T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1806
KARAR NO: 2025/429
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/07/2022
NUMARASI: 2022/462 E. - 2022/644 K.
DAVANIN KONUSU: Pay Devrinin İptali ile Tescili
Taraflar arasındaki pay devrinin iptali ile tesciline ilişkin davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının 01.01.1986 tarihinden itibaren davalı şirkette ve bağlı şirketlerde muhasebe/finans birimlerinde işe girerek çalışmaya başladığını, haksız ve hukuka aykırı olarak işten çıkartıldığı 06/01/2020 tarihine kadar bu şirkette çalıştığını, aynı zamanda davalı şirkette % 10 hisse sahibi olduğunu, şirketin büyük sorumluluklarını üstlendiğini, davacının 2016 yılında yurtdışıyla yapılan bir ticari ilişki sonrasında şirketin maddi kaybı söz konusu olunca şirkettin büyük hisse sahibi ...'nın mesuliyetin tamamını davacıya yüklediğini, şirketin kurucusu ve çoğunluk hisse sahibi ...'nın davacıya yüklediği mesuliyete karşılık davacıya ait olan yüzde 10 hissenin yarısı olan yüzde 5 hisseyi o dönem gayrı resmi eşi olan ...'ya yüzde 2,5 hisseyi , resmi eşi olan ...'ya yüzde 2,5 olmak üzere devrinin yapılması konusunda baskı ve şiddet uygulayarak kendi iradesi dışında adi yazılı şekilde devir sözleşmesi yaptırdığını, bu hususlarla ilgili olarak Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde yapılan başvuru ekinde yer alan ses kaydı içeriğinden açıkça pay devir sözleşmesinin nasıl baskı altında, tehditle yapıldığının görüleceğini, davacının uygulanan baskı ve tehditler altında sessiz kaldığını, işsiz kalmaktan korktuğunu, ayrıca geriye kalan yüzde 5 hissesinin gitmemesi için sustuğunu, ...'nın müvekkiline uyguladığı baskının hep artarak devam ettiğini ve en sonunda da müvekkilinin kendisinin hisse sahibi olduğu şirkette çalışmaktayken işine haksız şekilde son verilmiş olması ve bu süreçte herhangi bir işlem yapması halinde daha önceki tehdit ve baskılar gibi başına iş gelebileceği imaları yapıldığını, davacının bir süre sessizliğini korumuşsa da en sonunda yapılan hukuksuzluğa ve haksızlığa daha fazla dayanamayarak adli mercilere müracaat etme kararı aldığını, yapılan işlemlerin muvazaalı olduğunu, devralan kişilerin de hisse devri konusunda iradeleri olmadığını, devralanların davacı ile hukuki ve ticari ilgileri bulunmayan ve Savcılık şikayetine konu olayların faili konumundaki ve davalı şirketin büyük hissedarı olan şahsın resmi nikahlı ve gayrı resmi nikahlı eşleri olduğunu, bu devrin gerek zorla baskı altında gerçekleşmesi yanında devir alan konumundaki bu kişilerin de gerçekte var olmayan işlemin tarafları olduğu göz önüne alındığında yapılan işlemde devir iradesinin gerçekte olmadığı ve hukuka açıkça aykırı ve muvazaalı işlemlerle bu devrin yapıldığının görüleceğini, hisse devirlerinin hukuka aykırı şekilde yapıldığını, geçersiz olduğunu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın 18.12.1998 tarih ve ... sayılı genelgesi ile açıklandığı üzere imzaları noter tarafından tasdik edilmiş noter sözleşmesi ile ve devre muvafakat edildiğini gösteren yönetim kurulu kararının noter tasdikli örneği ile hisse devri yapılabileceğini, bu sebeple hisse devri geçersiz olup müvekkilinin şirketteki hissesinin buna göre yüzde 10 olarak belirlenmesi gerektiğini, bedeli ödenmeden ve pay defterine kaydı yapılmadan gerçekleştirilen devirlerin geçersiz olduğunu, devir işlemi için müvekkiline bir bedel de ödenmediğini, şirket kayıtlarından bu durumun yapılacak bilirkişi incelemesi sonucu açıkça anlaşılacağını, onay vermesi ve noter tasdikli şekilde yapılması zorunlu olan bu işlem sonucunda şirket pay defterine kayıt yapılarak, şirkete karşı bu payın hukuki geçerliliği ileri sürülebilecektir. Yapılan işlemlerin tamamı hukuka aykırı olmakla belirtilen şekilde usulüne uygun pay devri de söz konusu olmadığından tüm işlemlerin geçersiz olduğunu ileri sürerek, davacının, davalı şirketeki hukuka aykırı şekilde devri gerçekleştirilen % 5 hissesinin devir işlemlerinin iptali ile toplam %10 hissenin müvekkiline aidiyetinin tespitine, iptal edilen % 5 hisse ile birlikte toplam % 10 oranında hissenin davacı adına şirket pay defterine işlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davalı tarafın iddia ettiği irade bozukluklarının TBK'nun 30-39.maddelerinde düzenlendiğini, pay devri işlemlerinin 29.06.2016 tarihinde yapıldığını, davacının şirketle olan işçilik ilişkisinin de 06.01.2020 tarihinde gerçekleştiğini, aradan geçen sürede davacının genel kurul toplantılarına katılmaya deyam etmiş ve hiç bir ihtirazi kayıt talebinde de bulunmadığını, davacının korkutma sebebiyle irade sakatlığının varlığı iddiasının hem iş ilişkisinin sona ermesinden hem de pay devri işlemlerinin tamamlanmasının üzerinden 1 yıldan çok daha uzun süreler geçmiş olduğundan korkutma sebebiyle irade sakatlığı iddiası bakımından zaman aşımının dolmuş olduğunu, davacının tarafı olduğu gerçek ve geçerli bir işlemden kendi lehine hak sağlamak için ispattan yoksun ve soyut olarak muvazaa iddiasında bulunduğunu, davalıların payların bedelini ödeyerek usulüne uygun bir şekilde şirket paylarını devir aldığını, sözleşme ve işlemin varlığının esas olup muvuaza sebebiyle yokluk iddiasında bulunan davacının bu iddiasını ispatlamakla yükümlü olduğunu, parayı verdiği belgede yazılı davalının, ayrıca ispatla yükümlü olmadığını, muvazaalı işlemin taraflarının, muvazaayı ancak yazılı delil ile ispat edebileceğini, tüm belgelerle gerçek bir pay devir işlemi olduğu ortada olan bu işlemin hiç bir kanıta ve gerçekliğe dayanmadan tamamen soyut, mesnetsiz ve dayanaktan yoksun olarak muvazaalı olduğununın iddia edilmesinin yersiz ve kötü niyetli olduğunu gösterdiğini, davacının 2016 yılında yapılan bu pay devri işleminden sonraki yıllarda yapılan genel kurul toplantılarına düzenli olarak katıldığını, hazirun cetvelinde de imzası bulunduğunu, buna rağmen bu toplantılarda pay devri sözleşmesinin geçersizliğine ilişkin bir iddiada bulunmadığını, herhangi bir ihtirazi kayıt koymadığını, şirket yetkilisi ...'ya karşı şahsi problemleri ve olumsuz duyguları sebebiyle 2021 yılından itibaren böyle bir iddiayı gündeme getirerek talepte bulunmasının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğunu, tarafların davacı ile ... ve ... olduğunu, iki taraflı bir sözleşmede muvazaanın gündeme gelebilmesi için sözleşmenin iki tarafının da amaçlanandan farklı bir işlemin yapılmasında rol oynadığını, bir sözleşmeyi sözleşmenin taraflarının amaç ve fiillerinin muvazaalı hale getirebileceğini, sözleşmenin tarafi olmayan 3. kişilerin iki taraf arasındaki sözleşmenin muvazaalı halde yapılmasında bir rolü olamayacağını, davacının taraflarından birinin kendisi olduğu pay devir işlemi bakımından muvazaa iddiasında bulunduğunu, ve bu muvazaa iddiasını sözleşmenin tarafı olmayan ... bakımından muvazaa amacı taşıdığını da iddia ettiğini, ayrıca davacı, muvazaa iddiasında bulunduğu işlemin tarafı olup kural olarak hiç kimsenin kendi muvazaasına (“taraf muvazaası”) dayanarak bir hak talep edemeyeceğini, herhangi bir senede bağlanmamış olan paylara, çıplak pay denildiğini, gerek 6762 sayılı Eski Ticeret Kanunu'nda gerek 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nda, anonim şirket paylarının devri, sadece basılı pay senetleri yönünden ele alarak pay senedinden bağımsız çıplak payların devrine lişkin herhangi bir düzenleme getirilmediğini, anonim şirketlerde prensip olarak payın serbestçe devredilebilirliği ilkesi geçerli olduğunu, çıplak pay devrinin alacağın temliki suretiyle devredilebileceğini, adi yazılı sözleşmeyle de mümkün olduğunu, davacının limited şirketlerde pay devri bakımından aranan geçerlilik unsurlarını anonim şirketlerdeki çıplak paylarda arandığı iddiasının hukuken hatalı olduğunu, anonim şirketlerde, çıplak paylarının devrine ilişkin devir sözleşmesinin noterde düzenlenmesi ya da noterce tasdik edilmesi şart olmadığı gibi, devrin pay defterime kaydedilebilmesi için diğer pay sahiplerinin iznine de gerek olmadığını, anonim şirkette çıplak payların devrinin ticaret siciline tescil ettirilmesinin de zorunlu olmadığını, davacının devralanın anonim şirketin pay defterine de kayıt edilmesi gerektiği yönündeki iddiasının da yerinde olmadığını, devrin geçerliliği için kurucu bir şart olmamakla birlikte, pay devrinin şirkete karşı ileri sürülebilmesi için TTK tarafından bir şart olarak öngörüldüğünü, kaldı ki hisse devrinin şirket pay defterine işlendiğini, pay defteri tutulması zorunlu bir defter olduğunu ancak noter tasdikine tabi olmayıp, beyana tabi olduğunu, pay devrinin üzerinden geçen 6 yıla rağmen, hiç bir genel kurul toplantısını iptali veya hazirun cetvelinin iptali ile ilgili bir işlem veya dava yapılmadığını, hal böyle iken davacının, muvazaa, baskı vs gibi iddialarının hukuken geçerli ve kabul edilebilir olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...İş bu dava, 29.06.2016 tarihinde davacıya ait hisselerin devrinin TBK 30-39 maddeleri uyarınca geçersizliğinin tespiti talebine ilişkindir. Somut olayda; davacı taraf, davalı ... Tekstilde bulunan %10 miktarındaki hissesinin %5'ni 29.06.2016 tarihinde davalılara devrettiğini, ancak bu devrin hile ve baskı ile yapıldığını ve kanunen zorunlu olan şekil şartına uyulmadan yapıldığından bahisle geçersiz olduğunu ileri sürmüştür. Davalı taraf ise iş bu davanın TBK 39. Maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü sürede açılmadığından bahisle davanın reddini talep etmiştir. TBK 39.maddesinde; "Yanılma veya aldatma sebebiyle yada korkutma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği yada korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan baylaşarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır" düzenlemesi mevcuttur. Yasa maddesinde belirtilen süre hak düşürücü süre olup, öncelikle ve re'sen nazara alınması gerekir. Bu kapsamda mahkememizce HMK'nun 142. Maddesi uyarınca davalının bu yöndeki iddiası öncelikli olarak ele alınmıştır.Buna göre; davacı tarafından 29.06.2016 tarihinde hisse devirinin yapıldığı, şirket ortaklığının devam etmesi nedeniyle devirden sonra yapılan birden fazla genel kurula katıldığı, genel kurullarda alınan kararlara olumlu yönde katıldığı, bu yönde bir itirazının bulunmadığı gibi aradan geçen 5 yıllık süre içerisinde bir itiraz ve şikayetinin de bulunmadığı anlaşılmıştır. Davacı taraf baskıya ilişkin olarak savcılık dosyasında bulunan ses kaydını ileri sürmüş ise de; Silivri CBS tarafından söz konusu sesin dökümünün yapıldığı ve ses kaydında geçen sözlerin muhatabının davacı olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmıştır. Bu deliller ışığında; davacı tarafça 5 yıllık devir süreci içerisinde hile ve baskının devam ettiğine dair somut delil dosyaya sunamadığı, dolayısıyla TBK 39. Maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra iş bu davanın açıldığı anlaşılmakla hak düşürücü süre yönünden davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Ayrıca davacı taraf, yapılan devrin geçerlilik şekline uygun olarak yapılmadığını ileri sürmüş ise de; somut olayda yapılan devrin usul ve yasaya uygun şekilde yapıldığı, kaldı ki yapılmamış olsa dahi TMK'nın 2. maddesi uyarınca bu hususun davacı tarafından ileri sürülmesi hakkın kötüye kullanımı niteliğinde sayılacağı için dinlenme olanağı bulunmamaktadır. Bu açıklamalar ışığında aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." gerekçesiyle, davacı tarafından açılan davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; pay devrinin iptali davasını TTK'nın hükümlerine göre kurulan anonim şirkette hisse sahibi olan davacının hisselerinin yine bu kanun hükümlerine aykırı olarak devrinin iptali hukuki sebebine dayanıldığını, ancak mahkemece işlemin TBK'nın 30-39 maddeleri ile düzenlenen irade bozuklukları hükümlerine aykırılık olarak değerlendirilmesi neticesinde davanın hak düşürücü süreden reddine karar0 verildiğini, davanın TTK'ya göre açıldığını, hukuka aykırı pay devrinin iptalinin istendiğini, bu devrin hangi şartlar altında yapıldığı ve diğer geçersizliklerin yanında mevcut sebeplerin açıklandığı dava dilekçesinin bu şekilde hatalı olarak değerlendirilmesi neticesi ortadaki hükmüm de yine hatalı olarak verildiğini, dava dilekçesinin sonuç kısmında özellikle belirttikleri üzere irade sakatlığı nedenine dayanılmadığını devrin hukuka aykırı oluşu nedenine dayalı olarak pay devrinin hukuka aykırılığının tespitinin talep edildiğini, bu yönüyle bakıldığında da hem dava dilekçesinin bütünü hem de netice ve talep kısmındaki ifadelerden bu yönde bir değerlendirme yapmayı gerektirecek bir durumun olmadığının görüleceğini, hukuki değerlendirmenin hatalı olduğunu, gerekçenin de hatalı olduğunu, buna göre davalılar vekilinin taleplerinin HMK 142.maddesi uyarınca değerlendirilmesi yerine tüm delillerinin toplanarak oluşacak sonuca göre devrin hukuka aykırı olup olmadığı tespiti yapmak yerine davanın süre yönünden reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, devir sözleşmesi ve içeriğinin inceleme konusu yapılmadığını, bu devrin hukuka aykırı olduğun ileri sürülmesine rağmen bu husuta davanın reddinin de gerekçelendirilmediğini, pay devrinin aslında gerçek bir pay devri olmadığını, yönetim kurulu başkanı dava dışı ...'nın talimatları doğrultusunda ve ödeme alınmadan yapılan bir devir olduğunu, davalı ... ve ...'ya şirketin yetkilisi ... tarafından sözleşmede belirtilen durum nedeniyle temlik yaptırıldığını, işlemin gerçekte devir amacı taşımadığını, devir sözleşmesindeki metinden görüleceği üzere bu devrin "Lübnandaki müşterimizde kalan tahsilatı geciken şirket alacağına karşılık alacağın üzerindeki banka teminatının şirket yetkilisine haber verilmeden tarafımdan kaldırılmasından kaynaklandığı ve şirket zarara uğradığı için" sebebine dayalı olarak dava dışı şirket yetkilisi ki devir sözleşmesinde şirket yetkilisi olarak imzası bulunan ...'nın baskı ve telkinleri ile yine ...'nın uygun gördüğü aile efradına inançlı temlik şeklinde yapılan işlemin sözleşmede belirtildiği gibi her bir kişi için 500.000 TL bedelle yapılmadığını ve böyle bir bedelin alınmadığını, mahkemenin bu yanları araştırma gereği görmeyerek somut olayda yapılan devrin yasaya uygun şekilde yapıldığı yönünde eksik incelemeye dayalı değerlendirme ile hüküm kurduğunu, davalı şirket yönetim kurulu başkanı ... tarafından düzenlenen yönetim kurulu kararlarının bu devrin gerçek bir devir işlemi gibi göstermek için alınan kararlar olduğunu, yapılan işlemlerin hiçbirinden müvekkilinin haberdar olmadığını, pay devri için bir ödeme yapılmadığını, şekil olarak da devrin geçersiz olduğunu, Yargıtay 11. HD'nin 2014/6567 Esas, 2014/16638 Karar sayılı kararında ''Ancak payın serbestçe devredilebilirliğine getirilen kanuni ve iradi sınırlamalar kuşkusuz çıplak pay için de geçerlidir. Çıplak payın devri genel hükümler doğrultusunda yapılır. Uygulanacak hükümler payın bedelinin tamamen ödenmiş olup olmadığı hususuna göre değişir. Bedelinin tamamı ödenmiş çıplak payın devri genel hüküm niteliğindeki alacağın temliki hükümlerine göre gerçekleşir. Alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğu için, bununla çıplak pay devralana geçer. Şekil olarak bedeli tam ödenmiş çıplak payın devri, payın devredildiğini içeren yazılı bir temlik beyanının devralana verilmesi ile söz konusu olur.'' anılan karar gereği çıplak pay olarak nitelenen payın devri için dahi alacağın temliki hükümlerinin geçerli olabilmesi için devir bedelinin ödenmiş olmasının kural olarak geçerlilik şartı olduğunu, bu şekilde davalıların bedelin ödendiğini kanıtlamadıkça, salt şekli anlamda alacağın temlikinin gerçekleşmiş olmasının yeterli olacağı yönündeki davalı cevaplarının yerinde olmadığını, bu şekilde dahi devir işleminin geçersiz olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davacının davalı anonim şirket nezdindeki hisselerinin diğer davalılara devrine ilişkin sözleşmenin korkutma, baskı ve muvazaa sebebiyle, ayrıca geçersiz olması sebebiyle iptali ile davacı adına tescili istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı ile davalı ... ve davalı ... arasında düzenlenen ''Sözleşme'' başlıklı ve 29.06.2016 tarihli hisse devrine ilişkin sözleşmede; ''Ben ..., ... SAN.VE TİC. AŞ de bulunan 460.000 adet, 460.000 TL değerindeki hissemin 115.000 adet, 115.000 TL değerindeki hissemi 500.0000 TL karşılığında ...'ya, 115.000 adet, 115.000 TL değerindeki hissemi 500.000 TL karşılığında ...'ya devir ettim. (Lübnandaki müşterimizde kalan tahsilatı geciken şirket alacağına karşılık alacağın üzerindeki banka teminatının şirket yetkilisine haber verilmeden tarafından kaldırılmasından kaynaklandığı ve şirket zarara uğradığı için) İş bu sözleşme ile 500.000 TL karşılığında ...'ya ve 500.000 TL karşılığında ...'ya devir ettiğim hisselerimin bedelini 31.12.2016 tarihine kadar kendilerine geri ödemem karşılığında aynı hisselerimin bana tekrar geri verileceğini; toplamda 1.000.000 TL bedeli bu tarihe kadar iade etmediğim takdirde bu hisselerin gerçek sahipleri olacağını tarafların bu hususu karşılıklı olarak aşağıda imzaları bulunan şahitler huzurunda kabul ettiklerini beyan ve taahhüt ederler.'' denildiği, davacı ile davalı gerçek kişilerin ve üç şahidin imzalarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davacı dava dilekçesinde; davalı şirkette %10 oranında hisse sahibi iken %5 oranındaki hissesini davalı gerçek kişilere devrettiğini, ancak söz konusu hisse devrini dava dışı ...'nın bakı ve zorlaması ile yaptığını, hileli işlemlerle yapılan devir işleminde devir iradesi olmadığını, hisseleri devralan davalı gerçek kişilerin ve kendisinin iradesinin hisse devri olmadığını, ayrıca sözleşmedeki bedelin kendisine ödenmediğini, sözleşmenin şekil şartına uymadığını, devrin pay defterine kaydedilmediğini, bu sebeplerle de sözleşmenin geçerlilik şartlarını taşımadığını ileri sürerek, hisse devrinin iptali ile hisselerin kendisine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiş, dava değerini 35.000 TL gösterip bu miktar üzerinden harç yatırarak davayı açmıştır. Yukarıda yer verilen hisse devir sözleşmesinde davacının sahip olduğu, davalı gerçek kişilere devrettiği ve devrin iptali ile adına yeniden tescilini istediği hisselerinin bedelinin 1.000.000 TL olduğu, dolayısı ile eldeki dava değerinin, davacının devrettiği hisselerin sözleşmede gösterilen değeri olan 1.000.000 TL olduğu anlaşılmaktadır. 492 sayılı Harçlar Kanununun 15.maddesi ''Yargı harçları (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınır.'' hükmünü, 16.maddesi ''Değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerler esastır. Müdahalenin men'i tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda gayrimenkulün değeri nazara alınır. Gayrimenkulün aynına taalluk eden davalarda ecrimisil ve tazminat gibi taleplerde de bulunulduğu takdirde harç, gayrimenkulün değeri ile talep olunan tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınır. Değer tayini mümkün olan hallerde dava dilekçelerinde değer gösterilmesi mecburidir. Gösterilmemişse davacıya tesbit ettirilir. Tesbitten kaçınma halinde, dava dilekçesi muameleye konmaz. Noksan tesbit edilen değerler hakkında 30 uncu madde hükmü uygulanır. '' hükmünü içermektedir. Yine aynı Yasanın 30. maddesinde de ''Muhakeme sırasında tesbit olunan değerin, dava dilekçesinde bildirilen değerden fazla olduğu anlaşılırsa, yalnız o celse için muhakemeye devam olunur, takip eden celseye kadar noksan değer üzerinden peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde gösterilen süre içinde dosyanın muameleye konulması, noksan olan harcın ödenmesine bağlıdır. '' hükmü düzenlenmiştir. Bu durumda mahkemece, dava konusu hisselerin devir sözleşmesinde belirlenen değeri üzerinden eksik harcın ikmal ettirilmesinden sonra işin esasına girilmesi, ikmal edilmediği taktirde ise yukarıda da belirtildiği üzere, Harçlar Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca işlem yapılması gerekirken, anılan husus nazara alınmaksızın, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,4-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, esas hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 13.03.2025
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.