T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1080
KARAR NO:2025/1974
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:15/02/2022
NUMARASI:2021/510 E. - 2022/172 K.
DAVANIN KONUSU:Alacak
Taraflar arasındaki işçilik alacaklarının tahsili talepli alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
:Davacı vekili, Bakırköy Nöbetçi İş Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işyerinde yönetici olarak 02.02.2018 tarihinden, 30.06.2019 tarihine kadar fasılasız çalıştığını, davacının davalı işyerinde mesaisinin pazar günü hariç sabahın 07.00 sinde başlayıp, gece 23.00'lere kadar devam ettiğini, aylık son aldığı brüt maaşının 17.908,80 TL, net maaşının 11.264,30 TL olduğunu, davacının aldığı tüm maaşları davalının davacının banka hesabına yatırdığını, davacının iş akdinin davalı işverence haksız olarak sona erdirildiğini, hatta son iki aylık maaşının da kendisine ödenmediğini, alacaklarının temini için müracaat ettikleri arabuluculuktan da bir sonuç alınamadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile net 11.264,30 TL'den iki aylık maaş alacağı 22.528,60 TL, ücretli izin alacağı 5.897,43 TL, ihbar tazminatı alacağı 12.075,00 TL, kıdem tazminatı alacağı 8.409,78 TL, fazla mesai ücret alacağı 21.000,00 TL olmak üzere toplam 69.910,81 TL alacağın fesih tarihi olan 30.06.2019 tarihinde itibaren işlemiş ve işleyecek en yüksek mevduat faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı ile davalı arasındaki ilişkinin işçi işveren ilişkisi olmadığını, davacı yapmış olduğu çalışmaları şirketin %50 hissesine sahip gayri resmi ortak olarak yaptığını, bu nedenle taraflar arasındaki yargılamada iş mahkemesinin görevli olmadığını, genel mahkemelerin görevli olduğunu, sundukları 3 adet tutanak isimli protokollerde şirketin ortaklık yapısı ve yönetim şeklinin açıkça görüldüğünü, 12.07.2017 tarihinde tutulan tutanak incelendiğinde şirket ortaklarının davacı ile dava dışı... olduğunu, davacının huzur hakkı olarak 7.500,00 TL alacağı kararlaştırıldığını, 02.11.2018 tarihinde tutulan tutanakta ortaklık oranının bu tarihten önce %50 %50 olduğunun, şirketin tasfiye dilmesi gerektiğinin belirtildiğini, tutanakla tüm hisselerin davacıya gçtiği ve davacının davalı şirketin %100 hissedarı ve tek sahibi olduğunun kabul edildiği, 05.07.2019 tarihli elyazılı anlaşmada ise şirketi tasfiye kararı alındığını, borçlar kapandıktan sonra kalan rakamın ortaklar arasında paylaşılacağını, davacının 01.11.2018 tarihindeki şartlara uymadığı için şirketin resmi sahibinin şirketin yönetimine el koyup işlemleri yapacağı, davacının davalı şirkette bulunduğu her aşamada çalışan değil şirket ortağı gibi hareket ettiğinden ve şirketi yönettiğinden iş bu davada iş mahkemesinin görevli olmadığını, davacının davalıdan maaş değil 7.500,00 TL huzur hakkı aldığını, bu rakamın 12.07.2017 tarihli tutanakta görüldüğünü, davacının 17.908,80 TL ücret aldığı iddiasının gerçek dışı olduğunu, 02.11.2018 tarihli tutanakta şirket yönetimi davacıya devredildiğinde davacının kendi keyfi kararıyla almış olduğu huzur hakkı parasını 7.500,00 TL'den 17.908,80 TL'ye çıkardığını, bu artışta davalının diğer hissedarının bilgisi ve onayı olmadığını, davacının çalışmış olduğu dönemde yıllık iznini ... tesislerinde yaptığını, ihbar tazminat isteminin haksız olduğunu, davacının müvekkili şirketle olan ortaklık ilişkisinin karşılıklı anlaşmayla sonuçlandığını, taraflar arasındaki ilişki iş ilişkisi olmadığından kıdem tazminatına hak kazanılamayacağını, davacının hiçbir dönemde fazla mesai yapmadığını, hafta sonu çalışmadığını, hafta içi ise 08:30 ila 18:30 arasında çalışma yapıldığını, fakat davacının bu saatlerin yarısında şirkette olup çalışma yaptığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, davacının davalı şirketten son iki aylık maaş alacağı, ücretli izin alacağı, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve fazla mesai ücret alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.Dava; Bakırköy 14. İş Mahkemesinde açılmış olup yapılan yargılama sonucunda mahkemece 2020/330 Esas, 2021/115 Karar ile Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 27.12.2010 tarih, 2010/40900 Karar sayılı ilamındaki, "davacının limited şirketin icra işlerini yapmak ve ortaklığı temsil etmek üzere atanmış ortak müdür olduğu, organ olmaları nedeniyle, yönetim hakkı, emir ve talimat yetkisine haiz olduğu,işçiye özgü şahsi bağımlılık unsurunun ortak müdürlerde görülmeyeceği, şirketi doğrudan doğruya işveren olarak temsil edeceği, bu nedenlerle ortak müdürlerin konumunun İş Kanunu kapsamında değerlendirilemeyeceği, davacının sonradan müdürlük sıfatının sona ermiş ise de, ortaklık payının sembolik olmaması, ortaklığın kararlarını etkileyecek oranda olması karşısında, müdürlüğün sona ermesi ile ortağın işçi statüsünü kazandığını kabul etme olanağı olmadığı,ayrıca taraflar arasındaki sözleşme davacının ortak müdür olduğu dönemde imzalanmış olmakla, Müdürlük döneminde genel kurallara göre değerlendirme, Müdürlüğü sona erdikten sonra iş yasası kapsamında değerlendirme yapılarak, aynı sözleşmeyi bölme olanağı da olmadığı, somut olayda davaya bakmanın Ticaret Mahkemesinin görevine girdiği” gerekçelere gönderme yapılarak yapılan yargılama, toplanan deliller, dinlenen tanık beyanları hep birlikte değerlendirildiğinde; SGK kayıtlarına göre, davacının 02/02/2018 - 30/06/2018 tarihleri arasında davalı işyeri üzerinden çalışmasının 1213.20 meslek koduyla proje danışmanı olarak Kuruma bildirildiğinin anlaşıldığı, Ticaret Sicil ve SGK tescil kayıtlarında, yönetici ve ortak olarak ...'un kayıtlı olduğunun anlaşıydığı, hal böyle olmakla birlikte, davacı ve davalı tanıklarına birbirleri ile uyum göstere anlatımlarından ve dosyaya sunulan tutanak başlıklı belgelerden, davacının... ile birlikte davalı işyerinin %50 oranında ortağı olduğu, ancak resmi kayıtlarda yetkili ve ortak olarak ...'un kardeşi olan ...'un gösterildiği anlaşılmakla, davacının gerçekte davalı şirketin ortağı olduğu, ortaklık payının sembolik olmadığı dolayısıyla davacının çalışmasının 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilemeyeceği, bu bakımdan dava konusu olayda Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğu sonucuna varılmış ve davanın usulden reddine, mahkemenin görevsizliğine karar verilmiştir.Kararın istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 2021/1145 dosya no, 2021/887 karar nolu 27/04/2021 tarihli ilamı ile tarafların istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, bunun üzerine görevsizlik kararı 27/04/2021 tarihinde kesinleşmiş, dosya 18/06/2021 tarihinde mahkememize tevzi edilmiştir.Davacı vekili 19/10/2021 tarihli ilk duruşmada yatmayan maaş, kıdem tazminatı, ücretli izin alacağı, ihbar tazminatı ve fazla mesai ücret alacaklarının bulunduğunu, müvekkilinin resmi ortak değil şirket çalışanı olduğunu, kar payına ilişkin ve ortaklığa ilişkin alacaklarının olduğunu ancak bu davada olmadığını açıkça beyan etmiştir.Tarafların aktif ve pasif dava ehliyetleri denetlenip uyuşmazlık konuları re'sen belirlenerek taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesinde uzmanlık gerektiren yönler olduğundan bilirkişi heyeti tarafından incelemesi yaptırılmak suretiyle dava sonuçlandırılmıştır.Taraf vekillerinin iddialarının ve savunmalarının, dosyadaki tanık beyanlarının ve müzekkere yanıtlarının değerlendirilmesi için davalı şirket ticari defterleri üzerinde inceleme yapılması için konusunda uzman mali müşavir ve iş hukuku nitelikli hesap uzmanı bilirkişi heyeti marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmıştır.İş hukuku nitelikli hesap uzmanı ... ve mali müşavir ...'den müteşekkil Bilirkişi Heyeti 04/01/2022 tarihli raporunda; tanıkların ortak beyanlarından, yasal düzenleme gereği günlük 1 saat ara dinlenme tenzil edildiğinde günlük net 8 saat, haftalık ise 5 gün - 40 saat çalışma olduğu sonucuna varıldığından fazla mesai alacağı olmadığının hesaplandığı, kesinleşen görevsizlik kararı gerekçesine göre davacı davalı arasında 4857 Sayılı Kanunda tanımlanan işçi - işveren ilişkisi bulunmadığı, dolayısıyla talep konusu kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin, maaş ve fazla mesai alacağı olmadığı, ancak mahkemece taraflar arasında 4857 Sayılı İş Kanununa tabi hizmet akdi olduğunun kabulü halinde talep edilebilecek işçilik tazminat ve alacaklarının, kıdem tazminatı; 8.437,05 TL, ihbar tazminatı; 14.080,78 TL, yıllık izin ücreti; 5.974,82 TL, ücret alacağı; 22.528,60 TL olmak üzere toplam net 51.021,25 TL olabileceği sonuç ve kanaatine varıldığını bildirmişlerdir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353/(1 )-a.3 maddesinde, mahkemenin görevli ve yetkili olmasına rağmen görevsizlik veya yetkisizlik kararı vermiş olması veya mahkemenin görevli ya da yetkili olmamasına rağmen davaya bakmış bulunması halinde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın esası incelenmeden dosyanın görevli veya yetkili mahkemeye gönderilmesine duruşma yapmadan kesin olarak karar vereceği; aynı şekilde 362/(1)-c maddesinde de, yargı çevresi içinde bulunan İlk Derece Mahkemeleri arasındaki yetki ve görev uyuşmazlıklarını çözmek için verilen kararlar ile merci tayinine ilişkin kararların temyiz edilemeyeceği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 23/2. maddesinde ise, Bölge Adliye Mahkemesince veya Yargıtayca verilen yargı yeri belirlenmesi ile kanun yolu incelemesi sonucunda kesinleşen göreve veya yetkiye ilişkin kararlar, davaya ondan sonra bakacak mahkemeyi bağlar, hükmüne yer verilmiştir. HMK’nin Bölge Adliye Mahkemelerine İlk Derece Mahkemelerinin görev ve yetkisine ilişkin olarak kesin nitelikte karar verme ve uyuşmazlık çıkması halinde kesin olarak çözümleyen karar verme yetkisi tanıdığı, buna göre anılan Kanun ile görev hususunun en geç Bölge Adliye Mahkemesi kararıyla çözümlenmesi sisteminin benimsendiği anlaşılmaktadır.Davacı, taleplerini iş hukukundan doğan haklarına dayandırmaktadır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere göreve ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının kesin olması nedeniyle davacının davalı şirketin ortağı olduğu hususu da kesinleşmiş bulunmaktadır. Karar gereği davacının işçi statüsünde bulunmadığı, şirketin organı olarak faaliyet göstermesi sebebi ile ücretli izin alacağı, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve fazla mesai ücretleri gibi işçilik hakkından doğan alacakları talep edemeyeceği anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekmiş aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın gerekçesiz olarak reddedildiğini, davacının davalı şirketin hem %50 gayri resmi ortağı, hem de davalının tam zamanlı fiili ve hukuki çalışanı olduğunu, proje danışmanı olarak göev yaptığını, davacının proje danışmanı olarak yaptığı davalı şirket adına çalışmaları mesai mefhumuna bağlı olmayıp, haftanın yedi günü 24 saat süresince ofis içinde ve ofis dışında kesintisiz ve eksiksiz yerine getirdiği fiili bir çalışma olduğunu, şirketin tüm faaliyetinin davacının şahsına bağlı olarak yürütülen bir ticari faaliyet olduğunu, davacının işten çıkarılmasının da yine işten çıkarma bildirgesinde gösterildiği gibi 4 nolu koda göre işveren tarafından haklı bir sebep gösterilmeden keyfi fesih olduğunu, davacı ile birlikte diğer şirket çalışanlarının hepsinin de işten çıkarıldığını, işten çıkarılan diğer bütün çalışanların ücretleri ve tazminatlarının da ödendiğini, sadece davacının talep konusu ettikleri alacaklarının ödenmediğini, davacının davalıdan olan işçilik hak ve alacakları için huzurdaki bu davayı açtığını, davacının davalı ile arasındakinin ilişki sadece işçi işveren ilişkisi olduğunu, bu alacaklarının da iki aylık maaş alacağı, ücretli izin alacağı ihbar tazminatı, kıdem tazminatı alacağ ve fazla mesai alacağı olduğunu, bu davada davacının davalıdan şirket ortaklığı ile ilgili bir dava ve talebi bulunmadığını, dava dışı şirket sahibi ve yetkilisi olan ... ve diğer şahıs ... ile bu davanın konusu sebebi ile hiçbir ilgi ve münasebeti olmadığını, davanın kabulü halinde bile bu davadışı iki kişiden her hangi bir hak ve alacağının söz konusu olamayacağını, bu davaya konu taleplerinin davacının davalı şirketten olan işçilik alacakları olduğunu, davacını şirket ortaklığından olan hak ve alacaklarının şirket ortağı ve yetkilisi olmayan ... ile olduğunu, bu durumun özellikle iş mahkemesinde 09.02.2021 tarihli duruşmada dinlenen ... ve...'un yeğeni olan ortak tanık ... ile davalı şirket muhasebecisi ... tarafından çok açık olarak ifade edildiğini, davacının dava dışı olan ... ve ...'tan olan hak ve alacaklarının bu davanın konusu ile bir ilgisi olmadığını, davacı davalı şirkette ister resmi ortak olsun, isterse resmi ortak ya da resmi yetkili olsun dava ve talep ettikleri alacakların var olduğunu, davacının dava dışı olan hak ve alacakları için ayrıca ...ve ...'a karşı ticaret mahkemesinde dava açılacağını, davacının bu konudaki alacaklarının ispatı için davalı tarafın dosyaya sundukları işbu huzurdaki dava ve talepleri ile hiç bir ilgisi olmayan belgeler ve tanık anlatımlarının yegane delilleri olacağını, bu konudaki talep ve dava talep haklarını saklı tuttuklarını, bütün bunlara rağmen mahkemece davanın gerekçesiz reddedildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklı ücret, fazla mesai, ihbar ve kıdem tazminatı alacağı ile yıllık izin alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davacının davalı şirkette yönetici olarak 02.02.2018 tarihinden, 30.06.2019 tarihine kadar fasılasız çalıştığını, aylık son aldığı brüt maaşının 17.908,80 TL, net maaşının 11.264,30 TL olduğunu, davacının iş akdinin davalı işverence haksız olarak sona erdirildiğini ileri sürerek, iki aylık maaş alacağı, ücretli izin alacağı, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı alacağ ve fazla mesai alacağının davalıdan tahsilini istemiştir.Davalı vekili ise davacının davalı şirketin %50 hissesine sahip gayri resmî ortağı olduğunu, taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını, 12.07.2017 tarihli ve 02.11.2018 tarihli tutanaklar ile 05.07.2019 tarihli tutanaklardan davacının dava dışı ... ile şirketin gayri resmi ortağı olduğunu, mahkemenin görevsiz olduğunu, davacının işçilik alacağı bulunmadığını savunmuştur. Dava ilk olarak Bakırköy Nöbetçi İş Mahkemesinde açılmış olup, Bakırköy 14. İş Mahkemesinin 2020/330 Esas, 2021/115 Karar sayılı kararı ile dinlenen tanık beyanları ve sunulan tutanak başlıklı belgelere göre davacının davalı şirkette %50 hisse sahibi ortak olduğu, payının sembolik olmadığı, davacının çalışmasının 4857 sayılı Kanun kapsamında olmadığı, asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı yanca istinaf başvurusunda bulunulmuş, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesinin 27.04.2021 tarihli ve 2021/1145 Esas, 2021/887 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun kesin olarak esastan reddine karar verilmiş, bunun üzerine dosyanın gönderildiği ve görevli olduğu husus istinaf mahkemesi kararı ile kesinleşen Bakırköy 7.Asliye Ticaret Mahkemesinin istinafa konu eldeki kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin görevi konusunda kesin nitelikte istinaf kararı bulunduğundan, Dairemizce işin esası incelenmiştir.Ticaret sicil müdürlüğü kayıtlarına göre davalı şirketin tek hissedarının ve tek yetkilisinin dava dışı ... olduğu anlaşılmaktadır. Davalı tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan 12.07.2017 tarihli tutanakta, davacı ile dava dışı ... ve ...'un imzalarının bulunduğu, tutanakta davacının iş ortağı olduğunun, 4.maddesinde, davalı şirket adına yapılacak resmî -gayri resmî tüm iş ve işlemlerin davacının onayı olmadan yapılmayacağının belirtildiği, 02.11.2018 tarihli tutanakta davacı ile dava dışı ...'un %50'şer paylı ortak olduğu, davacının diğer hissedarın hissesinin tamamını satın aldığının belirtildiği, 05.07.2019 tarihli el yazılı ve imzalı belgede ise resmi ortağın ... olduğunun ve tasfiyeyi onun yapacağının belirtildiği görülmektedir. Mahkemece davacı tanığı olarak dinlenen ... beyanında, davalı şirkette sekreter olarak çalıştığı, davacı ile dava dışı...t'ı patron olarak bildiğini, davacının işyerine geldiğini belirttiği; tarafların ortak tanığı ... beyanında, şirketin davacı ile dava dış... tarafından birlikte devralındığını, daha sonra diğer hisseyi de davacının aldığını, ancak resmiyette ...'un ortak göründüğünü, davacının iş yerine çoğu zaman gelmediğini, 27.011.2018 tarihinden sonra şirketin tek fiili sahibinin davacı olduğunu, davalı tanığı ...'ın davalı şirketin mali müşaviri olduğu, verdiği beyanında, davacı ile dava dışı ...'un %50'şer ortak olduğunu, resmiyette ...'un kardeşi...'un ortak göründüğünü, davacının ücretlerin ne olacağı konusunda kendisine talimat verdiğini, kendisinin de buna göre ücret kayıtlarını yaptığını belirttiği görülmektedir. TBK'nın 393. maddesinde hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Davacı vekili gerek dava dilekçesinde gerek aşamalardaki beyanlarında gerekse istinaf dilekçesinde taleplerinin iki aylık maaş alacağı, ücretli izin alacağı, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı alacağı ve fazla mesai alacağının tahsiline ilişkin olduğunu belirtmiştir. Yukarıda yer verilen ve davacı yanca imzası inkâr edilmeyen tutanaklar, dinlenen tanık beyanları birlikte nazara alındığında davacının davalı şirkette ortak olduğu, şirketin yönetiminde söz sahibi olduğu, davacı ile davalı arasında 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında bağımlılık unsurunu içeren işçi ve işveren ilişkisi bulunmadığı ve dava konusu ettiği alacak hakkının bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiş, bu nedenlerle, davacı vekilinin tüm istinaf sebeplerinin reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine,2- Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 18.12.2025