talebinin ise değişen bir koşul ve durum bulunmadığından reddine karar verilmiş ve buna ilişkin olarak 11.07.2024 yazım tarihli ara karar düzenlenmiştir. Davacı vekili bu ara karara yönelik olarak 06.09.2024 tarihli istinaf başvurusu sunarak, ihtiyati tedbirin kaldırılmasına ilişkin ara kararın kaldırılmasına ve ihtiyati tedbirin reddine ilişkin ara kararın kaldırılarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine, bu kapsamda şirket payının devrinin önlenmesinin, yönetim kayyumu atanmasını taşınmazların üçüncü kişilere devrinin önlenmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacıya ait olup inanç sözleşmesi kapsamında davalıya devir edilen şirket paylarının iadesi ve davacı adına tescili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı ... ile davalı şirkette %50'şer oranında hissedar olduklarını, %50 oranındaki bu hissesini inançlı işlemle davalı ...'ın eşi diğer davalı ...'ye 2012 yılında devrettiğini, bunun gerçek bir devir olmadığını, daha sonra açtığı davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi 12.12.2018 tarihli, 2017/155 E. 2018/1210 K.sayılı kararı ile davanın kabulüne ve 10.09.2012 tarihli limited şirket hisse devri sözleşmesi ile davalı ...'ye devrettiği şirket hisselerinin kendisine ait olduğunun tespiti ile iadesine karar verildiğini, ancak davalı ...'nin sadece 100 adet payın devrini yaptığını, kalan 200 adet payı uhdesinde tuttuğunu, daha sonra da bu 200 adet payı diğer davalı ...'a devrettiğini, bu devre ilişkin davalı şirketin 28.02.2024 tarihli genel kurulunda karar alındığını ve davalı ...'ın şirket müdürü seçildiğini ileri sürerek, davalılar arasındaki devrin yokluğuna, mümkün olmazsa iptaline, davalı ...'nin davalı ...'a devrettiği bu 200 adet payın kendisine iadesine ve tesciline, ayrıca 28.02.2024 tarihli davalı şirket genel kurul kararının yokluğuna, butlana, mümkün olmazsa iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı ayrıca, davalı ... uhdesindeki 200 hissenin devrini önleyici ihtiyati tedbir kararı verilmesini, davalı şirkete yönetim kayyımı, mümkün olmazsa denetim kayyımı atanmasını, bunun yanında davalı şirketin taşınmazlarının devrinin ve banka hesaplarında tasarruf işlemi yapılmasının önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince 15.03.2024 tarihli tensip zaptının 14. bendi ile şirket paylarının devri konusunda ihtiyati tedbir kararı verildiği, taşınmazı banka hesaplarından tedbir konulması ile kayyuma ilişkin tedbir talebinin reddedildiği, mahkemece verilen 18.03.2024 tarihli ara kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun Dairemizce incelenerek reddedildiği görülmüştür. Dairemizin yapılan tespitlerinden farklı bir kanıt bulunmaması nedeniyle, davacı vekilinin reddedilen ihtiyati tedbir taleplerine yönelik istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Diğer yandan ilk derece mahkemesince daha önce verilen ihtiyati tedbir kararı ile kaldırıldığı ancak HMK'nın 341. maddesi gereğince ihtiyati tedbir talebinin reddi ile bu taleplerin kabulü halinde itiraz üzerine verilecek kararlara karşı istinaf yoluna başvurulabileceği, HMK'nın 396. maddesine göre ihtiyati tedbirin değiştirilmesi veya kaldırılması hâlinde itiraza ilişkin 394. maddenin 3 ve 4. fıkrasının kıyas yolu ile uygulanacağı belirtilmesine rağmen, kanun yoluna ilişkin 5. fıkrasına atıf yapılmaması nedeniyle, bu karara karşı istinaf başvuru yolunun açık olmadığı anlaşılmaktadır. Buna ilişkin talebin reddine karar vermek gerekmiştir. Kaldı ki Dairemizin eldeki istinaf incelemesi sonucunda verdiği kaldırma kararından sonra, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderileceği ve talep hâlinde, yaklaşık ispat koşulu gözetilerek talep edilecek her türlü ihtiyati tedbir talebi yönünden bu kararımızdaki tespitlere bağlı kalınmaksızın her bir talep yönünden öncelikle yaklaşık ispat ve tedbire ilişkin diğer koşulların değerlendirilerek karar verilebileceği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince 10.07.2024 tarihli oturumda, genel kurul kararının iptaline ilişkin davanın ayrılarak ayrı bir esasa karar verildiği, bu davada davalı ...'nun 5.000,00 TL bedel ile Kadıköy ...Noterliğinin 24.01.2024 tarih ve ... sayılı Pay Devir Sözleşmesi ile davalı ...'na devir ettiği 200 payı devri işleminin yokluğu, butlanı veya iptali isteminin tespitine ilişkin olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle eldeki davada sadece pay devrine ilişkin yargılama yapılmış ve buna ilişkin istinaf nedenleri ileri sürülmüştür. Davacı, davalı şirketteki paylarını 10.09.2012 tarihinde inançlı işlemle, şirketin diğer ortağı olan kardeşi ...'nun eşi ...'na devir ettiğini, pay devrinin gerçek bir devir olmadığını, inançlı işlem yapıldığının tarafların kabulünde olduğunu, nitekim bu hususta İstanbul 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/755 Esas sayılı dosyasında 07.02.2017 tarihinde açılan davanın kabulüne karar verilerek 100 adet payın iptali ile adına tesciline karar verildiğini ve bu kararın Yargıtay 11.Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiğini, ileri sürmüştür. Ancak pay devrinden sonra, tamamen bu paydan kaynaklanan ve şirketin iç kaynaklardan bedelsiz olarak arttırdığı sermaye nedeniyle 15.05.2014 tarihli sermaye arttırım kararı uyarınca pay sayısının arttığını, iç kaynaklardan sağlanan kaynakla yapılan sermaye arttırımı sonrası sermaye oranının korunması gerektiğinden, iç kaynaklardan oluşturulan bu payların da davacıya ait olduğunu ileri sürerek, sermaye artışıyla oluşan paylar için eldeki davayı açmıştır. İlk derece mahkemesince ilk pay devir sözleşmesi olan 10.09.2012 tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. TBK'nın 146.maddesi uyarınca, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Ancak aynı Kanun'un 149. maddesinde zamanaşımının, alacağın muaccel olması ile işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. Maddenin 2. fıkrasında ise alacağın muaccel olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin yapılacağı günden işlemeye başlar denilerek TBK'nın 117. maddesiyle paralel bir düzenleme yapılmıştır. Bu durumda zamanaşımı süresinin işlemeye başladığı tarihi tespiti gerekir. Bu tür bir sözleşmede zamanaşımı süresinin, sözleşmenin yapıldığı tarihinden başlaması söz konusu değildir. Devir veya inanç sözleşmesinde vadeye ilişkin herhangi bir hüküm konulmadığında, muacceliyet tarihinin belirlenmesi gerekmektedir. Pay devrinin tarafları arasında sermaye arttırım işleminden önce, muacceliyeti gerektirecek herhangi bir bildirim veya ihtarın bulunduğuna ilişkin bir kanıt bulunmamaktadır. Davacı tarafından sunulan elektronik postalarda herhangi bir muacceliyet veya temerrüt olgusunu gerektirecek somut bir olgu tespit edilememiştir. Bu durumda muacceliyetin İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan dava ile oluştuğu ve bu davanın açılış tarihinden itibaren on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı anlaşılmakla, uyuşmazlığın esası hakkında inceleme yapılarak bir karar verilmesi gerekirken, hukuki dayanakları değerlendirilmeden zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş, bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir. Diğer yandan iptali talep edilen payların oluştuğu tarih itibariyle de on yıllık sürenin dolmadığı dikkate alınmaksızın verilen karar isabetsiz olmuştur. Açıklanan bu gerekçelerle, davacı vekilinin ihtiyati tedbire ilişkin istinaf başvurusunun reddine; HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca davacı vekilinin asıl hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu hükmünün kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-Davacı vekilinin ihtiyati tedbirle ilgili ara kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine, 2-Davanın zamanaşımı nedeniyle reddine dair hükme yönelik istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu 10.07.2024 tarihli hükmünün kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden yapılacak yargılama sonucunda vereceği hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.19.12.2024
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.