T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/797
KARAR NO:2026/933
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:23/12/2025 tarihli ek karar
NUMARASI:2025/3822 Esas - 2025/3812 Karar
DAVANIN KONUSU:İhtiyati Haciz (Finans)
Taraflar arasındaki ihtiyati haciz talebinin ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, borçlu vekilinin ihtiyati hacze itirazının reddine dair verilen ek karara karşı, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:İhtiyati haciz talep eden vekili, dilekçesinde özetle; müvekkili tarafından İstanbul Banka Alacakları İcra Dairesinin ... sayılı dosyasında takip neticesinde takip konusu 5.000.000,00 TL'lik 21.11.2025 vade tarihli 15.03.2024 tanzim tarihli senedin 4.431.639,97 TL'lik kısmının karşılıksız çıktığını, yasal süresi içerisinde ödenmediğini, borçlularla yapılan görüşmelerin sonuç vermediğini, borçlularının mal kaçırma kastı ile hareket ettiğine yönelik ciddi istihbaratlar alındığını iddia ederek İİK 257 maddesi gereğince fazlaya hakları saklı kalmak kaydıyla 4.431.639,97 TL üzerinden borçlulara ait taşınmaz ve taşınırlar ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesi, ihtiyati haciz talebini değerlendirdiği 26.11.2025 tarihli değişik iş kararında; "Talebin yasal dayanağı İİK'nın 257 vd. maddeleridir. Talep sahibinin dilekçesi ve ekindeki belgelerin incelenmesinden; rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun süresinde ödenmediğine kanaat getirecek delillerin İİK'nın 258/1. fıkrası uyarınca sunulduğu ve yaklaşık ispatın da bu aşamada var olduğu kanaatine varılmakla İİK'nın 257/1. fıkrası uyarınca ihtiyati haciz kararı vermek gerekmiştir. " İhtiyati haciz talebinin kabulü ile, 4.431.639,97-TL için alacağın yetecek miktarda borçlunun kendisinde veya üçüncü şahısta olan taşınır, taşınmaz malları ve alacakları ile diğer haklarının borca yetecek miktarda ihtiyaten haczine karar vermiştir.Bu karara karşı, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu vekili tarafından, İİK'nın 265. maddesi uyarınca, süresinde itiraz edilmiştir.İhtiyati hacze itiraz edenler ... Şirketi ,... vekili itiraz dilekçesinde özetle; senet bilgilerinin incelenmesinde keşide yerinin İstanbul olduğunu, ayrıca müvekkilleri ile karşı taraf arasında yetki sözleşmesinin de öngörülmediğini, ihtiyati haciz kararının istenebileceği tek yerin müvekkillerinin ikamet adresleri olduğunu, müvekkillerinin ikamet adreslerinin Beylikdüzü/İstanbul olduğunu, müvekkilleri aleyhine başlatılan icra takibinde yetkili yerin Büyükçekmece İcra Daireleri olduğunu, ihtiyati haciz kararının İstanbul Adliyesinden alınması ve bu karar üzerine İstanbul Banka Alacakları İcra Daireleri ... sayılı dosyasından icra takibi başlatılmasının hukuka aykırı olduğunu, icra takibine de yetki kurallarına aykırılık gerekçesi ile itiraz etmiş bulunduklarını, ihtiyati haciz isteyen tarafın uyuşmazlık konusu hakkında yaklaşık olarak dahi ispatta bulunamadığını, faiz hesaplamasının hatalı olduğunu iddia ederek, itirazlarının kabulü ile mahkemenin yetkisizliğine,Büyükçekmece Adliyesinin yetkili olduğuna karar verilmesini talep etmiştir. İhtiyati hacze itiraz eden ... vekili itiraz dilekçesinde özetle; adına takip yapılan borçlu müvekkili ...'ın meşru borçlu olmadığını, müvekkili borçlu şirketin ...Şti ortaklığından ayrılmış olup paylarını ...'a devrettiğini ve devir tarihi itibariyle şirketin herhangi bir borcunun bulunmadığını, borçlu şirketin tek ortaklı bir limited şirketi olduğunu, tek ortağının ve münferiden temsile yetkilinin ... olduğunu, söz konusu borcun doğduğu tarihlerde müvekkilinin şirket ortaklığının müşterek temsilcisi olduğu dönemde gerçekleştiğini, kendi adına kefil olma konusunda özel yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde bulunulmasının da aynı şekil koşullarına bağlı olduğunu, tarafların yazılı şekle uyarak kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı kararlaştırabildiğini, takibin kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip olduğu görülmekle birlikte genel kredi sözleşmesine bağlı teminat senedi olduğunu düşündüklerini, teminat senetlerinin de kambiyo özelliği olmaması sebebi ile takibe konu edilemeyeceği gibi ilamsız takibe konu edilerek yargılama yapılması gerektiğini, müvekkiline yöneltilecek herhangi bir alacağın söz konusu olmadığını, ihtiyati haciz kararı alınmasından dolayı mahkememizin vermiş olduğu ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını talep etmiştir. İhtiyati haciz isteyen vekilinin cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan Genel Kredi Sözleşmelerinin 24. maddesinde İstanbul Merkez (Çağlayan) Mahkeme ve İcra Dairelerinin yetkili olduğunun kabul edildiğini, İİK 257. Madde gereğince ihtiyati haciz şartlarının oluştuğunu, itiraz eden borçlu vekilinin tüm itirazlarının haksız ve yersiz olduğunu, ihtiyati haciz kararına karşı yapılacak itiraz sebeplerinin kanunda tahdidi olarak sayıldığını, muteriz borçluların dilekçesinde bildirilen hususların hiçbirisinin İİK 265 kapsamında olmadığını, ihtiyati hacze itiraz eden borçluların itirazlarının reddine, masraf ve ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince itirazın değerlendirildiği 23.12.2025 tarihli ek kararla;"... İhtiyati haciz kararına dayanak 5.000.000,00 TL'lik 21.11.2025 vadeli 21.11.2025 vadeli 15.03.2024 tanzim tarihli senetin incelenmesinde İstanbul Mahkemelerinin yetkili kılındığının anlaşıldığı bu sebeple yetki itirazının yerinde olmadığı, alacağın rehinle temin edilmediği anlaşılmakla ihtiyati haczin sebebine dayalı itirazların da yerinde olmadığı, itiraz eden vekilince ileri sürülen diğer itiraz sebeplerinin esas yargılamanın konusunu oluşturduğu ve İİK'nın 265.maddesindeki sebeplerden herhangi birini teşkil etmediği anlaşılmış ve ihtiyati hacze itiraz eden tarafların itirazlarının reddine karar verilerek..." gerekçesiyle, davalı tarafça ileri sürülen yetki itirazının reddine, İhtiyati hacze yönelik itirazın İİK 265 maddesi kapsamında olmadığından reddine karar verilmiştir. Bu ek karara karşı, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu Halil Ümit Kanal vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:İhtiyati hacze itiraz eden borçlu... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde;Ödeme emri incelendiğinde 4.431.639,97 TL ana rakam üzerinden işleme başlandığını, senette müvekkilinin kefil sıfatı ile imzasının bilinçsiz olarak alındığını ve aleyhine olacak şekilde haciz işlemi uygulandığının görüldüğünü, ihtiyati haciz kararının icra dosyası üzerinden infaz edildiğini ,verilen karar ile müvekkili aleyhine olacak şekilde araç, tapu ve banka hesaplarına hacizler geldiğini, müvekkilinin mağdur edildiğini, senedin asıl borçlusu olan şirketteki ortaklığından 08.05.2025 tarihinde şirketin ilgili bankaya olan borcunu sıfırladıktan sonra ayrıldığını, şirketin tek ortaklı tek imza yetkisi olacak şekilde senedin diğer müteselsil kefili olduğunu, şirketin tek imza olarak müvekkilinin ortaklıktan ayrılmasından sonra kredi talebinde bulunduğunu, alacaklı bankanın krediyi kullandırdığını, Bankacılık Kanununa uygun hareket etmeyen bankanın müvekkilinden eş rızası almaksızın senet düzenlenmesine olanak sağladığını, yine senedin vade tarihi kısmının matbu olarak düzenlendiğini, evrakın el ürünü olarak doldurulduğunu, müvekkilinin tacir sıfatı olmamakla birlikte uygulamada rastlanılmayacak şekilde vade kısmının elle doldurulmasının evrakı sakatladığını, savcılık şikayet haklarının saklı olduğunu, senedin genel kredi sözleşmesine istinaden teminaten verilmiş kambiyo niteliği olmayan bir senet olduğunu, müvekkilinin kefaletinin tartışılması gerektiğini, müvekkilinin asıl borçlu ile ilgisinin olmadığını, ihtiyati haciz kararının muhatabı olmadığını belirterek ,itirazın reddi kararına yapılan istinaf başvurusunun kabulü ile ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Talep, İİK'nın 265. madde gereğince ihtiyati hacze itirazın reddi kararının istinafına ilişkindir.İlk derece mahkemesince ihtiyati hacze itirazın reddine dair ek karar verilmiş; bu ek karara karşı, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu vekili tarafından, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleriyle ve kamu düzenine aykırılık yönleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.Talep konusu, 5.000.000,00 TL bedelli 21.11.2025 vade tarihli, 15.03.2024 tanzim tarihli senedin, müteselsil kefilleri, gerçek kişiler, senet düzenleyen borçlu şirkettir. Kefalet limiti 5.000.000,00 TL dir.İİK'nın 257. maddesinde ihtiyati haciz şartları düzenlenmiş olup maddede, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının, borçlunun yedinde veya üçüncü şahıstan olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacakları ile diğer haklarını ihtiyaten haczettirebileceği belirtilmiş, maddenin 2. fıkrasında ise iki bent halinde, vadesi gelmemiş borçlardan dolayı, borçlunun muayyen yerleşim yerinin olmaması, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak maksadı ile mallarını gizlemeye, kaçırmaya veya kendisi kaçmaya hazırlanır ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa ihtiyati haciz istenebileceği düzenlenmiştir.İİK'nın 258. hükmüne göre, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için mahkemenin alacağın varlığı hakkında kanaat edinmiş olması yeterlidir. Mahkemenin alacağın varlığına kanaat getirmesinden anlaşılması gereken alacağın usul kurallarına göre kesin bir şekilde ispat edilmesi değildir. Bu hükme göre alacaklının, alacağının varlığını ve muaccel olduğunu tam ve kesin olarak ispat etmesi aranmamakta, bu konuda mahkemeye kanaat verecek delilleri göstermesi yeterli kabul edilmektedir. İİK'nın 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için alacağın muaccel ve rehinle temin edilmemiş olması gerekmektedir. Alacaklının ihtiyati haciz istemi emre muharrer senede (bonoya) dayalıdır. İtiraz eden borçlu gerçek kişi bono üzerinde müteselsil kefil olarak bonoyu imzalamıştır.Dava konusu bono metninde ve sözleşmede bononun teminat bonosu olduğuna ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 tarih ve 12-233/257 sayılı ve yine 20.06.2001 tarih ve 12-496/534 sayılı kararlarında da benimsendiği üzere; dayanak belgenin teminat senedi olduğu iddiası, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da ayrıca hazırlanmış bir yazılı belge ile kanıtlanmalıdır.Aval ,bir kambiyo senedinde bedelin ödenmesinden sorumlu olan kişiler lehine verilen güvencedir. Aval yalnızca kambiyo senetlerine özgüdür.Kambiyo senetlerine özgü şahsi bir kefalettir. Kefalet ise TBK düzenlenen genel bir güvencedir. Kefalet ile avalin her İkisinin de kişisel güvence sağladığı konusunda tereddüt bulunmamaktadır.Ancak kefalete dair hükümler kefili alacaklıya karşı korurken avale ilişkin hükümlerin, hamili, asıl borçlu ile müracaat borçlularına karşı koruduğunun gözden kaçırılmaması gerekir. Bu bakımdan kefalet ile aval hükümlerinin birbiriyle kıyaslanması normun koruma amacı ile de uygun düşmeyecektir.Kanun koyucunun, Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen kefalet müessesesinde eşin rızasını ararken, aynı tarihte (01/07/2012) yürürlüğe giren ve daha özel bir kanun olan Türk Ticaret Kanunu'nda düzenlediği aval için eş rızasını aramamasını gözden kaçtığı şeklinde değerlendirilmemesi gerekir. TBK m. 603"ün avali kapsadığının kabulü, aynı tarihte yürürlüğe giren TBK ve TTK hükümlerinin bir kısmının uygulanmayacağı sonucuna götürür. Nitekim kanun koyucu TBK m. 584'de Kanunun yürürlüğünden kısa süre sonra 6455 sayılı Kanun ile eklediği üçüncü fıkra ile maddenin kapsamını sınırlamıştır. Kanun koyucunun bu sırada avali sınırlamaya dâhil etmemesine yüklenecek anlam, avali TBK m. 603 kapsamında görmemesi olarak kabul etmek gerekir. Aksi durum, kanun koyucunun avalin evli olup olmadığının ve TBK m. 584/3'deki istisnaların bulunup bulunmadığının araştırılmasını hamile yükleyeceği sonucuna götüreceği, böyle bir durumun; hamile külfet yükleyeceği gibi kambiyo hukukunun tedavül kabiliyetinin sürati ile de uyum sağlamayacağı açıktır. Nitekim öğretide; "... TBK m, 603 gibi istisnai hükümlerin dar yorumlanması gerekmekte olup, şekle ve ehliyete ilişkin getirilen sınırlandırmaların, kanun koyucu amacını aşacak şekilde yorum yoluyla genişletilerek uygulanması, hukuki güvenlik ilkesini ve TBK'daki sözleşme şerbetisi-şekil serbestisi-ilkesini zedeleyici sonuçlara neden olacaktır. Kaldı ki hükümlerin konuluş amacından hareket edildiğinde dahi aval ve kefalet arasında, korunan kişiler ve menfaatler açısından ciddi bir fark olduğu görülmektedir (Can, M.Ç., a.g.e. s.66). Yine TBK 603. maddesinin avali kapsamadığı hususu ".. Zira aval. sadece kambiyo senedine ilişkin bir teminat olması, avalin teminat fonksiyonunun yanında iktisadi bir fonksiyonunun da bulunması, Türk Borçlar Kanunu'nun 603. maddesinin avale uygulanmasına engeldir. Nitekim ticari işler hız ve kolaylık gerektirir ve kambiyo senetleri, kıymetli evrakın özelliği olan tedavül kabiliyetinin en hızlı şekilde gerçekleştiği senetler olduğu göz önünde bulundurulduğunda, eşin izni müessesesinin, kambiyo senetleri hukukunun oluşturduğu sistem ile bağdaşmayacağı... (Aksu R., Aval Kurumu, 2015, s.108,109), şeklinde açıklanmıştır. Somut olayda, borçlu keşideci şirketin ortaklarından olduğunu, ortaklığının 08.05.2025 tarihinde sonlandığını kabul etmektedir. Bu durumda, TBK 584.maddenin son fıkrası gereğince keşideci şirket ortağının eşinin rızası zaten aranmayacağından itiraz edenin aksine iddiaları yerinde görülmemiştir.Kaldı ki, İİK'nın 265. maddesinde ihtiyati haciz kararına karşı itiraz sebepleri sınırlı şekilde sayılmış olup, bu sayılanlar dışında başka bir sebebe dayanılarak ihtiyati hacze itiraz edilmesi mümkün değildir. İtiraz eden borçlu tarafça yukarıda değerlendirilenler dışında ileri sürülen itiraz nedenleri ve iddiaları menfi tespit davası yoluyla ileri sürülebilecek nitelikte olup, İİK'nın 265. maddesinde sınırlı olarak sayılmış olan ihtiyati hacze itiraz kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 ve İİK'nın 265/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, İlk Derece Mahkemesince verilen istinafa konu 23.12.2025 tarihli ek karar usul ve yasaya uygun olup, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu ... vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, itiraz eden vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR;Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 ve İİK'nın 265/son maddeleri uyarınca, ihtiyati hacze itiraz eden borçlu ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,
2-İhtiyati hacze itiraz eden borçlu tarafından yatırılan istinaf harçlarının Hazineye gelir kaydına,
3-İhtiyati hacze itiraz eden borçlu tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
5-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 ve 265/son maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.14.05.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.f ve 265/son maddeleri gereğince karar kesindir.