T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/492
KARAR NO:2025/945
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:17/11/2021
NUMARASI:2018/181 E. - 2021/760 K.
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı firmanın 01.11.2016 tarihine kadar Türkiye genelinde "..." marka ürünlerin distribütörlüğünü ve yetkili servis işlemlerini gerçekleştirdiğini, 01.11.2016 tarihine kadar davacı ile davalı firma arasında ürün alım satımı ile yetkili servis hizmetlerinin gerçekleştirildiğini, taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamasına rağmen TBK'nın 1, 6 ve 12 m addeleri çerçevesinde davacı firma ile davalı firma arasında sözleşme kurulduğunu, davacı şirketin davalıdan ürün temin ettiğini ve yetkili servis hizmetinden de faydalandığını, taraflar arasında devam eden süreçte ve ticari ilişkiler nedeni ile ürün satışı için birçok kampanya, destek, reklam ve sair işlemler düzenlendiğini buna bağlı olarak taraflar arasında faturalar keşide edildiğini, ibraz edilen ekstrelerden de görüleceği üzerine davalının davacıya borcu bulunduğunu, ... sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı tarafından, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi olmamasına rağmen bir sözleşmenin mevcut bulunduğunu ileri sürdüğünü, davacı tarafından sözü edilen Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı'nın gerçek kişiler arasındaki güven teorisini destekler mahiyette ise de TTK'nın emredici hükümlerine göre basiretli olması emredilen tacirler yönünden geçerliliğinin bulunmayacağının açık olduğunu, tacirlerin TTK hükümlerine göre bütün işlemlerini ifa etmekle yükümlü tüzel kişiler olduğunu, davalı şirketin davacı şirkete ödemesi gereken hiçbir borcunun bulunmadığını, dava dilekçesinde icra takibine konu edilen alacağın nereden kaynaklandığının izah edilmediğini, icra takip dosyasının incelenmesinde dahi hangi faturanın borç mevcudiyetini ortaya koyduğu hususunda hiçbir açıklık bulunmadığını, taraflar arasında yabancı para alışverişi ile ticari ilişki tesis edildiğine dair hiçbir sözleşme bulunmadığı gibi dava konusu meblağın neye dayalı olarak talep edildiğinin açıklığa kavuşturulmadan uyuşmazlığın çözümlenmesine hukuki imkan bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.İhbar olunan vekili, savunmasında özetle; davalının ihbar talebinin usule ve yasal düzenlemelere uygun olmadığını, huzurda görülmekte olan davanın taraflarının dava sonucuna ilişkin olarak müvekkili şirkete alacak iddiası ile rücu edebileceklerine dair yasal bir dayanağın bulunmadığını, davaya konu borcun müvekkili şirketten talep edilemeyeceğini, dava konusu davacı ile davalı şirket arasında ticari ilişkiden kaynaklanması ve müvekkili şirketin davacıya karşı ödenmemiş hiçbir borcunun bulunmaması sebebiyle davanın ihbarı açısından hukuki yarar bulunmadığını, içtihatlar ve HMK'nın hükümleri ile usul ekonomisi göz önünde bulundurularak müvekkili şirkete yapılan davanın ihbarına karşı itiraz ettiğini, ihbar olunan dava ile müvekkili şirketin rücu edilebileceği yasal veya sözleşmesel hiçbir dayanağının bulunmaması sebebiyle davaya müdahale talebinin olmadığını savunarak, davanın müvekkili şirkete ihbarına itirazlarının kabulünü talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Taraflar arasındaki cari hesapları gösterir ekstreler, ...ve ...yazışmaları, ticari defter ve kayıtlar, ... sayılı dosyası, celp edilmiş, incelenmiştir. Dosya Mali Müşavir Bilirkişisi ...'a tevdi edilmiş, bilirkişi tarafından dosyaya sunulan 28.08.2019 tarihli bilirkişi raporunda özetle ve sonuç olarak; "Davacının ve davalının 2015-2016-2017 takvim yılına ait incelenen resmi defter ve belgelerinin sahibi lehine delil vasfına haiz olduğu, Davacının incelenen resmi defter ve belgelerinde davalıdan 15.688,25 USD alacaklı olduğu, Davalının incelenen resmi defter ve belgelerinde davacıya 14.926,40 USD borçlu olduğu, Davacının 15.688,25 USD asıl alacak talebinin yerinde olmadığı, Davacının 761,85 USD lik farkı ispatlaması durumunda davalıdan 15.688,25 USD alacaklı olacağı, Davacının 761,85 USD lik farkı ispatlayamaması durumunda davalıdan 14.926,40 USD alacak talep edebileceği, Davacının icra takip tarih itibariyle faiz talep edebileceği." şeklinde mütalaada bulunulmuştur. Denetime açık ve gerekçeli bilirkişi raporu taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davacı ve davalı vekilince beyan dilekçesi sunulmuştur.Dava, ticari satıma dayalı cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olarak başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı hep birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında mal alım - satıma dayalı ticari ilişkinin bulunduğu, davacı tarafından satılan mallar davalıya teslim edilmesine rağmen bu malların bedeli için kesilen faturaların davalı şirket tarafından ödenmediği, bu amaçla davacı tarafından başlatılan icra takibine davalının davacı tarafa borcu olmadığını bildirerek itirazda bulunduğu, ödeme emrine itiraz üzerine icra takibinin durdurulduğu ve duran takibe devam edilmesi amacıyla davacı tarafından işbu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Taraflar delil olarak ticari defter ve kayıtlara dayanmış, bu kayıtların incelenmesini talep etmişlerdir. Mahkememizce alacağın varlığı ve miktarına yönelik olarak tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde mali bilirkişi vasıtasıyla inceleme yapılmasına karar verilmiştir.Bu amaçla hem davacının hem de davalının ticari defter ve belgeleri üzerinde karşılaştırmalı olarak yapılan inceleme sonucunda, cari hesaba konu faturaların tarafların ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı defterlerine göre davacının takip tarihi itibariyle davalıdan toplam 15.688,25 USD alacaklı olduğu, davalı defterlerinde ise davalının davacıya takip tarihi itibariyle 14.926,40 USD borçlu olduğu belirlenmiştir.Bu halde, tarafların ticari defter ve kayıtları nazara alındığında davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 14.926,40 USD alacaklı olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.Mali bilirkişi tarafından ticari defter ve kayıtlar arasındaki mutabakatsızlığa yol açan (15.688,25 USD - 14.926,40 USD = 761,85 USD) farkın nedeni, defter kayıtlarından tespit edilememiş, ancak 761,85 USD farkın davacı tarafından ispatlanması halinde bu miktarın da istenebileceği mütalaa edilmiştir. Ne var ki, defterler arasındaki 761,85 USD' lik farkın davacı tarafından ispatlanamadığı, bu alacağın varlığı ve miktarına yönelik olarak herhangi bir beyan ve delil de sunulmadığı, davacının açıkça yemin deliline de dayanmaması sebebiyle 761,85 USD fark kısım ispatlanamadığından davacının davalıdan toplamda 14.926,40 USD alacaklı olduğu sonucuna varılmıştır.Esasen, mali bilirkişi tarafından düzenlenen rapora ve rapordaki miktarlara yönelik tarafların herhangi bir itirazı da bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle, 28/08/2019 tarihli bilirkişi raporuna denetime açık ve hüküm kurmaya elverişli olması sebebiyle itibar edilmiştir. Önemle vurgulanmalıdır ki, davalı cevap dilekçesi ile birlikte savunmasının temelini taraflar arasında ticari satıma yönelik bir ilişkinin bulunmadığı, hatta hiçbir ticari ilişki olmadığına dayandırmış ise de; dosyaya sunulan fatura kayıtları, bu faturaların davalı tarafından kendi ticari defter ve belgelerine işlenmiş olması ve bizatihi kendi ticari defter ve kayıtlarında davacı tarafa cari hesaptan dolayı borçlu bulunması karşısında akdi ilişkinin inkarına yönelik savunmalarına itibar edilmemiş, taraflar arasında ticari ilişkinin bulunduğu anlaşılmıştır.Davalı işbu dava dosyasıında bilirkişi raporu alındıktan sonra; İstanbul 13. ATM' nin 2018/191 Esas sayılı dava dosyası ile eldeki dava dosyası arasında hukuki ve fiili bağlantı bulunduğundan birleştirme kararı verilmesini talep etmiş ise de; Mahkememizde görülmekte olan davanın ilk açılan dava olduğu, bu nedenle HMK' nın 166/1. maddesi hükmü uyarınca yasal olarak birleştirme kararının Mahkememizce verilemeyeceği belirtilerek birleştirme talebinin reddine karar verilmiştir. Davalı bu sefer aynı talebini İstanbul 13. ATM' nin 2018/191 Esas sayılı dava dosyasına ileri sürmüş, ancak İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi 15/09/2021 tarihli 7.celsede "tarafların aynı olduğu, ancak davaya konu takip dosyalarının farklı olduğu, sadece tarafların aynı olması nedeniyle hukuki ve fiili bağlantı olduğu kanaatine varılamadığından" davalının birleştirme talebi kabul edilmemiştir. Gerçekten de; eldeki dava dosyası ile birleştirme talep edilen dava dosyasının tarafları aynı olmakla birlikte dava konuların farklı olduğu, icra takiplerinin de farklı olduğu, eldeki dava dosyasında davacının cari hesaptan kaynaklanan yabancı para cinsinden alacakları için ... sayılı dosyası ile icra takibinde bulunulurken; birleştirme talep edilen İstanbul 13. ATM ' nin 2018/191 E. sayılı dava dosyasında cari hesaptan kaynaklanan Türk Lirası alacakları için ... sayılı dosyası üzerinden icra takibinde bulunulmuştur. Nihayetinde, dosyalar arasında dava konuların farklı olması sebebiyle bağlantı bulunmadığı açıktır.Bu arada belirtmek gerekir ki, mahkememizce İstanbul 13. ATM' nin 2018/191 E. sayılı dosyası celp edilmiş, bu davada alınan 11/02/2019 tarihli bilirkişi heyeti raporunda esasen dava konusu olmamasına rağmen bilirkişiler eldeki davaya konu yabancı para cinsinden alacakların tespitine yönelik olarak inceleme yapmışlar, eldeki davada alınan rapor gibi tarafların ticari defter ve belgeleri karşılaştırmaları olarak incelendiğinde cari hesaplar uyarınca davacının davalıdan 14.926,40 USD yabancı para alacağı olduğunu belirlemişlerdir. Raporların birbirlerini teyit etmesi bakımından bu hususa da değinilmesi gerekmiştir.Davalının cari hesaba faturaları kendi ticari defter ve kayıtlarına işlediği, faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğunun incelemede tespit edildiği, bu halde yerleşik Yargıtay uygulamaları gereğince davacı tarafından kesilen faturaları kendi ticari defterlerine işleyen davalının, akdi ilişkinin varlığının yanı sıra faturaya konu malı teslim aldığının kabulünün zorunlu olduğu, öte yandan davacı tarafından kesilen faturalara karşı davalının yasal süresi içinde itirazda bulunmadığı gibi yine iade de edilmediği, bu halde faturayı kabul eden, kendi ticari defterlerine işleyen bu suretle faturaya konu malları teslim alan davalının fatura bedelini ödemesinin gerektiği, ancak kendi cari hesabında davacıya takip tarihi itibariyle 14.926,40 USD borçlu olduğu ve herhangi bir ödeme kaydına rastlanılmadığı anlaşılmıştır. Bu halde, davalının bizatihi kendi ticari defter ve kayıtları ile davacıya 14.926,40 USD borçlu olduğu konusunda duraksama yoktur. Nihayetinde, 28/08/2019 tarihli denetime elverişli ve hüküm kurmaya müsait mali bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, davalının ... sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu itirazın iptali ile, takibin 14.926,40 USD üzerinden, takip talebinde gösterilen şartlarla devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, icra inkar tazminatı talebi bakımından, alacak likit ve muayyen olduğundan İİK'nın 67. maddesindeki yasal koşullar bulunmakla davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmiştir. Yerleşik Yargıtay İçtihatlarında vurgulandığı üzere, yabancı para cinsinden yapılan icra takiplerinde, icra inkar tazminatına takip tarihindeki kur karşılığı Türk Lirası üzerinden hükmedilmesi gerektiğinden takip tarihindeki kur birimi esas alınmıştır.(Y. 19.H.D. 2018/1997 E., 2020/852 K.).Ancak, icra inkar tazminatı olarak 10.469,67 TL netice tazminata hükmedilmesi gerektiği halde, hüküm fıkrasında sehven iş yoğunluğundan 10.649,67 TL olarak zabıta yazıldığı, bu durum gerekçeli karar yazıldığı sırada fark edildiğinden ve henüz gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmediğinden açık hesap hatası (maddi hata) tashih yoluyla HMK 304. maddesi uyarınca tashih edilerek aşağıdaki şekilde karar verilmiştir. " gerekçesiyle, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile davalının ... sayılı takip dosyasına yönelik yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin 14.926,40 USD üzerinden, takip talebinde gösterilen şartlarla devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacağın likit ve muayyen olduğu anlaşılmakla asıl alacak 14.926,40 USD'nin 24/08/2017 takip tarihindeki (1 USD=3,5071 TL) karşılığı olan 52.348,37 TL'nin %20'si oranındaki 10.649,67 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; mazeret dilekçeleri işleme alınmadan ve hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmeden tahkikatın bitirilmesi ve hüküm kurulmasının hukuki dinlenilme hakkının ihlali olduğunu, 17.11.2021 tarihli celseden önce trafik kazasına karışmaları nedeniyle duruşma saatinden önce celse uygulaması üzerinden mazeret dilekçesi yollandığını, mazeret dilekçelerinde "durusmaya gelirken yolda trafik kazasına karıştıgımdan yetişemeyeceğim, mazeretimin kabulü ile durusmanın ertelenmesini yokluğumda karara çıkılmamasını talep ederim." ifadesi bulunduğunu,ancak mazeretleri hakkında olumlu yahut olumsuz karar verilmeksizin ve adeta mazeret dilekçesi hiç sunulmamış gibi duruşma zaptında dahi değinilmeden, geçerli bir mazerete ve yokluklarında karar verilmemesini talep etmelerine rağmen yokluklarında tahkikat aşaması bitirilerek sözlü yargılama aşamasına geçilerek hüküm kurulduğunu, mazeret dilekçesi işleme alınmadan ve hakkında bir karar verilmeden sözlü yargılamaya geçilmesinin adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturduğunu, ayrıca bu suretle HMK m.186'da yer alan sözlü yargılama usulüne de uyulmadığını, birleştirme taleplerinin akıbeti beklenmeksizin karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, aralarında bağlantı bulunduğu sabit olan İstanbul 13 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/191 Esas sayılı dosyasında birleştirme talebine ilişkin karar verilmesini beklemeden hüküm kurulduğunu, ikinci mahkemenin vereceği birleştirme kararının ilk mahkemeyi bağlayacağını, bu hususta mahkemenin birleştirme talebinin akıbetini en azından bekletici mesele yapması gerekirken beklememesinin hatalı olduğunu, taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunmadığını, ödeme emrinde sunulu cari hesap ekstresi TL olduğundan işbu dava ile USD alacak talep edilemeyeceğini, davanın ihbarına ilişkin tercüme masrafının yargılama gideri olarak kabul edilmemiş olmasının hatalı olduğunu, davalı müvekkili lehine hükmedilen vekalet ücretinin hatalı olduğunu, karar tarihi itibariyle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL'ye çevrilerek hesaplanacak vekalet ücretine karar verilmesi gerektiğini, davacının icra takibinde 15.688,25 USD asıl alacağın yıllık %7 faizi ile tahsilini talep ettiğini, halbuki, taraflar arasında faize dair herhangi bir anlaşma olmadığını, bu sebeple 3095 sayılı Kanun 4/a maddesi uyarınca mahkemece takipteki işleyecek faizin miktarının belirlenmesi gerekirken icra takibindeki %7'lik faiz talebinin kabul edilmiş olmasının hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, aralarındaki ticari ilişki sebebiyle davalıdan açık hesap alacağı bulunduğunu ileri sürmüş; davalı borcu bulunmadığını savunmuştur. Dosya kapsamında bulunan...sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 15.688,25 USD x 3,5071 = 55.020,26 TL asıl alacak yönünden 24.08.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığı, takip dayanağı olarak cari hesap ve muavin defter kayıtlarının gösterildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece alınan bilirkişi raporu uyarınca davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.İlk derece mahkemesi kararı davalı vekilince istinaf edilmiş olup davalı vekili diğer istinaf sebeplerinin yanında, mahkemece karar verilen 17.11.2021 tarihli duruşma için sunmuş olduğu mazeret dilekçesi hakkında değerlendirme yapılmadan hüküm kurulduğunu ileri sürmektedir.HMK'nın ''Hukuki dinlenilme'' başlıklı 27. maddesi ve Anayasanın ''Hak arama hürriyeti'' kenar başlıklı 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkına ilişkin 6.maddesi uyarınca, davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptirler.Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren hukukî dinlenilme hakkının ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkânı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir.O hâlde duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da yargılamaya devam edilmesine karar verilecektir (Yargıtay HGK'nın 20/04/2021 tarihli, 2017/10-1824 Esas, 2021/520 Karar sayılı kararı).Yukarıda anılan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece 17.11.2021 tarihli duruşmada karar verilmiş olup davalı vekilince 17.11.2021 tarihinde saat 10.59'da UYAP üzerinden mazeret dilekçesi gönderilerek, duruşmaya gelirken kaza yaptığı belirtilmiş, bu sebeple duruşmanın başka bir güne ertelenmesi ve yokluğunda karar verilmemesini talep edilmiştir. 17.11.2021 tarihli duruşmada ise mahkemece, davalı vekilinin mazeret dilekçesinden bahsedilmemiş, mazeret beyanı hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmeksizin dava sonuçlandırılmıştır. Bu nedenlerle, davalı vekilinin mazeret talebi hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmeden davanın sonuçlandırılması yukarıda anılan temel usul ilkelerine aykırı olup bu durum savunma hakkının kısıtlanması ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali sonucunu doğurduğundan, hükmün bu sebeple kaldırılması gerekmiştir (Yargıtay 9. HD'nin 22/02/2021 tarihli ve 2021/1404 E., 2021/4511 K. sayılı kararı). Zira bu durumda, ilk derece mahkemesince, davanın sonuçlandırılması için gerekli yasal koşullar tamamlanmadan karar verildiği anlaşılmaktadır. Yargıtay tarafından geliştirilen mutlak temyiz sebepleri kavramından hareketle, temel yargılanma haklarının ihlali sonucunu doğuran usul hatalarının mutlak istinaf sebebi olarak kabulü gerekir. İlk derece mahkemesinde bir tarafın hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmiş olması mutlak bir istinaf sebebi olarak kabul edilmelidir. Nitekim, hukuki dinlenilme hakkı yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gereken bir temel yargısal haktır. Açıklanan bu gerekçelerle, hukuki dinlenilme hakkını zedeleyen usul hatalarının giderilmesi, davanın sonuçlandırılması için gerekli koşulların tamamlanması ve davanın yeniden görülmesi için, esasa ilişkin istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının HMK'nın 353/1.a.4.maddesi gereğince kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.4 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeniden verilecek kararla birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.29.05.2025