T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/965
KARAR NO : 2025/1666
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 03.12.2021
NUMARASI : 2016/296 Esas - 2021/879 Karar
DAVA: Tazminat (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 10/12/2014
BİRLEŞEN ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ 2016/120 E - 2017/103K
DAVA: Alacak (Ticari satımdan kaynaklı)
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalıya ait tıbbi ürünleri bayilik sözleşmesi kapsamında 2007 yılından itibaren Antalya, Burdur ve Isparta illerinde tek yetkili bayi olarak sattığını, 2011 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi tarafından yapılan ihaleye müvekkilinin katıldığını, müvekkilime kalan bu ihalenin başka firmaların itiraz etmesi üzerine bu ihalenin iptal edildiğini, ihale sürecinde ihale makamının alacağı ürünlerin temini için sipariş verildiğini, sipariş edilen ürünlerin ihalenin iptalinden sonra Ülkeye geldiğini, müvekkilinin bu ürünleri saklayacak deposunun bulunmamasına rağmen, kesin sipariş olduğu belirtilerek ürünlerin müvekkilinin haberi olmadan 2012 yılında müvekkiline sevk edildiğini, iptal edilen ihalenin 24.05.2012 tarihinde yeniden açıldığını, müvekkilinin aynı şekilde davalı şirketin gönderdiği belgeler ile müvekkilinin resmi belgelerinin konularak girdiği, önceki ihalede bir adet anestezi cihazı alınırken bu ihalede başka malzemeler de alındığını, ihalenin müvekkili üzerinde kaldığını, ihalede üç kalem malın temininin üstlenildiğini ve idare ile ciddi giderler yapılarak sözleşme imzalandığını, ürünlerin idareye gönderilmesinin istendiğini, alınacak anastezi cihazı ile birlikte perfüzör cihazının da verilmesi gerektiğini, ancak ihaleye konu anestezi cihazında bulunması gereken 8 adet perfizörün eksik olarak gönderildiğini, bu malzemeyi müvekkilinin, davalının isteği ile ve parasını davalının karşılamayı üstlenmesi üzerine dışardan temin ettiğini, malzemenin doğal afetten zarar gördüğünü ve davalı tarafından onarılmaya çalışıldığını, teminat olarak verilen çeklerin yazdırılması ile müvekkilinin ticari itibarının zarar gördüğünü, yapılan işlemler nedeniyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradıklarını ileri sürerek, şimdilik 1.000 TL manevi ve 9.335,86 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin yerleşim yeri itibariyle İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğunu, hangi işlem nedeniyle zarar oluştuğunun dava dilekçesinde açıklanmadığını, zararın belgelendirilmediğini, davacının alacağı bulunmadığı gibi müvekkilinin yüksek miktarda satım alacağı bulunduğunu, ürünlerde eksik parça bulunmadığını, ürünlerin eksiksiz teslim edildiğini ve eksik ürün teslimine ilişkin bir belge bulunmadığını, yetkili bayi olan davacının müvekkilinin hangi ürünleri ürettiğini, ithal ettiğini ve hangi ürün üzerinde hangi parçaların bulunduğunu bilebilecek durumda olduğunu, dava dilekçesinde belirtilen ve anestezi cihazına ek olan perfüzör, jak ve kuvöz dezenfektanı gibi malzemelerin temin edileceğine ilişkin müvekkilinin bir taahhüdü bulunmadığını, dava dilekçesinde ikrar edildiği üzere bu malzemeler ile ilgili fiyat farkının da müvekkiline fatura edilmesinin istendiğini ve müvekkilinin eksik edimi bulunmadığını, sel nedeniyle zara uğrayan ürünler bakımından bir zarar bulunmadığını ve hasarın müvekkilince giderildiğini, esasen bu ürünlerin alıcıya teslimi ile teslim sonrası oluşan hasarlardan da müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, müvekkilinin ambalaj ve dış koruma itibariyle ürünlerin hasarlanmaması için tüm önlemleri aldığını, buna rağmen davacının talebi ile birden fazla teknik personelin şehir dışına gönderilerek bayinin memnuniyetinin sağlanması için teslim sonrası oluşan hasarın giderildiğini, ödeme yapılmasına rağmen çeklerin ibraz edildiğine ilişkin iddianın yersiz olduğunu, zira davacının anlatımına göre dahi müvekkilinden sipariş edilen ürünler karşılığı vadeli çekler verildiği, süresi gelen çeklerin ödenmediği ve yeniden ileri tarihli çekler istediği, bu çeklerin de ödenmemesi üzerine ibraz ediliğinin anlaşılacağını, basiretli bir tacirin ödemediği çeklerinin karşılıksız çıkması halinde yazdırılması nedeniyle zarara uğrayacağını iddia edemeyeceğini, davacının kişilik haklarını ihlal eden bir eylem bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Birleşen davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının, müvekkili şirketten satın aldığı tıbbi cihazları ve diğer ürünleri, girdiği ihaleler sonucu yada doğrudan faaliyet gösterdiği bölgedeki çeşitli sağlık kuruluşlarına sattığını, müvekkili şirketçe davalıya satılan ürünlerin tamamı için gerek sevk irsaliyesi gerek faturalar düzenlenerek, ürünlerin teslim edildiğini, tüm belgelerin yasaya uygun biçimde düzenlendiğini, davalının buna rağmen dava dilekçesinde belirtilen fatura borcunun 200.000,00 TL'sini ödenmediğini ileri sürerek, şimdilik 200.000 TL'nin avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalı, savunmasında özetle; davacıya karşı eksik ve ayıplı malzeme temini nedeniyle uğranılan zararların tazmini talepli dava açtığını, davacının verdiği yetki ile girilen kamu ve özel sektör ihalelerinde sipariş edilen malzemelerin tam olarak teslim edilmediğini, bu malzemelerin iç piyasadan başka şirketlerden alınması ve zararların karşılanacağı taahhütlerinin de yerine getirilmediğini, sunulan faturanın alacağın varlığını kanıtlamayacağını, davacı şirketin bayileri aracılığı ile girilen ihalelerde kar oranın düşük belirlediğini, ... Hastanesi için verilmesi gereken 8 adet kuvöz cihazının beş adetinin verilmediğini, bu ürünlerin geç teslimi nedeniyle kurumun 11 ay sonra fatura kesmesi ile zarar oluştuğunu, fatura konusu alacağın asıl davaya konu Süleyman Demirel Üniversitesi alımındaki ürünlere ilişkin olduğunu, ancak asıl davada açıklandığı üzere bu ihale konusu ürünlerin tam olarak teslim edilmediğini, teminat çeklerinin tahsile konularak maddi ve manevi zarar oluşturulduğunu, asıl davadan feragat edilmesi halinde en son 65,000,00 TL ödeneceğinin teklif edildiğini, ancak manevi zararların para ile giderilememesi nedeniyle sonuca ulaşılamadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Asıl davanın satım sözleşmesinden kaynaklanan ürünlerin eksik ayıplı teslim edildiği iddiası ile maddi ve manevi tazminat talebine, birleşen davanın ise faturaya ilişkin alacak davasına ilişkin olduğu anlaşılmıştır.Dava konusu (birleşen dava dosyası yönünden ) olaya ilişkin davalının - birleşen dava dosyası davacısının ticari defterlerinin incelenmesi yönünde dosya bilirkişiye verilmiş olup, 06/02/2019 tarihli bilirkişi raporunu özetle; Davalı ve dava dışı taraflarca ibraz edilen yasal defterlerin HMK 222 uyarınca sahibi lehine delil niteliklerinin bulunduğu, davacı yasal defterlerine göre 22.02.2016 dava tarihi itibari ile davalı birleşen dava davacısının 200.000,00 TL' lik alacağının olduğu, davalı birleşen dava davacısının 200.000,00 TL' lik alacağının davada adı geçen fatura ve cari hesaba dayalı olduğu, davacı birleşen dava davalısının söz konusu faturalar ile ilgili bilgi sahibi olduğunu cevap dilekçesi ile kabul ettiği ancak fatura içeriklerine ilişkin ayıp, eksik teslim ve diğer hususlar ile ilgili iddialarını ispat edici mahiyette dosya kapsamında tespit yapılamadığını tespit ve rapor etmiştir. Davacı-birleşen dosya davalısı ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi incelemesi için Antalya Asliye Ticaret mahkemesine talimat yazıldığı, SMM bilirkişisinden alınan 30/04/2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Dava dosyası ile davacı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan incelemelerde, davalı şirketin davacı şirkete teslim ettiğini iddia ettiği faturaların tamamının davacının ticari defterlerinde yukarıda belirtildiği gibi davalı şirket adına alacak olarak kayıtlı olduğu tespit edilmiş olup, davacının teslim aldığı faturalar içeriğindeki malların ayıplı ve eksik teslim edildiği hususları ile ilgili oarak dava dosyasına tevsik edici bir belge ibraz edilmemesi ve iddia konusu olan ihale işlemleri ile ilgili hususların branşım dışında olduğu için davacı tarafın iddia ettiği maddi tazminat ile ilgili bir değerlendirme yapılamadığı, davacı şirketin ticari defterleri ve dava dosyası kapsamına göre, taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu ve ticari ilişki gereğince davacı adına borç kaydedilen dava konusu alacağın dayanağı olan faturalara istinaden dava tarihi itibariyle davalı şirketin bakiye 152.195,79.-TL. tutarında davacı taraftan alacağının olduğu, 03/12/2020 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; e Davalı şirketin davacı şirkete teslim ettiğini iddia ettiği faturaların tamamının davacının ticari defterlerinde yukarıda belirtildiği gibi davalı şirket adına alacak olarak kayıtlı olduğu tespit edilmiş olup, davacının teslim aldığı faturalar içeriğindeki malların ayıplı ve eksik teslim edildiği hususları ile ilgili olarak dava dosyasına tevsik edici bir belge ibraz edilmemesi ve iddia konusu olan ihale işlemleri ile ilgili hususların branşım dışında olduğu için davacı tarafın iddia ettiği maddi tazminat ile ilgili bir değerlendirme yapılamadığı, davacı şirketin ticari defterleri ve dava dosyası kapsamına göre, taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu ve ticari ilişki gereğince davacı adına borç kaydedilen dava konusu alacağın dayanağı olan faturalara istinaden dava tarihi itibariyle davalı karşı davacı şirketin bakiye 200.000,00.-TL. tutarında davacı karşı davalı taraftan alacağının olduğu, hususunun tespit ve rapor edildiği anlaşılmıştır.Tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda asıl davanın satım sözleşmesinden kaynaklanan ürünlerin eksik ayıplı teslim edildiği iddiası ile maddi ve manevi tazminat talebine, birleşen davanın ise faturaya ilişkin alacak davasına ilişkin olduğu davalı birleşen dava davacısınca ibraz edilen sair vesaikin, muhasebe fişleri ve muhasebe kayıtları, muhasebe fişlerine ekli müsbit evrakların VUK. m 229, 230, 231, 232 hükümlerine uygun şekilde tanzim edildiği ve sahibi lehine delil niteliklerinin bulunduğu, dava dışı ... ... Ltd. Şti. defterlerine göre taraflar arasındaki ticari ilişkinin 01.01.2012 tarihi öncesinde başladığı, dava dışı ... ... Ltd. Şti.nin 2011 yılından devir olan 123.873,38 TL' lik alacağının olduğu, yine 2012 yılında davacı birleşen dava davalısı adına 445.858,54 TL' lik fatura tanzim edilmiş olduğu, yine davacı birleşen dava davalısı hesabına 282.923,16TL' lik çek iadesi açıklaması ile borç kaydı yapılmış olduğu, Tanzim edilen faturalar, çek iadeleri ve devir borcu karşılığında davacı birleşen dava davalısının hesabına 504.397,82 TL' lik (290.316,25 TL çek, 101.585,92 TL Havale ve 112.945,65 TL belirsiz) alacak kaydı yapılmış olduğu, davacı hesabına yapılan borç kayıtlarından alacak kayıtlarının mahsubu sonrasında 2013 yılına dava dışı ... ... Ltd. Şti.nın 348.257,16 TL' lik alacağının devir olduğu, dava dışı ... medşkal ... Ltd. Şti.nın sunduğu 2013 yılı hesap ekstresine göre 09.01.2013 tarihinde davacı birleşen dava davalısının 348.257,16 TL' lik devir bakiyesi ile ilgili 20.000,00 TL' lik ödeme yaptığı, yapılan ödeme sonrasında dava dışı ... medşkal ... Ltd. Şti.nin 328.257,16 TL' lik alacağının devir alan davalı birleşen dava davacısının hesabına devir olduğu, davalı birleşen dava davacısının yapılan devir sonrasında davacı birleşen dava davalısından 129.708,56 TL' lik tahsilat yaptığı, davalı birleşen dava davacısının 21.05.2013 tarihinde davacı birleşen dava davalısı adına 1.451,40 TL' lik fatura tanzim ettiği, Davacı birleşen dava davalısının ödemelerinden davalı birleşen dava davacısının fatura ve devir alacağının mahsubu sonrasında 2015 yılına 200.000,00 TL' lik davacı birleşen dava davalısının borcunun devir olduğu, söz konusu alacak ile ilgili davalı birleşen dava davacısının 29.02.2016 tarihinde kalan 200.000,00 TL' lik alacak ile ilgili karşılık ayırmak sureti ile giderleştirmiş olduğu, Davalı ve dava dışı taraflarca ibraz edilen yasal defterlerin HMK 222 uyarınca sahibi lehine delil niteliklerinin bulunduğu, davacı yasal defterlerine göre 22.02.2016 dava tarihi itibari ile davalı birleşen dava davacısının 200.000,00 TL' alacağının olduğu, davalı birleşen dava davacısının 200.000,00 TL alacağının davada adı geçen fatura ve cari hesaba dayalı olduğu, Davacı birleşen dava davalısının söz konusu faturalar ile ilgili bilgi sahibi olduğunu cevap dilekçesi ile kabul ettiği ancak fatura içeriklerine ilişkin ayıp, eksik teslim ve diğer hususlar ile ilgili iddialarını ispat edici mahiyette dosya kapsamında tespit yapılamadığı, Davacı tarafın ticari defterleri üzerinde yapılan incelemelerde, davalı şirketin davacı şirkete teslim ettiğini iddia ettiği faturaların tamamının davacının ticari defterlerinde bilirkişi raporunda belirtildiği gibi davalı şirket adına alacak olarak kayıtlı olduğu tespit edilmiş olup, davacının teslim aldığı faturalar içeriğindeki malların ayıplı ve eksik teslim edildiği hususları ile ilgili olarak dava dosyasına tevsik edici bir belge ibraz edilmemesi, davacı şirketin ticari defterleri ve dava dosyası kapsamına göre, taraflar arasında ticari bir ilişkinin mevcut olduğu ve ticari ilişki gereğince davacı adına borç kaydedilen dava konusu alacağın dayanağı olan faturalara istinaden dava tarihi itibariyle davalı karşı davacı şirketin bakiye 200.000,00.-TL. tutarında davacı karşı davalı taraftan alacağının Olduğu, hususunun tespit ve rapor edildiği anlaşılmakla edebileceği hususunun tespit ve rapor edildiği, denetlemeye ve hükme dayanak etmeye elverişli bilirkişi raporuna göre..." gerekçesiyle asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulü ile 200.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesi uyarınca değişen oranlarda avans faiz ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, karar verilmiştir.
Bu karara karşı, asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Dava dosyasında müvekkilinin haklı olduğuna ilişkin tüm belgelerin bulunduğunu, buna rağmen müvekkilinin davası yokmuş gibi sadece birleşen davadaki alacak talebinin incelenerek karar verildiğini, bu alacak davasının açılmasının esas nedeninin dava dilekçesinde açıklandığını, manevi tazminat yönünden bu davada ihaleye iştirak eden kişinin, kurum ile ihale sözleşmesini imzalayan, ihale konusu malzemeler için düzenlenen faturayı imzalayan, kurum ile doğal afette bire bir muhatap olup bu sıkıntılı durumu çözüme ulaştıran, çekleri imzalayan ve çekleri davalı firma personeline teslim eden, davalı firma ile mutabakat yapıp imzalayanın müvekkili olduğunu, lehe raporların değerlendirilmeden, itiraz edilmeyen bir durum için alınan bilirkişi raporunun esas alınarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, Maddi tazminat yönünden ise çeklerin mutabakat yaparak alan ...ın davalı şirkette çalışıp çalışmadığının tespiti, çeklerin imza ile teslim edildiği belgede yazıldığı gibi tahsile verilip verilmediği, bu çeklerin tahsile verilerek haksız yere yazılmasına sebep verilerek davacının ticari itibarının zedelenip zedelenmediğinin ilgili yerlerden sorulması, davalı şirketin elinde bulundurduğu çekleri bankadan alarak hangi nedenle davacıyla iade ettiği, asıl davada feragat edilmesi için para teklif edildiğinin araştırılmadan karar verildiğini, müvekkilinin haklı talebinin ortaya çıkması için tüm kanun yollarının tüketileceğini, Maddi tazminat yönünden, davalı şirketin ihale şartnamesinde istenilen cihazları ve malzemeleri eksik veya hiç teslim etmediğinin belge ve fatura ile kanıtlanmasına rağmen birleşen davanın kabulünün hatalı olduğunu, davalının vereceği ürünleri e-mail ile bildirdiğini, bun nedenle bu ürünlerin teslim edilip edilmediğinin araştırılması gerektiğini, davalı şirketin basiretli bir tacir gibi eksik veya ayıplı mal teslim etmediği beyan etmesinden dolayı Süleyman Demirel Üniversitesinden sel felaketinin olup olmadığınının tespitinin yapılaması, bu firmanın kurum deposuna teslim ettiği cihazların sele maruz kalıp cihazlarının zarar görüp görmediğininin tespitini, zarar gören cihazların teknik servisce yurtdışından parçaların getirtilerek yapılıp yapılmadığının tespiti, eksik teslim ettiği ileri sürülen cihazlarını kurumdaki yerleri marka model ve seri numaralarını ve kime fatura edildiğini ile kim tarafından teslim edildiğininin tespiti, davalı şirketin eksiksiz verdiğini beyan ettiği cihazların da müvekkiline düzenlenen fatura ile ispat etmesi için ilgili mahkemeye, Maliye Bakanlığının'da devreye girmesi için yapılan başvurunun incelenmesi ve bu durumda başta şirketlerce bunların teslim edildiğinin ortaya çıkacağının dikkate alınmadan karar verilmesinin hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davanın kabulüne, birleşen davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Asıl dava, satım sözleşmesine konu bir kısım emtiaların geç ve eksik teslim edilmesi, eksik ifanın giderileceğine ilişkin vaadin yerine getirilmemesi ve teminat amacıyla verilen çeklerin tahsile çalışılması nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararların giderilmesi; birleşen dava ise satım sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine, birleşen davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin bayilik sözleşmesi ilişkisi bulunan davalı şirket ile bayilik sözleşmesi ilişkisi kapsımında davalının emtiasını sattığını, bu kapsamda yapılacak ihalelere giren davacının, davalıdan temin ettiği emtiayı ihale makamlarına sattığını, 2011 yılında Süleyman Demirel Üniversitesinin yaptığı alım ihalesinin şartnamesinin davalıya iletilerek temin edilecek cihazların bildirildiğini, anılan ihalenin davacı tarafından kazanılmasına rağmen ihalenin şikayet üzerine iptal edildiğini; idarece ikinci kez 24.05.2012 tarihinde düzenlenen ihalede ilk ihaleden farklı olarak alınacak anestezi cihazının yanı sıra başka malzemelerin de alındığını ve buna ilişkin bilgi ve şartnamenin de davalıya iletildiğini ve ihalenin davacıda kaldığını belirtmiştir. Bu ihaleden sonra idare ile sözleşme imzalandığı, ancak teknik şartnameye göre anestezi cihazı ile birlikte temini gereken perfüzör cihazlarının davalı tarafından temin edilmediği, yapılan görüşmelerde davalı tarafından bu cihazların başkasından alınarak kuruma teslim edilmesi ve bunların bedelinin davalının borç bakiyesine eklenmesinin istendiğini, bu nedenle 8 adet perfüzör cihazının başka bir firmadan alındığını, ancak alınan ürünlerin bedelinin karşılanması hususunda davalı şirketin olumlu bir yaklaşım sergilemediğini, resmi işlem olan ihalede müvekkilinin telafisi imkansız zararlara uğramaması için yapılan görüşmelerde müvekkilinden teminat çeki alındığını, işlemlerden sonra ürünlerin kendilerine sevk edildiğini, ihale alıcısının bulunduğu Isparta ilinde yaşanan sel felaketinde ürünlerin zarar gördüğünü, henüz resmi teslimi yapılmayan bir çok ürünün halen ihale alıcısının uhdesinde sayıldığını, davalı ve davacının hasara uğrayan malzemelerin kurtarılması için işlemlere başladığını, bu süreçte davalının üretmediği kuvöz cihazları, radyant ısıtıcı ve anestezi cihazlarının da başkalarından alınarak ihale makamına teslim edildiğini, teslimi gereken ürünler teslim edilmemesine rağmen teminat çekinin de yazdırılarak davacının maddi ve manevi zarara uğratıldığını ileri sürmektedir.Taraflar arasında bayilik sözleşmesi ilişkisi bulunduğu davacı tarafından ileri sürülmüştür. Bu sözleşme ilişkisinde, davacının, davalı şirketten temin ettiği emtiayı bağımsız tacir olarak kendi nam ve hesabına sattığı açıktır. Bu itibarla, davacının gerek kamu ve özel ihalelerinde gerekse serbest piyasada sattığı davalı şirkete ait emtialara, bağımsız bir tacir yardımcısı olarak alarak kendi nam ve hesabına sattığı, dolaysıyla davacının ticari faaliyetlerinden doğan kar veya zararın davacıya ait olacağı anlaşılmaktadır.Satım sözleşmesine konu emtiaların alıcıcısına teslim edildiğini kanıtlama yükümlülüğü satıcıdadır. Bu durumda sözleşmeye konu emtiaların alıcıya teslim edildiğini, davalı satıcı kanıtlamalıdır. Satım sözleşmesine konu emtianın teslimi kural olarak yazılı belge olan sevk irsaliyesi veya eşdeğer bir belge ile kanıtlanmalıdır. Ancak satım konusu faturanın alınarak alıcının defterine işlenmesi ve süresi içinde itiraz edilmemesi halinde artık fatura konusu ürünlerin teslim alındığının kabulü gerekecektir.Mahkemece satım konusu ürünlerin teslim edilip edilmediği ve bu kapsamda, birleşen davada davacı şirketin alacaklı olup olmadığının tespiti için tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Birleşen davada davacı şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu 06.02.2019 tarihli bilirkişi raporunun incelenmesinde, ticari defterlerin usulüne uygun şekilde düzenlendiği, taraflar arasındaki ticari ilişkinin 2012 yılından önce başladığı, faturaların birleşen davada davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davalı ile üçüncü kişinin ticari defterlerine göre birleşen davada davacı şirketin 200.000 TL alacaklı olduğu belirlenmiştir.Davacı defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucu düzenlenen talimat raporunda, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun şekilde düzenlendiği, birleşen davaya konu faturaların tamamının davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, buna göre davacının borçlu olmadığı, aksine 444,90 TL alacaklı olduğu, davalı defterlerinde yapılan incelemeye ilişkin raporun değerlendirilerek ticari defterler arasındaki farkın incelenmesinde ise, davacının defterinde kayıtlı olup da davalının defterinde kayıtlı olmayan toplam 22.220,00 TL borç kayıtları ile davalı şirkette kayıtlı olup, davacının defterinde kayıtlı olmayan toplam 177.334,28 TL bedelli çek tahsilatı ve iadesinden kaynaklandığı belirlenmiştir.Bu durumda, birleşen dava yönünden davacı şirketin satarak teslim ettiği ürünlere ilişkin faturanın birleşen davada davalı olan bayinin ticari defterlerinde kayıtlı olması nedeniyle satım konusu emtiaların satıcı tarafından teslim edildiği kabul edilmelidir. Birleşen davada davalı bayinin ticari defterlerinde görülen, ancak birleşen davada davacı şirketin kayıtlarında görülmeyen ve talimat yoluyla alınan raporda belirlenen 22.220,82 TL bedelli işlemlere ilişkin dayanak belgelerin bulunmadığı ve birleşen davada davalının bu kayıtların gerçekliğini kanıtlayamaması nedeniyle bu kayıtlara itibar edilemeyecektir. Zira ticari defterdeki bir kaydın tacir lehine yorumlanması için bu kaydın dayanaklarının bulunması ve kaydın gerçek bir işleme dayanması gerekmektedir.Diğer yandan çek bir ödem aracı olup, çekin verilmesi ile borcun ödendiği kabul edilemez. Ticari ilişkide alınan bir çekin tahsil edilememesi halinde satım bedelinin ödendiği kabul edilemez. Bu itibarla birleşen davada davacı şirketin kayıtlarında görülen çeklerin iadesi halinde, birleşen davada davalı bayinin bu çeklerin bedelini ödediği kabul edilemez. Bu nedenle iade edilen çeklerin bedelinin ticari defterlerde borç olarak görünmesinde yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Birleşen davada davalının ticari defterlerinde, bu çeklerin tahsil edildiğine ilişkin bir kayıt bulunmadığı gibi, iade edilen çeklerin birleşen davada davacı tarafından tahsil edildiği de birleşen davada davacı tarafından savunulup kanıtlanmadığından mahkemece birleşen davada satım alacağına hükmedilmesi yerindedir.Asıl davadaki talepler yönünden yapılan incelemede, taraflar tacir olduğundan, satım sözleşmesi hakkında TTK'nın 23.maddesinin uygulanması gerekmektedir. ında, artık emtianın teslim edilmediğinin savunulması mümkün değildir. Satım sözleşmesine konu bir eşyada ayıp ve eksik bulunması halinde izlenecek yol TTK'nın 23. maddesinde düzenlenmiştir. TTK'nın 23/1-c maddesinde ayıplı mal hakkında alıcıya ihbar yükümlülüğü getirilmiş olup, alıcı muayene ve ihbar yükümlülüğünü yerine getirmeden ayıp nedeniyle satıcıdan mal bedeli ve zarar gideriminde bulunamaz. Davalı alıcı, süresinde ayıp ihbarında bulunduğunu yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. TTK'nın 23/1-c maddesinde, malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı, malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya inceletmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbar etmekle yükümlüdür. Ayıp olağan bir muayene ile meydana çıkarılamayacak, kullanma sonucunda ortaya çıkan bir ayıp ise TBK'nın 223/2 maddesinin tatbik olunması gereklidir (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 08/06/2022 tarihli, 2020/8002 E. 2022/4625 K., 04/11/2020 tarihli ve 2020/3279 E., 2020/4723 K. sayılı ilâmı ilamı ile Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarih ve 2018/270 E., 20218/6287 K. Sayılı ilamı).TBK'nın 223/2.maddesi ise ''Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.'' hükmünü içermektedir.Buna göre satılan emtiada ayıp bulunması halinde bu ayıbın süresinde tespiti ile ihbarı gerekmektedir. Aksi halde emtianın ayıplı şekli ile kabul edildiği yasada düzenlenmiştir. Asıl davada davacının, satım sözleşmesinde usulüne uygun bir ayıp ihbarı bulunmadığı gibi, satım sözleşmesine konu faturaların davacının defterlerinde kayıtlı olması nedeniyle eksik emtia tesliminden de söz edilemez. Taraflar arasında yazılı şekilde düzenlenmiş bir satım sözleşmesi bulunmadığından, satım sözleşmesinin hükümleri, satılacak malın miktarı, niteliği ve fiyatının taraflarca tartışmasız şekilde kabul edilen faturalardan çıkarılması gerekmektedir. Satım faturaların davacının defterinde kayıtlı olması nedeniyle, sözleşmenin bu miktar emtia üzerinden ve faturadaki fiyat üzerinden kurulduğu göstermektedir. Yasada belirlenen ve karine olarak kabul edilen bu süreler geçtikten sonra, soyut olarak 2012 yılındaki ihale sürecinde davacı tarafından davalı şirkete gönderilen elektronik postada ve bu yazıda yer verilen ihale belgelerine itibar edilerek sözleşmenin bu şartlarda kurulduğu kabulü hukuka uygun olmayacaktır. HMK'nın 190 ve TMK'nnı 6. Maddesine göre ispat yükü, bir vakıaya bağlı olarak kendisi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu itibarla davacı, fatura ve kayıtlar dışında şartlarda bir sözleşme ilişkisi kurulduğunu, kendisine eksik ve ayıplı emtia teslim edildiği kanıtlamakla yükümlüdür. Davacı tarafından yukarıda belirtilen yasa hükümlerindeki karinelerin aksine eksik veya ayıplı mal teslimine ilişkin bir kanıt sunmadığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.Hukuk davalarında tasarruf ilkesi geçerli olup, hukuk davasının taraflarca hazırlanması esastır. Bu itibarla tarafların bir davada haklı olduğunu gösterecekleri vakıalar ile bunların delillerini açık ve anlaşılır bir şekilde mahkemeye sunması, vakıalar ile deliler arasında bağlantı kurulması gerekmektedir. Aksine taraflar arasındaki tüm ticari ilişkinin yazılması yerine, taraflar arasındaki uyuşmazlıkların hangi vakıadan kaynaklandığı ve bu vakıanın hangi delillerle kanıtlanacağının vurgulanması dava dilekçesine ilişkin HMK'nın 119.maddesi ile cevap dilekçesine ilişkin HMK'nın 126.maddesinde kabul edilmiştir. Buna göre, asıl davada davacının eksik ve ayıplı teslim hususunu kanıtlamadığı, davacı bayi tarafından TTK'nın 18.bmaddesine göre de bu durumu tespit ettirmediği ve davalıya bildirmediği anlaşılmakla ilk derece mahkemesinin buna ilişkin kabul ve gerekçesi yerinde görülmüştür.İstinaf başvurusunda maddi ve manevi tazminat taleplerinin eksik inceleme ile reddedildiği belirtilerek bir kısım araştırmaların yapılması istenmiştir. Mahkemelerce usul hukuku hükümlerine göre tarafların delillerinin toplanması ve hukuki dinlenilme hakkının sağlanması gerekmektedir. Davacı, teminat olarak verilen çeklerin bankaya ibraz edilerek zarara uğratıldığını ileri sürmektedir. Ancak çek bir ödeme vasıtası olup, çekin teminat veya avans olarak verildiği iddiasının kesin delillerle kanıtlanması gerekmektedir. Tarafların ticari kayıtlarına göre, asıl davada davalı şirketin halen alacaklı olduğu belirlenmiştir. Davacı şirketi temsil ve ilzama yetkili bir kişi tarafından imzalanmış bir belge ile teminat niteliğinde alınan bir çekin tahsil edildiği kanıtlanmamıştır. Bir kısım çeklerin SDÜ ihalesi için verildiği ve başka bir işleme esas alınamayacağı belirtilmiş ise de çeklerde adı yazılı kişinin şirketin temsil ve ilzama yetkilisi olduğu kanıtlanmadığı gibi, anılan ihaleden kaynaklı borçların ödendiğinin de kanıtlanmaması, davalının halen dahi alacaklı olması nedeniyle bu yöne ilişkin istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Asıl davada davalı şirket ihale sözleşmesinin tarafı olmayıp, asıl davacı dacı şirket bağımsız tacir olarak girdiği ihalelerde teklif vererek kendi kar ve zararına göre fiyat politikası belirlemektedir. Serbest rekabetin bulunduğu ... malzeme sektöründe yapılan ihalede de davacının kural olarak öncelikle ticari menfaatini ve karlılığını düşünerek teklif verdiği, davalı veya başka üreticilerden/tedarikçilerden temin ettiği emtiaları ihale makamına sattığı, somut olayda bu durumun aksini ortaya koyar bir kanıt bulunmadığı görülmüştür.Aralarında bayilik ilişkisi bulunan taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklarda, dava öncesi ve dava sırasında alternatif çözüm yollarına başvurulmasında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Aksine son zamanlarda arabuluculuk yoluylauyuşmazlıkların alternatif çözüm yoluyla giderilmesi için yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu itibarla asıl davanın açılmasından sonra, davalı şirket yetkililerinin uyuşmazlığın sonlandırılması karşılığı bir miktar para teklif etmesinin somut uyuşmazlıkta tarafların haklılığına veya haksızlığına bir etkisi bulunmamaktadır. Aksine bir vakıayı iddia eden ve bundan kendi lehine hak çıkaran tarafın bunu kanıtlaması gerektiğinden, başlı başına konusu para alacağı olan bir davadan feragat edilmesi karşılığı davacıya para teklif edilmesi, davacının haklı olduğunu ve iddialarının kabul edildiği anlamına gelmemektedir. Yukarıda belirtildiği gibi davacı bayi olarak bağımsız bir tacir yardımcısı olarak kendi nam ve hesabına, davalıdan temin etiği malzemeleri satmaktadır. Bu itibarla davacının kendi adına ihaleye iştirak etmesi, kazandığı ihaleye ilişkin sözleşmeyi imzalaması, satıma konu emtiaya ilişkin faturaları ve sevk irsaliyelerini imzalaması, kendisine teslim edilen ve kendisinin de ihale makamına teslim ettiği ancak henüz kesin kabulü yapılmayan malzemenin selde zarar görmesi üzerine emtiadaki zararları davalı ile birlikte giderici işlemleri yapması, borcu karşığı çek keşide etmesi ticari hayatın gerekliliğindir. Belirtilen hususların hiç biri manevi tazminatı gerektirmemektedir. Zira TTK'nın 58.maddesine göre kişilik hakları hukuka aykırı şekilde saldırıya uğrayan kişi manevi tazminat talep edebilir. Ticari ilişki kapsamında borcun eksik ifası, teslim edilen bir çekin üzerine teminat ibaresi yazılmadığı da dikkate alınarak ibrazı kişilik haklarına saldırı niteliğinde olmadığından manevi tazminatı gerektirmemektedir. Yukarıda belirtildiği gibi dava öncesi veya davanın açılmasından sonra tarafların, yargı organları dışında anlaşmaya çalışması ve bu kapsamda konusu para olan bir davada bir miktar paranın teklifi de kişilik haklarına saldırı niteliğinde değildir.Satım sözleşmesine konu emtianın tesliminin davacının defterinde kayıtlı fatura ile kanıtlanması, eksik ve ayıplı ürün teslimine ilişkin bir iade faturası düzenlenmemesi ve TTK'nın 18.maddesine göre bir ihtar gönderilmemesi karşısında, davacının emtia sattığı emtianın miktarı ve niteliğinin araştırılmasına gerek bulunmamaktadır. Zira satım sözleşmesi yukarıda belirtildiği üzere yazılı şekilde düzenlenmediğinden, satım şartları faturalardan belirlenmiştir. Bu nedenle ihale alıcısına teslim edilen emtianın yeniden kontrol ve incelenmesi TTK'nın 18 ve 23 ile TBK'nın 323.maddesine aykırı olacaktır. Faturanın davacı defterinde kayıtlı olması nedeniyle Maliye Bakanlığı veya vergi dairelerinin kayıtlarında da bir inceleme yapılması mümkün görülmemiştir.Anayasamızın 36.maddesine göre; herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. Davacının, sahip olduğunu iddia ettiği her türlü hakkı bu hükme göre ilgi makamlar önünde ileri sürme hakkı bulunmaktadır.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin asıl ve birleşen davalar hakkında verdiği istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, asıl davada davacı- birleşen da davada davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl davada davacı- birleşen davada davalı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Asıl davada davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 534,70 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Birleşen dava için yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 10.245,00 TL istinaf karar harcının birleşe davada davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-Asıl davada davacı- birleşen davada davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 22.10.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.