T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/849
KARAR NO:2026/989
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:22/01/2026
NUMARASI:2025/802 E. - 2026/37 K.
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle, davalının tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka ile davalı arasında imzalanan genel kredi sözleşmelerine istinaden, kredi açılarak kullandırıldığını, davalının kredilerin geri ödemeleri bakımından temerrüde düştüğünü, bu sebeple kredi hesaplarının 31/07/2025 tarihli ihtarname ile kat edildiğini, alacağın tahsili için İstanbul Anadolu Banka Alacakları İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; sözleşmenin 6.11 maddesinde yer alan tahkim şartı sebebiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, talep edilen faizin fahiş olduğunu, icra inkar tazminatı taleplerinin yersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İstanbul Anadolu Banka Alacakları 1. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasının tetkikinde; Davacı alacaklı tarafından, davalı borçluya yönelik alacağın tahsili için takip yapıldığı, borçlunun süresi içinde borca itiraz ettiği, akabinde takibin durduğu, borca itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmediği anlaşılmıştır.İİK madde 67 gereğince, itirazın iptali davasının itirazın tebliğinden itibaren, 1 yıl içinde açılması gerekir. Hak düşürücü süreler, dava şartı olup taraflar ileri sürmese de mahkemece resen gözetilir. Somut olayda icra takibindeki, itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmemesi nedeniyle İİK'nun 67.maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü sürenin başlamadığı anlaşıldığından, davanın süresi içinde açıldığı kabul edilmiştir. Taraflar arasında icra takip dayanağı genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan kredi borcunun ödenmediği iddiası ile davacı banka tarafından davalı aleyhine icra takibi başlatıldığı, davalı yanın yasal süre içerisinde icra takibine konu borca itiraz ettiği hususunda herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.Uyuşmazlık, takip tarihi itibarıyla davacı yanın kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağının bulunup bulunmadığı, alacak mevcut ise miktarı ve bu alacağın davalı yandan talep edilip edilemeyeceği, davalı yanın icra takibine itirazının haklı olup olmadığı, davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekip gerekmediği hususlarındadır.Davalı yan tahkim ilk itirazında bulunmuştur.Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 6.11 sayılı uyuşmazlıkların çözümü başlıklı madde de taraflar arasındaki uyuşmazlıkların İstanbul Tahkim Merkezinde çözümleneceğinin kararlaştırıldığı, davalı tahkim anlaşmasını HMK 116 md gereğince ilk itiraz olarak ileri sürdüğü, sözleşmede yer alan bu tahkim şartının kayıtsız ve şartsız olduğu, tarafların tahkim iradesinin tereddütsüz olduğu ve geçerli bir tahkim anlaşması niteliğinde olduğu anlaşılmakla, HMK md. 413 maddesi gereği davanın usulden reddine karar verilmiştir... " gerekçesiyle, tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Yargıtay içtihatlarında " Geçerli tahkim sözleşmesi veya şartına rağmen sözleşmenin taraflarının davalarını hakem yerine mahkemelerde açmış olmaları durumunda; tahkim sözleşmesinin veya şartının uygulanmasından vazgeçmiş olduklarının kabulü gerekir. Çünkü, Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır." Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." denildiğini, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin E. 2018/70, K. 2019/5343 sayılı kararının bu yönde olduğunu, Kabul anlamına gelmemekle birlikte İlk Derece Mahkemesinin davayı usulden ret etmiş olması sebebi ile böylesi bir durumda maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken harca esas değer üzerinden davalı lehine nispi vekalet ücretine hükmedilmiş olmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, davacı banka ile davalı arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını,davalının bu kapsamda kullandığı kredilerin geri ödemesini süresi içinde yapmaması sebebiyle hesabın kat edildiğini ve icra takibi başlatıldığını, davalının icra takibine haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, eldeki davayı açmıştır. Davalı vekili ise; sözleşmenin 6.11 maddesinde tahkim şartı bulunduğunu ve davanın öncelikle tahkim ilk itirazı sebebiyle usulden reddi gerektiğini, ayrıca esastan reddi gerektiğini savunmuştur.Davalı yanca, cevap dilekçesi ile süresi içinde tahkim ilk itirazının ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.Taraflar arasında düzenlenen 23.08.2021 tarihli genel kredi sözleşmesinin ''Uyuşmazlıkların Çözümü'' başlıklı 6.11 maddesinde, " Taraflar, bu Sözleşmeden doğacak her türlü uyuşmazlığın İstanbul Tahkim Merkezi ("ISTAC") tarafından ve İstanbul Tahkim Merkezi Kuralları uyarınca nihai olarak tahkim yoluyla çözümlenmesini kabul ederler. Tahkim yeri İstanbul, Türkiye ve Tahkim lisanı Türkçedir. Taraflar, uyuşmazlığın 'üç' hakem ile görülmesi ve esasına Türk Hukuku'nun uygulanması konusunda anlaşmışlardır." düzenlemesi bulunmaktadır.Genel kredi sözleşmesi, kredi ilişkisinde hakim konumda bulunan bankaca düzenlenmiş ve davalı yanca imzalanmıştır. Bir uyuşmazlığın tarafları, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri (tahkime elverişli) bir uyuşmazlığın hakem veya hakem heyeti tarafından çözümlenmesini kararlaştırabilirler. Bir uyuşmazlığın hakemde görüleceğine ilişkin sözleşmeye tahkim sözleşmesi denir.Tahkim sözleşmesi, temel ilişkiyi düzenleyen sözleşmeden ayrı bir tahkim sözleşmesi olarak düzenlenebileceği gibi, temel ilişkiyi düzenleyen sözleşmeye konulacak bir tahkim şartı şeklinde de yapılabilir. HMK'nın 412/1. maddesi uyarınca, tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır. Benzer bir tanım, Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK)'nun 4. maddesinde de yer almaktadır. Tahkim sözleşmesine dair yasal tanımdan da anlaşılacağı üzere, tahkim sözleşmesinin konusu, tahkime elverişli her türlü hukuki uyuşmazlıklardır. Uyuşmazlığın sözleşmeden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden ya da kanundan doğmuş olmasının bir önemi yoktur.Geçerli bir tahkim sözleşmesinin varlığından söz edebilmek için; tahkim sözleşmesinin yazılı şekilde yapılmış olması, tarafların tahkim iradesinin tahkim sözleşmesinde tereddüde yer vermeyecek derecede açık bir şekilde tecelli etmiş olması ve uyuşmazlık konusunun tahkime elverişli olması ve gerekir.Somut olayda, tahkim sözleşmesinin geçerliliği bakımından bu üç koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Taraflar arasında imzalandığı ihtilafsız olan genel kredi sözleşmesinin 6.11 maddesinde, taraflar arasında kefalet sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözüleceği belirlenmiştir. Eldeki davaya konu uyuşmazlığı kapsayan yazılı bir tahkim sözleşmesinin bulunduğu ve geçerlilik bakımından yazılılık koşulunun sağlandığı açıktır. İkinci olarak, tahkim sözleşmesinin konusu, tahkime elverişli her türlü hukuki uyuşmazlıklardır. Uyuşmazlığın sözleşmeden, haksız fiilden, sebepsiz zenginleşmeden ya da kanundan doğmuş olmasının bir önemi yoktur.Hangi konuların tahkime elverişli olduğu HMK'nın 408. maddesinde düzenlenmiştir. Madde hükmüne göre, taşınmaz mallar üzerindeki ayni haklardan veya iki tarafın iradelerine tabi olmayan işlerden kaynaklanan uyuşmazlıklar tahkime elverişli değildir. Bu hüküm, MTK'nın 1. maddesinin 4. fıkrasında, "Bu Kanun, Türkiye’de bulunan taşınmaz mallar üzerindeki aynî haklara ilişkin uyuşmazlıklar ile iki tarafın iradelerine tâbi olmayan uyuşmazlıklarda uygulanmaz" şeklinde tekrarlanmıştır. Bu yasal düzenlemelere göre taraflar arasındaki genel kredi sözleşmesinin tahkime elverişli olduğu anlaşılmaktadır.Tahkim sözleşmesinin, açık ve kesin şekilde taraflar arasındaki her türlü uyumazlığın hakem yoluyla çözülmesini öngördüğü ve sözleşmenin geçerli olduğu anlaşılmıştır.Davacı vekilince sunulan Yargıtay kararının incelenmesinde ise söz konusu kararın eldeki dava bakımından emsal nitelikte olmadığı, zira o uyuşmazlıkta, tarafların bir birlerine karşı mahkemede davalar ikame ettikleri ve bu sebeple tahkim şartından vazgeçtiklerinin kabul edildiği anlaşılmaktadır. Oysa ki somut olayda, davalının tahkim şartından vazgeçtiğinin kabulünü gerektirir bir durumun bulunmadığı anlaşıldığından, bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Bu sebeplerle, ilk derece mahkemesince süresinde ileri sürülen tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur.Ancak, karar tarihinde yürürlükte olan (03.10.2024 tarihli ve 32681 sayılı Resmî Gazete) Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin ''Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret'' başlıklı 7. maddesinin ikinci fıkrasında ''Davanın dinlenebilmesi için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur.'' düzenlemesi bulunmaktadır. Tarifenin 2. Kısmının 2. Bölümünde yazılı avukatlık ücreti ise maktu olup karar tarihi itibariyle Asliye Mahkemelerinde bu rakam 45.000,00 TL'dir.Bu durumda Tarifenin açıklanan 7/2.maddesi hükmü gereğince; konusu para veya para ile değerlendirilmesi mümkün bulunan davanın dava şartlarından birinin bulunmaması (noksan olması) nedeniyle usulden reddine ilişkin kararda, vekalet ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir, ancak, bu nispi vekalet ücretinin miktarı, maktu vekalet ücretini geçemez (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 12.2.2014 tarih, 2013/385 E., 2014/100 K. sayılı kararı).Somut olayda, mahkemece karar tarihindeki geçerli AAÜT uyarınca 45.000,00 TL vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, 284.690,41 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülerek ilk derece mahkemesi kararının bu yönden düzeltilmek üzere kaldırılmasına ve Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına karar verilmesi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca ksımen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın vekalet ücreti yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1-Davanın İİK'nın 67 ve HMK'nın 114/2 ile 115. maddesi uyarınca usulden reddine,
2-Alınması gerekli 732,00 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 26.642,08 TL harcın mahsubuyla artan 25.910,08 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacıya iadesine,
3-Davacının tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihindeki AAÜT'nin 7/2 maddesi gereğince hesap edilen 45.000,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
5-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına,
6-Artan gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacıya iadesine,
7-İstinaf aşamasındaki harç ve giderler yönünden;
a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; peşin istinaf karar harcının ise karar kesinleştiğinde ve talep hâlinde davacıya iadesine,
b-Davacı tarafından sarf edilen 2.002,00 TL istinaf başvuru harç gideri ile 335,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 2.337,00 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine,
8-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 21.05.2026 tarihinde, oy birliğiyle ve temyiz yolu açık olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU:HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.