T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/303
KARAR NO:2025/785
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:14/10/2021
NUMARASI:2015/1257 Esas - 2021/660 Karar
DAVA:İtirazın İptali (Bankacılık işlemlerinden kaynaklı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı banka vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ;Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı bankanın ... Şubesinde bulunan .... ve... no.lu hesaplarına 670.000,00 USD ve 450.000,00 USD para yatırdığını, ancak yatırılan paraların bankaca verilmediğini, paranın tahsili amacıyla ... sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itirazın haksız olduğunu, müvekkilin EFT ve virman taleplerine davalı bankanın kayıtsız kaldığını, daha 02.10.2015 tarihli havale talebine aynı tarihli e-mail ile verilen cevapta hesapların ... Şti'nin kredi borçları için rehinli olduğunun bildirildiğini, bankaca birbiriyle uyumsuz sözleşmelerin müvekkili şirket yetkilisi ...'ya ibraz edildiğini, müvekkilince keşide edilen Kadıköy ... Noterliğinin 07.10.2015 tarihli ihtarnamesi ile hesaplardaki paranın ödenmesinin talep edildiğini, davalı bankanın Beyoğlu ... Noterliğinin 19.10.2015 tarihli cevabi ihtarında kredi hesaplarının başka bir kredi borçlusuna kullandırılan krediler nedeniyle rehinli olduğun bildirildiğini, rehin sözleşmesi altındaki imzaların şirket yetkilisine ait olmadığını, lehine rehin verilen ... Şti. ile müvekkili şirket arasında bir sözleşme veya ticari ilişki bulunmadığını ileri sürerek, itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ... TAŞ vekili, savunmasında özetle; müvekkil bankanın ... Şubesi ile dava dışı kredi lehtarı ... Şti. arasında düzenlenen genel kredi sözleşmeleri kapsamında krediler kullandırıldığını, bu kredilerin teminatı olarak davacıya ait 02.10.2014 tarihinde açılan ...nolu vadeli hesapta bulunan 1.300.000,00 USD'ye 03.10.2014 tarihinde, yine 14.10.2014 tarihinde açılan ... no.lu vadeli hesapta bulunan 500.000,00 USD'ye 15.10.2014 tarihinde rehin konulduğunu, davacının her iki rehin sözleşmesinde imzasının bulunduğunu, müvekkilin rehin sözleşmesi uyarınca davacının muvafakatine gerek olmaksızın rehinli hesaptan kredi alacaklarını tahsil etme yetkisi bulunduğunu, sözleşmenin 1. ve 2. maddelerinde bu hususa yer verildiğini, rehin sözleşmesinin anılan maddeleri uyarınca iki adet hesabın müvekkil bankaya rehinli olduğunu, dava dışı kredi borçlusu... Şti.'nin kredi borçlarını ödemeyince müvekkil bankanın rehin sözleşmesinden doğan hakkını kullanarak 08.10.2015 tarihinde iki adet hesapta bulunan parayı kredi borcuna mahsup ettiğini ve bu durumu davacıya 09.10.2015 tarihli mektupla bilgi verildiğini, dava dışı kredi lehtarı şirket ortağı ...'nun davacı şirket yetkilisi ...nın kardeşi olduğunu, yine anılan şirkete kullandırılan kredinin teminatı için 06.05.2014 tarihinde davacı şirketin maliki olduğu fabrikanın ipotek verildiğini, kullandırılan kredinin davacının...bank'a olan borcu nedeniyle anılan bankaya gönderilip kredi borcunun kapatıldığını, banka borcunun kapatılması üzerine müvekkil banka ipoteğinin 1.dereceye yükseldiğini, fabrika binasının satılacağı talebi üzerine nakit blokaj karşılığında, ancak ipoteğin fek edilebileceğinin bildirildiğini, davacının kabul etmesi üzerine fabrika binasının "..." adlı firmaya satıldığını, bu paradan 1.800.000,00 USD miktarın nakit blokaj yapılarak ipoteğin fek edildiğini, dolayısıyla tüm süreçlerin davacının talimatı bilgisi ve imzası dahilinde yürütüldüğünü savunarak, davanın reddine ve kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, İİK m.67 hükmünden kaynaklanan itirazın iptali ve takibin devamı niteliğindedir. Takibe konu miktarlar ve dava değeri yabancı para olmakla Yargıtay 19.HD uygulaması gereği yabancı paranın dava tarihindeki efektif satış kur miktarı dikkate alınmış, bu çerçevede harç eksikliği yargılama aşamasında giderilmiştir.Taraflar arasında yukarıda tespit edilen uyuşmazlığın çözümü açısından en önemli husus davacı vekilinin cevaba cevap dilekçesinde de belirttiği üzere bankanın ileri sürmüş olduğu sözleşmenin sahte olup olmadığıdır.Davacı vekilinin dava dilekçesinde iddiaya konu olan vakıalar belirsiz ise de davacı vekili dilekçelerin verilmesi aşamasında sunduğu cevaba cevap dilekçesinin ikinci sayfasında iddiasını bankanın ileri sürmüş olduğu sözleşmelerin sahte olup olmadığı noktasına dayandırmıştır. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı m.141 hükümü ile düzenlenmiştir. Dilekçelerin verilme aşamasındaki düzenlemeye göre; '(1)Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez. (2)İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi konusunda ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri saklıdır.' düzenlemesine yer verilerek, yargılamanın aşamalarına göre bir ayrım yapılmıştır. Açıklanan hükme göre dilekçenin verilmesi aşamasında iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı söz konusu değildir. Tarafların, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesi ile iddia ve savunmalarını serbestçe genişletmesi yahut değiştirmesi mümkündür. Savunmayı ve iddiayı genişletme veya değiştirme yasağı ikinci cevap dilekçesinin verilmesi ile başlar. Ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile savunma genişletilebilir ya da değiştirilebilir. Oysaki dilekçenin verilmesi aşamasında tarafların sunmuş olduğu dilekçe içerikleri gözetildiğinde yukarıda açıklanan uyuşmazlık konusu dışında başkaca bir uyuşmazlık konusu bulunmadığından uyuşmazlığın bu çerçevede halli usulen gerekli ve zorunludur. Taraflar arasında uyuşmazlık konusu karşısında ispat yükünün kime düşeceğinin öncelikle tespiti ve uyuşmazlığın halli gerekir.Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, 6100 sayılı HMK.nın m.190 hükümüne göre, ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Buna göre iddia olunan vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan hak çıkartan taraf davacı olmakla davacı ispat yükü altındadır. Ancak davacının ispat yükü altında olması karşı tarafın karşı ispat faaliyeti çerçevesinde delillerini göstermesine ve bu delillerin toplanmasına engel değildir. Uyuşmazlıkla ilgili ilk teknik incelemesi yapan ATK 31/10/2018 tarihli ön raporunda, öncelikle ...bank'a ait dekont, dilekçe, Tuzla Tapu Müdürlüğüne başvuru belgesi, davacının sunduğu beş adet talimatın tek tek gösterilmek suretiyle hangi belge veya belgelerdeki imzaların kabul edilip edilmediği hususunun araştırılması gerektiğini belirtmiş, bu çerçevede mahkememizce tahkikat aşamasında bu yöne ilişkin eksiklik giderilmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlığa esas olan sözleşmeler ile ilgili 07/01/2020 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunun içeriğine göre , 'inceleme konusu rehin sözleşmesi asıllarında yer alan kaşe izi, imzalar ve el yazılarının ıslak kaşe izi, imza ve el yazısı olduğu, bilgisayar ve ekipmanı ile ya da sair usullerle oluşturulduklarına dair herhangi bir bulgu saptanmadığı; 07/11/2019 tarihli duruşma tutanağında ... tarafından kabul edilen imzaları havi belgeler de mukayese alınarak yapılan incelemede; inceleme konusu rehin sözleşmesi asıllarında rehin veren bölümlerinde ... adına atılı imzalar ile ...'nın mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'nın eli ürünü olduğu; inceleme konusu ... ibareli rehin sözleşmeleri fotokopilerinin 1, 2, 3 ve 4. sayfalarında rehin veren bölümlerinde yer alan kaşe izi ve imzalar ile 03/10/2014 tarih ve 1.300.000 USD -Bir milyon üç yüz bin USD bedelli rehin sözleşmesi aslının 1, 2, 3 ve 4. sayfalarında rehin veren bölümlerinde yer alan ıslak kaşe izi ve imzaların birbirleri ile tetabuk halinde oldukları, yine bila tarih ve 1.300.000 USD "Bir milyon üç yüz bin Amerikan Doları bedelli rehin sözleşmesi fotokopisinin 1. sayfasında rehin veren bölümünde yer alan kaşe izi ve imza ile 03/10/2014 tarih ve 1.300.000 USD - Bir milyon üç yüz bin USD bedelli rehin sözleşmesi aslının 1. sayfasında rehin veren bölümünde yer alan ıslak kaşe izi ve imzanın birbirleri ile tetabuk halinde oldukları, dolayısıyla fotokopi rehin sözleşmelerindeki söz konusu kaşe izi ve imzaların 03/10/2014 tarih ve 1.300.000 USD - Bir milyon üç yüz bin USD bedelli rehin sözleşmesi aslının 1, 2, 3 ve 4. sayfalarında rehin veren bölümlerinde yer alan ıslak kaşe izi ve imzalardan bilgisayar ve ekipmanı vasıtasıyla türetilmiş oldukları; inceleme konusu asıl rehin sözleşmelerinde ... T.A.Ş. ... şubesine atfen basılı kaşe izleri ve atılı imzalar ile fotokopi rehin sözleşmelerinde ... T.A.Ş. ... şubesine atfen yer alan kaşe izleri ve imzaların birbirleri ile tetabuk halinde olmadıkları; inceleme konusu asıl rehin sözleşmelerinde yer alan ıslak el yazıları ile fotokopi rehin sözleşmelerinde yer alan el yazılarının birbirleri ile tetabuk halinde olmadıkları, inceleme konusu asıl rehin sözleşmelerinde ... adına atılı imzaların bir kalem, diğer el yazısı ve imzaların ise farklı fiziki evsafta ikinci bir kalem ile oluşturulmuş oldukları; mürekkeplerde yazı yaşı tayinine yarayan ve halen kullanılagelen bilimsel her hangi bir yöntem bulunmadığından asıl rehin sözleşmelerinde yer alan kişi izi, imza ve el yazılarının yaşı hakkında zaman birimleri açısından bir tespite gidilemediği; iceleme konusu rehin sözleşmelerinde kaşe izi incelemesi için; ... şirketinin ve ... T.A.Ş. ... şubesinin inceleme konusu sözleşmelerin tanzim tarihinde kullandıkları kaşelerinin temin edilmesi, temin edilemiyor ise söz konusu kaşeler ile oluşturulmuş kaşe izlerini havi belgelerin temin edilmesi; inceleme konusu rehin sözleşmelerinde el yazısı incelemesi için; yazı incelemesi istenen şahıslara huzurda inceleme konusu rehin sözleşmeleri kendilerine gösterilmeden, sözleşme içeriklerini oluşturan tüm yazıların aynı tip harfler ile dikte suretiyle ve normal yazma hızında bir çok kez yazdırılması; inceleme konusu rehin sözleşmelerinde ... T.A.Ş. ... şubesine atfen atılı imzaların incelenmesi için; ... ve ...'in huzurda en az dört sayfa imza örneklerinin alınması ve tutanakların kime ait olduğunun belirtilmesi; inceleme konusu rehin sözleşmelerinde ... T.A.Ş. ...şubesine atfen atılı imzaların incelenmesi için; ... ve ...'in inceleme konusu belgelerin düzenlenme tarihine yakın ve tercihen bu tarihten önce başka amaçlarla atmış olduğu bol ve samimi imzalarını içerir belgelerin; muhtarlıklar, noterler, bankalar, seçim kurulları, tapu ve vergi daireleri, nüfus müdürlükleri, evlendirme dairesi, dernekler ve vakıflar, vb. gibi çeşitli kurum ve kuruluşlardan temin edilerek, mevcutlar ile birlikte gönderilmesinin gerektiği' hususları bildirilmiştir. Akabinde 07/01/2020 tarihli ATK raporunda imza dışındaki diğer hususlar ile ilgili kayıt ve belgelerin tamamlanmasına yönelik tahkikat işlemlerine devam edilmiş, akabinde gerekli kayıt ve belgelerin tam ve eksiksiz şekilde temin edilmesi sonrası ATK'dan yeniden eksik hususlarla ilgili rapor alınmıştır. ATK'nın 17/02/2021 tarihli raporun sonuç kısmında, 'yazılarla ilgili yapılan araştırmada inceleme konusu 1.300.000 USD ve 500.000 USD bedelli rehin sözleşmesi asıllarında yer alan yazılar ile ... ve ...'nın mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu yazıların mevcut mukayese yazılarına kıyasla ... ve ...'nın eli ürünü olmadığı; inceleme konusu ... ibareli iki adet rehin sözleşmesi fotokopisi ve bila tarihli 1.300.000 USD bedelli rehin sözleşmesi fotokopisinde yer alan yazılar ile ... ve ...'nın mukayese yazıları arasında; tersim biçimi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu ve seyir bakımından farklılıklar saptandığından söz konusu yazıların mevcut mukayese yazılarına kıyasla kuvvetle muhtemel ... ve ...'nın eli ürünü olmadığı; inceleme konusu 1.300.000 USD ve 500.000 USD bedelli rehin sözleşmesi asıllarında .... T.A.Ş kaşe izleri üzerinde atılı imzalardan sağdaki imzalar ile ...'in mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'in eli ürünü olduğu; inceleme konusu 1.300.000 USD ve 500.000 USD bedelli rehin sözleşmesi asıllarında ... T.A.Ş kaşe izleri üzerinde atılı imzalardan soldaki imzalar ile ...'in mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, işleklik derecesi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu, seyir, hız ve baskı derecesi bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların ...'in eli ürünü olduğu; inceleme konusu ... ibareli iki adet Rehin Sözleşmesi fotokopisi ve bila tarih 1.300.000 USD bedelli Rehin Sözleşmesi fotokopisinde ... T.A.Ş kaşe izleri üzerinde atılı imzalardan soldaki imzalar ile ...'in mukayese imzaları arasında; tersim biçimi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu ve seyir bakımından uygunluk ve benzerlikler saptandığından söz konusu imzaların kuvvetle muhtemel ...'in eli ürünü olduğu; tersim biçimi, alışkanlıklar, istif, eğim, doğrultu ve seyir bakımından yapılan incelemede; inceleme konusu ... ibareli 1.300.000 USD bedelli Rehin Sözleşmesi fotokopisi ve bila tarihli 1.300.000 USD bedelli Rehin Sözleşmesi fotokopisinde ... T.A.Ş. kaşe izleri üzerinde atılı atılı imzalardan sağdaki imzalar ile ..., ... ve ... (...)'ın mevcut mukayese imzaları arasında ilgi ve irtibat tespit edilemediği; inceleme konusu ... ibareli 500.000 USD bedelli Rehin Sözleşmesi fotokopisinde ... T.A.Ş. kaşe izları üzerinde atılı imzalardan sağdaki imzaların teşhise götürecek önemli karakteristik materyal ve yazı unsuru içermeyen, basit tersimli imzalar olmaları nedeniyle söz konusu imzaların aidiyetinin, bu meyanda sorulduğu üzere ..., ... ve ...'ın eli ürünü olup olmadığının tespit edilemediği, dosya kapsamında mevcut mukayese belgelerde ... şirketine ait farklı içerik ve tasarımlarda kaşe izlerinin bulunduğu; inceleme konusu 1.300.000 USD ve 500.000 USD bedelli Rehin Sözleşmesi asıllarında basılı bulunan ... içerikli kaşe izleri ile dosya kapsamında mevcut ... antetli ...Şti.'ne hitaben düzenlenmiş belge,...'ya hitaben düzenlenmiş 04/08/2014 tarihli belge, üst kısmında ... ibaresi bulunan 04/06/2014 tarihli belge, 01/10/2014 tarihli ve ... y.nolu resmi senet, ... nolu ...bank Ticari Hizmetler Sözleşmesi, 01/10/2014 tarih ve ... nolu Tuzla Tapu Müdürlüğü Başvuru belgesinde basılı bulunan...içerikli kaşe izleri arasında; içerek, harf ve rakamların yerleşim biçimi, font ve punto özellikleri, birbirlerine olan nispi konumları bakımından uygunluklar saptandığından, söz konusu kaşe izlerinin aynı kaşe ile oluşturulmuş oldukları; inceleme konusu 1.300.000 USD ve 500.000 USD bedelli rehin sözleşmesi asıllarında basılı bulunan ... T.A.Ş. içerikli kaşe izleri ile ...bank ... şubesine ait mukayese amaçlı gönderilmiş 13 (onüç) adet kaşeden tarafımızca elde edilen kaşe izleri arasında yukarıda anılan unsurlar bakımından farklılıklar saptandığından, söz konusu kaşe izlerinin dosya kapsamında mevcut 13 (onüç) adet kaşe ile oluşturulmamış olduğu' hususları bildirilmiştir.Bu suretle uyuşmazlığa esas olan belgelerdeki yani sözleşmelerdeki davacı şirkete atfen yer alan imzanın konunun uzmanlarınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak, grafolojik yöntemlerle yapıldığı, bu alet ve yöntemlerle gerek incelemeye konu, gerekse karşılaştırmaya esas belgelerdeki imza ve yazının, tersim, seyir, baskı derecesi, eğim, doğrultu gibi yönlerden taşıdığı özelliklerin tam ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenip karşılaştırıldığı, konuyla ilgili Yargıtay dairelerinin benimsediği yerleşik yöntem çerçevesinde gerekli tahkikatın tamamlandığı anlaşılmaktadır.Bu arada gerek dava dilekçesinde gerekse cevaba cevap dilekçesinde davacının dava konusu uyuşmazlıkla ilgili herhangi savcılık soruşturma dosyasına delil olarak dayanmadığı sabittir. Ne var ki HMK m.145.hükmüne göre 'Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.' şeklinde yer alan düzenlemeye göre yargılamanın sonraki aşamalarında da dosyaya delil sunulması mümkündür. Bu durumda, davacının soruşturma dosyalarına dilekçelerin verilmesi aşaması tamamlandıktan sonra dayanmış olduğu açık ise de davacının bu delili ileri sürmesi noktasında ayrıca bir talepte bulunarak mahkemeden izin istenmediği de açıktır.Dava konusu sözleşmedeki imzanın davacı şirkete ait olup olmadığı noktasında davacının yargılamayı geciktirme amacı taşımadığı veya süresinde ileri sürülmemesiyle ilgili kusurunun bulunmadığı kabul edilse dahi dayanılan savcılık soruşturma dosyalarında davacı lehine herhangi bir karar verilmediği, mevcut dosya kapsamı ve tarafların beyanlarına göre açıktır.Esasen aksine sunulmuş herhangi bir bilgi ve belge yoktur. Zaten İstanbul CBS'nin 2016/160783 ve 2016/157610Sr.sayılı dosyalarında dahi "mahkememizdeki derdest dosyanın karara çıkıp çıkmadığı, karara çıkmamış ise kesinleşmiş karar örneğinin gönderilmesi, yine rehin sözleşmeleriyle ilgili mahkememizce bilirkişi incelemesi yapılıp yapılmadığını araştırmakta ve beklemekte olduğundan" Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin konuyla ilgili yerleşik uygulamaları da dikkate alındığında bu dosyaların beklenmesinin mümkün olmadığı, bilakis bu dosyalarda savcılık makamının Mahkememiz kararını bekletiği açıktır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi açık zorunluluk olmadıkça bekletici sorun ile ilgili dar çerçevede yorum yapmaktadır. Aslında mahkemenin bu uygulaması Fransız hukukundaki 'Davanın yargıcı savunmanın da yargıcıdır' ilkesinin bir yansımasıdır. Bu ilke uyarınca mahkeme, kendi görev alanına girmeyen konuya ilişkin dahi yargılama yapar. Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamalarına göre "bir bekletici sorun iddiası karşısında kalan hakimin, görevi dışındaki bu iddianın mutlaka görevli mahkemede çözülmesini beklemek yükümlülüğü yoktur. Kendisi de birçok durumlarda ileri sürülen hususu karara bağlayabilir... Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de, Türk hukuk sistemine göre, hukuk mahkemelerinin ceza mahkemelerinin kararlarına tabi olmadığını, bu nedenle ceza davasının sonucunu beklemek için yargılamayı uzun bir süre ertelemek durumunda bulunmadığını açıklamaktadır.(Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, .../... no...., 08/08/2006) O halde taraflar arasındaki uyuşmazlık konusu belgenin sahte olup olmadığı noktasında toplanmakla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamaları ile benimsediği üzere Mahkememizin banka ile ilgili soruşturma yapılsa dahi sonucunu beklemesi zaruret arz etmemektedir. Zaten somut olayda banka tüzel kişiliği aleyhindeki İstanbul CBS'nin 2019/111039 Sr.sayılı dosyasına istinaden başlatılan, davaya esas olan rehin sözleşmesi asıllarıyla ilgili resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlamasına istinaden yapılan soruşturma sonucunda dahi kovuşturma yapılmasına dair yer olmadığına dair karar verildiği, verilmiş olan bu karar ile ilgili davacı şirket temsilcisinin mahkememizce icra edilen 05/03/2020 tarihli duruşmada kanun yararına bozma talebinde bulunacaklarını beyan ettiği, ancak aradan geçen bir buçuk yılı aşkın süreye rağmen bu noktada davalı banka aleyhine gelişen ve değişen bir durumun olmadığı açıktır. Öte yandan davacı vekilinin 06/03/2018 tarihli dilekçesine ekli olarak sunulan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/160783 Sr.sayılı dosyasına istinaden grafolog bilirkişinin sunmuş olduğu 13/10/2020 tarihli rapora göre dayanak rehin sözleşmesindeki davacı şirket adına atılan imzanın o tarihte davacı şirket temsilcisi ...'nın eli ürünü olduğu noktasında teknik bilirkişi görüş bildirmiştir. Konuyla ilgili davacının şikayet konusu yaptığı ve davacı lehine verilmiş herhangi bir savcılık kararı gerek davanın başında gerekse yargılama aşamasında sunulmadığı gibi bu yöne ilişkin dayanak belgedeki imzanın davacıya ait olmadığını ortaya koyacak hiçbir karar mevcut değildir.Bu noktada ifade etmek gerekir ki rehin sözleşmesindeki yazıların davacı şirket temsilcisine ait olmadığı yönündeki ATK raporundaki tespitlerin ise sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. Zira davacı şirket tarafından dayanak rehin sözleşmelerindeki boşlukların dava dışı banka çalışanları tarafından doldurulmuş olsa dahi, açığa atıldığı anlaşılan imzaların üzerinin anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiasının iddia eden tarafından yazılı delillerle ispat edilmesi gerekir. Bu itibarla, bu hususun davacı tarafça ispatı gerekirken, bu hususun dahi ispatlanamadığı açıktır. (Yargıtay 11. HD. 2014/18230E. 2015/2559K.sayılı ilamı) Zaten sözleşmede yer alan imzaların dahi o tarih itibariyle davalı bankada çalışan kişiler tarafından imzalandığı da anlaşılmakta olup bu durum yukarıda somutlaştırılan deliller ile uyum içindedir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/111039 Sr.sayılı dosyasında varılan sonuç dahi varılan sonucun isabetini göstermektedir.Yine banka kaşelerinde kısmi olarak farklılıklar olsa dahi günlük bazda çok fazla işlem yapan bankaların kullanmış oldukları bu kaşelerin zamanla yıpranmış olması hayatın olağan akışına uygundur.Kaldı ki bu kaşe farklılıkları dahi bu noktada davacı lehine delil teşkil edemeyeceği gibi hukuki açıdan da davacı şirkete ait olan imzanın davacı şirketi hukuken bağlayacağı gerçeğini değiştiremeyecektir. Hal böyle olunca uyuşmazlığa esas sözleşmedeki imzanın davacı şirketin eli ürünü olduğu, sicil müdürlüğünden gelen kayıtlara göre dahi davacı şirket adına ...'nın sözleşmenin imza tarihinde dahi davacı şirketin münferit yetkilisi konumunda bulunduğu, bu suretle uyuşmazlığa esas olan sözleşmedeki imzanın davacı şirkete ait olmadığı noktasında davacı lehine herhangi bir delil ile ispatın yapılamadığı, bilakis imzanın sözleşme tarihindeki davacı şirket temsilcisine ait olduğu, savcılık soruşturmasının ve ATK raporlarının dahi davacı aleyhine delil teşkil ettiği, davacının takip konusu miktar nedeniyle asıl alacaklı olmaması nedeniyle talep edebileceği bir faizin dahi bulunmadığı açıkça anlaşılmıştır. Kaldı ki konuya ilişkin bankacı bilirkişi kurulu tarafından hazırlanan 16/12/2018 tarihli raporda dahi mülkiyeti davacı şirkete ait taşınmazlar üzerinde davalı bankaca ipotek tesis edildiği, kredi borçları nedeniyle taşınmazların satışa çıkarılması sonrası davacı şirket tarafından haricen müşteri bulunarak dava dışı başka bir firmaya taşınmazın satıldığı, bu satıştan elde edilen hasılatla dava konusu hesapların açıldığı, bu hesaplar üzerinde mevduat lehine/blokajı uygulandığı, davacının daha önce vermiş olduğu ipotekli taşınmazı kredi borcu nedeniyle haricen satıp elde edilen paranın bir kısmının, ipotekten boşalan teminat açığını berteraf edebilmek için davalı banka nezdinde hesap açıldıktan sonra davalı bankaya rehnettiği, davalı bankanın daha önce tesis edilen ipoteği kaldırmasının mümkün olmadığı, bu nedenle davaya esas mevduat rehin sözleşmelerinin kurulması ve dava dışı kredi lehtarı şirketin temerrüte düşürülmesi sonucunda yapılan mahsup işlemleri açısından sözleşmelere ve bankacılık teamüllerine aykırı bir durumun bulunmadığı dahi açıklanmıştır. Açıklanan tüm bilirkişi kurulu raporları gerekçeli, denetime elverişli olup bu raporlara itibar etmeye engel ve somutlaştırılmış bir delil mevcut değildir. Bu itibarla açıklanan tüm deliller davacı aleyhinedir.İspat hukuku şekli hukukun içinde yer alsa da, ispat yükü maddi hukuk tarafından belirlenir(...) Delil ikamesi, bir davada tarafların kendi vakıalarının, iddialarının doğru olduğu veya karşı tarafın iddialarının doğru olmadığı hususunda ispat sonucuna ulaşabilmek ve kendi lehine karar verilmesini sağlamak amacı ile çekişmeli vakıalar ile ilgili deliller sunarak gerçekleştirdikleri bir hukuki faaliyettir. Delil ikame yükü ise, ispat yükü kuralları çerçevesinde hakimin aleyhte karar verme tehlikesini ortadan kaldırmak amacı ile tarafların delil ikamesi faaliyeti ile kendi vakıa iddialarının doğruluğu veya karşı taraf iddialarının yerinde olmadığı yolunda hakimde kanaat oluşturmasıdır. (Bilge Umar, İspat Yükü Kavramı ve Bununla İlgili Bazı Kavramlar, İÜHFM, 1962, Cilt: 3, Sayfa: 792)." Oysaki davacının iddiasıyla ilgili iddiasının varlığını ispatlayacak somutlaştırılmış bir delil mevcut değildir.Bilindiği üzere İİK.m.67/f.2 hükmüne göre itirazın iptali davalarında davalı borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi karşısında borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli olması halinde ise alacaklı tazminata mahkum edilir. Ne var ki somut olayda davanın reddi karşısında davacının tazminat talebinin ret olunması gerektiği gibi davacının kötü niyetli olarak takip yaptığı ispatlanamadığından davalının tazminat talebi dahi ret olunmuştur. Yapılan açıklamalar karşısında davacının,...sayılı icra takibine yönelik itirazların iptali ile takibin devamına yönelik olarak açmış olduğu davanın tümden reddine, davacının açmış olduğu davanın tümden reddi nedeni ile davacının icra inkar tazminatı talebinin dahi reddine, davalı bankanın kötü niyet tazminatı talebinin ise davacı şirketin kötü niyetli olarak takip yaptığı anlaşılamadığından ve şartları oluşmadığından..."gerekçesiyle, davacının ... sayılı icra takibine yönelik itirazların iptali davasının reddine, davacı şirketin kötü niyetli olarak takip yaptığı anlaşılamadığından ve şartları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı talibinin reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin, aile şirketi olduğunu ve aile bireylerinin sağlık sıkıntıları nedeniyle yöneticilerin şirket işlerini takip edemediklerini, işlerin yavaşlatılarak fabrika binalarını satılığa çıkarıldığını, faaliyetlerin azaltılarak kiralık bir binada sürdürülmesine karar verildiğini, bu süreçte kısa vadeli ve aylık ödemeleri yüksek olan ...banka olan kredi borçlarını, aylık ödemeleri daha düşük şekilde 60 ay vadeli olarak yapılandırmak amacıyla, davacı şirket ortağı...'nın abisinin ortağı olduğu ... İnşaat firmasıyla görüştüğünü, ... şirketi yetkililerinin, müvekkilinin fabrika binasını ipotek vermesi halinde, ...bank ...Şubesi'nden kredi çekebileceklerini söylediklerini, ... İnşaatın, müvekkilin borcunun ödenebilmesi için ...bank'tan 1.600.000 TL kredi aldığını ve karşılığında müvekkilinin fabrika binasının 06.05.2014 tarihinde ipotek verildiğini, taksitlerin düzenli ödendiğini, fabrika binasına alıcı çıkması üzerine banka yetkilileri ile görüşülerek satıştan elde edilen paradan 500.000 USD ödeme yapılması halinde ipoteğin kaldırılacağının söylendiğini, banka müdürü ile .. İnşaat yetkililerinin aile dostu olması, ... İnşaatın kredibilitesinin yüksek olması ve halihazırda banka nezdinde teminatlarının bulunması ve müvekkil şirketin kredi taksitlerini düzenli olarak ödemesi nedeniyle, banka şubesinin büyük bölümü ödenecek olan kredinin kalan kısmı için başka bir teminata gerek duymadığını, 01.10.2014 tarihinde fabrika binasını 2.850.000 USD bedelle satıldığını, 2.455.000 USD'nin 02.10.2014 tarihinde müvekkilin hesabına yatırıldığını, müvekkilinin 1.300.000 USD'yi şubeye gönderdiği mail ile talimat vererek 32 günlük vadeli hesap açarak aktardığını, kalan 500.000 USD'yi TL'ye çevirerek 983.225 TL olarak kendisi için çekilen kredinin ödediğini, 500.000 USD'yi ise 14.10.2014 tarihinde 32 günlük vadeli hesap açtırarak aktardığını, karantina süresinden sonra yatırım yapmak için paranın bankada tutulduğunu, bir yıl boyunca, hesaplarında bulunan para üzerinde serbestçe tasarruf edildiğini, mevduatın da 1.120.000 USD'ye düştüğünü, çekilen paranın bir kısmıyla kredi taksitlerinin bitirildiğini, 2015 yılında ... İnşaatın işlerinin bozulduğunu, şirketin ...'a verdiği teminat mektubunun paraya çevrilmesi ile teminat açığı oluştuğunu, müvekkilinin akrabalık ilişkisi nedeniyle teminatın müvekkilinin hesabından karşılanmaya çalışıldığını, müvekkili şirketin herhangi bir kefalet veya rehin sözleşmesi bulunmadığını ve bankanın bir şekilde imza alınmaya çalıştığını,İlk olarak 19.08.2015 tarihinde şirket yetkilisi ...'nın hesap numaralarının değişeceği bahanesiyle bankaya çağrıldığını, duruma anlam veremeyen yetkilinin şube müdürüne mail göndererek açıklama istediğini, şube yetkilisinin bunu üzerine hesap numarasının değişmeyeceğini, davacı şirketin mevduatının ... İnşaat firmasının teminatına girildiğini ve daha önce imzalanan sözleşmelerin güncellenmesi gerektiğini, ilk sözleşme imzalandığında tutarın 1.800.000 USD olduğunu ancak şu anda 1.120.000 USD olduğununu ve rakamın güncelleneceğini söylediğini, ancak müvekkilinin daha önce rehin sözleşmesi imzalamadığını belirterek izahat istediğini, 09.09.2015 tarihinde... İnşaat çalışanı...'in, ... üzerinden 10.09.2015 tarihinde de ...'in mail olarak, ...'ya, sahteliği ilk bakışta anlaşılan rehin sözleşmelerini gönderdiğini, sözleşmelerden birisinde 500.000 USD bedel yazdığını, diğerinde rakamla 1.300.000 USD yazıyla Bir Milyon Amerikan Doları yazdığını, her iki sözleşmenin her bir sayfasındaki imzalar ve kaşelerin aynı olduğunu, bir kişinin iki farklı sözleşmeye tamamen aynı açıyla kaşe basıp bire bir aynı imzayı atmasının mümkün olmadığından ve bankanın yazıyla ve rakamla farklı miktarlar yazmak gibi kolay bir hatayı yapması beklenmeyeceğinden, müvekkil şirket yetkilileri sözleşmelerin sahte olduğunun anlaşıldığını,18.09.2015 tarihinde, şirket yetkilisi ...'nın, vadeli hesapta bulunan paraları çekmek istediğini, banka şubesine mail yoluyla bildirmiş ancak banka şubesinden bir yanıt gelmediğini, 28.09.2015 tarihinde vadesi dolacak olan 670.000 USD ve 450.000 USD'nin çekilmek istendiğinin yazıyla bankaya bildirildiğini ancak cevap verilmediğini, 01.10.2015 tarihinde paranın çekilmesi için bankaya gidildiğinde önceden gönderilen sözleşmelerden farklı iki sözleşme gösterildiğini, banka çalışanlarının daha önce gönderdikleri sözleşmenin sahteliğinin kolay anlaşılacağı için yine sahte olarak iki farklı sözleşme daha düzenlediklerini, müvekkilinin 02.10.2015 tarihli EFT talimatının da mevduatın ... İnşaat lehine rehinli olduğunu gerekçesiyle reddedildiğini, 07.10.2015 tarihli ihtar ile sözleşmelerin sahte olduğunun davalıya bildirildiğini, 08.10.2015 tarihinde müvekkilinin internet bankacılığına erişiminin engellendiğini, davalının gönderdiği 19.10.2015 tarihli ihtarnameyle müvekkiline ait mevduat hesabının boşaltıldığının bildirildiğini, fabrikaya konulan ipotek dışında başka sözleşme imzalanmadığını, bankanın sahte belgelerle işlem yapmaya çalıştığını ve müvekkilinin hakkını gasp ettiğini, bankanın sunduğu sözleşmelerin hem içerik hem de imza yönünden sahte olduğunu, başka bir şirketin borcunu tahsil etmek için sahte işlemlerle teminat oluşturduklarını, hesapların sırf mevduat rehni kurulması için rehin sözleşmesiyle birlikte açıldığına ilişkin davalı savunmasının olay örgüsüyle uyumlu olmadığını, zira paranın büyük kısmı olan 2.455.000 USD'nin, 01.10.2014 ve 02.10.2014 tarihinde iki parça halinde alıcı tarafından müvekkilinin vadesiz hesabına gönderildiğini, 1.800.000 USD rehin verilmesi konusunda taraflar arasında bir anlaşma var olsaydı, bankanın para gelir gelmez paraya bloke koyması gerektiğini, vadeli hesapların açılma tarihlerinden birer gün sonra sahte sözleşmeler yaparak sanki sırf rehin işlemi için hesap açılmış gibi göstermeye çalıştığını, hesapta sözde anlaşmaya yetecek para bulunuyorken iki farklı hesap açılarak iki farklı rehin sözleşmesi yapılmasının akıl dışı olduğunu, bu gibi durumda tek hesap açılması gerektiğini, Diğer yandan gerçek bir rehin sözleşmesi bulunması halinde, hesap numarasının değiştirileceğine ilişkin bir bahaneye ihtiyaç duyulmayacağını, teminatın güncellemesinin anlamsız olduğunu, teminatın azaltılması için imzaya gerek bulunmadığını, teminatın arttırılmasının istenmesin de akla aykırı olduğunu, borcun tamamını ödemiş olan davacı şirketin başka bir şirket için, ortada hiçbir şey yokken, verdiği rehin miktarını arttırmayacağını, bu durumda teminat güncelleme bahanesi ile rehin sözleşmesi imzalatılmaya çalışıldığının anlaşılacağını, müvekkili şirket yetkilisinin imza atmaması üzerine, banka yetkililerinin ... şirketini kurtarmak için, müvekkil şirket yetkilisi ...'nın daha önce bankaya vermiş olduğu imzaları taklit veya taşıma yöntemiyle sahte bir şekilde oluşturup üstünü rehin sözleşmesiyle doldurarak müvekkilin parasını gasp etiklerini, satımdan gelen paradan 500.000 USD kredi borçlarına ödeme yapıldığını, müvekkilinin krediden borcu kalmadığını, bu nedenle sonra teminatın güncellenmesi için bir neden bulunmadığını, birden fazla sahte sözleşme düzenlenerek en inandırıcı olanın mahkemeye sunulduğunu, oysa ilk başta sunulan iki sahte sözleşmedeki sahteliğin kolayca anlaşılması nedeniyle iki farklı sözleşme düzenlendiğini, zamanla beş adet sözleşme üretildiğini, mahkeme ve savcılıkça talep edilmesine rağmen sahteliği kolaylıkla anlaşılacak sözleşmenin ibra edilmediğini, daha önce sahte olarak düzenlenen sözleşmedeki rakam ve yazı ile yazılan miktarın dahi farklı olduğunu, davalı bankanın, ipoteğin fekkine ilişkin belgeleri bile tarihlerinden anlaşılacağı üzere sahte ürettiğini, sözleşme aslı olduğunu iddia ettiği belgelerdeki imzalar ve kaşelerin müvekkil şirket yetkililerine ait olmadığını, yargılama aşamasında müvekkil şirket yetkililerinin özel aletlerle yaptırmış olduğu incelemelerde, kaşelerin ve imzaların sözleşmenin matbu yazılarının arkasında yer aldığının göründüğünü, normal şartlarda, bir metin imzalandığında, imzanın veya kaşenin metne taşan kısımlarının metnin önünde yer alması gerektiğini, bu durum, imzaların ve kaşelerin taşıma yoluyla veya başka bir vasıtayla sahte olarak sözleşmeye yerleştirildiğini gösterdiğini, mahkemece bu hususun dikkate alınmadığını ve Adli Tıp Raporunda bu hususa ilişkin değerlendirme yapılmadığını, bu durumun söz konusu sözleşmelerin sahte bir şekilde düzenlendiğini gözler önüne serdiğini,Dava dosyasında alınan rapor ile ceza soruşturması kapsamında alınan raporlar arasında çelişki bulunduğunu, ATK raporunun bilimsel gerçekliklerden uzak ve denetime elverişsiz olduğunu, bu kurumun imza konusunda nihai inceleme yeri olmadığını, başka yerlerden rapor alması gerektiğini, sahtecilik suçundan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/160783 numaralı dosyasının derdest olduğunu, gerekçeli kararın 6. sayfasının ikinci paragrafında, müvekkil tarafından dosyaya sunulan 06.03.2018 tarihli dilekçenin ekinde 2016/160783 sayılı soruşturmada alınan, grafolog bilirkişi tarafından düzenlenen 13.10.2020 tarihli raporda sözleşmelerin altındaki imzaların müvekkil şirket yetkilisine ait olduğuna dair bir tespit olduğunun belirtilmesine rağmen bu hususun doğru olmadığını, 2018 tarihli dilekçenin ekinde zaten 2020 tarihli bir raporun sunulamayacağını, soruşturmada bu şekilde bir rapor bulunmadığını, gerekçenin aksine ... sayılı soruşturmada grafolog bilirkişi ... tarafından düzenlenen raporda, sözleşmelerin altındaki imzaların müvekkil şirkete ait olmadığının belirlendiğini, üniversitelerin güzel sanatlar fakültesinde görev yapan grafoloji uzmanı öğretim üyelerinden oluşan bir bilirkişi heyetinden rapor alınması gerektiğinini bir çok Yargıtay kararında belirtildiğini,İstinaf dilekçesi hazırlanırken, mahkemeden izin alınarak mahkeme kasasında yer alan belgeler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırıldığını, inceleme esnasında sözleşme aslı olduğu iddiasıyla sunulan belgelerde yer alan imzaların fotokopi olduğuna yönelik bir şüphe oluştuğundan, bu hususta uzman raporu alınacak olup raporun hazırlanıp tarafımıza teslimi sonrası raporun dosyaya sunulacağını, belgede sahtecilik suçlamasına ilişkin yürütülen soruşturmanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, davalı bankanın müvekkilin mevduat hesabına rehin şerhini hangi tarihte işlediği hususu mahkemece araştırılmadığını, bu şerhin hangi tarihte sisteme işlendiğinin uyuşmazlık bakımından hayati öneme haiz olduğunu, müvekkilinin bir yıl süresince hesaplarını kullandığını, rehinli olduğu iddia edilen parayla kredi borcunun kapatıldığını, bu paralar üzerinde tasarruf edilebilmesinin rehnin kısmen fekkedilmesinden kaynaklandığının savunulduğunu, ancak müvekkilinin, paranın vadeli mevduat hesabına yatırılmasından bir ay sonra hesaptan para çekmeye başladığını, 500.000 USD'lik hesaptan 26.02.2015 tarihinde 20.000 USD, 01.04.2015 tarihinde 30.000 USD gibi yüklü miktarda para çektiğini, 1.300.000 USD'lik hesaptan ise 09.02.2015 tarihinde 630.000 USD çekilerek 1.510.596 TL kredi borcunun ödendiğini, bu büreçte mevduata işleyen faizlerin müvekkil tarafından neredeyse her ay düzenli olarak çekildiğini, müvekkilinin blokajın kaldırılmasını istemediğini, sadece para çekme talebinde bulunduğunu ve hesapta blokaj bulunması halinde müvekkilinin önce blokajın kaldırılmasını talep etmesi gerekeceğini, şube müşteri temsilcisi ...'in, 19.08.2015 tarihine müvekkilin mailine dönüş yaparak hesap numaralarının değişmeyeceğini, ... firmasına ait mevduatların... İnşaat firmasının teminatına girildiğini söylediğini, cümlenin başından itibaren gelişi dikkate alındığında, müvekkil şirket yetkilisi ...'nın bu rehinden haberdar olmadığı, hesap üzerine rehin konulması işleminin yeni yapıldığının anlaşılacağını, müvekkili şirketin hesap hareketleriyle olayın gelişimi bir bütün olarak dikkate alındığında, davalı bankanın rehin işlemini muhtemelen Ağustos 2015 tarihinde sistemine işlediğini, yani baştan itibaren bir rehin sözleşmesinin olmadığını, rehin sözleşmesinin sonradan davalı yanca tek taraflı olarak düzenlendiğini gösterdiğini, bir çok kez sistemin kontrol edilmesinin istenmesine rağmen sistem üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmadığını, davalı bankanın söz konusu rehin sözleşmelerinin daha önce müvekkil için çekilen 1.600.000 TL'lik kredinin teminatını teşkil eden ipoteğin kaldırılması amacıyla verildiğini beyan ettiğini, oysa müvekkilinin söz konusu kredinin tamamını ödediğine göre rehin sözleşmesinin de sona erdiğini, bir an için müvekkilin imzasının sahte olmadığı farz edilse dahi, davalı çalışanlarının ikrar ettiği üzere sözleşmenin üzeri davalı çalışanları tarafından sonradan doldurulduğunu, rehin sözleşmesinde hangi alacağın temin edildiği ve teminatın miktarının belirli olması gerektiğini, davalının sunduğu sözleşmelerin bu yönü ile de geçersiz olduğunu, sözleşmedeki el yazılarının müvekkiline ait olmadığının ATK raporu ile belirlendiğini, açığa atılmış bir imza bulunmadığından açığa atılan imzanın kötü kullanılması durumunun bulunmadığını, diğer yandan ancak asıl borcun ödenmemesi ve borçlunun temerrüde düşürülmesi halinde, borçlu lehine verilen mevduat rehninin kullanılarak borcun tahsil edilebileceğini, TMK'nın 953. maddesinde bu durumun düzenlendiğini, dava konusu olayda muacceliyetin gerçekleşmediğini, borçlunun temerrüde düşürülmediğini, müvekkiline kat ihtarı gönderilmediğini, müvekkili şirket yetkililerinin sahteciliği fark etmesinden sonra, davalının, apar topar ... İnşaat şirketine kat ihtarı gönderdiğini, kat ihtarında(Ek-21) herhangi bir temerrütten bahsetmediğini, yalnızca lüzumuna binaen kredi sözleşmesinin sonlandırıldığı ve borcun bir gün içinde ödenmesinin istendiğini, ihtarın noterde elden tebliğ edildiğini, bu durumun da ... İnşaat ile banka şubesinin birlikte hareket ederek müvekkilin parasına el koyduklarını gösterdiğini,Davanın tazminat davası olması nedeniyle tarifenin 13/4.maddesi uyarınca maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine karar verilmesinin hatalı olduğunu,Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı ...bank TAŞ vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Davacının yargılama aşamasında ileri sürmediği bir çok hususu ilk kez istinaf başvurusunda ileri sürmesinin istinaf incelemesine ilişkin HMK'nın 357.madde ile iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına ilişkin 141. maddesine aykırı olduğunu, davacının şu ana kadar banka çalışanları hakkında bir çok kez haksız şikayette bulunduğunu, taraflar arasındaki olayların bir çok kez anlatıldığını, davacının boya fabrikasının kredi borçları nedeniyle ...BANK tarafından satışa çıkarıldığını, 28.04.2014 tarihinde ipotekli satış sürecinde, ...BANK'ın 1.dereceden ipoteği bulunurken, ... İnşaat borçları için 10.000.000 TL bedelli 2. dereceden ipoteğin müvekkili adına tescil edildiğini, davacı şirket ortağı ... ile ... İnşaat ortağı ...in kardeş olduklarını 06.05.2014 tarihinde alınan ipoteğin ... şirketinin teminat sistemine işlendiğini, 07.05.2014 tarihinde ... şirketine 1.600.000 TL kredi kullandırıldığını, bu şirketin hesabından...'nın ...BANK hesabına 1.630.000 TL havale yapıldığını, ...BANK'ın 10.06.2014 tarihinde ipoteği kaldırması üzerine müvekkilinin ipoteğinin 1.dereceye geldiğini, 2014 yılında davacı şirketin, .... şirketinin kredi riskleri için müvekkili bankaya verdiği taşınmazı satmak istediğini, taşınmazın satışından sonra 01.10.2014 - 05.12.2014 arasında 5 adet 2.550.000 USD havale gönderildiğini, müvekkilince 02.10.2014 tarihinde 1.300.000 USD'lik vadeli hesap açılarak 03.10.2014 tarihinde blokaj konduğunu, 14.10.2014 tarihinde 500.000 USD hesap açılarak ertesi gün blokaj konduğunu, blokajdan sonra ipoteğin fek edildiğini, davacı şirketin ... inşaat firmasının müvekkili bankadan kullandığı kredi için önce taşınmazı üzerine ipotek tesis ettiğini, ardından mevduatı üzerine rehin koyarak teminat verdiğini, teminat veren ile usulüne uygun sözleşmeler düzenlendiğini, yapılan işlemlerin BDDK ve banka teftiş kurulunca incelendiğini, herhangi bir usulsüzlük belirlenmediğini, sahteliği iddia edilen 03.10.2014 ve 15.10.2014 tarihli blokaj sözleşmelerindeki imzanın bankada ve banka çalışanları önünde atıldığını, imzadan sonra fotokopilerinin çekilerek bankanın iç işleyişi bakımından sisteme yüklendiğini, banka müşterilerinin belgelerinin dijital sistemde saklandığını ve bunun operaktif olarak adlandırıldığını sözleşmelerin aynı tarihlerde sisteme aktarıldığını, adli tıp kurumu raporunda taranan belgelerin yasal bir geçerliliği bulunmadığını, banka işleyişi açısından bu işlemin yapıldığını, bu nedenle bu belgeler üzerindeki imzaların sıhhatinin araştırılamayacağını, hesaptaki paranın usulüne uygun şekilde... şirketinin kredi borçlarının tahsili için gönderildiğini, rehin sözleşmesinin hesabın açılmasıyla birlikte imzalanabileceği gibi sonradan da düzenlenebileceğini, davacının para çekme işlemine süresinde ve teminat gerekçesiyle paranın verilemeyeceği şeklinde cevap verildiğini, mahsup hakkı çerçevesinde davacının hesap üzerinde işlem yapmasına izin verilmediğini, şikayet üzerine yapılan imza incelemeleri ile imzaların davacı şirket yetkililerinin eli ürünü olduğunun anlaşıldığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/160783 sayılı dosyada gerekli imza örnekleri toplanmadan inceleme yapılması nedeniyle bu rapora itibar edilemeyeceğini, BDDK'nın 21.12.2021 tarihli raporunda bankanın süresinde rehin sözleşmelerini sisteme yüklediğinin belirlendiğini, ... şirketinin kredi borcunu ödememesi üzerine sözleşmenin 6.maddesi uyarınca hesabın kat edilerek ihtar yapıldığını, davacının şikayet başvurusu üzerine ...bank çalışanlarına yönelik dosyanın İstanbul CBS'nin 2016/157610 soruşturma sayılı dosyası üzerinden, grafologlar ..., ..., ... İnşaat ortakları ile ilgili soruşturmanın ise ... numaralı dosyasından yürütülmesine karar verildiğini, daha sonra her iki dosyanın birleştirilerek soruşturmanın 2016/157610 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar verildiğini, dosyanın derdest olduğunu, İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde yapılan yargılamaya ilişkin rapor düzenleyen grafolog ile ...bank yöneticileri ve teftiş kurulu başkanı hakkında İstanbul CBS'nin 2017/38292 sayılı dosyada kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, ... sayılı dosyada BDDK yetkilileri hakkında şikayetin yersiz olması nedeniyle soruşturma izni verilmediğini, 2017/6819 sayılı dosyada avukatlar hakkında yapılan şikayet sonucu Adalet Bakanlığınca soruşturma izni verilmediğini, aynı şekilde ...bank avukatı hakkında 2018/11475 ve 2018/8721 sayılı dosyada bakanlıkça kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, 2017/107310 soruşturma sayılı dosyada banka baş hukuk müşaviri hakkında silahlı terör örgütü üyeliği hakkında yapılan şikayet sonucu ve banka şube müdürü ve yetkilisi hakkında 2020/153352 soruşturma sayılı dosyasında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, davacı şirket yetkilileri hakkında İstanbul 31. Asliye Ceza Mahkemesinin 2019/544 Esas sayılı dosyasında Bankacılık Kanunu'nun 74. maddesi gereğince cezalandırma kararı verildiğini, rehin sözleşmelerinin geçerli olduğunu, süresinde kat ihtarı gönderildiğini, davanın tazminat davası olmaması nedeniyle nispi vekalet ücretinin yerinde olduğunu, müvekkili bankanın kötü niyetle hareket etmediğini ve alacak talebinin kötü niyetli olduğunu, kötü niyet tazminatına karar verilmesi gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddi ile kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, davacı şirketin davalı banka nezdinde bulunan vadeli mevduat hesaplarında bulunan paraların, başka bir şirketin borcu için rehin olarak alıkonulması işleminin usulsüz olduğunun tespiti ile mevduat hesabında bulunan paraların tahsili amacıyla başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı ...bank TAŞ Genel Müdürlüğü vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ile davalı banka arasında çeşitli tarihlerde imzalanan sözleşmelerle mevduat ve kredi ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. Kredi ilişkisinin başlaması ve sürmesiyle ilgili olarak taraflarca farklı açıklamalarda bulunulmuştur. İlk derece mahkemesince delillerle birlikte inceleme yapılmış ve sözleşme ile blokeye ilişkin talimatlarda bulunan imzaların davacı şirket yetkilisinin eli ürünü olduğu belirlenmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan grofolojik inceleme yeterli olup, rapordaki tespit ve değerlendirmeye göre başka bir kişi veya kurumdan bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Mahkemece davacının her bir iddiası ayrı ayrı gerekçelendirilmiş olup, banka kaşeleri arasındaki farklılıklar rehin ve teminat sözleşmesinin geçerliliğine bir etkisi bulunmamaktadır. Mahkemenin gerekçeli kararının 7. sayfasının ilk paragrafında tespit edilen ticari ilişkinin, alınan raporlar, davacıya ait taşınmaza konulan ipotek, taşınmazın satışının önlenmesi için kullandırılan kredi ilişkisine ilişkin açıklamalar ve mahkemenin sonuç kabulü taraflar arasındaki sözleşmeler ile bankacılık teamüllerine uygun olduğuna ilişkin mahkeme tespiti yerindedir.Dairemizce yapılan araştırmada, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/160783 soruşturma dosyası ile 2016/157610 soruşturma dosyasının birleştirildiği, bu soruşturmada şüpheliler hakkında 18.07.2022 tarihinde KYOK kararı verildiği ve kararın kesinleştiği, bu nedenle TBK'nın 74. maddesi anlamında bir değerlendirme yapılmasına gerek kalmadığı, mahkemece de soruşturma sonucunun beklenmemesine ilişkin yeterli gerekçe oluşturulduğu anlaşılmıştır.Taraflar arasında düzenlenen sözleşme altındaki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olduğu Adli Tıp Kurumu raporu ile belirlenmiştir. Adli Tıp Kurumu raporunda, grafolojik inceleme yapılması, imza aidiyetinin tereddütsüz olarak belirlenmesi nedeniyle yapılan imza incelemesi yeterlidir. Sunulan bir kısım Yargıtay kararlarında imza incelemesinin yetersiz olması veya kesin kanaat belirtilmemesi hâlinde başka bilirkişi raporları alınabileceği kabul edilmiştir. Ancak somut olayda böyle bir durum söz konusu olmadığından, ek rapor veya yeni bir bilirkişi raporu alınmasına gerek bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Rehin sözleşmesinde imza bulunması yeterli olup, sözleşmenin bir kısmının, taraflar arasındaki anlaşmaya aykırı doldurulduğu iddiası ancak yazılı delil ile ispat edilebilir.Davacı şirket ile dava dışı ... İnşaat...Şirketi arasındaki ticari ilişkiler dikkate alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulü kronolojik sıra itibariyle de uygun görülmüştür. Bankanın imzalanan sözleşmeleri kendi sistemine kayıt etmesi kredi veya rehin sözleşmeleri bakımından geçerlilik koşulu değildir. Kaldı ki davacının şikâyeti üzerine BDDK tarafından düzenlenen raporda da işlemlerin süresinde yapıldığı belirlenmiştir.Sözleşmenin imzalanmasından sonra hesaplar üzerinde işlem yapılması, teminat sözleşmesinin bulunmadığını veya geçersiz olduğunu göstermemektedir.Bankanın teminat için bloke koyduğu veya bloke koyma izni bulunan bir hesaptan, kısmi para çekilmesi ve özellikle bankanın kredi borcunun ödenmesine ilişkin işlemlere izin verilmesi, teminattan vazgeçildiği sonucunu doğurmamaktadır.Dava tazminat davası olmayıp davacının, davalı bankada bulunan mevduat hesabındaki paranın tahsili istemine ilişkin olduğundan, mahkemece davanın reddi hâlinde alacak miktarı üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi yerindedir.Sonuç olarak mahkemece taralar arasındaki bankacılık ve kredi ilişkisinde düzenlenen tüm belgelerin getirtildiği, belgelerdeki imzaların davacı şirket yetkilisinin eli ürünü olduğunun usulüne uygun şekilde yapılan bilirkişi incelemesi ile belirlendiği, imzanın davacıya aidiyetinin belirlenmesi nedeniyle yeniden bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek bulunmadığı, mahkemece soruşturma dosyalarının değerlendirildiği, varılan sonuç ve gerekçenin dosya içeriği ile uyumlu ve yeterli olduğu anlaşılmış, bu nedenlerle davacı vekilinin ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Davacının takibinde haksız olmakla birlikte kötü niyetli olduğu kanıtlanmamıştır. Davacının takibinde kötü niyeti olduğu kanıtlanmadığından, İİK'nın 67.maddesindeki tazminat koşulları oluşmamıştır. Bu nedenle, kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde yasaya aykırılık görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine,6-Dosyanın, karar kesinleştiğinde, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair,HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 08.05.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.