T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2331
KARAR NO: 2025/425
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/01/2021
NUMARASI: 2019/720 E.- 2021/61 K.
DAVANIN KONUSU: Alacak (Yetkili satıcılık sözleşmesinden kaynaklı)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı ile davalı arasında 14.12.2012 tarihinde reklam alanları tek yetkili satıcılık sözleşmesi imzalandığını, reklam anlaşması sonucunda müvekkili tarafından 22.03.2013 tarihli, ... numaralı, 377.600,00 TL bedelli faturanın düzenlenerek davalı şirkete gönderildiğini, faturanın alındığını, davalının faturaya itiraz etmediğini, tarafların ticari defterlerinden de sabit olacağı üzere bu güne kadar ödenmeyen fatura bedelinin, kalan kısmı sonradan dava edileceği veya ıslah yoluyla arttırıma konu edileceği için şimdilik 10.000 TL'sinin müvekkiline ödenmesi için huzurdaki davayı açma gereği hasıl olduğunu ileri sürerek, şimdilik 10.000 TL'lik kısmi alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile beraber davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davanın kısmi dava olarak açılamayacağını, sözleşmenin davalıya tebliğ edilemediğini, tebliğinden sonra sözleşmedeki imza ve içeriğine ilişkin itiraz haklarının saklı olduğunu, davacı tarafın davaya konu ettiği fatura bedeli olan 377.600,00 TL'nin müvekkili şirket tarafından davalı şirkete teslim edilen ... Bankası Koşu yolu Şubesine ait 22/03/2014 vadeli, 227.600,00 TL bedelli, ... seri numaralı çek ve ... Bankası Koşu yolu Şubesine ait 25/02/2014 vadeli, 150.000,00 TL bedelli, ... seri numaralı çek ile ödendiğini, davalı defter ve kayıtları incelendiğinde açıkça görüleceği üzere davacının davalıdan herhangi bir hak ve alacağı bulunmadığının anlaşılacağını, davacının davalıdan herhangi bir hak ve alacağı bulunmasa da kabul anlamına gelmemek kaydıyla biran için aksi düşünülse dahi davacının alacağının 5 yıllık zamanaşımına tabi olup zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, ticari satım ve faturadan kaynalı alacak davasıdır.Ticari defterlerin sahibi lehine delil olması için HMK m. 222/2’de öngörülen şartlar; defterlerin kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olması, defterlerin açılış ve kapanış onaylarının yaptırılmış olması ve ticari defterlerin birbirini doğrulamış olması gerekmektedir. Somut olayda; davalı tarafın ticari defter ve kayıtlarının bilirkişi marifetiyle incelenmesinde ticari defterlerin açılış ve kapanış onaylarının usulüne uygun olarak yapıldığı, taraf ticari defterlerinin incelenmesine ilişkin 12/09/2019 tarihli duruşmada ara karar kurulmuş ancak davacı taraf defterlerini ibraz etmemiştir. Davalı şirket defterlerinin incelenmesi sonucunda dava tarihi itibariyle davacı şirketin davalı şirketten alacağı olan borcun ödendiği hususunun davalı ticari defterlerinden tespit edildiği görülmüştür. Davacı vekilinin davalı tarafın cevap dilekçesini geç sunmasından kaynaklı borcun ödendiğine yönelik ileri sürülen savunmanın iddianın genişletilmesi yasağına tabi olacağından bahisle ödeme beyanının dikkate alınmamasını talep etmiştir. Benzer konuya ilişkin Hukuk Genel Kurulunun 2017/7-2097 esas ve 2017/894 karar sayılı ilamında; "Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, temyiz veya karar düzeltme aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır. Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur." şeklindeki açıklamalarının ışığı altında davalı tarafın iki adet çek ile yapılan ödemeye yönelik beyanları nazara alınarak ... Bankasına müzekkere yazılmış olup cevabi yazıda ... numaralı 150.000,00 TL bedelli çekin 25/02/2014 tarihinde ... TC kimlik numaralı ... tarafından ibraz edilip ödendiği, ... numaralı 227,600,00 TL bedelli çekin 27/03/2014 tarihinde ... TC kimlik numaralı ... tarafından ibraz edilip ödendiği bildirilmiştir. 23/11/2020 teslim alınma tarihli bilirkişi raporunda da "çeklerin davalı tarafından davacıya ödendiği görülmüştür... Davacı ... Uluslararası ... Şirket defterleri bilirkişiliğe ibraz edilmediği, davalı ... Reklam ve Danışmanlık ... Şirketinin defterlerinin incelendiği, davalının defterlerine göre davalının davacıya bir borcunun olmadığı kanaati" oluştuğu bildirilmiştir. Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; mahkememizce alınan bilirkişi raporuna göre taraflar arasında fatura düzenlenmek suretiyle davalı şirketin davacı şirkete 337.600,00 TL borç bakiyesi verdiği, davalı tarafın davaya esas savunma dilekçesini süresi içerisinde sunmadığı, süresinden sonra sunulan cevap dilekçesinde borcun itfa edildiğini ileri sürdüğü, ileri sürelen çekler hakkında mahkememizce araştırma yapılarak bahsi geçen çeklerin ödendiği, davacı tarafından ileri sürülen "borcun ödendiğinin ileri sürülmesinin savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olduğu" iddialarının yerinde olmadığı, Hukuk Genel Kurulunun 2017/7-2097 esas ve 2017/894 karar sayılı ilamında da değinildiği üzere davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olması durumunda mahkemece bu hususun araştırılması gerektiği, mahkememizce yapılan araştırmada ödemeye konu çeklerin tahsil edildiğinin anlaşıldığı, davacı taraf ticari defter ve kayıtların incelenmesinden kaçındığı sonuç olarak davaya konu borcun davalı tarafça ödenmiş olduğu kabul edilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. "gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı yana düzenlenen dava konusu fatura faturaya itiraz edilmediğini, yasal süresi içerisinde davalının cevap dilekçesi sunmaması ve delil sunma süresi geçmesine rağmen davalının ticari defterleri incelenerek, davalı şirket defterlerinin incelenmesi sonucunda müvekkilinin alacağının bulunmadığı, borcun ödendiği hususunun davalı ticari defterlerinden tespit edildiğinden bahisle davanın reddine karar verildiğini, Yargıtay içtihatlarında taraflar arasında borca karşılık alacaklıya çek verilmesi durumunda taraflar arasında bu konuda açık bir anlaşma olması gerektiğini, böyle bir anlaşmanın olmaması halinde temel ilişkiye dayalı borcun ödendiği anlamına gelmeyeceğinin söylendiğini, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 16.10.2017 tarih ve 2016/10026 Esas ve 2017/6954 Karar sayılı ilamının da bu yönde olduğunu, davacıya çek verilmesi yada çekin tahsil edilip edilmediği hususlarından önce müvekkil ile davalı arasında, söz konusu çeklerin dava konusu fatura borcunun ödenmesine ilişkin düzenlendiğini gösteren bir anlaşma bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiğini, kaldı ki, dosya kapsamında böyle bir anlaşmanın yapıldığına dair herhangi bir delil bulunmadığını, dosyada bulunan çekleri tahsil eden kişiler ile davalı arasında bir bağ veya ilişki de bulunmadığını, ödendiğine ilişkin mahkemeye sunulan çeklerin davalı tarafından tahsil edilmediğini, davalı tarafından gösterilen kayıtlar dikkate alınarak müvekkilinin itirazlarına rağmen müvekkiline verilen çekin neden veya hangi borca istinaden verildiğinin tespit edilmediğini, sadece davalı tarafından müvekkiline çek verilmiş olması sebebiyle borcun ödendiği şeklinde bir karara varılarak davanın reddine karar verildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, yetkili satıcılık sözleşmesine dair faturadan doğan alacağın tahsili istemine ilişkin alacak davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili; taraflar arasındaki 14.12.2012 tarihli reklam alanları tek yetkili satıcılık sözleşmesi uyarınca davalı adına 22.03.2013 tarihli, ... numaralı, 377.600,00 TL bedelli faturanın düzenlendiğini, ancak davalının fatura borcunu ödemediğini ileri sürmüş ve kısmi dava açarak fatura bedelinin 10.000 TL'lik kısmının faizi ile tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili; alacağın zamanaşımına uğradığını, fatura borcunun iki adet çek ile ödendiğini, borcun bulunmadığını savunmuştur. Mahkemece, ödeme savunması yönünden savunmanın genişletilmesi yasağının bulunmadığı, davalının iki adet çek ile ödeme yaptığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Uyuşmazlık, ödeme savunmasının savunmanın genişletilmesi yasağı kapsamında olup olmadığı, davalının çek ile ödeme yapmasının borcu sona erdirip erdirmediği noktalarında toplanmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, her ne kadar davacı vekili davalının cevap dilekçesinin süresinde sunulmadığını, ödeme savunmasının nazara alınamayacağı ileri sürmüş ise de, dava dilekçesinin davalıya 13.06.2019 tarihinde tebliğ edildiği, davalının cevap süresinin uzatılması talebinin kabulü ile cevap dilekçesi sunma süresinin sonundan itibaren cevap süresinin iki hafta uzatıldığı, buna göre 27.06.2019 tarihinden itibaren 11.07.2019 tarihine kadar davalının cevap dilekçesi sunmasının mümkün olduğu, nitekim davalı vekilince cevap dilekçesinin UYAP sistemi üzerinden 11.07.2019 tarihinde sunulduğu ve bu şekilde cevap dilekçesinin yasal süresi içinde sunulduğu anlaşılmıştır. Kaldı ki cevap dilekçinin süresinde sunulmadığı ve ödeme savunmasının bu sürede ileri sürülmediği varsayılsa dahi mahkeme karar gerekçesinde yer verildiği üzere ödeme itirazının yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilmesi mümkün olduğundan savunmanın genişletilmesi niteliğinde kabul edilemeyecektir. Bu nedenle aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Borcun yenilenmesi, 6098 sayılı TBK m. 133 hükmü gereği borcu sona erdiren bir müessesedir. Ancak anılan maddenin ikinci fıkrasında, mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulmasının veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesinin, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılamayacağı açıkça düzenlenmiş olup yenileme suretiyle eski borcun sona ermesi için yeni borç yaratma iradesinin açık olması aranmaktadır (KILIÇOĞLU Ahmet M., Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 14. Bası, s. 816). Borçlunun temel borç ilişkisine dayalı bir borcun ödenmesi amacı ile kambiyo senedi düzenleyerek alacaklısına vermesi halinde temel borç ilişkisi varlığını devam ettirecek, ancak kambiyo senedinin ifa uğruna değil de, ifa yerine geçmek üzere düzenlendiği takdirde borç yenilenmiş sayılacaktır. Kambiyo senedinin ifa uğruna düzenlemesi durumunda ise birisi temel borç ilişkisinden diğeri de kambiyo ilişkisinden doğan iki ayrı talep hakkı ortaya çıkacaktır. Tarafların ifa uğruna edim hususunda mı, yoksa ifa yerine edim hususunda mı anlaştıkları açıkça anlaşılamıyorsa doktrinde ifa uğruna edimin varlığı kabul edilmektedir. Eldeki uyuşmazlıkta taraflar arasında reklam alanları tek yetkili satıcılık sözleşmesinden doğan ticari ilişki bulunduğu, dosyaya sunulan Yapıkredi Bankası Koşu yolu Şubesine ait 22/03/2014 vadeli, 227.600,00 TL bedelli, ... seri numaralı ve 25/02/2014 vadeli, 150.000,00 TL bedelli, ... seri numaralı çekin davacı yana teslim edildiği sabittir.Çekler üzerinde yapılan incelemede çekin keşidecisinin davalı şirket, lehtarının ise davacı şirket olduğu, çekler üzerinde davacı şirketim imza ve kaşesi ile '' çek aslını aldım '' ibaresinin bulunduğu, 22.03.2014 tarihli çekin 27.03.2014 tarihinde dava dışı ... tarafından, diğer çekin ise 25.02.2014 tarihinde dava dışı ...tarafından ibraz edildiği ve bedellerinin bu kişilere ödendiği görülmektedir. Taraf defterlerinin incelenmesi için belirlenen inceleme gününde davacı tarafından usulüne uygun ihtara rağmen ticari defterlerin sunulmadığı, davalı tarafından ticari defter ve kayıtların sunulduğu anlaşılmış olup 23.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda; davalının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, dava konusu faturanın defterlerinde kayıtlı olduğu, yukarıda belirtilen iki adet çek ile ödeme yapıldığının defterlere kaydedildiği ve davalı defter kayıtlarına göre davacıya borçlu olmadığı tespit edilmiştir. Çek bir kıymetli evrak ve ödeme aracı olup, ifa uğruna verilmektedir. Ancak, çekin karşılığının ödenmiş olması halinde borç ifa edilmiş sayılır (Yargıtay 11. H.D.'nin 28/02/2018 Tarih, 2016/10878 Esas ve 2018/1532 Karar sayılı ilamı). Somut olayda çeklerin karşılığının ödenmiş olması sebebiyle borcun ifa edildiği, TBK'nın 133. maddesini uygulama yeri bulunmadığı görülmektedir. Dava konusu çekler ifa için verilmiş ve davacı tarafından kabul edilmiştir. Çeklerin belirtilen tarihlerde ibraz edilerek tahsil edildiği de açık olduğundan ilk derece mahkemesi kabul ve gerekçesi yerinde olup davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.13.03.2025