T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2172
KARAR NO:2025/961
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 15. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:21.09.2021
NUMARASI:2018/14 Esas - 2021/681 Karar
DAVA:İtirazın İptali (Ticari satımdan kaynaklı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili firmanın teflon maddesinden takoz tabir edilen imalatları yaptığını ve sattığını, davalı firmanın müvekkilinden bu şekilde teflon içerikli mal aldığını, davalıya malların teslim edildiğini, bu satış karşılığında davalıya 14.061,28 TL lik ve 18.209,61 TL lik faturalar kesildiğini, ancak davalının bu borçlarını ödemediğini, ödenmeyen borçlar üzerine davalı hakkında ... sayılı dosyası ile icra takibi yapıldığını, ancak davalını... sayılı dosyadan açılan iş bu icra takibinde borca ve ferileri ile birlikte takibe itiraz ettiğini, davalının itirazının haksız olduğunu beyanla; davanın kabulü ile ... sayılı dosyasına davalının yaptığı itirazın iptaline ve takibin devamına, itiraz haksız ve kötü niyetli ayrıca alacak likit olduğundan davalının alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının müvekkili şirketten talep edebileceği herhangi bir hak ve alacak bulunmadığını, bu nedenle fatura içeriği sözde borcu kabul etmediklerini, müvekkili şirket tarafından satın alınan segman malların ayıplı olduğunu, ... görevinin iyi bir gaz sızdırmazlığı sağlayarak, yanma odasındaki yanmış gazların kartele dolmasına engel olmak, ayrıca hava-yakıt karışımının sıkıştırılmasında sızıntıya meydan vermeden kompresörün iyi çalışmasını sağladığını, ancak davacıdan almış oldukları ürünleri kullandıklar ve müşterimize sattıkları kompresörlerden dolayı müşterilerden gelen şikayetler doğrultusunda davacıdan satın alınan segmanların hatalı ve ayıplı olduğu, kendisinden beklenen faydayı sağlamadığının anlaşıldığını, söz konusu ürünlerin kompresörlerde istenilen fayda verimi sağlamadığını, ayıbın direk basit muayene ile tespit edilemediği ve gözle görülemediği, malın kullanımı esnasında ve ileri ki zamanlarda ortaya çıkan ayıpların gizli ayıp olduğunun izahtan vareste olduğunu, müşterilerden gelen şikayetler üzerine davacı tarafından satın alman segmanların problemli olduğunun, kompresörün randımanlı çalışmasına engel olduğunun ve istenilen verimi vermediğinin anlaşıldığını, işbu hususun derhal davacı tarafa bildirildiğini, ancak müvekkili şirket tarafından bildirimde bulunulmasına karşın davacı şirket tarafından fatura içeriğindeki segmanlara ilişkin herhangi bir iyileştirme, değişme vs. işlem dahi yapılmadığını beyanla; davacı tarafından ikame edilen haksız ve mesnetsiz davanın reddine,Davacı aleyhine %20'den aşağı olmamak kaydıyla kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda;"...Dava konusu uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilmiş olan tacirler arası satım sözleşmesine istinaden davacı satıcı tarafından davalı alıcıya satılmış olan teflon içerikli malların ayıplı olmaları nedeniyle davalı alıcının satım sözleşmesinden geçmişe etkili feshederek dönmeye ve fatura içeriklerinden yazılı olan satım bedeli tutarlarını davacı satıcıya ödememe hakkına sahip olup olmadığı (TBK.md.227/f.l/bent 1, md.229/f.l/bent 1)" noktasında toplandığı, satım konusu malların bedellerini içeren 14.061,28 TL lik ve 18.209,61 TL lik faturaların davacı satıcı tarafından düzenlenip davalı alıcıya gönderildiği ve her iki tarafın da ticari defterlerine işlendiği hususunda taraflar arasında ihtilaf söz konusu değildir.Davalı alıcı, malların ayıplı olduklarını iddia etmek suretiyle fatura bedellerini ödememiştir.Alınan bilirkişi raporları ile bir kısım malların kendilerinden beklenen olağan faydayı sağlayamayacak derecede gizli ayıplı oldukları bu nedenle karşı tarafa bildiriminin herhangi bir şekle bağlı olmadığı yazılı ihbar yapılma zorunluluğu bulunmadığı , mahkememizce dinlenilen tanık beyanları ve taraflar arasındaki davalı delil EK1 olarak sunulan e-mail yazışmaları ile (29.09.2017- 02.10.2017- 23.01.2018 tarihli ) davalı alıcı tarafından malların ayıplarının ortaya çıktıktan sona, makul bir süre içinde (TBK.md.223/f.2) ayıp ihbarında bulunulduğu anlaşılmıştır. İTÜ Kimya ve makine Mühendisliği Fakültelerinden seçilen ve mahkememizce İTÜ Labratuarında davaya konu ayıplı olduğu ileri sürülen fatura içeriği emtiaların kimyasal analizlerine dair raporun da irdelenerek yapılan son bilirkişi incelemesi ile dava konusu faturalar kapsamındaki ...malzemelerin: Gerekli standarda sahip olmadığı, gizli ayıplı olduğu, fatura içeriği ürünlerin içinde... olanları tümünün gizli ayıplı olduğu ve bu haliyle kabul edilebilir miktarının bulunmadığı,Dava konusu faturalar kapsamındaki ... malzemelerin: Gerekli standarda sahip olduğu, gizli ayıplı olmadığı, bu haliyle kabul edilebilir miktarının fatura kapsamındaki bu kalemlerin tümü olduğu, kabul edilebilir miktarının 15.496,25 TL olduğu anlaşılmakla davalı alıcı her ne kadar satım sözleşmesinden açıkça fesih beyanında bulunmayarak dönmemiş olsa da satım bedellerini ödememek suretiyle örtülü olarak döndüğü, bu itibarla davalı alıcının ayıplı mallara ilişkin satım bedeli tutarını ödememe hakkına sahip olduğu (TBK.md.227/f.l/bent 1, md.229/f.l/bent 1), Ancak aynı zaman da, elinde bulunan ayıplı malları davacı satıcıya iade etme yükümlülüğü altına girdiği kanaatine varılmıştır. (TBK.md.229/f.l).Anılan durum karşısında davanın kısmen kabulü gerektiği davaya konu alacağın yargılamayı gerektirip likit bir alacak mahiyetinde olmadığı bu nedenle icra inkar tazminat talep koşullarının da bulunmadığı..." gerekçesiyle, davalıya ayıplı olup kabulü mümkün olmadığı belirlenen ... malzemelerinin (fatura içeriği kg ve miktarda) masrafı davalı tarafından karşılanmak kaydıyla 2 hafta içerisinde davacıya teslimine, davanın kısmen kabulü ile ... sayılı dosyası ile başlatılan takibe yönelik itirazın kısmen iptali ile takibin 15.496,25-TL üzerinden takip koşulları ile devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, icra inkâr tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin, teknik konuda alınmış olan bilirkişi raporları arasındaki çelişkiyi gidermeksizin hüküm tesis ettiğini, kurulan hükme hatalı olduğu kanaatinde oldukları bilirkişi raporunu dayanak aldıklarını, Davacı tarafın ürünleri ayıplı olduğundan davacı şirketin müvekkili şirket nezdinde hak ve alacağı bulunmadığını, 21.06.2021 tarihli bilirkişi raporunda yer alan tespitlerin tamamının hukuka aykırı olduğunu, kimya mühendisi, makine yüksek mühendisi, mali müşavir ve hukukçu akademisyen bilirkişi kurulunca düzenlenen 15.10.2020 tarihli bilirkişi raporu davacının, müvekkili şirket nezdinde herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığını net bir biçimde ortaya koyduğunu, 15.10.2020 tarihli raporda detaylı bir inceleme ve değerlendirme yapıldığını, mezkur raporda teferruatlı teknik tespitlerden sonra uyuşmazlığın mali ve hukuki boyutu irdelenerek müvekkil şirketin sözleşmeden dönmeye ve satım bedeli tutarını ödememeye hakkı bulunduğu, eş deyişle davacı tarafın taleplerinin haksızlığı tespit edildiğini, teknik değerlendirmeler incelendiğinde; heyetin rapor düzenlerken öncelikle teknik boyuta ilişkin teferruatlı açıklamada bulunduğu, uyuşmazlığa konu ürünleri bağımsız labaratuarlarda bir dizi teste tabi tuttuğu, testler sonucunda elde edilen verilerden yola çıkarak müvekkili şirketin bu ürünleri kullanarak ürettiği ürünlerin gizli ayıplı olarak üretildiğinin tespit edildiğinin görüleceğini, tüm teknik verileri ve mali- hukuki değerlendirmeleri ayrıntılı olarak içeren bu rapora karşı davacı tarafça gerçeğe açıkça aykırı beyanlarla yapılan itirazlar üzerine yeni bir rapor alınmış ise de 21.06.2021 tarihli raporda yer alan tespitlere itibar edilmesinin mümkün olmadığını,Ürünlerin bir kısmının ayıplı olduğu, bir kısmının ise ayıpsız olduğu kabulü üzerinden davacı şirket lehine alacağa hükmetmek açıkça hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin, somut olayın özelliklerini, özellikle bu malzemelerin birlikte kullanılarak müvekkili şirket tarafından ürün üretildiği ve üretilen makinelerin gizli ayıplı olduğu gerçeğini göz ardı ettiğini, davacının, müvekkili şirkete satmış olduğu ürünleri ayrı ayrı değerlendirmek mümkün olmadığını, zira ürünler, müvekkili şirket tarafından üretilen makinelerde birlikte kullanılmış ve ürünlerin büyük bir bölümünün ayıplı olması nedeniyle makineler ayıplı olarak üretildiğini, dolayısıyla,15.10.2020 tarihli rapor karşısında 21.06.2021 tarihli raporda yer alan tespitlere itibar edilmesi mümkün değil iken, mahkemenin hatalı tespitler içeren raporu hükme dayanak almasıın hatalı olduğunu, mahkeme dosyasında mevcut olan tüm deliller, davacı şirket ile müvekkili şirket arasındaki yazışmalar incelendiğinde görüleceği üzere müvekkili şirket davacı tarafa ''siparişin İtalya analizine göre olacağını'' bildirmiş, davacı şirketçe de ürünlerin analiz sonuçları olarak bahsi geçen ... ve ... başlıklı iki belge müvekkili şirkete gönderildiğini, yani bahsi geçen belgeleri davacı taraf analiz sonucu olarak müvekkili şirkete göndermiş ve ürünlerin bu standartlara uygun olacağını taahhüt ettiğini, davacı tarafın ise gerek yazılı dilekçelerinde gerekse duruşma esnasındaki beyanlarında bu belgelerin satılan ürünlere ilgili olmadığına dair mesnetsiz iddialar ileri sürmekten geri durmadığını, buna rağmen 15.10.2020 tarihli bilirkişi raporunda malzemelerin bu analiz sonuçlarını karşılayıp karşılamadığı dahi değil; analiz sonuçlarının normal parametreleri karşılayıp karılamadığına dair inceleme yapıldığını,Dava konusu malzemeler üzerinde ''çekme(kopma) dayanımı testi, akma dayanımı testi, basma dayanımı testi, eğilme dayanımı testi, yoğunluk testi, sertlik testi, çentik darbe testi vb.' bir dizi test yapılmış, test sonucunda Siyah A ve Siyah B olarak adlandırılan Karbon ihtiva eden teflon malzemelerin kullanıma uygun olmadığı, Kahverengi A ve Kahverengi B olarak adlandırılan Bronz ihtiva eden teflon malzemelerin kullanıma uygun olabileceği, kompresörlerde kullanılan bu malzemelerden Siyah A ve Siyah B olarak adlandırılan Karbon ihtiva eden teflon malzemelerin takriben %85 mertebesinde, Kahverengi A ve Kahverengi B olarak adlandırılan Bronz ihtiva eden teflon malzemelerin ise %15 mertebesinde kullanılmakta olabileceği, ayrıca aynı kompresörde her iki malzemenin de kullanılmış olması nedeniyle kompresörlerin gizli ayıplı imal edilmiş olabileceği, davacı tarafından müvekkili şirkete satılan malların gizli ayıplı olduğu ve kendilerinden beklenen faydayı sağlayamayacak derecede ayıplı olduğu, malların ayıbı ortaya çıktıktan sonra makul bir süre içinde ayıp ihbarında bulunulduğu, davalının sözleşmeden dönmeye ve satım bedeli tutarını ödememe hakkına sahip olduğu tespit edildiğini, buna rağmen, davacı tarafından satılan ürünler sanki üretilen makinelerde birlikte kullanılmayacakmış gibi değerlendirme yaparak müvekkili şirket aleyhine hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, Müvekkili şirketin ürettiği makinelerde, davacı taraftan aldığı ürünleri birlikte kullanacağından bu ürünlerin belirli kriterleri taşımasını istediğini, davacı taraf bu kriterleri taşıdığını taahhüt ettiğini, ancak müvekkili şirketçe aranan kriterler bir yana, davacı ürünlerinin piyasada normal olarak kabul edilen kriterleri dahi taşımadığı ve müvekkili şirket makinelerinin gizli ayıplı üretildiği tespit edildiğini, tüm bu somut gerçeklerden davacı tarafın taleplerinde haksız olduğu sonucunun ortaya çıktığını, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkilinin sadece ve sadece davalı tarafından talep edilen ebatlarda belli oranda bronz ve karbon içeren teflon alaşımlı silindir şeklinde ve takoz tabir edilen mamülleri ürettiğini ve davalıya bunları sattığını, müvekkilinin sattığı ve faturada gösterdiği malların dışında başka bir üründen ve mamülden sorumlu tutulması mümkün olmadığını, bilirkişilerin faturaların dışına çıkmış yukarıda da belirttikleri üzere konuyla ilgisi olmayan dosyaya bir bakıma sokuşturulan belgelere göre test ve hesap yaparak rapor düzenlediklerini, yapılan işlemlerin usul ve yasaya aykırı olduğunu, Müvekkilinin vaadetmediği ve davalının da talep etmediği özelliklerin davaya konu mallarda olup olmadığını tespit etmenin ve bunun üzerinden malların ayıplı olup olmadığına karar vermenin zaten abesle iştigal ettiğini, bu konuyu defalarca yazmalarına ve itiraz etmemize rağmen mahkemece dikkate alınmadığını,Davalı şirketin, müvekkilinden bronz ve karbon karışımlı ptfe den yapılan takozlar talep ettiğini ve müvekkilinin de bunları sattığını, bu malları nerde kullanacağını, bu mallardan ne beklediğini hiç bir surette belirtmediğini, müvekkilinin de buna mukabil herhangi bir referans değer taahhüt etmediğini, ancak sanki ortada spesifik referans değerler ve belli taahhütler varmış gibi varsayımlar üzerinden konu ile alakasız bir takım testler yapıldığını ve malların (özellikle siyah olanların) ayıplı olduğu iddiasında bulunulduğunu, tarafların talep ve taahhüt etmediği kıstasların bilirkişi tarafından talep edilmesi veya davaya dahil edilmesi yasal olarak mümkün olmadığını,Davalının dahi duruşmada bahsi geçen ürünlerden kendi imal ettiği segmanların kompresörlerde 5000-6000 saat çalıştığını beyan ettiğini, dolayısı ile ortada herhangi bir ayıp bulunmadığını, davalının bu mallardan 7-8000 saat çalışma elde edememiş olması malları ayıplı kılmayacağını, defalarca mükerreren beyan ettikleri gibi müvekkilinden belli referans değerler talep edilmediğini ve müvekkilinin de belli referans değerleri taahhüt etmediğini,Dosyaya en baştan beri tanık dinletilmesi, sonradan delil sunulmasına muvafakat etmediklerini beyan ettiklerini, ancak buna rağmen yasal süreden sonra davalının delil sunmasına ve hatta bu dava ticari bir alacak davası olmasına rağmen tanık dinletmesine mahkemece izin verildiğini, yasal süreden sonra sunulan bu deliller ve tanıklar usul ve yasaya aykırı olup davaya ve hükme esas teşkil etmesinin mümkün olmadığını,Davalı ayıp iddiası konusunda hiç bir ticari kurala riayet etmemiş basiretli bir tacir gibi davranmadığını, ne ayıp konusunda bir ihtar çekildiğini, ne iade faturası düzenlediğini, ne de başkaca bir bildirimde bulunduğunu,Çok uzun bir süre ödeme yapmaktan kaçınmış ancak konu icra aşamasına gelince bir takım uydurma ayıp iddialarını ileri sürdüğünü, davalının bu davranışının iyiniyet ve dürüstlük kurallarına uymadığını, ticari teamüllerle uyuşmadığını, hayatın olağan akışına uymadığını, basiretli bir tacir davranışı olmadığını,Dava itirazın iptali ve ticari alacağın ödenmesi davası olduğunu, ancak her nasılsa dava sanki davalının davasına dönüştürülmüş tamamı ile davalının bütün beyanı gerçek kabul edilerek tahkikat yürütüldüğünü, tanık dinletilmesine muvafakat etmediklerini, halde tanık dinletildiğini, davalının kendi maaşlı çalışanlarının beyanları gerçek kabul edilerek devamında işlemler yapıldığını, Müvekkilinin davalıdan alacağı olduğu en başta alınan bilirkişi raporunda açık ve net bir şekilde görüldüğünü, davayla ilgisi olmayan konularda alınan teknik raporun hiç bir hukuki değeri bulunmadığını, müvekkilin taahhüt etmediği, davalının ise talep etmediği taraflar arasında düzenlenen faturalar da dahi yer almayan bir takım kıstasların bilirkişinin keyfi tutumu ile dosyaya sokulması dava konusu haline getirilmesi ve bu talepleri üzerinde rapor alınarak karar verilmesi hukuken mümkün olmadığını, çok basit bir örnekleme yapmak gerekirse, eğer bir taraf 14 ayar altın istemişse ve diğer taraf da 14 ayar altın satmışsa diğer taraf daha sonra malın 24 ayar altın olmadığından bahsile ayıp iddiasında bulunamayacağını, olayımızda ise tam olarak bu yapılmış müvekkilinin satmadığı ve taahhüt etmediği bir mal müvekkilinden istenmiş ve buna göre ayıp iddiasında bulunulduğunu, bunun akıl mantık ve hukukla izahının mümkün olmadığını, davalı ne talep etmişse müvekkili onu sattığını, müvekkili firmanın davalıya tam ve sağlam mallar satmış buna rağmen haksız bir şekilde davanın kısmen reddedildiğini,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümüyle kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, ticari satım nedeni ile düzenlenen fatura bedelinin tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali ile icra inkâr tazminatının tahsili istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı, davalıya satıp teslim ettiği ürünler nedeniyle davalıya kesilen 14.061,28-TL lik ve 18.209,61-TL lik fatura bedellerinin ödenmediğini ileri sürmüş, davalı ise davacıdan satın alınan ürünlerin gizli ayıplı olduğunun anlaşıldığını, ayıbın davacıya derhal bildirildiğini ileri sürerek, ayıplı ürünler nedeniyle borçlu olmadığını savunmuştur.İlk derece mahkemesince sunulu deliller ile, satışı yapılan ürünler üzerinde incleme de yaptırılarak bilirkişi raporları alınmış, tarafların önceki bilirkişi raporalarına itirazlarının da giderilmesi için alındığı anlaşılan 21.06.2021 tarihli bilirkişi rapor içeriğindeki tespitler dikkate alınarak hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde;HMK'nın 282. maddesi uyarınca bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup, ilk derece mahkemesince sunulu deliller ile, satışı yapılan ürünler üzerinde inceleme de yaptırılarak bilirkişi raporları alınmış, tarafların önceki bilirkişi raporlarına itirazlarının da giderilmesi için alındığı anlaşılan 21.06.2021 tarihli bilirkişi rapor içeriğindeki tespitlerde dikkate alınarak ve gerekçesi yazılmak suretiyle hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Buna göre Davalı vekilince dosyada alınan bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeksizin 21.06.2021 tarihli rapor içeriğindeki tespitlere göre hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu yönündeki istinafı yerinde görülmemiştir.Mahkemece hükme esas alındığı anlaşılan 21.06.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporu içeriğindeki tespitlere göre satışı yapılan ürünlerden ... malzemelerinin gizli ayıplı olduğu tespitine göre ve bu ürünlerin satış faturasındaki değeri dikkate alınarak hüküm kurulduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davacı vekilinin istinaf başvurusunun incelenmesinde;Davalı tarafından 29/09/2017 tarihli e-mail ile davacı yana son alınan segman malzemereden müşteri şikayeti üzerine sıkıntılar yaşandığının bildirildiği, karşılığında aynı tarihli e-mail ile verilen cevapta davacı şirket çalışanının (davacı çalışanı olmadığı yönünde davacı yanın hiçbir aşamada itiraz yöneltmediği anlaşılan) ,"... En kısa zamanda tespit e gerekirse değişim için beklemekteyiz" şeklinde cevap verdiği, bu surette ayıp ihbarının süresinde yapılmış olduğunun kanıtlandığı sonucuna varılmaktadır.Davalı tarafça sunulan cevap dilekçesinde malların ayıplı olduğu, bu sebeple borçlu olunmadığının savunulmuş olduğu, bu durumda bir kısım fatura konusu malların ayıplı olduğunun yargılama sürecinde alınan 21.06.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporu tarafından tespit edildiği de gözetildiğinde, ilk derece mahkemesince ayıba ve ihbarına ilişkin tanık dinlenmesinin sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Buna göre, davacı vekilinin ayıp ihbarının süresinde yapılmadığı ve muvafakatları olmaksızın mahkemece tanık dinlenmesinin usule uygun olmadığı yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.TBK'nın 219. maddesine göre, "Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur. Buna göre maldaki ayıp; satıcının beyan ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmak üzere iki türde ortaya çıkabilecektir. Bunlardan ikinci tür olan yani lüzumlu vasıflarda eksiklik şeklinde ortaya çıkan ayıptan bunun varlığını bilmese dahi satıcı sorumludur. Ayıp, maddi, hukuki ya da ekonomik eksiklik şeklinde ortaya çıkabilir. Bunlardan yola çıkılarak; satıcı ve dolayısıyla teselsül ilişkisi nedeniyle ithalatçıyı maldaki ayıptan sorumlu tutmanın maddi koşulları, ortada ayıp sayılan bir eksikliğin olması, ardından maldaki eksikliğin önemli olması ve ayıbın malın yarar ve zararının alıcıya geçtiği anda varolması, tüketicinin ayıbın varlığını bilmeden malı satın almış olması, olarak sayılabilir. Borçlar Kanunu'nda tanımını bulan ayıba karşı tekeffül, satılan şeyin satıcının zikrettiği vasıfları taşımamasından veya bu şeyin değerini sözleşme gereğince ondan beklenen yararları azaltan veya kaldıran eksiklikler bulunmasından satıcının sorumlu olmasıdır.Diğer bir anlatımla ayıp, satılanın normal niteliklerinden ayrılmasıdır. Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Aynı zamanda satıcının bu borcu kanuni bir borç mahiyetindedir (YAVUZ, Nihat: Ayıplı İfa, Ankara 2010, 2. Baskı, s. 91- 92).İlk derece mahkemesince satılan ürünlerden alınan örnekler üzerinde teknik inceleme de yaptırıldıktan sonra bilirkişi kurulu raporları alınmış, tarafların önceki raporlara itirazlarının da giderilmesi amacıyla 21.06.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporu dosyaya kazandırılmış, hükme esas alındığı anlaşılan rapor içeriğindeki tespitlere göre davacı tarfından davalıya satılan fatura konusu ... malzemelerinin gerekli standarda sahip olmadığı, gizli ayıplı olduğu, fatura içeriği ürünlerin içinde ... olanlarının tümünün gizli ayıplı olduğu ve bu hâliyle kabul edilebilir nitelikleri bulunmadığı, yine dava konusu faturalar kapsamındaki ... malzemelerin ise gerekli standarda sahip olduğu, gizli ayıplı olmadığı, bu hâliyle kabul edilebilir olduklarının tespit edildiği anlaşılmış, fatura içeriğindeki bu ürünlere ilişkin miktar ve tutarlar dikkate alınarak sonuca gidilmiştir. Buna göre davalıya satılan ürünlerin niteliği kanusunda tahhütte bulunulmadığı, dolayısıyla ayıplı olduğunun kabul edilemeyeceği, tanık olarak davalı çalışanların beyanlarına göre ayıbın kabul edilmesinin doğru olmadığı yönündeki davacı vekilinin istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir.Taraf vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 792,90 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 29.05.2025