T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2253
KARAR NO:2025/1038
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:15.09.2021
NUMARASI:2019/367 Esas - 2021/576 Karar
DAVA:Alacak
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında 04/10/2018 tarihli ... Bayilik Sözleşmesi ve eki niteliğindeki Bayilik Protokolü ve Cari Hesap Sözleşmesinin akdedilerek, davalının ... Mahallesi,.... Afşin/Elbistan yolu üzeri 2 km Göksun/Kahramanmaraş adresinde mukim taşınmaz üzerinde 5 yıl süre ile akaryakıt bayiliği ve işletmecilik hakkı tesis edildiğini, sözleşme ve protokoller uyarınca yükümlendiği edimleri yerine getirmek ve müvekkili şirkete karşı doğmuş ve doğacak borçlarının teminatını teşkil etmek üzere davalı şirket tarafından müvekkili şirket lehine banka teminat mektubu düzenlendiğini, davalı şirketin sözleşme süresi boyunca, müvekkili şirketten yanlızca 92 m3 beyaz ürün alımını gerçekleştirdiğini, müvekkili şirketten madeni yağ alımı gerçekleştirmediği, böylelikle davalının tonaj taahhüdünün oldukça gerisinde kaldığını, davalı şirket tarafından süresinden evvel sözleşmenin tek taraflı olarak sona erdirildiğini, sözleşme gereği davalı bayi tarafından müvekkiline verilmiş olan 200.000 TL tutarındaki nakit teminatın müvekkili şirketin asgari ürün alım taahhüdünden kaynaklı alacağı olan 1.904.048,00 TL'lik cezai şart alacağından mahsup edildiğini belirterek, taraflar arasında akdedilen sözleşme ve protokol gereğince ödenmesi gereken şimdilik 100.000 TL tutarındaki bakiye cezai şart borcunun işleyecek 3095 sayılı yasanın 2. Md. Gereğince TCMB'nin kısa vadeli avanslar için uyguladığı değişen oranlı faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davaya konu bayilik sözleşmesinden 5 gün önce işletme idaresi için 21/06/2018 tarihli vekalet verilen ... ile davacı arasında vekaletteki yetkinin aşılarak müvekkilinin rızası dışında ve vekalette yazmamasına rağmen davacı ile 26/06/2018 tarihinde bayilik sözleşmesinin akdedildiğini, ancak müvekkilinin vekaletinde görüleceği üzere ...'a sadece işletme idaresinin verildiğini, Bayilik Sözleşmesi yapma izninin verilmediğini, müvekkilinin 04/10/2018 tarihli geçersiz, müvekkilinin imzasını taşımayan bayilik sözleşmesini değil, 26/06/2018 tarihli bayilik sözleşmesini feshettiğini, dolayısıyla müvekkilinin gıyabında ve aleyhine işlemler nedeniyle her türlü dava ve tazminat haklarının saklı olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;"... Mahkememizce alınan bilirkişi heyet raporu ve dosyadaki belgelerden anlaşıldığı üzere, davacının davalı ile yapmış olduğu 04/10/2018 tarihli bayilik sözleşmesinin ve protokolün davalı tarafça 29/05/2019 tarihinde tek taraflı olarak fesih edildiği, porokolün 4.5. Maddesine göre davalının toplam 3.750 metreküp akaryakıt ve 5.000 ton madeni yağ alması gerekirken sözleşmenin yürürlükte olduğu dönem boyunca eksik ürün aldığı, sadece 92 metreküp akaryakıt aldığı, madeni yağ ise hiç almadığı, sözleşmenin yürürlükte olduğu döneme göre eksik alım taahhüdünün bilirkişi heyeti tarafından doğru bir şekilde hesaplandığı, buna göre 329.000,00TL eksik akaryakıt alımı nedeniyle, 3.000,00 TL ise alınmayan madeni yağ nedeniyle davacının alacak hakkının doğduğu, davalının sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle davacının bu müsbet zararını karşılaması gerektiği, sözleşmenin erken feshinden kaynaklı bakiye dönem alım taahüdünün geçersiz kaldığından sonraki döneme ilişkin talebin yersiz olduğu, nakde çevrilen ve davacının sözleşmenin 4.6. Maddesinden erken fesih tazminatına mahsup edilen teminat mektubu bedelinin bu dosyaya konu alacak kalemi yönünden değerlendirilemeyeceği..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 332.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davanın geri kalan kısmına ilişkin, usulune uygun dava ve davanın tam ıslahı yapılmış olmadığından karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesince bilirkişi heyet raporuna itibar edilerek karar verilmiş olup, heyet raporuna itiraz dilekçelerinde detaylıca belirttikleri üzere; davanın tarafları ... ve ... A.Ş. olup, oysa bu sözleşmeleri müvekkili ve temsile yetkili biri imzalamadığını, davacının dayandığı sözleşme altları incelendiğinde el yazısı içeren imza (...yazmaktadır.) müvekkili bağlaması yani müvekkiline yükümlülük doğuracak şekilde hüküm ve sonuç doğurması mümkün olmadığını, bilindiği üzere sözleşmeler karşılılı irade beyanlarının uyuşmasıyla kurularak hüküm ve sonuç doğurduğunu, oysa bilirkişilerin bu tespitindeki yanılgının 21/06/2018 tarihli işyeri idaresi başlıklı vekaletnamedeki yetkiyi ve vekaletin veriliş amacını vekalette yazmadığı halde yazıyormuş gibi yanlış yorumlamalarından ileri geldiğini, mahkemece de bu yanlış yoruma itibar edilerek haksız ve hukuk aykırı karar verildiğini,Resmi dairelerin isteyebileceği özel veya tüzel kişi nezdinde yani gerek şirket adına gerek yetkilisi olarak kastedilmiş olup, burada özel veya tüzel kişinden kastı kendi sıfatı olup,karşı tarafın sıfatı kastedilmediğini, burada kastedilen taahhüt ve muvafakatname dağıtım firmalarına verilen taahhütler olmayıp, resmi dairelere verilebilecek taahhütler olduğunu, zaten vekalet bütün olarak lafzı ne olursa olsun kanunen gerçek amacı belirleme yetkisi mahkemede olup, lafzı da ruhuda yani amacı da yazdıkları gibi olduğunu, ancak mahkeme gerekçeli kararda görüleceği üzere yanlış yorumlandığını,Bilirkişilerin ''resmi dairelerde özel ve tüzel kişiler nezdinde yapmam gereken ...'' ifade ve amacını '' resmi dairelerde ve özel ve tüzel kişi nezdinde'' olarak arada '' ve '' bağlacı var gibi yorumladıklarını ve hatta yorumlamakla kalmayıp, içeriğini de yazmadığı halde genişlettiklerini, böylesi bir vekaletle bayilik sözleşmesi akdedemeyecekleri gibi kurum da kabul etmeyeceğini, dolayısıyla bilirkişilerin tespiti ve rapora itibar eden mahkemenin gerekçesinin de hukuka aykırı olduğunu, Ayrıca yine bilirkişiler 04.10.2018 tarihli sözleşmenin EPDK'ya sunulmasa dahi hükümlerini taraflar arasında doğurduğu ve tarafları bağladığı ve hak ve borçlar sağladığı kanaatine varılması durumunda Asgari Mal Alım Tahhüdünden kaynaklı cezai şarta hak kazanabileceği yorumunun ve yine mahkemenin de aynı paralel gerekçesi hukuka aykırı olduğunu, Dolayısıyla davacının davasının ispat dayanağı müvekkili bağlamayan 04.10.2018 tarihli sözleşme olup, davanın genişletilmesi yasağına aykırı olarak hiç söz etmedikleri 26.06.2018 tarihli sözleşmeden kaynaklı ve 04.10.2018 tarihli sözleşme eki asgari taahhüt içeren maddelerden dolayı cezai şart istenebileceği gibi teknik bakımdan hukuka aykırı raporu asla ve buna itibar eden mahkeme gerekçesini kabul etmediklerini, hukuken mümkün olmadığını, kaldı ki 26.06.2018 tarihli sözleşme içeriğinde de hiç bir cezai şart rakamı ön gören belirlilik esasına uygun madde olmayıp, müvekkiline genel hükümlere dayalı bir tazminat davası da açılmadığını, aksine haksız yere tazmin edilen banka teminat mektubu dolayısıyla alacakları olduğunu, mahkemece de erken fesih cezai şartına mahsup edilmesi nedeniyle dosyaya konu alacak kalemi hesaplanırken göz önüne alınmaması da hukuka aykırı olduğunu, davada alacak kalemine hükmedilmesini kabul etmemekle tahsil edilen teminat mektubu rakamının aksi kanaatte dahi düşmesi gerekeceğini, davacının da davasını açarken buna değindiğini,Yani davada itibar edilen heyet raporu her yönüyle hukuka aykırı olup, davanın çözümü TBK sözleşmeler hukuku, vekalet ilişkisi hukuksal yorumuna bağlı olup, mahkemece yerinde itirazlarımız dikkate alınmadan hukuksal açıdan da yerinde ve doğru hukuki yorum getirilmeden haksız ve hukuka aykırı karar verilmiş olması nedeniyle kararın yerinde olduğunu, Ayrıca hiç bir şekilde müvekkili bağlayan bir rapor dosyada olmamakla müvekkili şirketin ekonomik mahvına yol açıp açmayacağının da yüksek yargı kararlarına göre resen araştırılması gereken husus olup, dosyada bu da araştırılmadığını, cezai şarta hükmedilmesinin mümkün olmadığını, ayrıca protokolün 4.5 maddesi incelendiğinde cezai şartta belirlilik ilkesi gereği fesih hali ve feshin sonuçları gözetildiğinde zaten fesih durumuna da uymayan bir düzenleme olup müvekkili bağlamasının mümkün olmadığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Dava dilekçesi ile erken fesihten kaynaklı cezai şart talebinin de ortaya konulmuş olup, dava tüm bakiye cezai şart alacakları için kısmi olarak açıldığını, Dava dilekçesinde de açıkça belirtildiği üzere cezai şart talebinin davaya konu sözleşme ve protokollerden kaynaklı olup, talep kısmında sözleşmeden doğan bakiye cezai şart alacağının kısmen talep edildiğini, haliyle 'yeni bir talep' söz konusu dahi olmayıp, hali hazırda kısmi dava olarak açılan dava tutarı bilirkişi raporu neticesinde ıslah edildiğini,Dosyada mübrez bilirkişi raporları ile cezai şart alacaklarının doğduğu tespit edildiğini ve harca esas değer buna göre ıslah edildiğini, sözleşme ve protokollerde karşılıklı imza altına alınan taahhüt maddeleri ve cezai şart maddeleri anayasa ve TBK kapsamında hukuka uygun olduğunu, reddedilen 500.000,00-TL yönünden itirazlarının kabulü gerekirken ilk derece mahkemesince reddine karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olmadığını,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, bayilik sözleşmesindeki satış taahhüdüne aykırı davranılması nedeni ile oluşan ceza koşulu alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı her iki taraf vekillerince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, taraflar arasında imzalanan 04.10.2018 tarihli bayilik sözleşmesi ve aynı tarihli protokol hükümleri uyarınca kararlaştırılan akaryakıt alım taahhüdünün davalı yanca eksik ifa edildiğini ileri sürerek, sözleşme ve protokol hükümleri uyarınca cezai şart talebinde bulunmuş, davalı ise taraflar arasında 26.06.2018 tarihli bayilik sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşmede asgari alım taahhüdü ve cezai şart belirlenmediğini, davacının dayanak yaptığı 04.10.2018 tarihli bayilik sözleşmesi ve protokolün tarafınca imzalanmadığını, vekaleten ve temsilen imzaladığı ileri sürülen dava dışı ...' a verilen 21.06.2018 tarihli vekalet içeriğinde ise böyle bir yetki bulunmadığını ileri sürmüş, yargılama aşamasında davacı vekilince davalının 21.06.2018 tarihli vekalet dışında dava dışı ...' a Göksun Noterliğinin 15.08.2018 tarih ... Y. numaralı vekaleti ile akaryakıt bayilik sözleşmesi, protokol ve taahhütnameleri ve diğer sözleşmeleri yapma hususunda ayrıca yetki verildiğini ileri sürerek, 03.02.2020 tarihli dilekçesi ekinde vekalet fotokopisini sunduğu anlaşılmıştır.Davalının süre gelen savunmaları ve istinaf dilekçesinde de dava dışı...'a verdiğini kabul ettiği 21.06.2016 tarihli vekaletin işin idaresi için verdiğini, ancak kendi adına bayilik sözleşmesi, protokol ve taahhüt imza yetkisi taşımadığı savunmaları da dikkate alındığında, davanın esasına ilişkin delil niteliğindeki Göksun Noterliğinin 15.08.2018 tarih ... Y. numaralı vekaletinin tasdikli örneği celp edilip incelenmeksizin ve davalının bu vekalete karşı beyanda bulunma olanağı tanınmaksızın sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir. Bunun dışında, ilk derece mahkemesince yargılama aşamasında üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan 15.01.2021 tarihli bilirkişi raporu içeriğindeki hesaplama ve tespitlere göre karar verildiği anlaşılmaktadır. Ancak iş bu raporun incelenmesinde, bilirkişi kurulunca eksik alım taahhüdü kapsamında davacının davalıdan talep edebileceği cezai şart alacağı hesabında, taraflar arasında imzalanmış olan ilk bayilik sözleşmesi tarihi olan 26.06.2018 tarihini esas alındığı, oysa davacının taraflar arasında iş bu sözleşmeden sonra yeniden imzalandığı ve davalı yanca haksız fesh edildiğini ileri sürdüğü 04.10.2018 tarihli sözleşme ve aynı tarihli imzalanan protokol hükümlerine dayanarak talepte bulunduğu, bu durumda eksik alım taahhüdü iddiasının talep kapsamında hesaplanması gerekeceği açıktır. Buna göre hükme esas alınan bilirkişi raporu ve içeriğindeki hesaplamanın denetlenebilir ve hükme esas alınmaya uygun olmadığı soncuna varılmaktadır.Yine ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sürecinde davalının 21.11.2019 tarihli sunduğu anlaşılan cevap dilekçesi başlıklı dilekçesi içeriğinde, diğer savunma sebepleri ile birlikte cezai şartın mahvına neden olabileceğini ileri sürmüş, istinaf dilekçesinde de bu hususun mahkemece değerlendirilmediğini ileri sürerek istinaf nedeni yapmıştır. Dosyanın incelenmesinde gerek alınan bilirkişi raporu içeriklerinde gerekse ilk derece mahkemesi gerekçeli kararında bu husus değerlendirilmeksizin ve hükmedilen cezai şart tutarının davalının mahvına neden olup olmayacağı, bu nedenle tenkis edilip edilmeyeceği değerlendirilmeksizin ve karşılanmaksızın karar verilmiş olması da doğru olmamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa ilişkin istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına dair aşağıdaki karar verimiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, 4-Kaldırılan ilk derece mahkemesi kararının icrasıyla ilgili olarak İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 12.06.2025