T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2288
KARAR NO:2025/420
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:07/07/2021
NUMARASI:2018/773 E. - 2021/579 K.
DAVANIN KONUSU:Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; uluslararası işe alım ve danışmanlık şirketi olan müvekkili şirketin dünya çapında yer alan ofisleriyle işe alım ve danışmanlık hizmeti sunmakta olduğunu, tüm dünyada kariyer fırsatları sunmakta ve işveren ile işçi arasında köprü vazifesi görmekte olduğunu, müvekkili şirketin temel gayesinin danışmanlığını yapmakta olduğu kişiler ve kurumlar adına iş ilanlarında belirtilen görev tanımına uygun olan işçinin istihdam edilmesini sağlamak olduğunu, davalılardan ... ile müvekkili şirket arasında 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında 24/06/2013 tarihinde iş sözleşmesi imzalandığını, söz konusu sözleşme kapsamı ve süresinde davalılardan ...'in müvekkili şirket bünyesinde çalıştığını, müvekkili şirketin bu davalıyı bünyesinde çalıştırdığı süre boyunca tüm ücret ve sair özlük haklarını eksiksiz ve zamanında ödediğini, tüm bunlara rağmen davalılardan ...'in müvekkili şirkete önceden herhangi bir ihbarda bulunmaksızın 04/04/2018 tarihinde iş sözleşmesini haksız olarak feshettiğini ve müvekkili şirket bünyesindeki pozisyonundan ayrılarak rakip firma konumunda yer alan diğer davalı ... AŞ'de çalışmaya başladığını, davalılardan ...'in müvekkili şirketin rakibi konumundaki diğer davalı şirket bünyesinde çalışmaya başlamasının tespit edilmesi akabinde sözleşmenin 9.3 maddesi ile hüküm altına alınan rekabet etmeme yükümlüğünün ihlali nedeniyle davalılardan ...'in 6 aylık brüt ücreti tutarındaki cezai şart tutarının müvekkil şirkete ödenmesi amacıyla 13/07/2018 tarihinde ... yevmiye numarası ile Beyoğlu 46. Noterliği aracılığıyla ihtarname keşide edildiğini, ancak davalının talep edilen cezai şartı ödemediğini, davalılardan ...'in rekabet yasağına ilişkin hükmü açıkça ihlal etmiş olması nedeniyle ödemekle sorumlu olduğu cezai şart miktarından diğer davalı şirketin müteselsilen sorumlu olduğunu, davalı ...'ın davalı şirketin teşviki ile iş sözleşmesini haksız feshettiğini, davalıların birlikte davacının zarara uğramasına sebep olduğunu, davalıların haksız fiili ve davalı şirketin haksız rekabeti sebebiyle davalı şirketin İş Kanunun 23.maddesi uyarınca müteselsilen sorumlu olduğunu, davacının cezai şarta aşan maddi zararı da bulunduğunu, iş sözleşmesinin 9.3 maddesi ile getirilen işçinin rekabet etmeme yükümlülüğünün davalı yanca ihlal edildiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL cezai şart ile davacının uğramış olduğu zararlarına karşılık olarak şimdilik 100,00 TL tutarındaki maddi tazminatın davalılardan yasal faiziyle birlikte müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 22.03.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile cezai şart talebini 39.999,98 TL arttırarak, 49.999,98 TL cezai şart alacağının yasal faizi ile tahsilini istemiştir.Davalılar vekili, savunmasında özetle; her türlü işçi ücret alacaklarının TBK'nın 126/3 fıkrası uyarınca 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, bu nedenle davacının talepleri yönünden zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın ... AŞ'ye karşı açılmış olduğunu, şirketin unvanının yanlış olduğunu ve davanın yanlış şirkete yöneltildiğini, diğer davalının sözleşmesinin ... AŞ ile olduğunu ancak davanın ... AŞ'ye karşı açılmış olduğunu, bu nedenle husumet yönünden itiraz ettiklerini, davaya dayanak olarak gösterilen ilgili iş sözleşmesinin 9.3. maddesinin yorumu ile davanın haksız ve dayanaktan yoksun olduğunun ortaya çıkacağını, sözleşmede yer sınırlamasının İstanbul il sınırları olarak belirtilmiş olduğunu, davalı ...'in görev yerinin İstanbul değil Kocaeli – Gebze olduğunu ve Kocaeli ili sınırları içerisinde olduğunu, rekabet yasağı ile getirilen İstanbul ili sınırları içerisinde dahi çalışmayan diğer davalı ...'in davacı şirketi herhangi bir ağır zarara uğratmasının mümkün olmadığını, müvekkili ...'in tüm işe giriş bildirgeleri incelendiğinde ... Şirketi Gebze Şubesi bünyesinde ve Gebze – Kocaeli ili sınırları içerisinde çalıştığının anlaşılacağını, müvekkillerinden ...'in davacının meslek sırlarını haiz olmadığı gibi davacının müşteri çevresini kullanarak haksız rekabet ortamı yaratmasının da söz konusu olmadığını savunarak, davanın davalı şirket bakımından davanın husumet yönünden reddine, her iki müvekkili açısından esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava; taraflardan ... ile davacı şirket arasında akdedilen iş sözleşmesinden kaynaklı ve 6098 sayılı TBK.’nun 444. ve 445. maddelerine dayanılarak işçinin rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davranıldığı iddiasıyla sözleşmede belirlenen cezai şartın ve bu nedenle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini talepli olarak açılmış alacak davasıdır.Davacı taraf delil olarak; 24/06/2013 tarihli İş Sözleşmesi, Beyoğlu ... Noterliği’nden keşide edilen 13/07/2018 tarih - ... yevmiye nolu ihtarname, 24/07/2018 tarihli Arabuluculuk Tutanağı, İstanbul Ticaret Odası'nın firma bilgileri sorgusu, bilirkişi incelemesi, keşif, yemin, tanık beyanı, akademik mütalaa, Yargıtay kararları ve diğer her türlü yasal delile dayanmıştır. Davalı taraf ise delil olarak; Özel İstihdam Bürosu izin belgesi, davalı ...'in işe giriş bildirgeleri, davalı ...'in işten ayrılış bildirgesi, tanık beyanı, her türlü şirket kaydı, yemin, redde ilişkin örnek mahkeme kararları, Yargıtay kararları, bilirkişi incelemesi ve diğer her türlü yasal delile dayanmıştır. Mahkememizce taraflarca sunulan deliller toplanmış, İstanbul Sosyal Güvenlik Kurumu İl Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak davalılardan...’in çalıştığı işyeri bilgilerinin gönderilmesi istenmiştir. Müzekkereye Gebze Sosyal Güvenlik Müdürlüğü tarafından cevap verilmiş ve dosya içerisine alınmıştır. İstanbul İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğü’ne müzekkere yazılarak davalı ...’in ikamet adresinin gönderilmesi istenmiştir. Ayrıca İstanbul İl Ticaret Sicil Müdürlüğü’ne yazılarak ... Şti. ait sicil bilgileri ile şube adres bilgilerinin dosyaya gönderilmesi sağlanmıştır. Davalılardan ...’e ait ... sayfa çıktıları ile ... sayfa çıktılarının dosya içerisinde olduğu görülmüştür.Deliller toplandıktan sonra mahkememizce 23/07/2019 tarihli ara karar ile iddia, savunma ve toplanan deliller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.Bilirkişi ...tarafından düzenlenen 12/09/2019 tarihli raporda özetle; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin “Fesih” başlıklı 9.3 maddesinde “insan kaynakları danışmanlığı görevi ifa etmek üzere işverenin veya müşterinin rakibi olan bir şirkette, müşteri şirketlerde, müşterilerin rakibi olan şirkette veya kendi adına açacağı işyerinde ücret karşılığı olsun veya olmasın, resmi veya gayri resmi, doğrudan veya dolaylı olarak İstanbul ili sınırları içerisinde bir (1) sene boyunca çalışmamayı ve bu maddeye aykırı davranması durumunda 6 aylık toplam brüt ücreti tutarında tazminat ödemeyi peşinen kabul ve taahhüt eder.” şeklinde rekabet yasağının düzenlendiği ve tarafların bu hususta karşılıklı mutabık oldukları, TBK.’nun 444. maddesi ve devamı maddelerinde yer alan rekabet yasağı ile ilgili düzenlemeler uyarınca kanunun işverene, işçi aleyhine hizmet sözleşmelerinde birtakım düzenlemeler getirme olanağının tanındığı, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan 9.3 maddesinin TBK.’nun 444. maddesi ve devamı hükümlerine dayandığı, TBK.’nun 444/2 maddesi uyarınca davalılardan ...’in davacı şirket nezdinde iş sözleşmesi devam etmekteyken davacı şirketin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkanına sahip konumda olduğu, ancak rekabet yasağının sınırlarının belirlendiği TBK.’nun 445. maddesi içeriği incelendiği vakit kanunun işverene rekabet yasağının uygulanması noktasında bir kısım sınırlamalar getirmiş olduğu, davalıların davacı şirketin faaliyet alanı çevresinde müşteri çevresine ulaşabilme imkanının mevcut olduğu, müşterilerin isim ve soy isimleri, adres ve telefonları, davacı şirketle iletişime geçme nedenleri ve müşteri çevresine ilişkin bilgileri bilebilecek ve müşterilerle doğrudan bağlantıya geçebilecek durumda olduğu, taraflar arasındaki sözleşme ile öngörülen rekabet süresinin, TBK.’nun 445. maddesinde belirtilen üst sınır olan 2 (iki) yılı aşmayıp 1 (bir) yıl üzerinden kararlaştırıldığı, tüm bu hususlar bağlamında taraflar arasındaki Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi'ndeki rekabet yasağına ilişin hükmün TBK’nun 444. maddesi ve 445. maddesi bağlamında geçerli olarak kabul edilebileceği, davalı şirketçe dosyaya sunulan cevap dilekçesinde diğer davalı ...'in şirketin ... Şubesi’nde çalıştığının belirtilmiş olduğu, ancak dosya muhteviyatındaki belgeler incelendiğinde ve dosyaya gelen ... hizmet dökümüne göre davalı ...'in 08/04/2018 tarihinde davacı şirketle arasındaki iş ilişkisinin sonlandığı ve 02/05/2018 tarihinden itibaren davalı şirkette çalışmaya başladığı, bu şirketin adresinin ise Kocaeli’de değil Esentepe-Şişli/İSTANBUL’da olduğu, davalı ...’in 31/08/2018 tarihinde bu şirketle iş ilişkisinin sonlandığı ve bundan sadece 1 (bir) gün sonra 01/09/2018 tarihinde bu defa aynı şirketin ... Şubesi’nde çalışmaya başladığı, davalılardan ... henüz davalı şirketin İstanbul adresli Şubesi’nde çalışırken davacı şirketçe rekabet yasağının ihlali nedeniyle 13/07/2018 tarihinde noter ihtarnamesi gönderdiği ve 28/08/2018 tarihinde de huzurdaki davayı açtığı, davacı tarafça keşide edilen ihtarname ve davanın açılış tarihinden sonra davalı ...’in şube değiştirerek 01/09/2018 tarihinde aynı şirketin ... Şubesi’nde çalışmaya başladığının tespit edildiği, tüm takdiri mahkemeye ait olmak üzere böylece davalı ...’in tarafı olduğu Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi'nin 9.3. maddesi uyarınca rekabet yasağını ihlal ettiği kanaatine varıldığı, İş Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca diğer davalı ... Hizmetleri A.Ş.'nin de bundan dolayı sorumluluğunun bulunduğu, sonuç olarak davacı yanın iddiasında haklı olduğu belirtilerek, taraflar arasındaki Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi'nin 9.3. maddesinde düzenlenen rekabet yasağının Türk Borçlar Kanunu m. 444 ve 445 uyarınca geçerli olduğu, davalı ...’in rekabet yasağını ihlal ettiği, diğer davalı ... Hizmetleri A.Ş.'nin ise İş Kanunu’nun 23. maddesi uyarınca bu ihlalden sorumlu olduğu şeklinde görüş ve kanaat bildirilmiştir.Bilirkişi raporu taraf vekillerine 17/09/2019 tarihinde e-tebligat ile tebliğ edilmiş, davacı vekili tarafından 30/09/2019 tarihinde dilekçe ile rapora karşı beyan ve itirazda bulunularak cezai şart ve maddi tazminat tutarının hesaplanması yönünden bilirkişiden ek rapor alınması talebinde bulunulmuştur.Davalılar vekili tarafından ise 01/10/2019 tarihli dilekçe ile bilirkişi raporuna karşı itiraz edilerek yeni bir bilirkişiden rapor alınması talebinde bulunulmuştur.Mahkememizce 06/11/2019 tarihli duruşmada her iki taraf vekilinin dilekçelerinde belirttiği itirazlarını karşılar nitelikte ve yeterlilikte ayrıca davacı tarafın talebi ile ilgili hesaplama yapılmak suretiyle ek rapor tanzimi için dosyanın önceki bilirkişiye tevdi edilerek ek rapor alınmasına karar verilmiştir.Bilirkişi tarafından düzenlenen 13/12/2019 tarihli ek raporda ise özetle; davalı vekilince 11/09/2019 tarihli rapora itiraz dilekçesinde davalılardan ...'in ... Limited Şirketi'nin ... Şubesi'nde istihdam edildiğinin ve rekabet yasağının ihlal edilmediğinin belirtildiği, ancak bu husus hakkında 11/09/2019 tarihli raporda dosya muhteviyatındaki tüm belgelerin detaylı olarak incelenmiş olduğu ve gerekli açıklamaların yapıldığı, bu hususta kök rapordaki kanaatlerinin devam ettiği, davalı vekilince 11/09/2019 tarihli rapora itiraz dilekçesinde davalı şirketin ticari kayıtlarının, davalının işten ayrılmasının davacıya önemli bir zarar verip vermediğinin, davalı şirketin davalının işten ayrıldıktan sonra ciro ve kârlılık anlamında etkilenip etkilenmediğinin raporda incelenmediğinin belirtilmiş olduğu, bu hususta kök raporda yapılan açıklamalara bağlı kalarak rekabet yasağının varlığı için somut zararın oluşmasının şart olmadığı ve zarar verebilme riski ve ihtimalinin varlığının arandığı, dolayısıyla bu hususta kök raporda yapılan değerlendirmede herhangi bir değişikliğe gidilmediği, davalı vekilinin itirazında diğer davalı ...'in davacı şirketin meslek sırlarına, müşteri potansiyeline hakim olmasının mümkün olmadığının belirtildiği, ancak yapılan incelemeler neticesinde davalıların davacı şirkete ilişkin bilgileri bilebilecek ve müşterilerle doğrudan bağlantıya geçebilecek durumda olduklarının anlaşıldığı, davacı vekili tarafından ise rapora beyan dilekçesinde cezai şart ve maddi tazminat tutarının net olarak hesaplanmasının talep edildiği, bu hususta dosya muhteviyatındaki belgeler incelendiğinde taraflar arasında akdedilen 24/12/2013 tarihli Belirsiz Süreli İş Sözleşmesi'nin 9.3. maddesinde düzenlenen rekabet yasağının ihlali halinde 6 aylık brüt ücret tutarında tazminat ödeneceğinin kararlaştırıldığı, dosya muhteviyatında bulunan davalılardan ...'in ... hizmet dökümleri incelendiğinde bu davalının davacı şirketteki son brüt ücretinin 8.333,33-TL. olduğu, takdir yetkisi mahkemeye ait olmak üzere rekabet yasağının ihlal edilmesinden kaynaklı olarak ödenmesi gereken cezai şart tazminatı tutarının 49,999,98-TL. olarak hesaplandığı, bu tutardan İş Kanunu m. 23 uyarınca davalıların birlikte sorumlu olacağı, davacı vekilinin maddi tazminat hesaplanması talebine ilişkin olarak ise maddi tazminatın hesaplanması için davalılardan ...'in rakip firmada çalışmaya başlaması neticesinde oluşan zararın miktarının tespit edilmesi gerektiğinden ve bu hesaplamanın yapılması için gerekli bilgi ve belgeler dosya muhteviyatında bulunmadığı, bu nedenle maddi tazminat hesaplaması yapılamadığı şeklinde görüş ve kanaat bildirilmiştir.Bilirkişi ek raporu da taraf vekillerine usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş, davacı vekili tarafından 26/12/2019 tarihli dilekçe ile rapora karşı yazılı beyanda bulunulmuş, davalılar vekili tarafından ise 30/12/2019 tarihli dilekçe ile ek rapora itiraz edilmiştir.Davacı vekili 22/03/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde 10.000,00-TL. olarak talep ettikleri cezai şart miktarını bilirkişi ek raporundaki hesaplama doğrultusunda 39.999,98-TL. daha artırarak 49,999,98-TL.’ye yükseltmiş ve yatırılması gereken harcı da ikmal etmiştir.Huzurdaki dava; 6098 sayılı TBK.’nun 444. ve devamı maddelerine göre işçinin rekabet etmeme yükümlülüğüne aykırı davrandığı iddiasına dayalı olarak açılmış sözleşmede belirlenen cezai şartın ve bu nedenle uğranıldığı ileri sürülen zararın tazmini talepli alacak davasıdır. Ticari hayatta rekabetin; işletmelerin verimini arttırıcı, üretilen mal ve hizmetlerin kalitesini yükseltici ve fiyatları düşürücü fonksiyonları bulunduğu ileri sürülmekte olup; bu yönüyle yararlı olan rekabetin dürüstlük kuralları içinde yapılması ve kötüye kullanılmaması gerekir. (Arkan Sabih Ticari İşletme Hukuku, Bankacılık Enstitüsü, 2011, s:308).Hizmet akdinin sona ermesinden sonra işçiyi işverene karşı rekabet oluşturacak faaliyetlerden kaçınmakla yükümlü kılan “rekabet yasağı sözleşmesi”, piyasa ekonomisinin ve teknolojideki gelişmelerin bir ürünü olarak yirminci yüzyıldan itibaren önem kazanmaya başlamıştır (Soyer Polat, Rekabet Yasağı Sözleşmesi, Ankara 1994, S: 3).Taraflar iş ilişkisi devam ederken bazı koşullarla sözleşmenin bitiminden sonra işçinin rekabet etmeyeceğine ilişkin bir hükmün iş akdine konulmasını veya bu konuda ayrı bir sözleşmenin (rekabet yasağı sözleşmesi) yapılmasını kararlaştırabilirler.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 444. maddesine göre: “Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir”İşçinin çalışması esnasında elde ettiği bazı bilgileri iş akdinin sona ermesinden sonra kullanması işverenin haklı menfaatlerine zarar verebilir. Rekabet yasağının getirilmesindeki amaç, işçinin işyerinde öğrendiği üretim sırlarını veya işverenin işleri hakkındaki bilgisini iş ilişkisi sona erdikten sonra işverenle rekabet edecek tarzda kullanmasının önüne geçmektir.Taraflar arasında rekabet yasağına ilişkin sözleşmenin kurulmasında işverenin korunmaya değer haklı bir menfaatinin söz konusu olabilmesi için; işçinin işverenin işi ile ilgili sırlarını, yaptığı işleri ve müşteri çevresini bilmesi, bu konuda bilgi edinme olanağının bulunması ve bunun sonucunda işvereni önemli bir zarara uğratma ihtimalinin olması gerekir.Rekabet yasağının ihlali halinde işverenin bu nedenle zarara uğradığını ispatlaması gerekmekte; bu ise her zaman kolay olmamaktadır. Özellikle kazanç kaybı birçok olayda yasağın ihlalinden uzun bir süre sonra ortaya çıkmakta, belirgin hale gelmektedir. Oysa Türk Borçlar Kanunu’nun 180. maddesinin 1. fıkrasında “Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile, kararlaştırılan cezanın ifası gerekir” hükmü yer aldığından, işverenin herhangi bir zararı ispatlamak zorunda bulunmaksızın sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı isteyebilmesi olanağı vardır. Bu durumda işverenin sözleşmede kararlaştırılan cezai şartı talep edebilmesi için rekabet yasağının işçi tarafından ihlal edildiğini ispatlaması yeterlidir.Somut olayda; taraflar arasında imzalanan belirsiz süreli iş akdinde yer alan “Fesih” başlıklı 9.3 maddesinde; insan kaynakları danışmanlığı görevi ifa etmek üzere işverenin veya müşterinin rakibi olan bir şirkette, müşteri şirketlerde, müşterilerin rakibi olan şirkette veya kendi adına açacağı işyerinde ücret karşılığı olsun veya olmasın, resmi veya gayri resmi, doğrudan veya dolaylı olarak İstanbul ili sınırları içerisinde bir (1) sene boyunca çalışmamayı ve bu maddeye aykırı davranması durumunda 6 aylık toplam brüt ücreti tutarında tazminat ödemeyi peşinen kabul ve taahhüt eder.”şeklinde yer alan hükümle davalı işçi ... yönünden rekabet yasağının düzenlendiği ve bu hususta tarafların karşılıklı mutabık oldukları sabittir.Genel işlem koşullarını kullanan taraf, sözleşmenin yapılması sırasında karşı tarafı bu koşulların varlığından haberdar etmeli ve böylece karşı tarafın bu koşulların içeriğini öğrenme imkanını sağlamalıdır (TBK m.21/1). Somut olayda bu koşulun gerçekleştiği görülmektedir. Zira davacı şirket, rekabet yasağı kaydına iş sözleşmesinin içerisinde bir hüküm olarak yer vermiştir. Dolayısıyla davalıya bilgi edinme şansının tanındığı anlaşılmaktadır. Yürürlük denetimine ilişkin ikinci aşama ise şaşırtıcı kayıt denetimidir. Buna göre, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları yazılmamış sayılır (TBK m.21/2). Ancak somut olaydaki rekabet yasağı kaydı bu denetim aşamasını da geçmiştir. Zira uygulamada işverenlerin iş sözleşmesine koydukları bir hükümle çalışanlarına rekabet yasağı getirmesi yaygın bir kullanımdır. Dolayısıyla bu kaydın şaşırtıcı bir kayıt olduğunu ileri sürmek de mümkün değildir. Açıklanan sebeplerle mahkememizce taraflar arasında akdedilen sözleşmenin 9.3. maddesinde yer alan rekabet yasağı kaydının geçerli olduğu kanaatine varılmıştır.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 11/02/2019 tarih, 2017/3977 E. - 2019/990 K. ve 17/06/2019 tarih, 2018/3000 E. - 2019/4468 K. sayılı kararlarında da işaret edildiği üzere, taraflar arasındaki sözleşmenin hem hizmet ilişkisinin devamı sürecinde geçerli olan bir hizmet sözleşmesini, hem de hizmet sözleşmesi sona erdikten sonra taraflar için yükümlülükler içeren bir rekabet etmeme sözleşmesini ihtiva ettiğinin kabulü gerekir. Bu durumda hizmet sözleşmelerinde sadece işçi aleyhine konulan cezai şart hükümlerinin geçersiz olduğunu hüküm altına alan TBK.'nın 420. maddesinin, taraflar arasındaki sözleşme kapsamında yer alan rekabet etmeme sözleşmesine de uygulanması söz konusu olmayacaktır.Olaya uygulanması gereken 6098 sayılı TBK.’nun 444/2. maddesine göre, "Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir." Buna göre davalı işçi ...’in davacı işverenle ilişkide olan müşterileri tanıdığı hallerde, iş sözleşmesinin sona ermesinin ardından işverenle rekabet oluşturacak şekilde diğer davalı rakip firmada iş sözleşmesiyle çalışmaması şeklinde şart içeren sözleşmeler yapabileceklerdir.Öte yandan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 23. maddesi yeni işverene önemli bir sorumluluk yüklemiştir. Anılan maddeye göre, süresi belirli olan veya olmayan sürekli iş sözleşmesi ile bir işverenin işine girmiş olan işçi, sözleşme süresinin bitmesinden önce yahut bildirim süresine uymaksızın işini bırakıp başka bir işverenin işine girerse sözleşmenin bu suretle feshinden ötürü, işçinin sorumluluğu yanında, ayrıca yeni işveren de aşağıdaki hallerde birlikte sorumludur:a) İşçinin bu davranışına, yeni işe girdiği işveren sebep olmuşsa. b) Yeni işveren, işçinin bu davranışını bilerek onu işe almışsa. c) Yeni işveren işçinin bu davranışını öğrendikten sonra dahi onu çalıştırmaya devam ederse.Anılan düzenlemeye göre; işçinin işi bırakmasına yeni işverenin sebep olması veya işçinin uygun olmayan bu davranışını bilerek onu işe alması ya da çalıştırmaya devam etmesi durumlarında, eski işverenin herhangi bir zararı söz konusu olmasa dahi, yeni işveren işçi ile birlikte sorumlu tutulabilecektir. Kanun maddesinde yer alan ve “yeni işveren işçi ile birlikte sorumludur” ifadesi ile kastedilen “müteselsil sorumluluktur.” Yani önceki işveren tazmin talebini isterse eski işçisine, ister yeni işverene ve isterse her ikisine birden yöneltebilir.Somut olayda; dosyaya gelen belgelerin incelenmesinde; davalılardan ...’in iddia edildiği gibi Gebze'de ikamet etmediği, İstanbul’da ikamet ettiği, davacı şirketten sonra çalışmaya başladığı aynı iş kolunda faaliyet gösteren diğer davalı şirketin İstanbul'da bulunan yerinde çalıştığı tespit edilmiştir.İddia, savunma, toplanan deliller ve mahkememizce hükme esas alınan bilirkişi kök ve ek raporlarındaki tespit ve değerlendirmelere göre; davalılardan ...’in davacı şirketin meslek sırlarına, müşteri portföyüne ve potansiyeline vakıf olduğu, davacı şirkete ilişkin bilgileri bilebilecek, müşterilerle doğrudan bağlantıya geçebilecek durum ve konumda bulunduğu, diğer davalı şirketin ise davacı şirket ile aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, böylece davalı ...’in aynı faaliyet alanında faaliyet gösteren diğer davalı şirket nezdinde çalışmaya başladığı da gözetildiğinde TBK'nın 444/2. maddesindeki koşulların somut olayda bulunduğu, taraflar arasındaki rekabet yasağı düzenlemesinin TBK.'nun 445/2. maddesindeki hüküm ve koşullar bakımından geçerli olduğu ve davalı tarafından rekabet yasağı düzenlemesinin davalılarca ihlal edildiği, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 23. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde davalıların davacı şirkete 24/12/2013 tarihli iş sözleşmenin 9.3. maddesinde düzenlendiği üzere davalı ...’in 6 (altı) aylık brüt ücreti tutarı olan 49,999,98-TL. tazminat ödemekle yükümlü oldukları kanaatine varılarak aşağıdaki gibi karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 49.999,98-TL cezai şartın (10.000,00-TL'lik kısmına dava tarihi olan 28/08/2018 tarihinden, 39.999,98-TL'sine ise ıslah tarihi olan 22/03/2021 tarihinden itibaren) işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, davacı tarafın fazlaya ilişkin isteminin ise reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekili ve davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalılar vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı ...'ın İstanbul ilinde değil, Kocaeli ili sınırları içindeki ... şubesinde istihdam edildiğini, mahkemenin ve bilirkişinin bu husustaki savunmalarını hiçbir şekilde dikkate almadığını, iş sözleşmenin 9.3 maddesinde yer sınırlamasının "İstanbul il sınırları" olarak belirtildiğini, ancak davalının görev yerinin İstanbul değil "Kocaeli-Gebze" olduğunu, Kocaeli il sınırları içerisinde bulunduğunu, tüm işe giriş bildirgelerinde bunun görüldüğünü, davacı şirketin ticari kayıtları incelenmeden davalının işten ayrılmasının davacıya önemli bir zarar verip vermediği davacı şirketin davalının işten ayrıldıktan sonra ciro ve karlılık anlamında etkilenip etkilenmediğinin mahkeme tarafından incelenmediğini, davacı şirketin karlılık ilkelerine göre yönetilen bir şirket olduğu dikkate alındığında diğer davalı ... işten ayrıldığında ciro anlamında bir etkilenmesinin olmadığını, ...'ın meslek sırlarına haiz olmadığı gibi davacının müşteri çevresini kullanarak haksız rekabet ortamı da yaratmadığını, davalının danışmanlık görevini ifa ettiğini, danışmanlık görev pozisyonundaki bir çalışanının davacının meslek sırlarına, müşteri potansiyeline hakim olmasının zaten mümkün olmadığını, İstanbul gibi binlerce danışman çalışanın görev yaptığı bir şehirde çalışanın çalışma özgürlüğünü engeller nitellikte böylesi bir cezai şart getirilmesinin uygun olmadığını,davacı işverenin büyük bir zarara uğramış olduğunu ispatla yükümlü olduğu halde gerek bilirkişi raporunda bu hususun tespit edilmediğini, davalının meslek hayatı boyunca tecrübe edinmek maksadıyla farklı firmalarda çalıştığını, yıllardır bu alanda çalışıp kendisini geliştirip tecrübe edindiğini, yıllardır emek ve mesai harcadığını, davalının hukuka aykırı bir rekabet yasağından söz ederek, iş kolu değiştirmesi, başka bir alana yönelmesi, farklı bir alanda çalışarak hayatını idame ettirmesinin beklenemeyeceğini, rekabet yasağı sözleşmesini imzalayan işçinin başka bir iş bulamayacak duruma düşmemesi gerektiğini, rekabet yasağının işçinin ekonomik geleceğini hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürmesi gerektiğini, davayı asla kabul anlamına gelmemek kaydıyla çalışmak zorunda olan bir işçinin ekonomik olarak sıkıntı çekmeden bu tutarı ödemesinin de mümkün olmadığını, bu tutarın oldukça fahiş ve işçiyi son derece zor duruma düşürecek bir tutar olduğunu, davalının değil bir şirketle rekabete hiçbir kurum veya kuruluş ile rekabet edecek durumda olmadığını, rekabetin eşit şartlarda kişi veya kurumlar arasında olacağını, fahiş hesaplamanın da kabulünün mümkün olmadığını,Yargıtayın, rekabet yasağının ihlali için davacı şirketin bir zararının oluşması ve bu zararın tazminini talep etmesi gerektiği görüşünde olduğunu, Yargıtay kişinin özgürlüğünü kısıtlayıcı hükümlerin iş aktinde imzalanmasının geçersiz olduğunu belirttiğini, davalının yürüttüğü iş nedeniyle davacı şirketin uğramış olduğu herhangi bir zararı olmadığını, Anayasanın 48. maddesi uyarınca, herkes çalışma hürriyetine sahip olup, davalı müvekkilinin, sözleşmenin sona ermesinin ardından 1 yıl süre ile davacı işverenin iş alanına giren bir faaliyette bulunamaması bir rekabet etmeme koşulu değil Yargıtay'ın deyimiyle kelepçeleme sözleşmesi niteliğinde olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin ilgili maddesi davalı müvekkilinin ekonomik özgürlüğünü kısıtlayan bir hüküm olduğunu, dolayısıyla, buna dayalı olarak konulan cezai şart koşulunun da geçersiz olduğunu, ayrıca, davalı müvekkilinin, davacı firmada çalışırken edindiği ticari sır niteliğinde bilgiler varsa, bu bilgilerin ne şekilde kullandığı ve davacı şirketin bu yolla ne tür bir zarara uğradığının da ispat edilmesi gerektiğini, böyle bir durum olmadığı gibi davacının da böyle bir iddiası olmadığını, kaldı ki; davalının davacının ticari sır niteliğindeki bilgilerine de sahip olmayıp, kendisinin davacı şirkette çalışmış alelade bir çalışan olduğunu, Yargıtay yerleşmiş içtihatlarında, işçi-işveren arasındaki ilişkide rekabet yasağının söz konusu olabilmesi için; işverenin doğmuş ya da doğabilecek olan zararını ispatlamasını, sözleşmeye rekabet yasağı hükmünün konulabilmesi için çalışanın alelade bir çalışan olmayıp, işverenin ticari sırlarına vakıf bir çalışan olmasını ve sözleşmeye konacak rekabet yasağı hükmünün hem yer hem de zaman alarak açık bir şekilde belirtilmesini şart koştuğunu (Yargıtay 11. HD 2014/6520e. 2014/12577 K. 01.07.2014 T. Sayılı Kararı), bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili, katılma yoluyla sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalıların istinaf başvurusunun esastan reddini istemiş, maddi tazminat ve faiz istemlerini yönünden ise kararın kısmen onanmasını istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, hukuki niteliği itibariyle, işçinin rekabet yasağını ihlal etmiş olması nedeniyle, sözleşmede yer alan ceza koşulu alacağının tahsili ve aşan zararın tazmini istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekili ve davalılar vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı vekili, davalı gerçek kişi ile imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesi ile öngörülen cezai şart alacağından davalıların sorumlu olduğunu, ayrıca davalı gerçek kişinin davacı şirketten istifa ederek davalı şirkette çalışması, davalıların haksız rekabet teşkil eden haksız eylemeleri sebebiyle davacının cezai şart alacağını aşan zararı bulunduğunu ileri sürerek eldeki davayı açmış, mahkemece cezai şart alacağından davalıların müteselsilen sorumlu olduğu, aşan maddi zararın tazmini talebi yönünden ise davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir.Davalılar vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; a-Davalı şirket yönünden yapılan istinaf incelemesi sonucunda;Davacı ile davalı ... arasında 24.06.2013 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin imzalandığı, sözleşmenin 9.3 maddesinde cezai şart hükmüne yer verildiği görülmektedir.Mahkemece davalı şirketin, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 23. maddesi uyarınca diğer davalı ile birlikte sorumlu bulunduğu gerekçesiyle, cezai şartın davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.Ancak sözleşmelerin nispiliği ilkesi gereğince, davalı şirketin, davacı ve davalı gerçek kişi arasındaki iş sözleşmesinin tarafı olmaması sebebiyle cezai şart alacağı yönünden pasif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple, cezai şart talebi yönünden davalı şirketin pasif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle cezai şart alacağına ilişkin davanın davalı şirket açısından reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 22/11/2017 tarih ve 2016/13197 Esas, 2017/6476 Karar sayılı kararı) Bu sebeple, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun davalı şirket açısından kabulü ile davalı şirkete karşı açılan cezai şart alacağı davası yönünden de davanın reddine dair Dairemizce yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. b-Davalı ... yönünden yapılan istinaf incelemesi sonucunda;Davacı ile davalı ... arasında 24.06.2013 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesinin imzalandığı, davalı ...'ın ... kayıtlarına göre davacı nezdinde insan kaynakları uzmanı olarak çalıştığı, davacı iş yerinden 08.04.2018 tarihinde istifa etmek suretiyle ayrıldıktan sonra ... kayıtlarına göre 02.05.2018 tarihinde... Ltd. Şti.nde satış müdürü/yöneticisi olarak çalışmaya başladığı, davalı ...'ın davacı şirket ile yaptığı iş sözleşmesinin 9.3 maddesinde rekabet yasağı ve cezai şart öngörüldüğü anlaşılmaktadır.Söz konusu belirsiz süreli iş sözleşmesinin 9.3 maddesinde, ''İş sözleşmesinin sona ermesi halinde çalışan ...insan kaynakları danışmanlığı görevi ifa etmek üzere işverenin veya müşterinin rakibi olan bir şirkette, müşteri şirketlerde, müşterilerin rakibi olan şirkette veya kendi adına açacağı işyerinde ücret karşılığı olsun veya olmasın, resmi veya gayri resmi, doğrudan veya dolaylı olarak İstanbul ili sınırları içerisinde bir (1) sene boyunca çalışmamayı ve bu maddeye aykırı davranması durumunda 6 aylık toplam brüt ücreti tutarında tazminat ödemeyi peşinen kabul ve taahhüt eder.'' hükmü yer almaktadır.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 444/1. maddesinde, fiil ehliyetine sahip olan işçinin, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği, aynı maddenin 444/2. maddesinde ise, rekabet yasağı kaydının, ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerli olacağı düzenlenmiştir.Buna göre TBK'nın 444 ve devamı maddelerindeki düzenleme uyarınca; fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı, sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten, özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında, rakip işletmeyle başka türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebilir.Rekabet yasağı sözleşmesinin geçerli olabilmesi için, işveren tarafından sözleşmenin haklı nedenle feshedilmiş olması veya ayrılan işçi tarafından haksız olarak feshedilmiş olması, davalı işçinin iş akdinin devamı sırasında işyerinin önemli müşteri çevresi veya üretim yönünden ticari sırlarına vakıf olabilecek bir pozisyonda çalışmış ve ayrıldıktan sonra yasaklı süre içerisinde rakip bir işyerinde çalışmaya başlaması veya kendisinin bu tür bir faaliyeti icra etmesi, önceki işyerinde edindiği bilgileri yeni işyerinde kullanmasının önceki işverene önemli zarar verebilme ihtimalinin varlığı yeterlidir. Yani, rekabet yasağı kaydı karşısında, işverenin somut bir zarara uğraması gerekmemekte olup, işçinin yaptığı iş nedeniyle edindiği bilgileri, çalışmaya başladığı başka bir rakip işletmede kullanarak davacı işverene önemli ölçüde zarar verme ihtimalinin bulunması yeterli görülmektedir.Taraflar arasındaki rekabet etmeme borcu bir yıl süre ile davacı şirketin faaliyet alanı ile ve İstanbul ile olmak üzere sınırlı olarak düzenlenmiş olup TBK m.445/1 hükmüne uygun kısıtlama getirilmiştir.Her ne kadar davalının İstanbul ilinde değil ... şubesinde çalıştığı istinaf sebebi olarak ileri sürülmüş ise de, davalı ..., davacı iş yerinden ayrıldıktan sonra İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarına göre davalı şirketin hissedarı olduğu ... Ltd. Şti.ile 02.05.2018 tarihli belirsiz süreli iş sözleşmesi imzalamıştır. Sicil kayıtlarında ... Şti.'nin İstanbul'da şubeleri bulunduğu, ... şubesinin yer almadığı, nüfus kayıtlarına göre davalı ...'ın Sarıyer/ İstanbul'da ikamet ettiği, iş sözleşmesinde işverenin adresinin İstanbul olduğu nazara alındığında davalının İstanbul ili sınırları dışında çalıştığı yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.TBK'nın 444/2. maddesi gereğince; rekabet yasağı kaydı ancak hizmet ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir. Buna göre rekabet yasağı kaydının geçerliliği için zararın gerçekleşmesi şart olmayıp, işçinin edindiği bilgilerin iş verenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikte olması yeterlidir.Davalı ... hizmet akdi sona ermeden önce davacı şirket nezdinde insan kaynakları uzmanı olarak çalıştığından, alelade bir çalışan olmadığı açıktır.Davalının, davacı şirketteki pozisyonu, davacının İstanbuldaki müşteri çevresi veya işverenin yaptığı işler hakkında bilgi edinme imkânı vermektedir. Davalı, davacıyla aynı faaliyet kolundaki, aynı müşteri portföyü ile iş yapan şirkette benzer pozisyonda bir yıllık süre dolmadan çalışmaya başlamakla rekabet yasağını ihlal etmiş durumdadırlar.Sözleşmenin 9.3 maddesinde rekabet yasağının ihlali hâlinde altı aylık toplam brüt ücreti kadar cezai şart ödenmesi öngörülmüştür.TBK'nın 182/3. fıkrasına göre hâkim, fahiş gördüğü cezai şarttan re'sen indirim yapabilir. Ceza koşulunun fahiş olup olmadığı belirlenirken, tarafların ekonomik durumu, borçlunun ödeme kabiliyeti ile beraber borcunu yerine getirmemiş olması nedeniyle sağladığı menfaat, kusur derecesi ve borca aykırı davranışının ağırlığı ölçü alınarak tayin edilmeli ve hüküm altına alınacak ceza miktarını belirlerken hak, adalet ve nesafet kuralları dikkate alınmalıdır.Maaş bordrosuna göre, davalının işten ayrılmadan önceki son aylığı 8.333,33 TL'dir.Mahkemece, 49.999,98 TL'ye hükmedilmiş, ancak TBK'nın 182/3 maddesi uyarınca bir indirim yapılıp yapılmayacağı tartışılmamış, bu konuda hüküm kurulmamıştır. Oysa ki somut olayda hükmedilen 49.999,98 TL; tarafların ekonomik durumu, menfaat dengesi ve borca aykırı davranışın ağırlığı nazara alındığında fahiş olup, %50 oranında bir indirim yapılmasının uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı ...'ın istinaf sebeplerinin kısmen kabulü ile hükmün düzeltilmesine ve bu davalı yönünden davanın 24.999,99 TL üzerinden kısmen kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.Davacı vekilinin katılma yoluyla yaptığı istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; davacı vekili, her ne kadar maddi tazminat taleplerinin de kabulünü talep etmiş ise de davalıların haksız bir eylemi ile davacının zarar gördüğü ve bu sebeple davacının ceza koşulunu aşan miktarda maddi zararı bulunduğu iddiasının davacı yanca ispatlanamadığı, bu yönde bir delilin bulunmadığı anlaşıldığından, istinaf sebebi yerinde görülmemiş ve istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonunda, davacı vekilinin katılma yoluyla istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvuru nedenleri kısmen yerinde görüldüğünden, istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda;1-Davalı şirket aleyhindeki tazminat talebinin esas bakımından, ceza koşulu alacağı talebinin ise pasif husumet nedeniyle reddine,2-Davlı ... aleyhindeki ceza koşulu alacağı talebinin kısmen kabulü ile resen tenkis sonucu belirlenen 24.999,99 TL ceza koyulu alacağının,10.000,00 TL'lik kısmına dava tarihi olan 28/08/2018 tarihinden, 14.999.99 TL'lik kısmına ise ıslah tarihi olan 22/03/2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faizi ile birlikte bu davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının bu davalı hakkındaki fazlaya ilişkin ceza koşulu alacağı ve tazminat taleplerinin reddine,3-Alınması gerekli 1.707,45 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafça peşin olarak yatırılan 1.025,49 TL'nin mahsubu ile geriye kalan 681,96 TL harcın davalı ...'den tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan peşin harç ve ıslah harcı toplamı olan 1.025,49 TL harç giderinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hesap ve takdir olunan 24.999,99 TL vekalet ücretinin davalı ...'den alınıp davacıya verilmesine,6-Davalı şirket kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesap ve takdir olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı şirkete verilmesine, 7-Resen tenkis nedeniyle reddedilen kısım bakımından davalı gerçek kişi yararına avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 8-Davacı tarafından yapılan 35,90 TL başvuru harcı, 918,70 TL posta masrafı olmak üzere toplam 954,60 TL yargılama giderinin davalı ...'den alınarak davacıya verilmesine,9-Taraflarca yatırılan gider avansından geriye kalan kısmın yatıran tarafa iadesine,10-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:a-Davalılar tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalılar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalılara iadesine,b-Davalılar tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri, 24,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 186,10 TL kanun yolu giderinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, c-Davacı tarafından yatırılan peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,d-Davacı yanca yapılan istinaf başvuru giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,11-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,12-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.13.03.2025