T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/1977
KARAR NO: 2025/869
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Mahkemesi İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 11/05/2023
NUMARASI: 2020/473 E. - 2023/340 K.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Ticari satımdan ve kıymetli evraktan kaynaklı)
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, taraflar vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkillerinden herhangi bir alacağı olmadığını, taraflar arasında düzenlenen 28.08.2019 tarihli süt tedarik sözleşmesi ile davalının, davacı birliğe süt temin etmeyi, davacı birliğin ise süt bedelini ödemeyi üstlendiğini, davalının sözleşme kapsamında teminini vaat ettiği sütlerin çok az bir kısmını tedarik ettiğini, teslim edilen sütün bedelinin ödendiğini ve müvekkilinin davalıya borçlu olmadığının tarafların ticari defterlerinin incelenmesi ile belirleneceğini, bononun her iki davacı açısından borç doğurucu bir belge olmadığını, sözleşmenin 9.3 maddesi uyarınca davalıya 400.000,00 TL bedelli teminat bonosu verildiğini, teminat bonosunun ticari işlerde kullanılamayacağı ve ödeme taahhüdünün yerine getirilmemesi hâlinde teminatın işleme konacağının sözleşmede düzenlendiğini, bononun sözleşmeye göre kayıtsız şartsız borç ikrarı içermediğini, davacı birliğin imza sirkülerine göre çift imza ile temsil edildiğini, birlik adına çift imza atılmaması nedeniyle bononun borçlandırıcı etkisi bulunmadığını, teminat bonusunun sadece miktarının yazılarak davalıya verildiğini, davalının ise sözleşmeye aykırı şekilde bonoyu tamamlayarak işleme koyduğunu, düzenleme tarihi itibariyle bononun şekil eksikliği bulunduğunu, kalan kısımların davalı tarafça doldurulduğunu, teminat olarak verilen bono nedeniyle davacı ...'in herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını, bonodaki imzanın anılan davacı tarafından davacı Birlik adına ve kaşesi üzerine atıldığını, kefalete ilişkin yazıların davacı ...'in eli ürünü olmadığını ileri sürerek, icra takibinin terbiren durdurulmasın ve icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmesinin durdurulmasına ve davacıların 400.000,00 TL'lik bono nedeniyle davalıya borçlu olmadığının tespitine, %20 oranında kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı, süresinde davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacılar tarafından, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü' nün ... Numaralı dosyası ile icra takibine konu ettiği kıymetli evrakın tanzim edilerek davalıya verildiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır.Taraflar arasındaki uyuşmazlık davalının inkarı dosyaya sunulan Süt Alım Sözleşmesi altındaki imzanın davalıya ait olup olmadığı, takibe konu edilen senedin teminat senedi olup olmadığı, davacıların bu senet nedeni ile davalıya karşı sorumlu ve borçlu olup olmadığı hususlarındadır.Sözleşmeye göre davalı, davacı kooperatife süt sağlayacak, davacı kooperatif de bunun karşılığı davalıya ödeme yapacaktır.Davalı ... her ne kadar davacı tarafça dosyaya sunulan sözleşme altındaki imzanın kendisine ait olmadığı yolunda inkarda bulunmuşsa da mahkememizce alının 15/02/2023 tarihli bilirkişi raporunda sözleşme altındaki imzanın davalı el ürünü olduğu açık şekilde tespit edilmiştir.Davalı tarafça bilirkişi raporuna itiraz edilmişse de yapılan itirazın esaslı olmadığı, ayrıca davalı tarafça mahkememizce aldırılan ve davacıların davalıya borçlu olmadığı yönünde görüş bildiren 15/06/2021 tarihli rapora kadar davalı tarafından imza inkarında bulunulmaması, oysa ki sözleşmenin dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulduğu ve dava dilekçesinde de bundan bahsedildiği, davalının bunlara rağmen cevap dilekçesi vermediği, imzaya ilişkin bir itiraz ileri sürmediği hususları birlikte değerlendirildiğinde davalının yargılamayı uzatmaya matuf olduğu değerlendirilen imza inkarına ve alınan bilirkişi raporuna yönelik itirazlarına mahkememizce itibar edilmemiştir. Huzurdaki dava menfi tespit davası olmakla öncelikle davalı alacaklının alacağını ispat etmesi gerekmektedir. Bunun için taraflardan delileri istenmiş ve mahkememizce taraf ticari defterleri ile dosyaya sundukları belgeler üzerinde alacağın varlığına ilişkin mali müşavir bilirkişi eli ile inceleme yapılmasına karar verilmiştir. Alınan kök ve ek raporda davacıların davalıya borçlu olmadığı, aksine davacı kooperatifin ticari defterlerine göre davalıdan alacaklı olduğu belirlenmiştir. Davalı bilirkişi raporlarına itiraz ile raporların hatalı tanzim edildiği, davacı defterlerinin usulüne uygun şekilde tutulmadığı itirazlarında bulunmuştur.Her ne kadar davacı kooperatif defterleri usulüne uygun tutulmamakla ve karşı taraf defterleri ile doğrulanmamakla davacı lehine delil olarak değerlendirilemeyecekse de davalı da davacadan alacaklı olduğuna dair dosya kapsamına bir bilgi, belge sunamamıştır.Davalı, davacılar iddiası gibi senedin teminat senedi olmadığını, sözleşme ile bir bağı bulunmadığını, sözleşme altındaki imzanın da kendisine ait olmadığını, aralarında süt alımı-satımı hususunda sözlü anlaşma yaptığını, davacı kooperatife 3200-3300 litre süt verdiğini ve karşılığında takibe koyduğu senedi aldığını ileri sürmüştür.Davalıya, süt teslimine ilişkin yazalı belgelerini sunmak üzere mahkememizin 15/12/2022 tarihli celsesi ile ayrıca kesin süre verilmişse de davalı buna ilişkin bir kayıt sunamamıştır. Az yukarıda açıklandığı üzere sözleşme altındaki imzanın davalıya ait olduğu mahkememizce sabit görülmüştür. Taraflar arasındaki sözleşmenin 9.3. Maddesi 'yukarıda belirlenen şartlarda tedarikçiye verilen anlaşmadan dolayı verilen 400.000,00 TL ... nolu teminat senedinin arkasında yazıldığı gibi hiçbir şekilde ticari amaçlı olarak kullanılamaz. 9.4. Maddesinde ise yukarıda yazılı olan 6. Maddenin şartları ve ödeme taahhütleri yerine gelmediği takdirde teminat işleme konulabilir.' düzenlemelerine havidir.İcra takibine konu edilen senet ile sözleşme maddesi karşılaştırıldığında icra takibine konu edilen senedin davaya konu edilen ve sözleşmede hüküm altına alınan senet olduğu ihtilafsızdır.Buna göre artık senedin teminat senedi olmadığı ve sözleşmeden bağımsız şekilde verildiği hususlarındaki ispat külfeti de davalı alacaklıya düşmektedir. Davalı bunlara ilişkin bir ispat da getirememiştir.Davacı kooperatif aynı zamanda çift imza ile temsil edildiğini, oysa ki bonoda tek imza bulunduğunu, bu nedenle kıymetli evraktaki borçtan sorumlu olmadığı iddiasını ileri sürmüştür. Gerçekten de davacı kooperatifin sicil kayıtları ve imza sirküsü incelendiğinde kooperatifin 'başkan veya başkan yardımcısının yanında herhangi bir kişi ile müştereken' temsil edildiği, buna göre tek imza ile temsil olunun davaya konu bono nedeni ile sorumlu tutulamayacağı sarihtir. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 05/11/2013 tarih 2013/25380 Esas, 2013/34888 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.Davalı ...'in ise kooperatifin yönetim kurulu başkanı olması hasebi ile çift imza ile temsil edildiğini bilmesi, ayrıca aval veren sıfatı ile sorumluluğuna gidilebileceği düşünülebilecekse de asıl borçlunun borçtan sorumlu olmaması, ayrıca takip konusu bononun teminat senedi olması, davalının bunun aksini ortaya koyamadığı gibi takip borçlusu davacılardan alacaklı olduğuna dair bir ispat vesikası da sunamaması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde davacı ...'in de takip konusu edilen bonon nedeni ile borçtan sorumluluğu bulunmamaktadır. Davacılar kötü niyet tazminatı isteminde bulunmuşsa da davalının kötü niyeti sabit olmadığı..." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davacıların İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile buna dayanak bono nedeni ile davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacıların kötü niyet tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekili ve davacılar vekillerince ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin köylerden süt toplayarak çeşitli tarihlerde davacı birliğe sattığını ve karşılığında takibe konu bonoyu aldığını, bono bedelinin ödenmemesi üzerine de takip başlatıldığını, davacıların takip konusu bononun teminat bonosu olduğunu iddia ettiklerini, bu hususun davacılar tarafından ispatlanması gerekirken, mahkemece senedin teminat senedi olmadığı ve sözleşmeden bağımsız şekilde verildiği hususlarındaki ispat külfetinin hatalı şekilde müvekkiline yüklendiğini, oysa bononun teminat bonosu olmadığını, ispat yükünün borçluda olduğunu, bononun ön veya arka yüzünde teminat bonosu olduğuna ilişkin bir ibare bulunmadığını, kaldı ki böyle bir ibarenin de yeterli olmadığını, ayrıca bononun neyin teminatı olduğunun da yazılması gerektiğini, 28.08.2019 tarihli süt tedarik sözleşmesinin takip konusu bono ile ilgili olmadığını, sözleşmenin yetkili temsilciler tarafından imzalanmadığını, davacı birliğin imza tarihinde çift imza ile temsil edilmesi gerekirken sözleşmede tek imza bulunduğunu, imzanın da kim tarafından atıldığının belli olmadığını, buna rağmen mahkemece sözleşmenin esas almasının hatalı olduğunu, sözleşmede borç altına girecek kişilerin imzasının bulunması gerektiğini, Sözleşmenin 9.3 maddesinde ... nolu teminat senedinin arkasında yazıldığı gibi hiçbir şekilde ticari amaçlı olarak kullanılamayacağı ibaresinin karara gerekçe yapıldığını, oysa senedin arka yüzünün getirtilmediğini ve senedin numarasının ... olmayıp dosyadan anlaşılacağı üzere 103 olduğunu, her iki senedin aynı olmadığını, sözleşmenin davacı tarafından doldurularak imzalandığını, sahte sözleşmenin takip konusu bono ile ilgisinin bulunmadığını, Sözleşmenin esaslı unsurlarında boşluklar bulunduğunu, süt bedeline ilişkin 5.maddede boşluklar bulunduğunu, toplanan süt miktarının bedelinin ödeneceği ayın boş bırakıldığını, 7.4.maddedeki tedarikçinin teslim etmekle mükellef olduğu günlük süt miktarı, 9.1. maddedeki üreticiye emaneten verilen malzemeler başlıklı bendin de boş olduğunu, esaslı unsurların boş bırakılması ile bu yerlerin tek taraflı şekilde doldurulacak olmasının basiretli bir tacir davranışı olmadığını, ispat yükünün müvekkiline ait olmamasına rağmen, bu yükümlülüğün de müvekkiline yüklendiğini, sunulan sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığının çıplak göz dahi anlaşılabileceğini, imza incelemesine ilişkin bilirkişi raporuna yönelik itirazların 11.05.2023 tarihli duruşmada haksız şekilde reddedildiğini ve itirazlar doğrultusunda yeniden rapor alınarak karar verilmesi gerektiğini, sözleşmedeki imza ile karşılaştırılan evrak asıllarındaki imzaların bir kısmının tarihinin sözleşme tarihinden sonra olduğunu, ve bu yönüyle raporun hükme elverişli olmadığını, tedarik sözleşmesinden önce imzalanan başkaca evrak asıllarının getirtilerek imzalanması gerektiğini, raporun Adli Tıp Kurumundan alınmasına ilişkin itirazın haksız şekilde reddedildiğini, kesin kanaat içermeyen raporun grafolojik incelemeye dayalı bir raporla tartışılması gerekirken eksik inceleme ile karar verildiğini, davacının usulsüz defterlerinin hükme esas alınmasının hatalı olduğunu, menfi tespit davasına konu senedin değeri olan 400.000 TL'nin dava değeri olarak gösterildiğini, mahkemece 6. oturumda yaptırılan harcın tamamlamasının hatalı olduğunu, zira bu davada senet aslı üzerinden harç alınması gerektiğini, bu husus doğru kabul edilse dahi 400.000 TL üzerinden yatırılması gereken harcın 6.831 TL olduğunu, 419.920,54 TL takip çıkışına göre yatırılması gereken harcın ise 7.171,19 TL olduğunu, mahkemece 340,19 TL harç tamamlattırılması gerekirken 6.celsede 324,47 TL harç tamamlatıldığını ve hatalı hesaplama yapıldığını, bu nedenle 419.920,54 TL üzerinden hükmedilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davacı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesinin kararının kötü niyet tazminatı yönünden hatalı olduğunu, mahkemece bu hususta herhangi bir gerekçe gösterilmediğini, davacının 400.000,00 TL bedelli bono ile takip başlattığını ve kesinleşen takip nedeniyle haciz işlemleri yaptığını, taraflar arasındaki süt tedarik sözleşmesinde davalının süt temin etmeyi, davacı birliğin ise tedarik edilen süt bedelini ödemeyi taahhüt ettiğini, sözleşmenin 9/3. maddesine satıcıya teminat senedi verildiğini, müvekkilinin bu sözleşme kapsamında borcunun bulunmadığını, müvekkilinin diğer davacıyı temsilen kaşe üzerine imza attığını, teminat senedinin takibe konu edilmesinin kötü niyetli olduğunu, davacının yargılamayı uzatmaya çalıştığını, cevap dilekçesi ve delil sunmadığını, talep edilmesine rağmen ticari defterlerini ibraz etmediğini, bilirkişi raporuna kadar imza inkârında bulunmadığını, karar aşamasında kötü niyetli şekilde imzaya itiraz ettiğini, alınan raporda imzanın davalıya ait olduğunun belirlendiğini, bu nedenle kötü niyet tazminatı koşullarının oluştuğunu, Davalının istinafının haksız olduğunu, teminat bonosunun anlaşmaya aykırı doldurularak takip başlatıldığını ve müvekkilince yapılan suç duyurusu üzerine takipsizlik kararı verildiğini, davalının ayrıca yargılamayı uzatacak işlemler yaptığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve kötü niyet tazminatı talebinin de kabuulüne, karar verilmesini istemiştir.Davacı ... Birliği vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının icra takibine girişmekte haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu nedenlerle kötü niyet tazminatı talep koşullarının müvekkili yönünden oluştuğunu, haksız ve kötü niyetle başlatılan takipte haksız haciz işlemleri yapıldığını, davaya konu senedin teminat senedi olduğunun sözleşmede açıkça kararlaştırıldığını, davalının bunu bilerek ve ticari ilişkide bir alacağı bulunmadığı hâlde kötü niyetle takip yaptığını, yargılamayı uzatmak amacıyla sözleşmedeki imzasını haksız olarak inkâr ettiğini, .bu nedenle ilk derece mahkemesince davacı yararına kötü niyet tazminatına hükmedilmemesinin usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın bu yönden düzeltilmesini talep etmiştir. Davacı vekili, aynı dilekçede, davalının istinaf başvurusunun haksız olduğunu belirterek, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, İİK'nın 72. maddesi uyarınca menfi tespit istemine ilişkin olup, davalı yanca İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takip konusu yapılan bononun teminat bonosu olduğu iddiasıyla takip ve dayanak bonodan ötürü davacıların, davalıya borçlu olunmadığının tespiti talep edilmiştir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, tüm taraf vekillerince ayrı ayrı, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında takibe konu bononun lehtarının davalı olduğu, 26.09.2019 düzenleme tarihli 400.000,00 TL bononun ödeme tarihinin 15.11.2019 olduğu, bonoda davacı birliğin kaşesi üzerine bir imza ve ... adına bir imza atıldığı belirlenmiştir. Davacı ..., davacı birliğin yönetim kurulu başkanıdır. Anılan davacının birlik kaşesi üzerine attığı ilk imza birlik adına, ikinci imza ise aval veren sıfatıyla atıldığının kabulü gerekmektedir. İlk derece mahkemesince belirlendiği ve davalının istinaf başvurusunda belirttiği üzere bononun düzenlendiği 26.09.2019 tarihinde davacı birliğin çift imza ile temsil edilecek olması nedeniyle, esasen davacı birliğin bonodan kaynaklanan borç nedeniyle sorumlu olmadığı açıktır. Ancak imzaların bağımsızlığı ilkesi gereğince bir imzanın geçersiz olması halinde diğer borçluların sorumlu tutulması mümkün olduğundan, bononun teminat bonosu olup olmadığına ilişkin iddiaların değerlendirilmesi gerekmektedir.Davacılar bononun teminat bonosu olması nedeniyle takibe konu edilemeyeceğini, bono nedeniyle davalıya borçlu olunmadığını ileri sürmüştür. Davacılar vekili davalı ile davacı birlik arasında düzenlenen süt alım sözleşmesinin 9. maddesi gereğince teminat bonosu verildiğini ileri sürmüşlerdir. İbraz edilen 28.08.2019 tarihli sözleşmede davacı Birlik adına tek imza ile davalının imzası bulunmaktadır. Sözleşmenin 3. maddesinde, bu sözleşmenin 01.09.2019 ile 01.09.2022 tarihleri arasında geçerli olduğu belirlenmiştir. Sözleşmenin 9. maddesinde 400.000,00 TL teminat bonosu verileceği ve mektubun 414562 no'lu olduğu belirlenmiştir. Davacı takip konusu bononun bu kapsamda verildiğini ileri sürmektedir. Davalı ise takip konusu bonunun sözleşme kapsamında verilmediğini, sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olmadığını savunmaktadır. Davalı süresinde cevap dilekçesi sunmamış, bilirkişi raporundan sonra sunulan sözleşme altındaki imzayı inkâr etmiştir. Mahkemece toplanan ve 2005, 2004, 2007, 2010, 2011 yıllarında düzenlenen davalının eli ürünü belgelerle sözleşmedeki imzanın karşılaştırılması sonucu alınan grafolojik inceleme sonucunda imzanın davalının eli ürünü olduğu belirlenmiştir. İncelenen 14 adet belgede bir adetinin 2020 yılında düzenlendiği, diğer belgelerin tamamının sözleşme tarihinden öncesine ait olduğu ve mahkemenin yapmış olduğu imza incelemesinin HMK'nın 211. maddesinin uygun olduğu anlaşılmıştır.Davalı sözleşmenin bir kısım maddelerinde boşluklar bırakıldığını ve esaslı unsurlarda tarafların anlaşmadığını ileri sürmektedir. Satım sözleşmesinde yazılı şekil zorunluluğu bulunmamaktadır. Sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olduğu açıktır. Bu tarihte davacı ...'in çift imza ile temsil edilmesine rağmen sözleşmede tek imza atılmış olması, yazılı şartın geçerlilik şartı olmaması nedeniyle ve sözleşmenin her iki davacının kabulünde olmaması nedeniyle sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Davalı tarafından imzalanan ve davacılar tarafından benimsenen sözleşmenin bir kısım maddelerinde boşluk bırakılması ve bu maddelerin sonradan doldurulması hâlinde, boşluk bırakılan yerlerin anlaşmaya aykırı doldurulduğu ancak davalı tarafından kesin delillerle kanıtlanabilir. Kaldı ki sözleşmenin 9.1 maddesindeki verilecek malzemeler esaslı unsur olmadığı gibi 5. maddedeki fiyatın Ulusal Süt Konseyinin belirlediği fiyat olması ve bu fiyatın değişkenlik göstermesi nedeniyle yazılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunduğu ve bu sözleşme kapsamında 400.000,00TL teminat bonosu verildiği, davaya konu bononun teminat bonosu olduğu kanaatine varılmıştır. Taraflar basiretli bir tacir olarak sözleşmeye uygun şekilde davranmakla yükümlüdür. Davacı teminat bonosu karşılığında ürün teslim edilmediğini ileri sürmektedir. Bononun teminat bonosu olduğu taraflar arasındaki sözleşmenin 9. maddesi ile sabittir. Zira bono üzerinde başka bir numara yazılmış olmasına rağmen miktar olarak 400.000,00 TL'lik teminat bonosu verileceği ve takip konusu bononun bu bono olduğu mahkemece belirlenmiştir. Mahkemece incelenen davacı şirket defterlerine göre davacının davalıya borcu bulunmadığı anlaşılmıştır. Davalı, bonoyu, sattığı ürünler karşılığı teslim aldığını beyan etmesine karşın, satış ve teslime dair herhangi bir kanıt sunmamıştır. HMK'nın 190 ve TMK'nın 6. maddesine göre bir vakıadan kendi lehine hak çıkaran taraf, bu vakıayı ispatla yükümlüdür. Buna göre bononun teminat amacıyla verildiğini ispat yükü davacılarda olup bu ispat yükü, yukarıda açıklandığı üzere yerine getirilmiş durumdadır. Yazılı şekilde düzenlenen satım sözleşmesinde bononun teminat amacıyla verildiği yazılı olup, ayrıca bono üzerinde bir kayıt bulunmasına gerek yoktur. Bu nedenle bononun ön ve arka yüzünde teminat ibarelerinin aranması gereksizdir. Davacı bononun teminat amacıyla verildiğini kanıtlamıştır. Davalı bu iddiaya karşı çıkarak, başka bir ticari ilişki için bono verildiğini savunmuştur. Bu durumda taraflar arasında bu sözleşme dışında başka bir süt alım satım ilişkisinin bulunduğunu, bu kapsamda sözleşme konusu sütlerin davacılara teslim edilerek bu bononun satım bedeli karşılığı alındığının davalı tarafından kanıtlanması gerekir. Yukarıda belirtilen ispat kuralları mahkemenin bu kabulünü desteklemektedir. Mahkemenin verdiği süreye rağmen davalı ticari defter ve belgelerini ibraz etmemiş ve bononun dayanağı olan ticari ilişki ve ürün teslimine ilişkin herhangi bir kanıt sunmamıştır. Bu itibarla mahkemece gerek mali anlamda gerekse imza incelemesi anlamında yapılan inceleme yeterli olup, davalının savunmasının kanıtlanmadığına ilişkin mahkeme tespiti yerinde görülmüştür.Davalı 400.000,00 USD bedelli bono 19.920,54 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 419.920,54 TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız takip başlamıştır. Davacı, bono aslı olan 400.000,00 TL üzerinden harcını ödeyerek menfi tespit davası açmıştır. Mahkemece 21.04.2022 tarihli oturumda, takip dosyası nedeniyle menfi tespit talep edildiğinden takip miktarı üzerinde hesaplanan harçtan eksik kalan 324,47 TL'nin ödemesi istenmiştir. Davacının belirlenen harcı ödediği ve dava miktarının 419.920,54 TL olduğu, bu miktar üzerinden vekalet ücretinin belirlenmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüştür. Davanın kabulü nedeniyle tüm yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılması da yerindedir. Mahkemece davalı iddiası gibi 340,19 TL yerine, 320,47 TL harcın tamamlatılmış olması, davalı açısından hak kaybı niteliğinde olmayıp, yargılamanın sonucuna da bir etkisi bulunmamaktadır. Zira gerekçeli kararda dava değeri üzerinden toplam harç değerlendirilerek ödenen kısım mahsup edilmiştir. Mahkemece, tarafların hukuki dinlenilme hakkı sağlanarak delillerin toplanması, TTK'nın bonoya ilişkin hükümlerinin, taraflar arasındaki sözleşmeye uygulanması ve uyuşmazlığın sözleşme ve yasaya uygun şekilde çözümlenmesinden sonra esasa hiçbir şekilde etkisi olmayacak, gerekçeli kararla birlikte tamamlanan harca ilişkin bir iddia nedeniyle mahkeme kararının kaldırılmasında tarafların hukuki yararı bulunmamaktadır. Mahkemece vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin usulüne uygun düzenlendiği anlaşılmakla, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar vermek gerekmiştir. Davacıların istinaf başvurusunun incelenmesinde; İİK'nın 72/5. maddesine göre, dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hâle iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırşa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Buna göre, takibin haksız olmasının yanı sıra kötü niyetli olması hâlinde menfi tespit davasında borçlu (davacı) yararına kötü niyet tazminatına da karar verilebilir. Bu hukuki açıklamaya göre somut olayda; taraflar arasında bir satım sözleşmesi ve bu sözleşme kapsamında verilen bir teminat bonosu bulunmaktadır. Davalı da bu bonoyu takibe koymuştur. Davalı, bononun başka bir satım için verildiğini savunmuş ancak bu savunmasını kanıtlayamamıştır. Bu nedenle davalının takipte haksız olmasına rağmen kötü niyetli olduğundan söz edilemez. Yargılama sırasında usul hukuku kurallarına göre cevap verilmemesi, davanın uzatılmasına matuf işlemler yapılması, delil sunulmaması, savunmanın genişletilmesi gibi işlemler takibin kötü niyetli olmasını gerektirmez. Zira maddede belirtilen durum takip aşamasına ilişkin olup, yargılama aşamasındaki eylemler nedeniyle İİK'nın 72/5. maddesi anlamında kötü niyet tazminatına hükmedilemeyeceğinden, davacıların istinaf başvurusunun da reddine karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, davacılar vekilleri ve davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, tüm taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacılar vekillerinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacılar tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 435,50 TL nispi istinaf karar harcının davacılardan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 21.513,58 TL nispi istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 22.05.2025
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.