T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/993
KARAR NO:2025/354
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:06/12/2022
NUMARASI:2022/287 E. - 2022/881 K.
DAVANIN KONUSU:Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı ...'un müvekili şirkette finans müdürü olarak çalışmakta iken keşide edilen 13 adet çekin karşılıksız çıktığının müvekkiline bildirildiğini, yapılan incelemede bu çeklerin davalı ...'un kendi hesabına ait şahsi çekler olduğunun belirlendiğini, kartondaki çek fotokopileri ile yapılan karşılaştırmada çeklerin birbirine uygun olmadığı, kartondaki kopyalarının davacının çekleri olup, ödeme tarihlerinin yaklaşık 2 ay öncesine ait olduğunu, bu nedenle İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının suç duyurusunda bulunulduğunu, yapılan incelemede müvekkili şirketin davalı bankanın Şişili şubesinin ... sayılı hesabından keşide edilen çeklerin, davalı ... tarafından silinebilir mürekkep ile doldurularak ikinci imza için diğer yetkiliye sunulduğunu, doğru bilgiler içeren çeklerin ikinci yetkili tarafından imzalanarak alacaklılara teslim edilmek üzere davalı ...'a verildiğini, ...'un ikinci imzayı tamamlayıp fotokopi alarak çekleri ödeme kartonuna taktığını, daha sonra çeklerde lehtar bölümündeki alacaklı isimleri olan ... A.Ş. ve ... A.Ş. ibarelerini silerek yerine "hamiline" ibaresini yazdığını, tarihleri geldiğinde tahsil etmek üzere kendisinde sakladığını, daha sonra bankanın ... şubesindeki kendi hesabına ait çek defterinden aynı şirketleri lehtar göstererek 2 ay ileri ödeme tarihli yazılı çekleri keşide ederek alacaklı şirketlere teslim ettiğini, tahrifatlı olan "hamiline" çeklerin ödeme günü geldiğinde davalı ... tarafından diğer davalı bankaya ibraz edildiğini, çek bedellerinin ...'a ödendiğini, çekleri ödeyen banka çalışanın da bu durumdan haberdar olduğu, ...'un kendi hesabından keşide ettiği ve alacaklılara teslim ettiği sahte ciro imzasını içeren 13 adet şahsi çekin şirket alacaklıları tarafından ibraz edildiğinde karşılıksız çıktığını ve ödenmediğini, müvekkilinin 13 adet çek ile alacaklı şirketlere ödeme yapamadığından toplam 4.075.512,59 TL tutarındaki borcu alacaklı şirketlere ödemek zorunda kaldığını, tahrifatlı 13 adet çekin de davalı ...'a ödendiğini, bu nedenle müvekkilinin ikinci kez zarara uğradığını, davalı ... hakkında ceza davasının açıldığını, olayda davalı bankanın ağır ihmalinin bulunduğunu, banka çalışan ...'in de davalı ... ile hareket etmiş olabileceğini ileri sürerek, 4.075.512,59 TL zararın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Dosyada davacı olmak isteyen ... Bankası AŞ, vekili savunmasında özetle; ...'un davacı şirketin ortağı ve finans müdürü olduğunu, tüm işlemlerin davacının bilgisi onayı ve gözetiminde yapıldığını, davalının 25 yıldır davacı şirketin çalışanı olduğunu, davacı tarafından gerekli dikkat ve özen gösterilmediğinden oluşan zararın müvekkili bankadan istenemeyeceğini, çekte tahrifat yapan kişinin davacının çalışanı olduğundan TTK'nın 724. maddesi gereğince bankanın sorumlu tutulamayacağını, banka tarafından yapılan tüm işlemlerinin finans müdüründen gerekli onay alınarak gerçekleştirildiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Davalı ..., savunmasında özetle; davaya konu tüm olay ve uygulamaların şirketin bilgisi dahilinde ve şirketle yapılan mutakabat sonucunda gerçekleştiğini, resmi kayıtlara intikal edilemeyen bazı giderleri karşılamak üzere şahsi çekler kullanılarak şirkete finans sağlandığını, bu uygulamanın uzun yıllardır devam ettiğini, bahsi gelen çeklerin 13 tanesi dışında hepsinin müvekkilinin kendi hesabından ödendiğini, davacının bu uygulama ile zarar etmeyip kâr sağladığını, müvekkilinin banka hesabı incelendiğinde hiçbir şekilde kazanç sağlanmadığının belirleneceğini, ceza davasının beklenmesi gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonrasında; "...Davalı ... Bankası vekili ibraz ettiği 15.06.2022 tarihli dilekçe ile Sulh sözleşmesinin 7. Maddesi uyarınca " Sulh meblağının eksiksiz ödenmesine müteakip, olay ve/veya dava ve/veya zarara ilişkin olarak davacı ... Hizmetleri Ltd. Şti ( Eski adı ... Tanıtım LTd Ştinin tüm hak ve taleplerin ... ve ...'ye sulh sözleşmesine katkıları oranında temlik edileceği" hükmünün düzenlenmiş olup müvekkili ... Bankasının ödemiş olduğu 1.604. 244 TL oranında temlik olunduğunu , bu nedenle tefrik edilin bu dosyada ... Bankasının davacı, diğer davalı ... un davalı olarak yargılamaya devam edilerek ve davacı sıfatının müvekkili Bankaya verilmesi ile birlikte 1.604.244 TL yönünden davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiş ve ekine Sözleşme gereği yapılan ödeme belgelerini sunmuştur. Davacı ... Hizmetleri Ltd. Şti ( Eski adı ... Tanıtım LTd Şti ibraz ettiği dilekçe ile davalı vekilinin Sulh ve İbra sözleşmesi uyarınca ödeme yaptığı miktar oranında haklarını temlik aldığını tefrik edilen bu dosyada davalı ... Bankasının davalı ... yönünden müvekkili şirket yerine geçerek davacı sıfatı ile davayı takip etmesini talep etmiştir. ... Sigorta (eski ... Sigorta), ... Bankası A.Ş. ve ... Hizmetleri Ltd. Şti ( Eski adı ... LTd Şti arasında 20.12 .20121 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesi’nin incelenmesinde 5. Maddede İbranın düzenlendiği, 5/c maddesinde İbranın kapsamı başlığı altında yer alan düzenlemeye göre " olay ve/veya dava ve/veya zarara ilişkin olarak davacı ... Hizmetleri Ltd. Şti ( Eski adı ... LTd Ştinin tüm hak ve taleplerin ... ve ...'ye iş bu sulh ve ibra sözleşmesinin 3. Maddesinde hüküm altına alınan Sulh Meblağı ödemesine katkıları oranında temlik edilecek ve ... temlik aldığı haklar ve talepler tutarında ... bakımından devam edecek olan olan diğer davada Wavemaker yerine davayı takip edecektir" şeklinde düzenlendiği görülmüştür.Somut olayda;-İş bu davanın mahkememizin 2020/679 E sayılı dosyasından tefrik edildiği bahse konu ana dosyanın taraflarca ibraz edilen 20/12/2021 tarihli sulh ve ibra sözleşmesi uyarınca sulh ile nihayetlendiği, davada davacı ... Tanıtım Ltd Şti 'nin ( yeni ünvan ... Hizmetleri Ltd Şti) davacı ... Bankası ve ...'un davalı sıfatının olup davanın davalılar aleyhine, davalıların hukuka aykırı eylemlerinden dolayı oluşan zararın müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle açıldığı, sulh protokolü gereği ödemenin yapılması ile iş bu davanın konusuz kaldığı, kaldı ki temlik sözleşmesi ile davanın taraflarınında değiştirilemeyecek olup ancak iç ilişkide rücu ihtimalinin gündeme gelebileceği anlaşılmakla konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmekle aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur...." gerekçesiyle, ... Bankasının sulh ibra sözleşmesi uyarınca temlik alan davacı sıfatında davayı takip etme talebinin reddine, İş bu davanın mahkememizin 2020/679 E sayılı dosyasından tefrik edildiği bahse konu ana dosyanın taraflarca ibraz edilen 20/12/2021 tarihli sulh ve ibra sözleşmesi uyarınca sulh ile nihayetlendiği, davada davacı ... Tanıtım Ltd Şti 'nin (yeni ünvan ... Hizmetleri Ltd Şti) davacı ... Bankası ve ...'un davalı sıfatının olup davanın davalılar aleyhine, davalıların hukuka aykırı eylemlerinden dolayı oluşan zararın müştereken ve müteselsilen tahsili istemiyle açıldığı, sulh protokolü gereği ödemenin yapılması ile iş bu davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı ... ve davacı sıfatıyla davaya katılmak isteyen ... Bankası AŞ vekillerince ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı ... vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemece, talep edilmemesi nedeniyle müvekkili yararına vekalet ücreti takdir edilmediğini, oysa 17.05.2022 tarihli cevap dilekçesinde vekalet ücreti istendiğini, müvekkilinin davayı sonlandırılan 20.12.2021 tarihli sulh ve ibra sözleşmesine taraf olmadığını, sözleşmenin davacı ile diğer davalı ... Bankası AŞ arasında imzalandığını, sözlemenin tarafı olmayan müvekkili açısından bağlayıcı olmadığını ve buna göre yargılama giderlerinin belirlenemeyeceğini, müvekkilinin 2014 yılından buyana vekil ile davasını takip ettiğini, davalı bankanın ödemeyi yaparak sulh olma isteği ve tasarrufunu, müvekkiline sormadan yaptığını, banka ve sigortacısının dava ile daha fazla muhatap olmamak için davacı ile anlaşarak borcu ödediklerini, müvekkilinin müşterek ve müteselsil davalı olması nedeniyle, davalı bankanın ödemesine binaen, müvekkil açısından da davanın konusuz kaldığını, ancak müvekkilinin bu davanın açılmasına reden olmadığını, esastan karar verilmesi halinde bu durumun belirleneceğini, müvekkili yararına vekalet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesi gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın düzeltilmesini, müvekkili yararına vekalet ücreti ile yargılama giderine hükmedilmesini istemiştir. Davacı sıfatıyla davaya katılmak isteyen ... Bankası AŞ vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Eldeki davanın konusuz kalmadığını, sulh sözleşmesinin diğer davalı ... dışında davanın taraflarınca imzalandığını, müvekkili bankanın davayı davacı sıfatı ile diğer davalı ...'a karşı takip etmek üzere bu sözleşmenin imzalandığını, davacı ile imzalanan sulh sözleşmesinin, dava konusu alacağın devir ve temliki koşulu ile imzalandığını, sözleşmenin 5/c maddesinde bu hususun belirtilerek ...'un sözleşme dışında bırakıldığını, davaya anılan kişiye temlik alan sıfatıyla devam edileceğinin belirlendiğini, müvekkilinin alacağın temliki hükümleri gereği, alacaklı/davacı sıfatını kazandığını, sözleşmenin de bu koşulla imzalandığının sözleşmenin 5/c maddesinde düzenlenen ibranın kapsamı kısmında buhususun belirlendiğini, düzenlenen temlik sözlemesinin yazılı şekilde yapılmakla geçerli olduğunu, alacağın temliki ile asıl haktan ayrı yalnız başına başkasına devredilemeyen dava hakkının da devredildiğini, bu anlamda davada taraf sıfatının da temlik alanda olduğunu, usul ekonomisi ve HMK'nın 125. maddesi ve usul ekonomisi hükümleri gereğince, dava konusu alacağın temliki ile müvekkil bankanın davacı sıfatını kazanmasının usul hukukuna uygun olduğunu, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/220 Esas ve 2015/2024 Karar sayılı 30.9.2015 tarihli kararında da bu hususun belirtildiğini, müvekkilinin dosyanın davacısı ile sulh ve temlik sözleşmesi imzalayarak diğer davalıyı bu sözleşmenin dışında tuttuğunu, bu nedenle HMK'nın 30 ve 125. maddesi hükümleri doğrultusunda müvekkilinin, bu davada davacı sıfatını kazandığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve müvekkilinin davacı olarak kabul edilerek davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, dava dışı ... AŞ ve ... Yayıncılık AŞ namına davacı şirket adına şirket müdürü ... tarafından düzenlenen ve imzalanan 13 adet çekin, sonrasında çekler üzerinde silinti yapılmak suretiyle hamiline yazılı hale getirildiği ve davalı ... tarafından muhatap bankaya ibraz edilerek tahsil edildikten sonra şirket adına çek defterini elinde bulunduran davalı ... tarafından sahte kaşelerle dava dışı diğer bazı şirketler tarafından cirolanmış gibi gösterilerek bahsi geçen 13 adet çekin yeniden tedavüle çıkarıldığı ve bu hâliyle davacı şirketin mükerrer şekilde çek bedellerinin ödemesine sebebiyet verildiği iddialarına dayalı olarak bankacılık sözleşmeleri çerçevesinde muhatap bankaya ve haksız fiil hükümleri çerçevesinde şirket müdürü gerçek kişiye karşı açılmış eksik teselsülden kaynaklı sorumluluk hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerekli tazminat talepli eda davasıdır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, asıl davadan tefrik edilen eldeki dosyada davalı ...'a yönelik davanın konusuz kalması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; bu karara karşı, davalı ... ve davacı olmak isteyen ... Bankası AŞ vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı şirketçe davalı ... ile tefrik edilen davalı banka aleyhine 16.09.2014 tarihli dava dilekçesi ile uğranılan zararın tazmini iptali dava açılmıştır. İlk derece mahkemesinin 2014/333 Esasında kaydedilen davada yapılan yargılama sonucunda verilen 13.03.2018 tarihli karar ile 13 adet çek bedeli olan 4.075.512,59 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Bu karara karşı her iki davalının istinaf başvurusu üzerine, Dairemizin 25.09.2020 tarih ve 2018/2054 Esas, 2020/956 Karar sayılı ilamı ile İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/4 Esas, 2017/36 Karar sayılı ilamının bekletici mesele sayılıp sayılmama hususunda bir değerlendirme yapılmadığı gerekçesiyle, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Dairemiz ilamında söz edilen İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesince, bu davaya konu edilen 13 adet çek yönünden sanık ...'un TCK'nın 38. maddesi ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu 160/1.maddesi gereğince, banka çalışanı ... ile birlikte 8 er yıl hapis ve yüzer gün karşılığı adli para cezasıyla cezalandırıldıkları, TCK'nın 43 ve 62. maddelerinin uygulanarak sonuçta 8 yıl 4 ay hapis ve 104 gün adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği görülmüştür. Karara ilişkin istinaf başvurusu İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 2017/3283 Esas sayılı dosyası ile incelenmiştir. Sanık ... müdafisinin istinaf başvurusunun, zimmetin miktarına ilişkin kısmında yer alan 4.075.512,75 ibaresinin çıkarılarak 4.075.512,79 TL ibaresinin eklenmesi ve vekalet ücretinin düzeltilmesi ile temyiz yolu açık olmak üzere istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. Davalı ... vekili tarafından sunulan 17.05.2022 tarihli dilekçe ekindeki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesinde, dolandırıcılık suçu yönünden inceleme yapılması için hükmün bozulmasının talep edildiği görülmüştür.Dairemizin anılan kaldırma kararından sonra ilk derece yargılaması sırasında, dosyamızdaki davalı banka ile davacı şirket arasında sulh ve ibra sözleşmesi düzenlenmiştir.Sözleşmede ilk derece mahkemesi dosyası ve Dairemizin kaldırma kararından söz edilerek, zararın sulh yolu ile giderilmesi konusunda tarafların mutabakata vardıkları görülmüştür. Sözleşmenin 3. maddesine göre, davalı ... Bankası ile sigortalısı ... AŞ'nin, davacı ...'in mükerrer şekilde ödediği 13 adet çek nedeni ile toplam 5.000.000,00 TL ödemesinin kararlaştırıldığı görülmüştür. Sözleşmenin 5. maddesinde ibra hususu düzenlenmiş olup, davacının, davalı ... Bankası ile sigortacısını kayıtsız şartsız ibra ettiği belirlenmiştir. Sözleşmenin 5.c maddesinde, davacının davalı ve sigortacıyı doğmuş ve doğacak her türlü zarar ile her ne nam altında olursa olsun harcama, gider, faiz ve yargılama giderleri açısından ibra ettiği belirlenmiştir. Ancak sözleşme ile davalı ... sulh dışında bırakıldığı, ... ve ...'nin, sözleşmede olay veya dava veya zarar olarak adlandırılan hususlar nedeniyle davalı ...'dan alacaklı olduğu, dava ve hukuk haklarının kullanılması için, bu davadaki zararın davalı bankaca ödenmesi üzerine davanın ... yönünden tefrik edilmesi için tarafların başvuruda bulunacağı kararlaştırılmıştır. Anılan madde de ayrıca tefrik kararından sonra ve sulh bedelinin ödemesi ile davacının tüm hak ve taleplerinin ...ve ...'ye bu sözleşmenin 3. maddesine göre ödemeleri oranında temlik edilecek ve temlik alınan talepler tutarında ... bakımından tefrik ile devam edeceği, davada sulh sözleşmesinin taraflarının yer alacağı belirlenmiştir. Sözleşmenin 7. maddesinde temyiz ve rücuya ilişkin hususlar düzenlenmiştir.Görüldüğü gibi davacı bu davaya konu zararın tamamını anılan sulh ve ibra sözleşmesi kapsamında davalı ... Bankasından tahsil etmiştir. Nitekim mahkemece taraflara borcun ödenip ödenmediği sorulmuş ve davacı şirketçe sunulan 15.05.2012 tarihli dilekçe ekindeki iki dekont ile zararın ödendiği belirtilmiştir.Davacı vekili talep dilekçesinde sulh ve ibra sözleşmesi ile zararın karşılanması nedeniyle HMK'nın 315. maddesi gereğince hüküm oluşturulmasını, ...Bankasının bu davadaki hak ve talepleri temlik alarak, ... yönünden tefrik edilen davayı davacı şirket yerine davacı sıfatıyla takip etmesine karar verilmesini istemiştir.Davalı ... Bankası vekili sunduğu 15.06.2022 tarihli dilekçesinde, davacı açıklamaları gibi zararın ödendiğini, sunulan tebliğname ile suçun işlendiğinin sabit olduğunu, bu nedenle bankanın davacı olarak, diğer davalı ... davalı olarak kabulü ile davacıdan temlik alınan 1.604.244,00 TL yönünden davanın kabulünü istemiştir.Taraflar arasında imzalanan sözleşme kapsamında ... Bankası'nın 06.01.2022 tarihinde 1.604.244,00 TL ödediği ve bu ödemesi nispetinde alacağı temlik alarak davacı sıfatıyla davanın devamını istediği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesi 19.04.2020 tarihli oturumda davacı ile davalı ... Bankası arasındaki davanın sulh sözleşmesi gereğince sonuçlandırılmasına, davalı ... yönünden davanın 2020/679 Esas sayılı dosyadan tefriki ile yeni bir esasa kaydına karar verilmiştir. Ayırma kararı üzerine mahkemece davalı ...'a yönelik davaya 2022/287 esas sayılı dosyada devam edilmiştir. Mahkemece 06.12.2020 tarihinde bırakılan yargılamada istinaf konusu karar verilmiştir.Davalının istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; HMK'nın esastan sonuçlanmayan davada yargılama gideri başlıklı 331/1 maddesinde, “Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında bir karar verilmesine gerek bulunmayan hâllerde, hâkim, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre yargılama giderlerini takdir ve hükmeder.'' hükmü düzenlemiş olup, mahkemece davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına karar verilirken yargılama giderlerinin tayininde, tarafların davanın açıldığı tarihteki haklılık durumu belirlenerek yargılama giderleri hüküm altına alınacağı hükme bağlanmıştır.Her ne kadar davalı ... vekili, müvekkilinin davanın açılmasına sebebiyet vermediğini savunmakta ise de dosya kapsamında bulunan deliller, özellikle ceza mahkemesi kararı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ve mahkemece alınan bilirkişi raporu dikkate alındığında, davanın açılmasında davacının haklı olduğu açıktır. Bu nedenle davalı yararına yargılama gideri ile vekalet ücreti takdir edilmemesi yerindedir. Toplanan delillerden davanın yersiz olduğu veya davacının haksız olduğuna ilişkin hiçbir kanıt bulunmamaktadır.Davalı ...'un sulh sözleşmesi tarafı olmamasına karşın dava konusu alacağın tamamen ödenmemesi nedeniyle davanın konusuz kaldığı açıktır. Konusuz kalan bir davaya devam edilmesinde hukuki bir yarar bulunmamaktadır.Yukarıdaki gerekçeye göre davalı tarafından talep edilmiş olsa dahi vekalet ücretine hükmedilmemesi yerindedir. Davalı ..., sulh sözleşmesinin tarafı olmamakla birlikte sulh kapsamında borcun ödenmesi ile dava konusuz kaldığından mahkemece verilen karar sonucu itibariyle doğrudur. Bu nedenle hüküm fıkrasında taraflarca talep edilmediğinden vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verilmiş olması sonuca etkili görülmediğinden, davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.Dosyada esasen davalı olmakla birlikte ödeme, sulh ve alacağın devri sözleşmesi ile davacı olmak isteyen bankanın istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; davacı şirket, davalı bankaya karşı sözleşmeye aykırılık nedeniyle, diğer davalıya karşı ise haksız fiilden ve işçinin edim borcuna aykırılıktan tazminat talebinde bulunmuştur.Her iki davalının farklı nedenlerle tazminattan sorumlu olması nedeniyle davalılar arasında eksik teselsül hükümleri uygulanacaktır. TBK'nın 61. maddesine birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları taktirde, haklarından müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır. Bu durumda iki kişi aynı zarardan farklı nedenlerle sorumlu olup, davalılardan banka sulh ve ibra sözleşmesi kapsamında bu zararı ödemiştir.Sözleşmedeki temlik hükmü gereğince ödemesi oranında alacağı temlik almıştır. Somut olaydaki uyuşmazlık, bu davada tefrik öncesi davalı sıfatı bulunan bankanın, davacının zararının ödedikten sonra, HMK'nın 125. maddesi ve usul ekonomisine ilişkin 30. maddesi uyarınca davacı sıfatı ile davada yer alıp alamayacağına ilişkindir.HMK'nın 125.maddesinde, " Davanın açılmasından sonra, davalı taraf, dava konusunu üçüncü bir kişiye devrederse, davacı aşağıdaki yetkilerden birini kullanabilir: a) İsterse, devreden tarafla olan davasından vazgeçerek, dava konusunu devralmış olan kişiye karşı davaya devam eder. Bu takdirde davacı davayı kazanırsa, dava konusunu devreden ve devralan yargılama giderlerinden müteselsilen sorumlu olur.b) İsterse, davasını devreden taraf hakkında tazminat davasına dönüştürür. (2) Davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından devredilecek olursa, devralmış olan kişi, görülmekte olan davada davacı yerine geçer ve dava kaldığı yerden itibaren devam eder."düzenlemesi bulunmaktadır. Buna göre, davanın açılmasından sonra, dava konusu davacı tarafından üçüncü bir kişiye devredilecek olursa devralmış olan kişi görülmekte olan davada davacı yerine geçer.Ancak burada kastedilen, derdest bir davadır.Eldeki davada ise, davalı borçlu tarafından borç ödemekle konusuz kalmıştır. Bu nedenle bu davanın tefrik öncesi davalısı olan banka alacak iddiasında bulunacak ise yeniden harcını ödeyerek alacağın devri sözleşmesine göre davalıya karşı yeni bir dava açmalıdır. Yukarıda belirtilen hüküm ileHMK'nın usul ekonomisine ilişkin 30. maddesi hükmü ödeme ile sona ermiş bir davanın, borcu ödeyen bir davalı tarafından tekrar canlandırılmasına olanak vermemektedir. Bu nedenle mahkemece, davalı bankanın, ödeme ile konusuz kalan dava bakımından yeniden davacı safında yer almasına imkan tanınmaması usul hukukuna uygundur.Davalı banka vekilinin istinaf başvurusunda sözünü ettiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2014/220 Esas - 2015/2044 Karar sayılı 30.09.2015 tarihli ilamının somut olay ile bir ilgisi bulunmamaktadır. İlama konu olayda, davalı yüklenici ile dava dışı arsa sahipleri arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, arsa sahiplerinden taşınmaz alan davacının, davacı sıfatının oluşması için arsa sahiplerinin temlikname veya yüklenici ile arsa sahibi arasındaki sözleşmeden doğan hakların temlik edildiğine ilişkin muvafakatname alınması gerektiğinden söz edilmiştir.Ancak, dava konusu olaydaki durum anılan ilamda belirlenen maddi olay ile benzeşmemektedir. Sözü edilen kararda yasaya uygun şekilde alacağın devri (temlik sözleşmesinin) hukuki niteliği belirlenerek alacağın devriyle, devir alanın dava hakkına sahip olacağı tespit edilmiştir.Nitekim bu tespit TBK'nın 183 vd.maddelerinde düzenlenen alacağın devri sözleşmesinin hukuki niteliğine uygundur. Eldeki davada ise dava ve alacak hakkını devreden davanın davacısı devralan bu davanın davalısıdır. Bu işlemle dosyadaki borç ödendiğinden bu dava konusuz kalmıştır.Konusuz kalan davanın yeniden canlandırılarak aynı davadan, davalının bu kez davacı olarak diğer davalıya karşı yer alması hukuken mümkün değildir.Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 16.09.2021 tarihli ve 2020/9367 Esas - 20218606 Karar sayılı ilamında, alacağın devri sözleşmesinin niteliği belirlenmiştir.Buna göre, alacağın devri, alacak hakkını devredenin mal varlığından çıkararak devralanın mal varlığına dahil eden, sözleşmeye dayalı bir tasarruf işlemidir. Böylece devir ile devreden borç ilişkisinden çıkar ve onun yerine alacaklı sıfatı ile devralan kişi geçer.TBK'nın 189. maddesine göre (818 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 168. maddesi), alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana devir olur. Devir ile devralana geçen hakların kapsamına kefalet ve rehin gibi teminat hakları dahil olduğu gibi, kanuni ipotek hakkı, hapis hakkı, mülkiyeti saklı tutma hakkı, dava açma ve icra takibinde bulunma hakkı da dahildir. TBK’nın 189/2. maddesinde zikredildiği üzere, işlemiş faiz de asıl alaca bağlı yan (feri) hak olarak devralana geçecektir.Hakkındaki dava tefrik edilen ve karar verilen bankanın tekrar davada taraf olarak gösterilmesi yasaya uygun değildir. Davada, davalı olan ve borcun ödenmesiyle konusuz kalan davada bankanın davalı olarak değil, üçüncü kişi olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bu karar başlığında, ... Bankası AŞ'nin davacı olmak isteyen üçüncü kişi şeklinde yazılması için ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, bankanın üçüncü kişi olarak gösterilmesine ve üçüncü kişinin aleyhine hüküm kurulmaması nedeniyle istinaf başvuru hakkı bulunmadığından, istinaf başvurusunun usulden reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, davaya davacı olarak katılmak isteyen üçüncü kişi... Bankası AŞ vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 352. maddesi gereğince usulden reddine; davalı ... vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesi karar ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-Davacı sıfatıyla davaya katılmak isteyen üçüncü kişi ... Bankası AŞ'nin davada taraf olmadığı ve istinaf hakkının bulunmadığı anlaşıldığından, anılan banka vekilinin istinaf başvurusunun usulden reddine; davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine, 2-Davalı vekili tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 435,50 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,3-Davacı olmak isteyen üçüncü kişi ... Bankası AŞ tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; nispi istinaf karar harcının ise ilk derece mahkemesince iadesine,3-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 06.03.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.