T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1784
KARAR NO:2025/434
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:15.06.2021
NUMARASI:2018/188 Esas - 2021/405 Karar
DAVA:İtirazın İptali (Genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili banka tarafından davalı ... in müşterek ve müteselsil kefaletiyle dava dışı ... Şti. Lehine açılan ve kullandırılan kredilerin kat edildiğini, hesabın kat edildiği ve borcun ödenmesi gerektiği hususlarını içerir Gebze ... Noterliğinin 03.08.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ve eki hesap özetinin borçluya tebliğ edildiğini ancak borcun ödenmediğini, bu nedenle ... sayılı dosyası ile ilamsız icra takibe geçildiğini, davalı borçlu tarafından borca ve ferilerine itiraz edildiğini, takibe ilişkin itirazların haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, borçlunun itirazı haksız ve kötüniyetli olduğunu beyanla davalı borçlunun haksız ve hukuki dayanaktan yoksun itirazlarının ihtaline, takibin takip talebindeki kayıt ve şartlarla devamına, davalı hakkında %20den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; icra dosyasında borçlu müvekkilinin GKSde yer alan kefaleti sebebiyle borçlu gösterildiğini, daha sonra şirketin ortaklığından ayrıldığını ve bu durumu Beyoğlu ... Noterliğinin 03.07.2014 tarihli ...yevmiye numaralı ihtarnamesi ile tüm bankalara bildirdiğini, bildirim tarihinden sonraki şirkete verilecek olan kredilerden müvekkilinin muaf tutulması gerektiğini ve bu hususta bankanın kredi düzenlemelerini yapması gerektiğinin ihtaren bildirildiğini, müvekkilinin ihtarnameyi keşide ederek basiretli bir tacir olarak bankaya özen yükümlülüğü çerçevesinde bildirimini yaptığını, bildirimin üzerinde bankanın yeni sözleşme yapmak yerine eski sözleşmeleri devam ettirmesinin kötü niyet göstergesi olduğunu, bunun davacı yanca keşide edilen Gebze ... Noterliğinin 03.08.2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesine cevaben gönderilen Beyoğlu .., noterliğinin 08.08.2017 tarihli ve ... yevmiye sayılı ihtarıyla da bildirildiğini, Yargıtay içtihatlarının müvekkili lehine olduğunu, müvekkili evlendiğinden evlenme tarihi 04.06.2016 tarihinden sonra verilen kredilerden eş muvafakati bulunmadığı için kefil olabilmesinin mümkün olmadığını beyanla davanın reddine ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Somut olayda, davalının dava dışı şirket ile davacı arasında yapılan genel kredisi sözleşmesini müşterek müteselsil kefil olarak imzaladığı ve doğan borçtan bu nedenle kefalet limiti olan 1.000.000 TL ile sorumlu olduğu, kefalet sözleşmesinin yapıldığı tarih itibariyle şekli şartları taşıdığı ve geçerli olduğu, davalının dava dışı şirketin ortaklığından ayrılması nedeniyle sonraki kefaletlerden muaf tutulması yönündeki talebini bankaya 16/07/2014 tarihinde ilettiği, bundan sonraki kredilerde bankanın gerekli görmesi halinde dava dışı şirket ile yeni bir anlaşma yapabileceği veya şirketten ek bir teminat isteyebileceği, ancak dava dışı şirketin ortağı olması nedeniyle kredi ilişkisine dahil olan ve ortaklık sona erdiğinde de basiretli bir tacir gibi davranarak durumu bankaya ileten davalının sözleşmeyi sürdürmeye ve kefalet ilişkisine devama zorlanamayacağı, davalının bildirim tarihinden sonraki kredilerden sorumlu tutulamayacağı değerlendirilmekle bilirkişi raporunda bu değerlendirme ile yapılan hesaplama üzerinden..." davanın kısmen kabul; kısmen reddi ile ... takip sayılı dosyasında davalı yanın itirazının kısmen iptaline; takibin 8.052,28 TL asıl alacak, 571,55 TL işlemiş faiz ve 28,58 TL gider vergisi olmak üzere toplam 8.652,41 TL üzerinden aynı kayıt ve şartlarla devamına, koşulları oluştuğundan alacağın %20si üzerinden hesap edilen 1.730,48 TL icra inkar tazminatının davalı yandan alınarak davacı yana verilmesine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı temlik alan vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Söz konusu kararda bilirkişinin yaptığı terditli değerlendirme neticesinde mahkeme kefilin sorumluluğunun şirket ortaklığından ayrıldığı tarihte bittiğini ve andan sonra yapılan harcamalardan sorumlu olmadığına kanaat getirdiğini, mahkeme kararında isabet bulunmadığını çünkü davalının müteselsil kefil olduğunu, temlik eden banka ile davalı arasında akdedilen genel kredi sözleşmesinin 10/9. maddesinde kredinin kefalet karşılığı kullandırılmasını ve kefillerin sorumluluğunu düzenlediğini, buna göre "Müteselsil kefil sıfatıyla işbu sözleşmede imzası bulunan müteselsil kefiller; MÜŞTERİ'nin bu sözleşmeden veya gerek yalnız olarak, gerekse diğer kişilerle birlikte asaleten veya müteselsil kefil sıfatıyla krediden borçlandığı veya borçlanacağı (kefalet ve üçüncü kişilerin MÜŞTERİ'den olan alacaklarının BANKA'ya temliki nedeniyle doğmuş ve doğacak alacaklar da dahil olmak üzere) bütün meblağları, BANKA'ya karşı, işbu sözleşmenin birinci maddesinde yazılı kredi limitine veya limit artırımı halinde ilgili limit artırım sayfalarında yazılı tutarlar dahil olmak üzere hesaplanacak toplam tutara kadar müteselsil kefil olarak üstlenirler. Müteselsil kefiller kefalet miktarının ana paradan başka ayrıca bunun sözleşmede öngörülen şekil ve oranda hesaplanacak akdi faizlerini, komisyonlarını, gelir vergilerini ve her türlü masraflarını, vekalet ücretlerini, sözleşmede belirtildiği şekilde hesaplanacak temerrüt faizlerini de kapsadığını kabul ve beyan ederler. Müteselsil kefiller BANKA ile MÜŞTERİ arasındaki kredi sözleşmelerinin/taahütnamelerinin, kefaletin niteliğine aykırı olmayan maddelerinin tamamının kendileri hakkında da aynen uygulanmasını kabul ile bu maddelerde yer alan hususları aynen taahhüt ettiklerini, Borçlar Kanunu'nun ilgili maddelerindeki kefaletten kurtulma haklarından peşinen feragat ile, bu maddelere dayanarak BANKA'ya karşı hiçbir istekte bulunmayacaklarını kabul ve beyan ederler." maddeleri gereğince, kredinin doğum tarihi kefaleti ortadan kaldıran hususlardan önceye dayandığından, davalı kefilin şirket ortaklığından ayrılması ve evlenmiş fakat eş muvafakiyetinin alınmamış olması kefaleti ortadan kaldırmayacağını, bu bakımından söz konucu borcun tamamından sorumlu olduğunu, nitekim konuya ilişkin aşağıdaki kararların emsal teşkil ettiğini, emsal nitelikteki Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2015/4465 Esas 2016/468 Karar ve 21.1.2016 tarihli kararı ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 2011/12765 Esas, 2012/3919 Karar ve 12.03.2012 tarihli kararının ekli olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Dosya içerisinde yer alan ve mahkemenin kararında gerekçe olarak belirttiği bilirkişi raporunun 3.sayfası itibariyle ihtilafın hukuki nitelikte olduğu, kefaletin geçersiz olup olmadığı noktasında toplandığı belirtilmiş kefaletin hukuken geçersizliğine işaret ettiğini, nitekim, sonuç kısmında, bilirkişi tarafından "Davacı bankanın davalıdan olan alacağının dayanağı olan kefalet sözleşmesinin davalı yanca bankaya çekilen ihtarla, bundan sonraki krediler için geçerli sayılmaması yönündeki ihtara göre, davalının ihtar tarihindeki borç tutarından sorumlu sayılmaması bunu aşan kredi kullanımından davalı kefilin sorumlu tutulmaması yönündeki görüş tarafımızca da katılınılan bir görüş olduğundan." denilmekle müvekkilinin borçtan sorumlu olmadığının tespit edildiğini, Müvekkilin keşide ettiği Beyoğlu ... Noterliğinin 03/07/2014 gün ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi tarihi itibariyle üzerine düşen yükümlüğü yerine getirdiği ve davacının bu hususta hiç bir adım atmadığı, ayrıca devam eden süreçte kefalet geçerlilik şartı olan eş muvafakatinin alınmadığı, ... sözleşmelerinin her yıl yenilenerek ve kefalet kurumunun da buna göre düzenlenmesi gerektiği halde düzenlenmediği, süresi sınırlaması olmaksızın verilen kefaletlerin geçersiz olduğu, davacı tarafın ömür boyu kefalet talebinin isabetli ve hukuki olmadığı düşünüldüğünde davanın reddi gerektiğini, hal böyleyken ve mahkeme gerekçeli kararında da kefaletin geçersiz olduğu ancak bildirim tarihi baz alınmışsa da müvekkilinin kefaletinin geçersiz olması halinde borcun tamamından sorumlu olamayacağının aşikar olduğunu, dolayısıyla geçersiz kefalet geriye dönük olarak etki ettiğini ve hukukun temel kaidesi gereği mutlak butlanla sakat olan bir sözleşmenin tarih aralığı olmaksızın en başından hüküm doğuramayacağının ortada olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesi kararının hatalı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, İİK'nın 67. maddesi uyarınca, ticari nitelikteki genel kredi ve teminat sözleşmesinden kaynaklanan banka alacağının davalı müteselsil kefilden tahsili için başlatılmış olan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ve icra inkâr tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekilince, istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı temlik alacaklısı vekilinin istinaf başvurusunun değerlendirilmesinde;HMK'nın 341/2. maddesi uyarınca, miktar ve değeri 3.000,00 TL'yi geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bu miktar, yeniden değerleme oranı ile hüküm tarihi olan 2021 yılı itibariyle 5.880,00 TL'ye baliğ olmuştur. Takip talebinde 10.919,31 TL asıl alacak, 834,67 TL işlemiş faiz, 41,73 TL BSMV olmak üzere toplam 11.795,71 TL alacağın tahsili talep edilmiş, dava dilekçesinde dava değerinin 11.795,71 TL olduğu, ilk derece mahkemesince, davanın 8.052,28 TL asıl alacak, 571,55 TL işlemiş faiz, 28,58 TL Bsmv olmak üzere toplam 8.652,41 TL üzerinden kısmen kabul kararı verildiği, böylece reddedilen kısım yönünden kararın, karar tarihindeki yasal parasal sınır itibariyle davacı bakımından kesin nitelikte olduğu anlaşılmaktadır.. HMK' nın 346. maddesi gereğince kesin karara yönelik istinaf başvurusu ile ilgili olarak ilk derece mahkemesince karar verilebileceği gibi, bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar oluşturulmadan istinaf incelemesine gönderilen dava dosyaları hakkında aynı Yasa'nın 352/1.b maddesi gereğince istinaf mahkemesince de karar verilmesi mümkündür. Bu açıklamalar ışığında, kanun yolu başvurusuna konu edilen kararın, karar tarihi itibariyle davacı yönünden kesin nitelikte olması nedeniyle istinafı kabil bir karar olmadığı, davacı vekilince katılma yoluyla istinaf başvurusunda bulunulduğunun da istinaf dilekçesinde açıklanmadığı anlaşılmakla, HMK'nın 346 ve HMK'nın 352/1.b maddesi gereğince davacı vekilinin istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Davacı tarafça, dava dışı asıl borçlu şirket ile imzalanan 14/09/2012 tarihli genel kredi sözleşmesi kapsamında kullanılan kredi borcunun ödenmemesi üzerine başlatılan ilamsız icra takibine itiraz edilmesi üzerine eldeki dava açılmış, davalı taraf, asıl borçlu şirketteki hisselerini 2014 yılında devrettiğini ve devri bildirdiğini, ayrıca 14.06.2016 tarihinde evlenmekle, bu tarihten sonra kullandırılan krediler nedeniyle eş muvafakatı bulunmadığından kefalet sorumluluğununu da bulunmayacağını, bu nedenlerle borçlu olmadığını savunmuştur. Davacı ile dava dışı asıl kredi borçlusu şirket arasında 14/09/2012 tarihli, 1.000.000 TL limitli genel kredi sözleşmesinin imzalandığı, davalının ise bu genel kredi sözleşmesini 1.000.000 TL limitle müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı anlaşılmaktadır. Davalı genel kredi sözleşmesinin imzalandığı tarihte dava dışı asıl borçlu... Ltd. Şti.' nin ortağı olduğunu, ancak 2014 yılında noter hisse devir sözleşmesi ile tüm hisselerini devrederek şirket ortaklığından ayrıldığını ve bu durumu davacı temlik eden bankaya noter aracılığı ile bildirdiğini ,davacı temlik eden bankanın gönderdiği 03/08/2017 tarihli kat ihtarnamesine verdiği 08/08/2017 tarihli cevabında da bu hususları davacı bankaya bildirdiğini ileri sürerek, kullandırılan kredi nedeniyle kefil olarak borçlu görülemeyeceğini ileri sürmüştür. Kefalet sözleşmesi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 581 ila 603. maddeleri arasında düzenlenmiş olup 581. maddede, "kefilin alacaklıya karşı, borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı üstlendiği sözleşme" şeklinde tanımlanmıştır. Kanunda yer alan bu tanıma göre, kefalet sözleşmesi, alacaklı ile kefil arasında kurulan ve alacaklıya kişisel güvence sağlayan bağımsız nitelikte bir borç ilişkisidir. Kefalet sözleşmesi kişisel bir teminat sözleşmesidir. Diğer sözleşmeler gibi kefil ile alacaklının karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile meydana gelir. Bu sözleşme ile kefil, asıl borçlunun borcunu alacaklıya karşı ifa edememesi tehlikesini kişisel olarak üstlenmektedir. TBK'nın 583. maddesi uyarınca, kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifade ile yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla belirtmesi kefaletin geçerlilik koşuludur.Sözleşmenin imzalandığı tarihte borçlu şirketin ortağı olan kefil davalının sonradan şirket ortaklığından ayrılmış olması tek başına kefaletinin sona ermesi sonucu doğurmayacağından, davalı vekilinin bu yöndeki istinafı yerinde görülmemiştir. Her ne kadar ilk derece mahkemesince davalının şirket ortaklığından ayrıldığı ve bu durumu davacı bankaya bildirdiği gözetilerek ve alınan bilirkişi raporunda şirket ortaklığından ayrılmanın bildirildiği tarih itibariyle davalı kefilin sorumlu olacağı gerekçesiyle, bu şekilde hesaplanan tutara göre hüküm kurulması yasa ve usule aykırı ise de, yukarıda davacı vekilinin istinaf başvurusu kısmında yapılan değerlendirme kapsamında davacı yönünden kararın kesin nitelikte olması nedeniyle bu husus kararın kaldırılması veya düzeltilmesi nedeni yapılamamış, ilk derece mahkemesi kararı bu yönden eleştirilmekle yetinilmiştir.TBK'nın 584/1. maddesi uyarınca ise eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin yazılı rızasıyla kefil olabilir. Bu rızanın ise sözleşmenin kurulmasından önce ya da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır. Anılan bu maddeye 28/03/2013 tarihli ve 6455 sayılı kanunun 77. maddesi ile eklenen üçüncü fıkraya göre ise, ticaret siciline kayıtlı ticari işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde verilecek kefaletler için eşin rızasının aranmayacağı hüküm altına alınmıştır.Davalı yanca, 14.06.2016 tarihinde evlenmekle, bu tarihten sonra dava dışı şirkete kullandırılan krediler nedeniyle eş muvafakatı bulunmadığından kefalet sorumluluğunun da bulunmayacağı ileri sürülerek karar istinaf edilmiştir. Sözleşme tarihi 14.09.201 tarihinde davalının evli olmadığı ihtilafsız olup, sözleşme tarihi itibariyle kefaletin geçerli olduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin bu yöndeki istinafı da yerinde değildir.Yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin HMK'nın 346 ve HMK'nın 352/1.b maddeleri gereğince reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin HMK'nın 352/1 ve 346.maddeleri gereğince usulden reddine,2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, 3-Davalı vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 443,28 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; istinaf karar harcının ise talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,6-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,7-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353 ve 353/1.b.1 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 13.03.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.