T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/616
KARAR NO : 2025/1424
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/02/2021
NUMARASI : 2017/120 E. - 2021/288 K.
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalılar vekili ve davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı şirketler ile davacı arasında ticari ilişki bulunduğunu, davalı ... Genel Mühendislik Taahhüt Sanayi ve Ticaret AŞ'nin 03.10.2016 tarihli ve 21.245,24-TL tutarlı, diğer davalı ... Mühendislik Tesisat İnşaat Elektrik Taahhüt ve Ticaret AŞ' ile 01.09.2016 tarihli ve 25.479,53-TL tutarlı cari hesap özetleri düzenlendiğini, cari hesap özetindeki alacakların ödenmemesi üzerine, Beyoğlu 35.Noterliğinin 23.11.2016 tarih ve 22086 yevmiyeli ihtarnamesinin gönderildiğini, ihtarnamenin tebliğini izleyen en geç 7 gün içerisinde ödenmesi gerektiğinin bildirildiğini, ancak borcun ödenmediğini, bu sebeple belirtilen cari hesap özetlerinde yer alan 46.143,77-TL asıl alacağa işlemiş olan faiz ile birlikte toplam 48.143,51-TL alacağın tahsili için İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasından ilamsız takibe geçildiğini, ancak davalıların haksız olarak takibe itiraz ettiklerini ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalılar vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketlere İstanbul Anadolu 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2016/4284 D.İş ve İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği'nin 2016/4400 D.iş sayılı kararlarına istinaden OHAL kapsamında bazı düzenlemeler yapılmasına ilişkin 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 13.v 19.maddeleri ile CMK'nın 133/1 maddesi kapsamında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu yetkililerinin kayyım olarak atandığını, mahkeme kararına istinaden atanan kayyumların ticaret siciline tescil edildiğini, halihazırda devam eden yargılama süreçlerinde FETÖ/PYD terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle adli makamlarca soruşturulan/kovuşturulan işbu şirketlerin ortak ve eski yetkililerine işi terk veya tutukluluk nedeniyle uzun süredir ulaşılamadığını, şirketlerin uhdesindeki tüm evrak ve kayıtlara adli ve idari makamlarca el konulduğunu ve inceleme yapıldığı için kayıtlara da ulaşılamadığını ve bu nedenle şirketlerin geçmiş uygulamaları hakkında bilgi toplanırken zorluklar yaşandığını, bu sebeplerle huzurda görülmekte olan işbu dava ile ilgili olarak yargılamanın ilerleyen safhalarında yazılı delil sunma haklarını saklı tutarak savunmalarını sunduklarını, ödeme emrinin müvekkili şirkete tebliğ edildiği tarihte şirket yönetiminde TMSF yetkililerinin bulunduğunu, devam eden yargılama süreçlerinde FETÖ/PYD terör örgütüne aidiyeti iltisakı veya irtibatı nedeniyle adli makamlarca soruşturulan/kovuşturulan işbu şirketlerin ortak ve yetkililerine işi terk veya tutukluluk nedeniyle ulaşılamaması, şirketler uhdesindeki tüm evrak ve kayıtlara adli ve idari makamlarca el koyulduğu ve inceleme yapıldığı için ulaşılamaması ve birbirine yakın ve birbirini takip eden dönemlerde alacak iddiası ile yüzlerce icra takibi başlatıldığı için her hangi bir hak kaybı yaşanmaması adına gerekli hukuki önlemler alınmak zorunda kalındığını, ticari ve sözleşmesel ilişkilerin, faturaların, borçlanmaların tespiti, incelenmesi işlemlerinin halen devam ettiğini, davacı tarafında dahil tüm takiplerin usulsüz bir şekilde şirket merkezine tebliğ edildiğini, şirketin statüsünün durumunun, bilgi belge toplamakta yaşanan güçlüğün bir an olsun düşünülmesi halinde itirazlarının nedenin de kolaylıkla anlaşılacağını, bu itibarla takibe itiraz ederek bu davanın açılmasında hiçbir kötü niyet olmadığının, halin icabı gereği bu haklarının kullanılmasının zorunlu olduğunu mahkeme tarafından dikkate alınmasını talep ettiklerini, ayrıca cari hesap ilişkisinin varlığından söz edebilmek için tarafların bu yönde yazılı bir anlaşma yapmış olması gerektiğini, davacı tarafın böyle bir anlaşma sunmadığını, müvekkili şirketlere tebliğ edilmiş herhangi bir fatura da sunmadığını, bu haliyle dahi alacağının varlığını usulüne uygun yazılı delillerle ispat edemediğini, müvekkili şirketin izah edilen hukuki statüsü, kayıtlara bilgi ve belgelere ulaşmadaki zorluk ve bir üstüne davacı tarafın usulen geçerli bir belge olmaksızın başlattığı ilamsız icra takibi karşısında müvekkili şirketlerin itirazının haksız olduğunun düşünülemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava; Hukuki niteliği itibariyle davacı tarafça davalılar aleyhine cari hesap alacağına ilişkin olarak başlatılan İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün ... E sayılı icra takibine davalıların yapmış olduğu itirazın İİK 67 maddesi gereğince iptali ile icra inkar tazminatı isteminden ibarettir. Mahkememizce icra dosyası celp edilmiş olup, incelenen icra dosyasında ödeme emirlerinin 10/01/2017 tarihinde tebliğ olduğu, davalıların 18/01/2017 tarihinde takibe itiraz ettiği anlaşılmıştır. Davalı şirketlere TMSF yetkilileri Anadolu Sulh Ceza Hakimliklerinin vermiş oldukları kararlara istinaden kayyım olarak atanmıştır. Mahkememizce itirazların süresinde olup olmadığı değerlendirilmiş ve 29/05/2018 tarihli celsede: "Yukarıda incelemesi yapılan İstinaf Mahkemesi kararı kapsamında davalının icra hukuk mahkemesine dava açmamış ise de, davalı borçlu her 2 şirketin FETÖ/PDY kapsamına alınmış olduğu ve Türkiye Tic. Sic. Gazetesinde ilan edilmiş olduğu da dikkate alınarak davalı borçlu şirketlere çıkarılan ödeme emri tebligatlarının 2016 yılında kendilerine kayyım atanmış olan şirketin kayyımlarına yapılması gerekirken şirketle ilgisi tespit edilemeyen 3. şahsa yapılmış olan tebligat nedeniyle itirazın süresinde yapıldığının kabulüne, " gerekçesi ile, itirazlar süresinde kabul edilmiştir. Bu nedenle itirazın iptali davası açılma şartlarının mevcut olduğu anlaşılmıştır.Mahkememizce tarafların ticari defterlerin incelenmesi için gün verilmiş, davacı taraf defter ve kayıtlarını sunmuştur. Mahkememizce re'sen seçilen mali müşavir bilirkişinin 16/07/2018 tarihli raporunda özetle: "Davacı şirketin açılış ve kapanış tasdiklerini süresi içerisinde yaptırmış olduğu, ticari defterlerinin birbirini teyit ettiğinin tespit edildiği, Davacı şirket ticari defter kayıtlarına göre, davacının icra takip tarihi olan 16/01/2017 tarihi itibariyle davalı ... Mühendislik Tes. İnş. Elek. Taah. A.Ş.'den 25.479,53 TL alacaklı durumda bulunduğunu, davacı şirketin ticari defter kayıtlarına göre, davacının icra takip tarihi olan 16/01/2017 tarihi itibariyle davalı ... Genel Müh. Taah. San ve Tic. A.Ş.'den 21.245,24 TL alacaklı durumda bulunduğunu, yapılan hesaplamalara göre, davacının talep edebileceği işlemiş faiz tutarlarının ... Mühendislik Tes. İnş Elek. Taah. A.Ş.'den 268,06 TL, ... Müh. Taah. San. Ve Tic. A.Ş.'den 223,51 TL olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır" içeriğiyle raporunu Mahkememize sunmuştur. Tarafların rapora itirazları kapsamında, bankadan dava konusu çek bedellerinin ödenip ödenmediği ve ibraz bilgileri sorulmuş, davalının SGK kayıtları da celp edilerek ek rapor alınmıştır. Bilirkişi 25/10/2019 tarihli ek raporunda sevk irsaliyelerini inceleyerek teslim alan kısmında isim ve imzaları bulunan kişileri tespit etmiş, davacının işlemiş faiz talebine ilişkin terditli hesaplama yapmıştır. Yine davalıların rapora itirazları göz önüne alınarak vergi kayıtları celp edilmiş, bilirkişiden vergi kayıtlarının değerlendirilmesi amacıyla ek rapor alınmıştır. Bilirkişi ek raporunda davalılardan ... Mühendislik'in BA bildiriminde bulunmadığı, ... Genel..A.Ş yönünden ise 2015 yılı 1 fatura hariç vergi kayıtlarının uyumlu olduğu tespit edilmiştir.Bilirkişiden kök ve ek rapor alındıktan sonra sevk irsaliyelerindeki ismi bulunan şahısların gelen SGK kayıtlarında şirket çalışanı olarak kayıtlı olmadığı ve Vergi Dairesi kayıtları değerlendirilerek yapılan bilirkişi incelemesinde tarafların vergi bildirimleri arasında kısmen uyumsuzluk olduğu tespit edildiğinden Mahkememizce davacı tarafa sevk irsaliyelerini sunması için kesin süre verilmiş ve isticvap ara kararı oluşturulmuştur. Davalı şirketler vekili TMSF yönetim kurulunun teslim tarihlerinde bilgi sahibi olmamaları sebebiyle ara karardan dönülmesini talep etmiş, Mahkememizce bu talep, hali hazırda şirket yöneticilerinin teslim ile ilgili bilgilerinin bulunmayacağı dikkate alınarak uygun bulunmuş, 13/10/2020 tarihli celsede uyuşmazlığa konu sevk irsaliyeleri yönünden teslim alan kısmında isimleri bulunan kişilerin tanık olarak dinlenmesi için ara karar oluşturulmuş, davacı taraf 13/11/2020 tarihli beyan dilekçesi ile tanık ara kararından dönülmesini talep etmiş, dosyanın kapsamlı olması sebebiyle Mahkememizce gözden kaçırılan bir kısım sipariş formlarını göz önüne alınarak gelinen aşama itibarıyla tanık dinlenmesine de gerek görülmemiştir.Bilindiği üzere fatura tek başına alacağı ispata elverişli değildir. Fatura konusu hizmetin/malın karşı tarafa teslim edildiğine yönelik başkaca yazılı belgelerle desteklenmesi gerekir. Belirtilen belgeler imzalı sevk irsaliyesi, mutabakatname, vergi kayıtları gibi her türlü ispata yarar yasal delil olabilir. Davalılardan ... Genel Mühendislik..A.Ş'ye ilişkin takibe konu cari hesapta alacak kaleminin 1809792 seri numaralı ... Banka'sına ait 22.535,30-TL'lik çekin karşılıksız çıkmasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Çekin banka tarafından yasal ödeme yükümlülüğü olan miktar düşülerek yeniden cari hesaba alacak olarak kaydedildiği alınan raporla sabittir. Mahkememizce bankaya yazılan müzekkere sonrası gelen yazı cevabından bankanın yalnızca sorumluluk bedelini ödediği anlaşılmıştır. Kural olarak çek bir ödeme aracıdır. Mevcut bir borcun karşılığında verildiğinin kabulü gerekmektedir. Aksini ispat bunu iddia eden tarafa aittir. Davalı taraf her ne kadar mal/hizmet verildiğinin ispatlanması gerektiğini beyan etmiş ise de; davacı tarafa davalı şirket tarafından çek verilmesi karşısında mal/hizmet verildiğinin ispatlandığı kanaatine varılmıştır. Hal böyle olunca davalılardan ... Genel Mühendislik..A.Ş yönünden davanın kabulü gerekmiştir. Kaldı ki incelenen vergi kayılarında da dava konusu alacağın temelini oluşturan faturaların 5.000,00-TL'nin altında kalan kısmı dışında tamamının her iki tarafça vergi dairesine bildirildiği de açıktır.Davalılardan ... Mühendislik...A.Ş yönünden yapılan değerlendirmede ise; incelenen bilirkişi raporunda takibe dayanak alacağın 16.636,96-TL'sinin davalı tarafça davacı adına düzenlenen 1809780 seri numaralı ... Bankası'na ait 17.926,96-TL'lik çekin karşılıksız çıkmasından dolayı, bankanın ödemiş olduğu yasal sorumluluk bedelinin mahsubu neticesinde yeniden cari hesaba alacak olarak kaydedilmesinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Yukarıda bahsedildiği gibi çek bir ödeme aracı olup mevcut bir borcun tasfiyesi amacıyla verildiğinin kabulü gerekir. Dava konusu çekin bedeli dikkate alındığında 08/06/2016 tarihli bakiye cari hesap borcunu kapatmak amacıyla verildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle bu tarihten önceki faturalar karşılığı hizmetlerin/malın davacı tarafça eksiksiz olarak davalıya teslim edildiği kabul edilmiştir. Bakiye cari hesap borcunun ise 7.005,64-TL bedelli 21302 nolu fatura, 458,69-TL bedelli 21350 numaralı fatura ve 1.378,24-TL bedelli 21360 numaralı faturadan oluştuğu anlaşılmaktadır. Her üç fatura yönünden sevk irsaliyesinde isim ve imza bulunduğu bilirkişi tarafından tespit edilmiştir. Ülkemizin ekonomik koşulları dikkate alındığında teslim alan kişilerin SGK kayıtlarında ismi bulunmasa bile davalı şirkette çalışmış olabileceği açıktır. Bunun dışında davacı tarafça dosyaya sunulan delillerden davalı ... ile davacı arasında 19/12/2014 tarihinde 55.471,82-USD değerinde mekanik tesisatlı sismik koruması ilgili sözleşme yapıldığı, 1.378,24-TL'lik faturanın Sipariş Onay ve Sevk Formu'nun davalı şirket tarafından "Siparişe uygundur" yazısı ile kaşe atılarak imzalandığı, yine 7.005,64-TL'lik faturanın da aynı şekilde sipariş onay ve sevk formunun uygun görülerek davalı şirketçe imzalandığı anlaşılmıştır. Her ne kadar 458,69-TL'lik fatura yönünden böyle bir belgeye rastlanılmamış ise de; taraflar arasında yazılı sözleşme bulunduğu, sevk irsaliyesinde ismi bulunan ...'nın davalı tarafça itiraza uğramayarak ödenen önceki sevk irsaliyelerinde de isminin bulunduğu ve davalı şirket tarafından bu kişinin mal/hizmet teslim almada görevli olduğunun benimsendiği anlaşılmıştır. Hal böyle olunca ... Mühendislik..A.Ş yönünden de davanın kabulü gerekmiştir. Davacı taraf bilirkişi raporundaki işlemiş faiz hesabına itiraz ederek TTK'nın 90. Maddesi gereği hesap yapılmasını talep etmiştir. TTK'nın 89. Maddesinde cari hesap sözleşmesinin yazılı olmadıkça geçerli olmayacağı açıkça düzenlenmiştir. Taraflar arasında yazılı cari hesap sözleşmesi bulunduğu, davacı tarafça ispat edilememiştir. Yasayla geçerli olması için yazılı şekil şartı öngörülen cari hesap sözleşmesinin var olup olmadığı ancak bu yönde yazılı bir sözleşmenin sunulması ile ispatlanabilir. Mevcut durumda taraflar arasındaki ticari ilişkide her iki tarafın kendi hesaplarını cari hesap olarak tanımlaması ortada cari hesap sözleşmesi olduğu anlamına gelmez. Burda kastedilenin tarafların açık-işleyen hesap şeklinde ilişkilerini yürütmekte olduğudur. Bu nedenle davacının işlemiş faize ilişkin itirazları yerinde görülmemiş, ihtarnamenin tebliğ tarihleri dikkate alınarak bilirkişi tarafından yapılan hesaplamada ... yönünden 268,06-TL işlemiş faiz, ... yönünden 223,51-TL işlemiş faiz üzerinden takibin devamına karar vermek gerekmiştir.Davalılar vekili şirketin TMSF tarafından atanan yönetim kurulu tarafından yönetilmesi sebebiyle 5411 sayılı kanunun 138. Maddesi gereği icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini savunmuştur. İlgili kanun maddesi Fonun taraf olduğu davalarda tazminata hükmedilemeyeceğini düzenlemiştir. Eldeki davada ise Fon taraf olmayıp, davalı şirketler TMSF'nin atadığı kayyımlar tarafından yönetilmektedir. Bu nedenle ilgili maddenin Mahkememiz dosyasına uygulanamayacağı kanaatine varılmış, kabul edilen kısım üzerinden icra inkar tazminatına hükmetmek gerekmiştir. Nitekim benzer nitelikte İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. HD'nin 2019/457 E. 2020/1503 K. Sayılı ilamında: "İcra takip dayanağının, faturalara istinaden cari hesap alacağı olarak gösterildiği, davalı tarafça, taşıma hizmeti alınmadığına dair itiraz ileri sürülmeyip, borcun ödendiğinin de ispatlanmadığı, bu hali ile itiraz haksız olup, fatura alacağının likit olduğu, miktarının belirlenmesinin yargılamayı gerektirmediği, davalı vekili beyanlarından, davalı şirketin TMSF' ye devredilmeyip yönetimine kayyım atandığı, dolayısıyla uyuşmazlıkta 5411 sayılı Bankacılık Kanunu' nun 138. maddesinin uygulama yeri olmadığı, koşulları oluşmakla mahkemece davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmaktadır. " gerekçesi ile bu hususa değinmiştir.Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller, alınan bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde, davanın davacı tarafça davalılar aleyhine cari hesap alacağına ilişkin olarak başlatılan İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğünün ... E sayılı icra takibine davalıların yapmış olduğu itirazın iptali davası olduğu anlaşılmış, yukarıda bahsedilen gerekçelerle her iki şirkete ilişkin başlatılan takibe konu mal/hizmetin eksiksiz biçimde davacı tarafça teslim edildiği kanaatine varılmış, bu nedenle asıl alacağa ilişkin yapılan itirazın tamamıyla iptali gerekmiş, alacak likit ve belirlenebilir olduğundan kabul edilen tutar üzerinden icra inkar tazminatına hükmedilmiş, bilirkişi tarafından yapılan hesaplama doğrultusunda toplam 46.724,77-TL asıl alacak 491,57-TL işlemiş faiz üzerinden takibin devamına karar vermek gerekmiş, takip tarihinde avans faiz oranı %9,75 olduğundan davacının bu miktarın üzerinde talep ettiği %10,50 oranında faiz uygun bulunmamış neticeten davanın kısmen kabulüne, itirazın kısmen iptaline dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, İstanbul Anadolu 21. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra takibine davalı taraflarca yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin ... Mühendislik...A.Ş yönünden 25.479,53-TL asıl alacak, 268,06-TL işlemiş faiz, ... Genel Mühendislik..A.Ş yönünden 21.245,24-TL asıl alacak 223,51-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 46.724,77-TL asıl alacak 491,57-TL işlemiş faiz üzerinden asıl alacağa takip tarihinden tahsil tarihine kadar 3095 Sayılı Kanun m. 2/2 uyarınca yıllık %9,75 ve değişen artan oranlarda işleyecek avans faizi yürütülmek sureti ile devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, kabul edilen asıl alacak üzerinden hesaplanacak %20 icra inkar tazminatının davalıların her birinin asıl alacak borcu miktarınca davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Bu karara karşı, davalılar vekili ve davacı vekilince katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; yaşanan süreç içersinde müvekkili şirketin kayıtlarının bir kısmının bulunamaması, bir kısmına ise savcılıklar tarafından el konulması, eski şirket çalışanlarının/ yetkililerinin ise zorunlu veya bağlı olarak görevden ayrılmış olması karşısında, davacı-alacaklı tarafından başlatılan icra takibine itiraz edilmesinin makul ve haklı bulunduğunu, icra takibine dayanak olan ilişki müvekkili şirket içersinde kayıt, bilgi ve belgelerle teyit edilemediği için takibe de süresi içersinde itiraz edildiğini, benzer tüm takiplere aynı mantıktan hareketle itiraz edildiğini, gerekli yasal itiraz haklarının kullanıldığını, dolayısıyla somut olaya özgü koşullar muvacehesinde müvekkil şirketin itirazı haksız veya kötü niyetli olarak değerlendirilemeyeceğini, icra inkar tazminatı uygulama koşullarının oluşmadığını, 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 20 nci maddesinde yer alan “19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıkları ile ilgili olarak Fona verilen yetkiler, bu Kanun Hükmünde Kararname ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen kayyımlık görevi ile satış veya tasfiye işlemlerinde, bu şirketlerin yahut bunların sahiplerinin Fona borçlu olup olmadığına ve varlıkları üzerinde Fon haczi bulunup bulunmadığına bakılmaksızın kıyasen uygulanır.” hükmü ile Fonun 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ile sahip olduğu bir kısım yetkilerini bu kamu görevinin ifası esnasında da kullanabilmesinin sağlandığını, bu itibarla 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 138.maddesinin kıyasen huzurda görülmekte olan dava kapsamında da uygulanması gerektiğini, maddenin '' Fonun taraf olduğu her türlü dava ve icra takiplerinin kısmen veya tamamen Fon aleyhine neticelenmesi halinde, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununda yazılı tazminat ve cezalar Fon hakkında uygulanmaz.'' şeklinde olduğunu, alacaklının düzenlediği faturadaki malların ya da hizmetin karşı tarafa teslim edildiğini HMK 200. maddesinde belirtilen deliller ile ispat etmesi gerektiğini, akdi ilişki ispat edilemediği sürece davacının davalı adına fatura düzenlemesi ve ticari defterlerine göre bu faturalar nedeniyle alacaklı gözükmesinin davalıyı bağlayıcı bir yanı olmadığını, davacının sunmuş olduğu sevk irsaliyelerinin kabul edilemeyeceğini, sevk irsaliyesini imzaladığı iddia edilen kişilerin (ki dosyaya sunulan örneklerde yer alan imzaların sahiplerinin kim olduğunu bilebilmek mümkün değildir.) müvekkili şirketler adına imza yetkisi bulunmadığı gibi bu şahısların müvekkil şirket kayıtlarında personel kaydı dahi bulunmadığını, anılan irsaliyeler hükme esas teşkil edebilecek delil olmayıp davacı yanın hizmeti ifa edip etmediğini ispata elverişli olmadığını, kim tarafından imzalandığı dahi şüpheli olan bu belgelerin hükme esas teşkil edebilecek niteliklere haiz delil değeri taşımadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili, katılma yolu ile istinaf dilekçesinde özetle; 491,57-TL işlemiş faiz yönünden davanın kabul edildiğini, 927,14-TL'lik işlemiş faiz tutarı bakımından ise davanın reddedildiğini, normal şartlar altında reddedilen tutar bakımından istinaf kanun yoluna başvurma hakkı bulunmasa da, HMK'nın 348.maddesi ''İstinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile, vereceği cevap dilekçesi ile istinaf yoluna başvurabilir'' düzenlemesi göz önüne alındığında, yerel mahkeme kararının davalı tarafça istinaf edildiğinden taraflarınca istinaf kanun yoluna başvurma hakkı kazanıldığını, tüm talepleri yönünden davanın kabulü gerektiğini, takipte işlemiş faiz talepleri yönünden alacaklarının cari hesaba kaydoldukları tarihten itibaren faiz işletilmesi gerekirken faiz başlangıç tarihinin ihtarnamenin tebliğ tarihi olarak kabul edilmesinin yasa ve hukuka aykırı olduğunu, nitekim TTK'nın 90.maddesi uyarınca cari hesap alacaklarının cari hesaba kaydedildikleri tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, bu sebeple ihtarnamenin tebliğinden itibaren faiz işletilmesinin hatalı olduğunu, davanın tam kabulü gerektiğini, gerekçeli kararda '' takip tarihinde avans faiz oranı %9,75 olduğundan davacının bu miktarın üzerinde talep ettiği %10,50 oranında faiz uygun bulunmamış, neticeten davanın kısmen kabulüne,…'' denildiğini ancak, avans faizi oranı %10,50 olduğundan asıl alacağa takip tarihinden tahsil tarihine kadar yıllık %10,50 ve değişen artan oranlarda işleyecek avans faizi yürütülmek suretiyle devamına karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalılar vekili ile davacı vekilince katılma yoluyla, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekili; davalı şirketlerle davacı arasında ticari ilişki bulunduğunu, cari hesap alacağının ödenmediğini ileri sürmüş; davalı taraf borcun bulunmadığını savunmuştur. Davacı takip alacaklısı tarafından İstanbul 21.İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ile davalı takip borçluları aleyhine 46.724,77 TL asıl alacak, 1.418,74 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 48.143,51 TL alacak yönünden 06.01.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak davalı/borçlu ... ... AŞ yönünden 03.10.2016 tarihli 21.245,24 TL'lik cari hesap alacağının, davalı/borçlu ... ... AŞ yönünden 01.09.2018 tarihli 25.479,53 TL cari hesap alacağının gösterildiği anlaşılmaktadır.Davalılar vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede:Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler, fatura, sevk irsaliyeleri ve sipariş formları ile 09.12.014 tarihli sözleşmeden davacı ile davalı arasında ticari ilişki bulunduğu, davacının davalıya bu ticari ilişki kapsamında mal satışı yaptığı görülmektedir. Davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri bilirkişi marifetiyle incelenmiş olup taraflar arasında karşılıklı alacak ve borçlarını bir arada yazıp mahsup etmek suretiyle açık hesap ilişkisi bulunduğu, davacının bu kapsamadaki alacaklarını takip konusu yaptığı anlaşılmıştır.HMK'nın 190.maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6.maddesinde ise taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Davacı taraf, davalılarla arasında ticari ilişki bulunduğunu, malların teslim edildiğini ispatla yükümlüdür. Somut olayda mahkeme gerekçesinde de belirtildiği üzere davalılarca ayrı ayrı davacı tarafa çek verilmiş, davalılarca verildiği ihtilafsız olan bu çeklerin karşılıksız çıkması sebebiyle yasal sorumluluk bedelleri düşülerek kalan miktar davacı defterlerine alacak olarak kaydedilmiştir. Bilindiği üzere çek bir ödeme aracı olup, çeklerin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolunda yasal karine mevcuttur.Yasal karinenin aksini, yani çekin borç ödenmesinden başka bir amaçla verildiğini, bedelsiz bir avans çeki olduğunu iddia edenin bunu kesin delillerle ispatlaması gerekir. Somut olayda davalılarca bu yönde bir savunmada bulunulup bir delil sunulmadığı anlaşıldığından mahkemece bu gerekçeyle karar verilmesi yerinde olmuştur.Davalı ... ... AŞ yönünden, çek verildikten sonra düzenlenen faturalara konu malların, davalı yanca onaylanan sipariş onayları ve sevk irsaliyeleri nazara alındığında davalı şirkete teslim edildiği, sevk irsaliyesinde imzası bulunan teslim alan isimlerin daha önceki yıllara ilişkin sevk irsaliyelerinde de isimlerinin yer aldığı, davacı yanca gönderilen malları teslim aldıkları, bu dönemlerde davalı ... ... AŞ tarafından bu konuda bir itiraz ileri sürülmediği nazara alındığında mahkemece söz konusu faturalara ilişkin de davanın kabulüne karar verilmesi isabetli olup davalılar vekilinin sevk irsaliyelerinde yer alan kişilerin personel kaydı ve imza yetkisi olmadığı yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiğini de istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. İcra takip dayanağının, faturalara istinaden cari (esasında açık hesap) hesap alacağı olarak gösterildiği, davalılarca ayrı ayrı iki adet çek verildiği, malların teslim edildiği, borcun ödendiğinin de ispatlanmadığı görülmektedir. Bu hali ile itiraz haksız olup alacağın likit olduğu, miktarının belirlenmesinin yargılamayı gerektirmediği, davalı şirketin TMSF'ye devredilmeyip yönetimine kayyım atandığı, dolayısıyla uyuşmazlıkta 5411 sayılı Bankacılık Kanunu' nun 138. maddesinin uygulama yeri olmadığı görülmektedir. Zira KHK ile temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimi TMSF tarafından devralınan şirketler ve bunların varlıklarına ilişkin Bankacılık Kanunu tarafından Fona verilen yetkilerin kıyasen uygulanacağı belirtilmiş olup, açıkça görülebileceği üzere fon lehine getirilen yasaklar değil, yalnızca fona verilen yetkilerin kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. Bankacılık Kanunu'nun 138. maddesi ise fona verilen bir yetkiye ilişkin olmayıp, fon alacaklarının takip ve tahsiline ilişkin bir düzenlemedir. Bu bakımdan, kanunun lafzından ve ruhundan hareketle söz konusu maddenin somut olayda uygulanma imkânının bulunmadığı açıktır. Kaldı ki davalıların tüzel kişilikleri de devam etmekte olup, yalnızca şirketlerin yönetimi adına kayyım atanmış olup, bu bakımdan da Bankacılık Kanunu ile fon bakımından getirilen istisnanın somut olay bakımından uygulanamayacağı açıktır. Bu durumda koşulları oluşmakla mahkemece davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiş ve davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede: Her ne kadar davacı vekili, davacı alacağını cari hesap alacağı olarak nitelendirerek işlemiş faizin cari hesaba alacağın kaydı tarihinden itibaren hesaplanması gerektiğini ileri sürmüş ise de; taraflar arasında karşılıklı alacak ve borçlarını bir arada yazıp mahsup etmek suretiyle açık hesap ilişkisi bulunduğu, TTK'da yer alan cari hesap ilişkisinin bulunmadığı anlaşıldığından bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekili işleyecek faiz oranının hatalı olduğunu, %10,75 olması gerektiğini de istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Davacı vekilince 02.01.2017 tarihinde icra takibi başlatılmış, faiz oranındaki artıştan doğan talep hakları saklı kalmak üzere ve %10,50 oranında avans faizi talep emiştir. İcra takip tarihinde MB'nın avans faiz oranı %9,75 olup mahkemece bu oran ve değişen oranlar üzerinden işleyecek faize hükmedilmesi usul ve yasaya uygun olup aksi yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup her iki taraf vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;
1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,
2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 496,80 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 2.418,35 TL istinaf karar harcının davalılardan tahsiline,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 18.09.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 361. maddesi uyarınca, iş bu gerekçeli kararın taraf vekillerine tebliğ tarihlerinden itibaren iki haftalık süreler içinde temyiz yolu açıktır.