T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/445
KARAR NO:2025/2006
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:16/12/2021
NUMARASI:2018/958 E. - 2021/967 K. C
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Şirket yöneticisinin sorumluluğundan kaynaklı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının davacı şirketin ortağı ve aynı zamanda şirketin kurulduğu tarihten 21.05.2018 tarihine kadar yaklaşık 6 yıldan fazla münferit imza yetkisiyle şirket müdürü olduğunu, bu görevi sırasında çeşitli yollar ile diğer ortağın bilgisi ve haberi olmadan, şirkete borçlandığını, 2018 yılının ilk aylarında, davacının ortakları arasında yapılan görüşmeler sonrasında şirket kayıtlarının incelendiğini, 2015 yılına kadar şirket işleyişinin usulüne uygun olduğunun görüldüğünü, ancak 2015 yılından sonra davalının sürekli kendi adına para çektiği ve müşterilerden kendi hesabına para aktardığının görüldüğünü, davalının kendine has yönetim şekliyle davacı şirketten sürekli kendi adına hesabına para aktarımı yaptığını, geriye dönük incelemelerde bu paranın bir kısmını davacı şirkete iade ettiğini, ancak alınan bazı paraların geri ödemelerinin yapılmadığının, iş bu paralarının davalıda olduğunun tespit edildiğini, ayrıca davalının, şirket müşterilerinden, şirket alacağını kendi adına tahsil ettiğini, aldığı bu parayı şirkete aktarmadığını, davalının davacı şirket alacakları için müşterilerden kendi adına çekler aldığı gibi, kendi hesabına para transferi yaptırdığını, şirket müşterilerinin, borçlu olduğu sanılırken, aslında davalının şirkete borçlu olduğunun görüldüğünü, şirketin alacaklarının bir kısmını davalının kendi şahsına aldığını, şirket kayıtlarında göstermediğini, müşterilerin davacı şirketten aldığı araçlara ilişkin, bedellerinin faturalardan farklı olduğunun, davalının müdür olduğu dönemde düşük fatura kesildiğinin ve fatura bedeli dışındaki paranın elden davalıya ödendiğinin öğrenildiğini, usulsüz para transferlerinin bazılarını davalının şirkete yatırdığını, ancak, bu ödemeleri de müşteri adına değil kendi adına yatırmak suretiyle kendi cari hesabından düşürdüğünü, davalının böylelikle şirkete olan borcunu azaltmaya çalıştığını, davalının müdür olduğu dönemde farklı şirketlerden fatura aldığını, bu faturaların, çek ve/veya banka kanalıyla nakit olarak ödemelerinin yapıldığını, ancak gerçekte davacı şirket ile üçüncü kişiler arasında gerçek bir ticaret olmadığını, söz konusu paraların elden davalıya verildiğinin öğrenildiğini, davalının davacıya 960.348,95 TL borçlu olduğunu, bu alacağın tahsili için ... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itirazının haksız olduğunu, ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiğini, ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20 oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı şirketin ... ve davalı müvekkili tarafından 13.02.2012 tarihinde kurulduğunu, davalının işbu tarihten 21.05.2018 tarihine kadar, ortaklığın yanı sıra müdür olarak ilgili şirkette görev aldığını, 21.05.2018 tarihinden 21.05.2023 tarihine kadar ise diğer ortak ...'ın müdür olarak atandığını, bu tarihe kadar da davacı şirket ortakları arasında bir sorun yaşanmadığını, haksız olan bu davanın, davalının, diğer ortak...'ın usulsüz işlemlerini tespit etmesi sebebiyle açıldığını, davalının kendi hesabına müşteriler tarafından gönderilen tüm paraların, kendisine teslim edilen çeklerin ve kendisinin bu ödemeleri şirket hesabına geçtiğinin kayıtlarını tuttuğunu, dekont ve makbuzları dahi sakladığını, davalının nam ve şahsi hesabına davacı yanın iddia ettiği hem gerçek kişiler ve hem de tüzel kişiler tarafından ödeme almadığını, üçüncü şahıslar tarafından yapılan ödemeleri şirket hesabına gerektiği gibi aktardığını, tüm bu hususların müvekkiline ait banka hesaplarının, davacı şirket kayıtlarının incelenmesi ve tanıkların dinlenmesi ile sübuta ereceğini, davacı iddialarının aksine davalının şirkette alacaklı konumda olduğunu savunarak, davanın reddi ile %20 kötüniyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava: şirket alacaklarının, davalının limited şirket müdürlüğü nedeniyle şirketin faaliyet konularıyla ilgili yaptığı satışlar sonucunda oluştuğu zarar iddiasına dayanıp TTK.m.555/1’e göre şirketin zararının tahsili için açılan yöneticilerin sorumluluğu davası olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Mahkememizce davanın itirazın iptali davası olarak açılmasında hukuki bir engel görülmemiştir.Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı' nın 2019/84691 Soruşturma sayılı dosya sureti, Bankası ve... Bankası' nın yazı cevapları, ...' nün 2018/36186 E. Sayılı dosyası bilirkişi kök ve ek raporu davanın delillerini oluşturmaktadır....mahkememizce de içeriğine itibar olunan bilirkişi raporu içeriğine göre, davalı ortağın muvazaalı işlemlerle “şirketin tüzel kişiliğini” ortağın özel işlemlerinde kullandığı, davacı şirketin icra takip tarihi itibari ile davalı ortaktan 960.348,95 TL alacaklı olduğu sonucuna varılmıştır.Davalı ortağın bilirkişi kök raporuna karşı sunduğu itirazların değerlendirilmesi açısından bilirkişi heyetinden ek rapor aldırılmasına karar verilmiş, aldırılan ek raporda da ifade edildiği üzere, davalı tarafça sunulan 2 klasörlük evrak kısmının davalı ortağın müdürlük görevi ve aynı zamanda incelenen yıllar öncesini kapsadığı, incelenen yılları kapsayan dekontların bilirkişi heyetince incelenmesinde ise davalı ortağın davacı şirkete yaptığı ödeme dekontlarının bilirkişi tarafından görüldüğü ve bu dekontların kök rapor çerçevesinde de incelenen ortaklardan alacaklar hesabında mevcut olduğu, dava dışı şirket kurum ve kuruluşlara yaptığını iddia ettiği ödemelerin davacı şirket ile ilişkilendirilemediği, davacı şirket personeline yaptığını iddia ettiği prim ödemelerinin ise davacı şirket ticari defter kayıtlarında banka kanalı ile yapıldığının görüldüğü, davacı şirket ticari defter kayıtlarında banka kanalı ile personele yapılan prim ödemelerinin para makbuzu ile mükerrer olarak belgelendirildiği, dava dışı şahıs ve kurumlara yapıldığı iddia edilen bağış ödemelerinin ise yapılıp yapılmadığının, davalının müdürlük sıfatı ile görev aldığı sürede ödemelerin yapıldığı varsayımında davacı şirketin tüzel kişiliği üzerinden neden yapılmadığı ya da itiraz dilekçesinde iddia edildiği üzere dönem sonlarında yapılan mutabakatlarda gerekli düzenlemelerin neden yapılmadığı hususunda tespit yapılamadığı, davanın 131 ortaklardan alacaklar hesabında biriken bedelin şirkete iadesi için ikame edilen itirazın iptali davası olduğu da dikkate alındığında davacı şirketin davalı ortaktan takip tarihi itibariyle 960.348,95 TL alacaklı olduğu sonuç ve kanaatine ulaşıldığından aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.Dava konusu olayda, davacı şirketin %50’şer hisseli iki ortaklı bir şirket olması, davalının kendi aleyhine sorumluluk davası açılması yönünde oy kullanmayacağı gözetilerek bu yönde bir genel kurul kararının zaten alınamayacağı, takip ve dava tarihi itibariyle davalının müdürlük görevinin sona ermiş olması ve diğer ortağın şirketi temsil ve ilzama münferit imza ile yetkili müdür olması gözetilerek, genel kurul kararının aranmayacağı kanaatine varılmıştır." gerekçesiyle davanın kabulü ile ... sayılı takip dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 960.348,95 TL asıl alacak üzerinden devamına, kabul edilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren talep gibi yasal faiz uygulanmasına, asıl alacağın % 20'si olan 192.069,79 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; ekve kök raporda davalı tarafından özen yükümlülüğü içerisinde saklanan dekontlar, para makbuzları, müvekkiline ait banka hesap dökümlerinin incelenmeden bilirkişi raporu sunulması ve bu raporların elverişli olduğu düşünülerek hüküm kurulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, bilirkişi heyetinin görevini usul ve vicdana uygun şekilde yerine getirmiş olsa idi müvekkilinin hesabına gelen paraların yeniden şirket lehine kullanıldığının tespit olunabileceğini,12.12.2019 tarihinde 3 klasör şeklinde sunulan ''müşteriler tarafından gönderilen tüm paraların, kendisine teslim edilen çeklerin ve kendinin bu ödemeleri şirket hesabına geçtiğinin kayıtları, dekont, makbuzlar vd.'' listesinin bulunduğunu, mahkemenin ''davacı şirket personeline yaptığını iddia ettiğini prim ödemelerinin ise davacı şirket ticari defter kayıtlarında banka kanalı ile yapıldığının görüldüğü, davacı şirket ticari defter kayıtlarında banka kanalı ile personele yapılan prim ödemelerinin para makbuzu ile mükerrer olarak belgelendirildiği '' belirtilmiş ise de bu prim ödemelerinin ticari defter kayıtları ile örtüşmesinin mümkün olmadığını, davacının da malumu olduğu üzere şirket personellerine yapılan elden ödemeler neticesinde para makbuzları düzenlendiğini, sunulan işbu para makbuzlarının asıllarının davacı şirkette mevcut olduğunu, incelemeye konu edilen para makbuzlarının açıklama kısımları incelendiğinde dahi makbuzların bir kısmında ''Maaş ve prim, 13 gün fazla çalışma bedeli, avans, maaş, çalışma bedeli, izin parası, sigortasız çalışma bedeli, maaştan eksik olan tutar, işten çıkış ihbar ücreti, maaş kalanı '' adı altında nakden yapılan farklı tutarda ödemelerin var olduğunun görüleceğini, uygulamada da yer aldığı üzere asgari ücretin üzerindeki ödemelerin ve harici çalışanların davacı yan ile kararlaştırıldığı üzere ödemelerini elden yapan müvekkilinin ödemelerin yapıldığını gösteren belgelerin, ticari defterlerde kayıtlı olmasının mümkün olmadığı gibi bilirkişiler tarafından belirtildiği gibi bu ödemelerin mükerrer olabilmesinin imkanı olmadığını, bilirkişilerin iş yükünden kaçınarak para makbuzlarını incelemediğini, para makbuzlarının açıklamalarında şirket personellerinin ve harici çalışanların isimlerinin dahi yazıldığını sigortasız çalışma bedeli açıklaması ve harici ödemelerin yapıldığını gösterir para makbuzları nakden/şahsi hesaplarca yapılan ödemelerin ticari defterlerinde kayıtlı olduğunun kabulünü mümkün olmadığını, bilirkişi ek raporunda ise maaş ve primlerin ... kredi bankası aracılığıyla ödendiğine dair kayıtların göründüğü ileri sürülmüş ise de banka kanalı ile yapılan ödemeler haricinde mutlak ödemeler yapıldığını gösterir delillerin değerlendirilmesi, asıllarının davacı şirketten talep edilmesi ve makbuzlarda adı geçen personellerden mahkeme tarafından belirlenecek olan kişilerin dinlenmesi halinde gerçekler alenen ortaya çıkacağını, bilirkişi raporlarının yeterli olmadığı ve yeni bilirkişiye dosyanın tevdi edilmesi taleplerinin kabul görmediğini, hukuka aykırı olarak reddedildiğini, 16.12.2021 tarihli duruşmada yer alan beyanlarında da açıkça görüleceği üzere davacı şirketin 15 Temmuz darbe girişimi dönemi içerisinde 62 oto kurtarıcı araçların kurum ve kuruluşların önlerinde muhafaza edilmek ve yol kesmek üzere kullanıldığını, 83 personelin -görev kağıtları celp edilebilir nitelikte olduğunu, 3 aylık süre boyunca 24 saati aşan çalışmasının karşılığı ve harici ödemeler müvekkili tarafından elden ödenmesi sonucu işbu para makbuzlarının düzenlenmesine sebebiyet verildiğini, işbu hususun aydınlanması için Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü'ne müzekkere yazılarak sorulması, araç ve çalışanların geçirdikleri zor dönem içerisinde kayıtlı olarak devlete hizmet içerisinde olduklarının incelenmesi gerektiğini mahkemenin işbu taleplerini göz ardı ederek hüküm kurmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, ilgili Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü ve ilgili kurumlardan görev kağıtlarını celp edilmemesinin eksik incelemeye sebebiyet verdiğini, talep edilen evrakların dosya kapsamına alınmamasının bilirkişi raporunda ilişki ve bağlantının yapılamadığını gösterdiğini, her işlem belgeli olmasına rağmen müvekkilinin kendi nam ve şahsi hesabına gelen ödemeleri şirket hesabına gerektiği gibi aktarmış olduğunu gösteren 3 adet klasör içerisinde yer alan belgeler incelenmemiş olup bilirkişi eksik incelemeye sebebiyet verildiğini, 4-26.11.2020 tarihli duruşmasının 3 numaralı ara kararı gereğince ''Pandemi nedeniyle tanıklara daha önce davetiye çıkarılmadığı dosyanın bilirkişilerde olduğu anlaşıldığından, dosya bilirkişiden döndüğünde tanık konusunda ara karar oluşturulmasına'' karar verilmiş ise de dosyanın bilirkişiden döndüğünde tanıklar yönünden ara karar oluşturulmadan karara çıktığını, mahkemenin davacı yanın tanıklarını dinleyerek tek yönlü karar oluşturmasının hakkaniyetli olmadığı gibi usulen önemli bir eksikliğe sebebiyet verdiğini, istinaf incelemesine konu olan usule ve yasaya aykırı işbu kararın yeniden incelemeye tabi olması ve tanıklarının dinlemesi gerektiğini, bilirkişilerce her ne kadar mutabakat yönünden eksik inceleme yapılmış ise de, sunulan rapor içeriğinde bazı hususlar ile her yıl sonu mutabakat yapıldığının ortaya konulduğunu, raporda yer alan ancak detaylıca incelemeye konu edilmeyen mutabakat ilişiğinden bahisle... A.Ş, şirketine ilişkin : '' ...Borç olarak kaydedilmemesi gerektiğ ... A.Ş'i Muhasebe Müdürü ... ile yapılan mutabakatta tespit edildi. ... '' ve yine davacı tanığının '' ... Benim onlara herhangi bir borcum kalmadı, zaten yıl sonunda da şirket muhasebesinden yıl sonu mutabık kalmak için beni aradılar ben hesap özetlerimi ve gönderdiğim havalelere ilişkin belgeleri şirkete gönderdim . '' şeklinde yer alan davacı tanık beyanları ile mutabakat sağlandığı yönündeki beyanlarını kanıtlar nitelikte olduğunu, aynı şekilde bilirkişi tespitinde görüleceği üzere dava dışı şahıs ve kurumlara yapılan ödemelerin yapılıp yapılmadığının da anlaşılamadığını, oysa ki tanıkların dinlenmesi ve hesap verebilirlik ilkesine sahip kurumlara müzekkere yazılması halinde bağış durumunun açığa çıkabileceğini, tanıklarının dinlenmesi yönünde karar verilmesi halinde mutabakat ve bağış hususunun aydınlanacağını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TTK'nın 644/1-a maddesi yollaması ile TTK'nın 553 vd. maddeleri gereğince limited şirket yöneticisinin davacı şirkete vermiş olduğu zararın tazmini için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; davalının davacı şirketin ortağı ve şirketin münferit yetkili müdürü olduğunu, özellikle 2015 yılından 2018 yılında müdürlüğü bıraktığı tarihe kadar davalının davacıdan sürekli kendi adına paralar çektiğini, müşterilerden kendi adına para alarak şahsi hesabına aktardığını, müşterilerin davacıdan aldığı araçlara ilişkin bedellerinin faturalardan farklı olduğunun, davalının müdür olduğu dönemde düşük fatura kesildiğinin ve fatura bedeli dışındaki paranın elden davalıya ödendiğinin tespit edildiğini, davalının bu şekilde davacının mal varlığının azalmasına sebep olduğunu ileri sürerek, davalının uhdesine geçirdiği bu bedellerin iadesi için takip başlatmış, itiraz üzerine eldeki davayı açmıştır.Davalı vekili ise; davalının kendi hesabına müşteriler tarafından gönderilen tüm paraların, kendisine teslim edilen çeklerin ve kendisinin bu ödemeleri şirket hesabına geçtiğinin kayıtlarını tuttuğunu, üçüncü şahıslar tarafından yapılan ödemeleri şirket hesabına yatırdığını savunmuştur.Dosya kapsamında bulunan ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 960.348,95 TL asıl alacak yönünden 24.10.2018 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak cari hesap alacağının gösterildiği, ödeme emrinin 31.10.2018 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 02.11.2018 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Ticaret sicil kayıtlarından; davacı şirketin 13.02.2012 tarihinde davalının %50 hisse payı 50.000,00 TL pay ortaklığı ile kurulduğu, diğer ortağın da %50 pay sahibi ... olduğu, 13.06.2012 tarihli ortaklar kurulu kararı ile sermaye artırımı yapıldığı ve davalı ortağın sermaye bedelinin 125.000 TL, toplam şirket sermayesinin 250.000,00 TL olduğu, davalııya, davacı şirket ortaklar kurulu kararları ile 10.06.2015 tarihi itibariyle 3 yıl, 13.02.2017 tarihi itibari ile iki yıl davacı şirketi münferit imzası ile temsil ve ilzam etmek üzere yetki verildiği, 21.05.2018 tarihinde ise müdürlük görevinin sona erdiği anlaşılmaktadır. TTK'nın 644/1-a maddesi yollaması ile uygulanması gereken TTK'nın 553/1 maddesi uyarınca ise, şirket yöneticileri yasadan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. TTK'nın 553-555 maddeleri gereğince, şirketin, şirket alacaklıları ve pay sahiplerinin şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açmaları imkanı mevcuttur. Yöneticinin, ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların da dolaylı zarar görmesine yol açar. Başka bir anlatımla, ortaklığın doğrudan doğruya zarar görmesi, ortakların ve alacaklıların dolaylı zararı olarak sonuç doğurur. TTK'nın 555/1 maddesi uyarınca şirket, şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açabilir.Davacı şirket de eldeki davada davalının müdürlük görevi sırasında şirkete verdiği zararın tahsiline karar verilmesini istemiştir.Öte yandan, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin uygulamasına göre, limited şirket müdürleri yönünden sorumluluk davası açılabilmesi için TTK'nın 618/son maddesi uyarınca genel kurul kararının bulunması gerekmektedir. Anılan husus dava şartı olup, mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmesi gerekir. Davacı şirket tarafından genel kurulca bu yönde alınmış bir karar sunulmadığı takdirde bu husus yargılama aşamasında da tamamlanabilecektir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 29.11.2018 tarihli ve 2016/14101 Esas, 2018/7479 Karar, 29.06.2020 tarihli ve 2019/5335 Esas, 2020/3250 Karar ve 16.05.2024 tarihli ve 2023/634 Esas ve 2024/1034 Karar sayılı ilamları da bu yöndedir). Bir diğer deyişle, bu eksiklik tamamlanabilir dava şartı niteliğindedir. Bu bilgi ve tespitlere göre somut olayda; davacı şirket tarafından dava dilekçesi ekinde davalı ortak ve yönetici hakkında sorumluluk davası açılması yönünde genel kurulca alınmış bir karar sunulmamıştır. Mahkemece de dava dilekçesi ekinde anılan kararın bulunmaması üzerine tamamlanabilecek dava şartı niteliğindeki bu hususun giderilmesi için davacı tarafa HMK'nın 115/2 hükmü uyarınca süre verilmemiş, bilakis davacı şirketin %50'şer hisseli iki ortaklı bir şirket olması, davalının kendi aleyhine sorumluluk davası açılması yönünde oy kullanmayacağı gözetilerek bu yönde bir genel kurul kararının zaten alınamayacağı şeklindeki hatalı gerekçeyle işin esasına girilmiştir. Somut olaydaki gibi eşit hisselere sahip iki ortaklı limited şirketlerde, şirketin sorumluluk davası açabilmesi için genel kurul kararı alınmasına gerek olmadığına dair bir kural bulunmamaktadır.Bu durumda mahkemece; davacı vekiline, davalı ortak yönetici hakkında sorumluluk davası açılması yönünde genel kurulca alınmış kararın sunulması için usulüne uygun kesin süre verilmesi, bu kararın sunulması hâlinde işin esasına girilmesi, sunulmaması hâlinde ise dava şartı olan bu husus hakkında bir karar verilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin eksik incelemeye dayalı istinafa konu kararının Dairemizce resen gözetilen sebeplerle kaldırılmasına, karar verilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esas ilişkin istinaf sebepleri incelenmeksizin ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine,5-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 18.12.2025