T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2086
KARAR NO:2025/347
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ:13.04.2021
NUMARASI:2018/385 Esas - 2021/308 Karar
DAVA:Tazminat (Bayilik sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin tıbbi cihaz distribütörlüğü yaptığını, bu kapsamda dava dışı .... şirketi ile başlayan ve bu şirketin haklarını devralan ... AŞ ile devam eden ve nihayet ... Teknoloji Tic. Ltd Şti ile sonlandırılan sözleşmeler yapıldığını, bu sözleşmeler ile davalıların tedarikçisi olduğu tıbbi malzemelerin distribütör sıfatı ile satışı ve diğer işlemlerin yapıldığını, sözleşmelerin 2003 yılından itibaren yenilendiğini, son anlaşmanın 31.08.2015 tarihinde ... AŞ ile akdedildiğini, bu sürenin davalı tarafından 31.07.2017 tarihinde kadar uzatıldığını, ... AŞ'nin tüm haklarını devralan ... Ltd Şti ile sözleşmenin bir süre daha devam ettirildiğini, sözleşmenin 31.07.2017 tarihinde yenilenmeyerek fiilen feshedildiğini, haksız fesih ile müvekkilinin yıllarca süren çaba ve kazanımlarından dolayı zarara uğradığını, müvekkilinin TTK'nın 122 vd. maddelerine göre tazminat hakkı olduğunu, müvekkilinin Türkiye çapında ürünleri tanıttığını, 2003 yılında eski distribütöre ödenmesi gereken tazminatın müvekkiline ödetilmesinin de ayrı bir zarar kalemi olduğunu, 2003-2004 yıllarında 80.000 USD cirosu bulunan bir ürünün 2017 yılı itibariyle 5.000.000 USD yıllık ciroya ulaştığını, ürünlerin daha da fazla talep edilmesi için 30 bayi oluşturulmasının sağlandığını, bu organizasyonda yetkin, eğitimli ve yüksek maaşlı personel çalıştırıldığını, ürünlerin tanıtım ve satımı için yüksek harcamalı satış organizasyonları yapıldığını ve ciddi miktarda demirbaş harcaması yapıldığını, bu süreçte davalıların bir yardımının bulunmadığını, aksine sürekli şekilde fiyatların artırılarak rekabet ortamının zora sokulduğunu, tanıtım ve satış için yapılması gereken giderler, tanıtım harcamaları ve tanıtımların masraflarının müvekkiline yüklendiğini, müvekkilinin yüksek karlılıkla karını artıracağı intibası oluşturulduğunu, alıcısı genel olarak kamu kuruluşları olan emtianın borçlarının uzun süre ödenmediğini ve bunun maliyetine müvekkilinin katlandığını, 2013 yılında Hacettepe Üniversitesine satılan 16.000.000 TL'lik üründen dolayı halen tahsil edilmeyen 11.103.750,75 TL alacak olduğunu savunarak, şimdilik 310.000 TL'nin faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili, savunmasında özetle; davacının iddiasının aksine sözleşmenin müvekkilince feshedilmediği, davanını kusuru nedeniyle sözleşmenin yenilenmediğini, TTK'nın 122/3. maddesine göre sözleşmenin haklı feshedilmesi halinde acentenin denkleştirme tazminatı isteminde bulunamayacağını, sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, davacı şirketin İzmir Katip Çelebi Üniversitesi hastanesinin açtığı 02.08.2018 tarihli ihaleye müvekkili şirket ürünleri ile çalışanı tarafından teklif verilirken aynı zamanda müvekkili şirketin en büyük rakiplerinden olan başka firmanın ürünleri için de bizzat teklif verdiğini, bu durumun ihale makamınca tespit edilmesi üzerine müvekkilinin 2 yıl süreyle ihalelere girmesinin yasaklandığını, davacının iki rakip firmanın vekaleti ve fiyat tekliflerini elinde bulundurarak ihaleye fesat karaştırdığını, bu durumun müvekkilinin saygınlığına zarar verdiğini ve bu nedenle sözleşmenin yenilenmediğini, müvekkilinin yanı sıra rakip firmanın ürünlerinin de pazarlandığını, davacının sözleşmenin başında karşılıksız tazminat ödemediğini, .... şirketi firmasına olan borcunun İİK'nın 89/1 haciz ihbarı nedeniyle icra dosyasına ödediğini, kamu kurumları ve Hacettepe Üniversitesinden olan alacağın tahsil edilememesinden müvekkilinin sorumlu olmayacağını, müvekkilinin yüzden fazla distribütörü bulunduğunu ve davacının kamu ihalelerine girme zorunluluğu bulunmadığını, davacı şirketin toplamda kar marjının % 30-40 bandında olduğunu, garanti ve servis bedellerinin iddianın aksine müvekkilince karşılandığını, iade şartlarına uymayan ürünlerin dahi iade alındığını, sözleşmenin tekel hakkı vermediğini, aynı bölgede başka bayilikler verilebileceği gibi müvekkilince de satış yapıldığını, sözleşmede bölge sınırlaması bulunmadığını ve distribütörün Türkiye'nin her yerinde satış yapabildiğini, müvekkilinin dünya çapında bilinen bir marka olduğunu, müvekkili şirketin yaklaşık 100 distribütörü olduğunu, cironun davacı tarafından 80.000 USD'den 5.000.000 USD'ye ulaştırıldığı iddiasının asılsız olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dosya kapsamında bulunan sözleşme örneklerinden, davacının 2003 yılından 2009 yılına kadar dönemsel olarak yenilenen sözleşmeler ile dava dışı ... Şirketinin, ...markalı ürünlerinin Türkiye'de tek yetkili distribütörü olduğu, 2010 yılından itibaren dava dışı ... Şirketi'nin tedarikçisi olan ... İle davacı arasında, Covidien tarafından tedarik edilecek ürünlerin Türkiye'de satışı amacıyla davacı ile Covidien arasında 2010,2011,2012,2013,2014,2015 yıllarında distribütörlük anlaşmaları yapıldığı, bu anlaşmalarda davacıya tekel hakkı tanınmadığı, Covidien ile davacı arasında en son yapılan 02/05/2016 tarihli münhasır olmayan distribütörlük sözleşmesi ile Covidien tarafından tedarik edilen ürünlerin davacı tarafından Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde satışı hususunda davacının münhasır olmayan(Söz. 3.1 maddesi) distribütör olacağının, sözleşmenin 28/04/2017 tarihinde sona ereceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamına alınan İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarından ... A.Ş.'nin 27/05/2016 tarihinde davalı ...'ne devrolunduğu ve kaydının kapatıldığı, dolayısıyla 02/05/2016 tarihli son sözleşmesinin de ... Şirketi'ne devrolunduğu, denkleştirme tazminatı talebi açısından ... Şirketi'nin pasif husumetinin mevcut olduğu tespit edilmiştir. Davacı bu sözleşmenin 28/04/2017 tarihinde sona ermesinin akabinde davacı ... Şirketi tarafından haksız olarak yenilenmediğini ileri sürerek denkleştirme tazminatı talep etmektedir. 6012 Sayılı TTK'nun acentelik sözleşmesinde denkleştirme istemine ilişkin 122/1 maddesi uyarınca; sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. Aynı maddenin üçüncü Fıkrası uyarınca müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz; dördüncü fıkrası uyarınca acentelik sözleşmesinde denkleştirme tazminatına ilişkin hükümler hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanır. 6102 sayılı TTK'nun 102/1 maddesinde; acentelik 'ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir.' şeklinde tanımlanmıştır. Acentelik sözleşmesi kural olarak yazılı şekil şartına tabi değildir. Bu tanımdan hareketle acentelik sözleşmesinin unsurları şu şekilde tespit edilebilir :1-Bağımsızlık: Acente bağımsız tacir yardımcılarındandır. Başka ifade ile ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya müstahdem gibi tacir bağımlı değildir. Faaliyet düzenini ve çalışma saatlerini kendisi ayarlayabilir. Kendi adına bağımsız bir işletme işletebilir ve bu işletme ticari işletme koşullarını taşır hale gelirse acente aynı zamanda tacir sıfatını kazanır. ... müvekkili tacirin doğrudan denetim ve gözetimi altında değildir. Müvekkili tacir aralıklarla bilgi verme yükümü altında olması bağımsızlık unsuruna halel getirmez. ... aracılıkta bulunulan veya fiilen yapılan sözleşmeler için ücret ödeneceğinin kararlaştırılması acentelik ilişkisine delalet eder. Aylık sabit bir ücret ödenmesinin kararlaştırılması halinde ise acentelik ilişkisinden ziyade bağımlı yardımcılığın varlığı akla gelir 2-Bir ticari işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etme veya bunları o işletme adına yapma: ... tacir olan müvekkili için iki türlü faaliyette bulunabilir. İlki sözleşme yapılmasına aracılık etme ikincisi ise müvekkili tacir adına sözleşme yapma şeklinde gerçekleşir. Tekel hakkı acentelik sözleşmesinin zorunlu unsuru unsuru değildir zira TTK'nun 118 maddesi uyarınca yazılı olmak kaydıyla bu hakkın kaldırılması taraflarca kararlaştırılabilir. Acentenin müvekkili tacir adına ve hesabına sözleşme yapması için kendisine yazılı şekilde özel yetki verilmesi ve yetkinin ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmesi gerekir. 3- Süreklilik:... aracılık veya sözleşme yapma şeklindeki faaliyet süreklilik arz eder. Süreklilik unsuru acenteyi tellallıktan ayıran zorunlu unsurdur. Başka ifade ile tek bir sözleşmenin yahut sayısı önceden belirlenmiş sözleşmelerin yapımına aracılık etmek veya bu sözleşme yahut sözleşmeleri yapmak yetkisi veren sözleşmeler acentelik değil, tellallık ilişkisi mahiyetindedir. 4- Meslek edinme: ... bahsedilebilmesi için, kişinin başkası adına aracılık etme veya sözleşme yapma faaliyetini meslek edinmiş olması gerekir. Bu ... başka faaliyetlerde bulunmasına engel olmadığı gibi, acentelik faaliyetinin asli veya tali faaliyet olmasının da önemi yoktur. Faaliyetin asli veya tali olarak meslek edinilmiş olması yeterlidir.(Tüm unsurlara ilişkin detaylı açıklama için , Bkz. Arkan, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Gözden geçirilmiş Yedinci Bası, Ankara, 2004, s.188 ve devamı) Somut olayda, davacının davalı bağımsız tacir yardımcısı olduğu, taraflar arasındaki son sözleşmenin 3.1 maddesi ile kararlaştırılmıştır. Davacı bağımsız tacir yardımcısı olarak, süreklilik arzedecek şekilde ve davalı adına, onun tedarik ettiği ürünlerin Türkiye içerisinde satışını yapmakla yetkili olup, yıllara sari ilişki göz önünde bulundurulduğunda davacının bu işi meslek edindiği kabul edilmelidir. Şu halde taraflar arasındaki ilişki acentelik ilişkisidir.TTK'nın 122. maddesi uyarınca denkleştirme tazminatı talep edebilmek için davacıya sözleşmede tekel hakkı verilmiş olması şarttır. Taraflar arasında 2010 yılından 2016 yılına kadar yapılan sözleşmelerde ve dava konusu 02/05/2016 tarihli son sözleşmede davacıya tekel hakkı/münhasır satış yetkisi verilmediği gibi, tedarikçinin belirli koşullar altında doğrudan satış yetkisinin de bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu sebeple davacının denkleştirme tazminatı talep hakkı bulunmamaktadır. Davacı ile davalı ... arasında bayilik ilişkisi kapsamında yapılan sözleşmeler haricinde dosyaya sunulan 05/01/2017- 28/04/2017 tarihleri arasını kapsayan hizmet sözleşmesi ise, ne bayilik ne de acentelik ilişkisi mahiyetinde olmayıp, davacının sözleşmenin ikinci maddesinde tanımlanan teslim ve sevkiyat hizmetlerini davalıya vermeyi yükümlendiği, sözleşmenin 7.4 maddesi uyarınca da davacının davalının temsilcisi, distribütörü veya acentesi olmadığı hususlarının açıkça kararlaştırıldığı bir hizmet sözleşmesidir. Bu sözleşme kapsamında denkleştirme tazminatı talep hakkı da bulunmamaktadır. Öte yandan bir an için taraflar arasındaki acentelik ilişkisinde davacıya tekel hakkı/münhasır satış yetkisi tanınmış olmasının denkleştirme tazminatı için zorunlu olmadığı(bu hususun öğretide tartışmalı olduğu da nazara alındığında) kabul edilse dahi, TTK'nun 122/3 fıkrası uyarınca; müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acente sözleşmeyi feshetmişse veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşme müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmişse, acente denkleştirme isteminde bulunamaz. Taraflar arasındaki 02/05/2016 tarihli sözleşme sürenin bitmesi ile sona ermiştir. Davacı yan sözleşmenin yenilenmemesinin haksız olduğunu iddia etmektedir. Sözleşmenin müvekkil tarafından haklı nedenle feshedilmesi halinde denkleştirme tazminatı talep hakkı olmayan acentenin, dönemsel olarak yeniden yapılan sözleşmelerin, haklı nedenle yeniden yapılmaması halinde denkleştirme tazminatını evleviyetle talep edemeyecektir.Dosya kapsamına alınan Katip Çelebi Üniversitesi Hastanesi, Kamu İhale Kurumu ve Sağlık Bakanlığı'nın yazı cevaplarından; davacının T.C. Sağlık Bakanlığı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Başkanlığı tarafından; 02/08/2016 tarihinde ihalesi yapılan "...'li 2017-2018 Yılı 18 Aylık Radyoloji Kliniği Tıbbi Sarf Malzeme Toplu Alımı" işi ile ilgili teklif verdiği, aynı ihaleye dava dışı ... Ltd. Şti'nin de teklif verdiği, Her iki firmanın teklifini de ... isimli şahsın vekaleten imzaladığı, ihalenin 19/10/2016 tarihinde karara bağlandığı, daha sonra diğer firmalar ile birlikte teklif veren bu iki firmanın da numunelerinin değerlendirildiği, bu değerlendirme esnasında her iki firma adına teklif mektubunu aynı ismin imzaladığı hususunun farkedildiği, İdari Şartnamenin 20.1 maddesine ve 4734 Sayılı Kanunun 17/d bendine aykırı bu durum nedeniyle 4734 Sayılı Kanunun 58 maddesi uyarınca davacı ve dava dışı... firmalarına 03/12/2016 tarihinde bir yıl süre ile ihaleden yasaklılık kararı verildiği anlaşılmıştır. Davalı tarafça, taraflar arasındaki 02/05/2016 tarihli ve 28/04/2017 tarihinde sona eren sözleşmenin bu usulsüzlük nedeniyle verilen yasaklılık kararı nazara alınarak haklı nedenle yenilenmediği savunulmuştur. Davalının tıbbi radyolojik ürün tedairkçisi olduğu, bu ürünlerin Türkiye sınırları içerisindeki alıcı portföyünün önemli bir kısmını kamu hastanelerinin oluşturacağı, davacı hakkında, bu hastanelerin ihtiyaçlarının tedariki için yapılan ihaleye usulsüz teklif verdiği ve ihale idari şartnamesi ile 4734 Sayılı Kanuna aykırı davrandığı gerekçesi ile ihaleden yasaklılık kararı alınmasının, davalı tarafından sözleşme süresinin bitimi akabinde yeni bir sözleşme yapılmaması tasarrufu yönünden haklı neden oluşturduğu mahkememizce de kabul edilmiştir.Yukarıda yapılan tüm saptamalar karşısında, davacının denkleştirme tazminatı talep koşullarının oluşmadığı..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Müvekkilince açılan davada distribütörlük sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle denkleştirme tazminatı talep edildiğini, tanıkların dinlendiğini, 16.06.2020 tarihli duruşmada önce davacı kayıtları üzerinde talimatla inceleme yapılmasına karar verildiğini, daha sonra 01.12.2020 tarihli ara karar ile delillerdeki eksiklik belirlenmesine karşın hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilerek karar verildiğini, davalının çalışanları olan tanıklarının beyanlarına itibar edilmesine rağmen, tarafsız olan davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilmediğini, tacir olan tarafların her türlü uyarı ve ihtarlarının yasada gösterilen şekilde yapılması gerektiğine ilişkin hükümlere aykırı davranıldığını, somut davaya ve adalete uygun olmayan bir karar verildiğini, hukuki dinlenilme hakkının ihlali ile karar verilmesinin kararın kaldırılması nedeni olduğunu,Mahkemece ret gerekçesinde çelişkiye düşüldüğünü, eksik incelemenin doğurduğu hatanın ortaya konulduğunu, müvekkilinin, bağımsız tacir yardımcısı olduğu ve bağımsız tacir yardımcısı olarak, süreklilik arzedecek şekilde ve davalı adına, onun tedarik ettiği ürünleri Türkiye'de satmasının acentelik olarak kabul edildiğini, diğer taraftan 05.01.2017- 28.04.2017 tarihleri arasını kapsayan hizmet sözleşmesinin bayilik veya acentelik ilişkisi mahiyetinde olmadığının ve bu sözleşmenin hizmet sözleşmesi olduğunun tespit edilerek davanın reddine karar verildiğini,15 yıl süren bir sözleşmenin uzatıldığına dair sözleşmenin, eski sözleşmenin hükümlerine tabi olduğunu, bu sözlemenin bağımsız bir hizmet sözlemesi olmadığının davalı şirketin kayıtlarının incelenmesi halinde tespit edileceğini, mahkemece TTK'nın 105. maddesinin irdelenerek müvekkilinin acente olduğunun kabul edildiğini, buna rağmen davalının ve tanıklarının soyut beyanı ile sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğinin kabul edildiğini, oysa tacir olan tarafların fesih gibi işlemleri belge ile ispatlaması gerektiğini, davalının buna ilişkin belge sunmadığını ve mahkemece de davalının ticari kayıtları incelenmediğinden olmayan bir fesih iradesinin farazi şekilde kabul edilerek hak ihlaline yol açan taraflı bir karar verildiğini,Mahkemece alınan talimat raporunda, müvekkilinin sadece davalıya ait ürünleri sattığının belirlendiğini, mahkemece davalı kayıtlarının incelenmesi halinde bu durumun teyit edilmiş olacağını, davalıların birleşme ve devirlerine rağmen münhasırlığın değişmediğini, buna rağmen deliller toplanmadan müvekkilinin aleyhine değerlendirme yapılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu,Mahkemece davalının kayıtlarının incelenmesi halinde, tarafların sözleşmedeki gerçek iradelerinin belirleneceğini, buna rağmen farazi şekilde müvekkilinin ihaleye usulsüz teklif verdiğinin kabul edildiğini, oysa davalının bu yönden TTK'nın 20.maddesine göre, müvekkilini temerrüde düşürmek için yazılı belge veya ihtar sunması gerektiğini, davalının yazılı bir fesih kaydı veya yazılı delil sunmadığını, buna rağmen varsayımsal olarak davalının fesih iradesinin mahkemece kabul edildiğini, davalının sözleşmede belirlenen hedeflerden fazla ciro sağlanması nedeniyle üç aylık bir sözleşme yaparak önceki dönemi ibra ettiğini, bu durumda esasen hiçbir zaman yapılmamış olan “haklı fesih” işleminin, sonradan yapıldığı iddiasının dürüstlük kurallarına aykırı olduğunu, müvekkilinin, davalının ürünlerinin satışı için 30 Bayi oluşturduğunu, bu bayilerin bulunması, alt yapı ve pazarına uygun eğitimi ile bu amaçla pek çok seminer, eğitim programları, tanışma, dayanışma organizasyonlarının düzenlenmesi, lojistik işlemlerinin devamlılığının sağlanması, buna ilişkin gider ve harcamaların yapılması işlemlerinin de müvekkilinin ülke çapında tek yetkili olduğunu gösterdiğini, buna ilişkin olguların talimat yoluyla alınan 06.08.2020 tarihli bilirkişi raporunda belirlendiğini, tanık anlatımlarının bu durumu desteklemesine rağmen, mahkemece dosya içeriğine aykırı kabullerle verdiği kararın kaldırılması gerektiğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, distribütörlük (bayilik) sözleşmesinin haksız şekilde feshi nedeniyle denkleştirme tazminatının tespiti ve tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında 2003 yılından itibaren süren bir ticari ilişki bulunmaktadır. Ticari ilişkinin niteliğinin belirlenmesi, denkleştirme tazminatı bakımından önem taşımaktadır. Zira TTK'nın 122. maddesinde acente bakımından düzenlenen denkleştirme tazminatının, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi bakımından da uygulanacağı kabul edilmiştir.TTK'nın 102. maddesine göre acente, "Ticari mümessil, ticari vekil, satış memuru veya işletmenin çalışanı gibi işletmeye bağlı bir hukuki konuma sahip olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak, belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde aracılık etmeyi veya bunları o tacir adına yapmayı meslek edinen kimseye acente denir." şeklinde tanımlanmıştır. Buna göre acente, vekil niteliğinde bir bağımsız tacir yardımcısı olup müvekkili nam ve hesabına işlemler yapmaktadır. Taraflar arasında düzenlenen sözleşme hükümlerinin incelenmesinde, 12 aylık dönem için imzalanan ve 15.10.2004 tarihine kadar geçerli olan sözleşmenin bayilik sözleşmesi olarak imzalandığı görülmüştür. 2005 yılında imzalanan sözleşme distribütörlük anlaşması başlıklı olup bu sözleşmenin 2.2. maddesinde distribütörün ürünlerin bağımsız alıcısı ve satıcısı olduğu kabul edilmiştir. Dosyada bulunan 2014 yılında imzalanan sözleşmenin 3. maddesinde distribütörün yapacağı işlemler tanımlanmıştır. Dosyada bulunan ve en son yapılan 31.08.2015 tarihli sözleşmenin distribütörlük sözleşmesi şeklinde düzenlendiği ve bu sözleşmenin başlangıç tarihinin 31.08.2013 olduğu anlaşılmıştır. Sözleşmede davacıdan "distribütör", davalıdan "satıcı" olarak söz edilmiştir. Sözleşmenin 2.1 maddesinde "Tedarikçi iş bu sözleşme ile distribütörün iş bu sözleşmenin hüküm ve şartlarına uygun olarak ürünlerin bölgede dağıtımı için münhasır olmayan distribütörü olarak atamaktadır. Bu bağlamda tedarikçi iş bu sözleşmenin iptali anlamına gelmeksizin ve distribütöre herhangi bir tazminat veya talep hakkı doğmaksızın, tamamen kendi takdirinde olmak üzere ve distribütöre danışmaksızın bölgede ürünleri doğrudan satabilir ve/veya ürünler için herhangi bir zamanda bir veya daha fazla satış temsilcisi, acente veya distribütör atayabilir." düzenlemesi bulunmaktadır. Sözleşmenin 2. maddesinde ayrıca bu sözleşmenin ifası haricinde distribütörün başka bir amaçla kendisini tedarikçinin distribütörü olarak tanımlayamayacağı kabul edilmiştir. 02.05.2016 tarihli distribütörlük sözleşmesinin incelenmesinde; sözleşmedeki bölgenin "Türkiye" olarak belirlendiği görülmüştür. Bu sözleşmenin 3.1. maddesinde, tedarikçinin bu sözleşme ile distribütörü ürünlerin satışı için bölgede münhasır olmayan distribütör olarak görevlendirdiği, distribütörün kendi adına ve hesabına alım satım yaptığı, distribütörün tedarikçi ve müşteriler açısından bağımsız bir tacir olarak hareket ettiği kabul edilmiştir. Sözleşmenin 3.6. maddesinde tedarikçinin bölgedeki müşterilere doğrudan satış yapma konusundaki takdir hakkı saklı tutulmuştur. Bununla birlikte tedarikçinin müşterilerinin doğrudan satın alma siparişlerini almasından önce distribütörün ürünleri aynı müşteriye satmayı planladığı yazılı olarak belirterek, aynı ürünler için bir sipariş verdiği durumlarda tedarikçinin ürünleri satmayacağı kabul edilmiştir. Sözleşmenin 4.2. maddesinde, ürünlerin alış fiyatlarının zaman zaman tedarikçi tarafından distribütöre sunulacağı, tedarikçinin ürünlerin fiyatlarını kendi takdirine göre değiştirebileceği kabul edilmiştir.İlk derece mahkemesi bu sözleşmelerin acentelik sözleşmesi niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Mahkemenin gerekçeli kararında ve özellikle kararın 6. sayfasının son paragrafı ile 7. sayfanın ilk paragrafında sözleşmenin acentelik sözleşmesi niteliğinde olduğu kabul edilmekle birlikte, aynı cümle içerisinde tarafların bayilik ilişkisi içerisinde de olduğu kabul edilmiştir. İlk derece mahkemesin bu nitelemesi isabetsizdir. Zira sözleşme hükümleri ve özellikle yukarıda belirtilen hüküm değerlendirildiğinde, sözleşme ilişkisinin TTK'nın 102. maddesinde tanımlanan acentelik ilişkisi olmadığı açıktır. Taraflar arasında imzalanan hiç bir sözleşme, yukarıda belirtilen acente tanımına uymamaktadır. Sözleşmeler, bayilik ilişkisi niteliğindedir. Bu sözleşmeler ile bayi, bölge olarak tabir edilen Türkiye'de davacıdan satın almış olduğu emtiaları kendi nam ve hesabına satmaktadır. Sözleşmede, kararlaştırılmış bir münhasırlık bulunmadığı gibi, bu sözleşmelerin distribütöre münhasırlık yetkisi vermediği de açıkça vurgulanmıştır. Bu nedenle sözleşmeye acentelik hükümleri uygulanması hatalıdır. Yapılan bu tespite göre, davalının ticari defterlerinin incelenerek münhasırlık ilişkisinin tespitine gerek bulunmadığından, davacı vekilinin, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğine ilişkin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir.Mahkemece taraflar arasında düzenlenen 05.01.2017 tarihinde yürürlüğü girip 28.04.2017 tarihinde yürürlükten kalkan sözleşmeye ilişkin yapılan değerlendirme yerindedir. Zira bu sözleşme, hizmet sözleşmesi olarak tanınmış olup verilecek hizmetler 2. maddede belirlenmiştir. Sözleşmenin 7.4. maddesinde, hizmet sağlayıcı (davacının) ...'i temsil ve ilzam yetkisi ile ... adına işlem yapma yetkisine sahip olmadığı, bu hizmetin verilmesi sırasında ...'in distribütörü, acentesi, temsilcisi veya personeli olmadığı açıkça kabul edilmiştir.Bu durumda taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi ilişkisi 02.05.2016 tarihinde yürürlüğe giren ve 28.04.2017 tarihinde sona eren sözleşme ile sona ermiştir. Bu tarihten sonra taraflar 05.01.2017 ila 28.04.2017 tarihleri arasında yürürlükte olan hizmet sözleşmesi ile ticari ilişkilerini yürütmüşlerdir. TTK'nın 122/son maddesinde, denkleştirme tazminatına ilişkin hükmün hakkaniyete aykırı düşmedikçe, tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde de uygulanacağı düzenlenmiştir. Buna göre bayilik ve distribütörlük sözleşmesi bakımından denkleştirme tazminatına hak kazanılabilmesi için sözleşmede tekel hakkının bulunması gerekmektedir.Yukarıda belirtildiği üzere sözleşmede veya eylemli durumda davacıya tekel hakkı verilmediğinden, mahkemece, tarafların ticari defterlerinin incelenmesine dahi gerek duyulmadan bu gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı nitelemeye dayalı değerlendirme yapılması isabetsiz bulunmuş, bu nedenle ilk derece mahkemesinin karar gerekçesinin düzeltilmesi gerekmiştir.Diğer yandan, taraflar arasındaki sözleşmenin, davacının hukuka aykırı eylemleri nedeniyle yenilenmediği savunulmuştur. Mahkemece getirtilip değerlendirilen Kamu İhale Kurumu Sicil İzleme Dairesi Başkanlığının yazısı ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde, davacının, davalının ürünleri ile birlikte aynı zamanda bir başka şirketin ürünleri ile ilgili teklif vermesi nedeniyle yasaklılık kararı alındığı anlaşılmaktadır. Bu durum başlı başına davalının, sözleşmenin feshi veya yenilenmemesi bakımından haklı neden sayılmalıdır. Davalı tanıklarının beyanı belge ile doğrulandığından tanık beyanlarının esas alınmasında yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Sözleşmenin yukarıda belirtilen niteliğine göre davacı tanıklarının beyanlarının sonuca bir etkisi bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince tarafların hukuki dinlenilme hakkı sağlandığı, gösterilen delillerin toplandığı, uyuşmazlığı çözmeye yeterli şekilde bilirkişi incelemesi yapıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece yukarıda belirtilen gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, ticari ilişkinin niteliğinde hataya düşülmesi ve ikinci gerekçe olarak feshin haklılığının benimsenmesi yerinde görülmemiş hükmün gerekçesinin düzeltilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı tarafından ileri sürülen istinaf nedenleri yerinde görülmemekle birlikte ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin resen yukarıdaki şekilde düzeltilmesi gerektiğinden, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının gerekçesi düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında yukarıdaki gerekçe ile Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede davanın reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemekle birlikte karar gerekçesinin resen düzeltilmesi gerektiği anlaşılmakla, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın REDDİNE,2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince alınması gerekli 627,50 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 5.294,03TL harçtan mahsubu ile artan 5.234,73 TL harcın, talep halinde, davacıya iadesine,3-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesaplanan 49.600,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 4-HMK'nın 333. maddesi gereğince, taraflarca yatırılan gider ve delil avansları bakiyelerinin yatıran taraflara iadesine,5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,6-Davalı tarafça yapılan 64,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine,7-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden: a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılmış olan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin takdiren kendi üzerinde bırakılmasına,8-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,9-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.06.03.2025