T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2303
KARAR NO:2025/305
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:24/06/2021
NUMARASI:2017/1262 E. - 2021/720 K.
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Hafriyat ve nakliye işinden kaynaklı)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin alacakları nedeniyle davalıdan 22.08.2016 tarihli, 1.240,00 TL bedelli, 08.04.2016 tarihli, 94.400,00 TL bedelli,07.04.2016 tarihli, 70.800,00 TL bedelli 3 adet toplam 186.440,00 TL bedelli faturalardan alacaklı olduğunu, davalının kısmen ödeme yaptığını, davacının 146.000,00 TL bakiye alacağı kaldığını, faturaların açık faturalar olduğunu, bakiye alacağının ödenmemesi üzerine ... sayılı icra dosyası üzerinden fatura alacağına istinaden ilamsız takip başlatıldığını, davalının borca itiraz ederken borç ilişkisini doğuran faturaların peşin avans olarak verilen çeklerle ve 2015 yılından gelen cari hesap bakiyesi ile ödendiğini ve hesap bakiyesinin kapatıldığını ileri sürdüğünü, ancak kural olarak çek ödeme vasıtası olup, sebepten mücerret olduğunu, kaldı ki davalı borçlu tarafından bu faturalara istinaden müvekkiline verilmiş ve ödemesi yapılmış herhangi bir çek de bulunmadığını, davalının akdi ilişkiyi kabul etmekle beraber, icra takibine vaki itirazları hakkındaki iddialarını ispat etmekle mükellef olduğunu, davalının ödediğini resmi bir ödeme belgesiyle ispat etmesi gerektiğini, faturaların müvekkiline yasal süresinde itiraz edilerek iade edilmediğini, davalının, davacının hizmeti yerine getirdiğini ikrar ettiğini ileri sürerek, itirazının iptaline ve alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; iş ilişkisinin başlangıcında avans olarak 160.000 TL tutarındaki çeklerle ödemeler yapıldığını, 2016 bakiyesinin çeklerle dava konusu edilen faturaların ödendiğini, 15.01.2016 tarihli 50.000 TL, 10.03.2016 tarihli 50.000 TL, 25.04.2016 tarihli 30.000 TL, 25.05.2016 tarihli 30.000 TL ödeme yapıldığını, icra yolu ile takibe konu edilen dava konusu faturalara karşılık olmak üzere 160.000 TL'nin şirket çekleri ile ödendiğini, bir kısım hafriyat işi için peşin avans olarak verilen çeklerin de davacıya teslim edilerek akabinde yaptığı işe fatura keserek çeklere mahsup edildiğini, iş ilişkisinin devam edeceği güven ile şirket yetkilisi adına da banka hesabına havale gönderildiğini, bu şahsi hesaba havale edilen bedellerin karşılığı işin yapılmadığını, davacının fatura alacağının bu nedenle bulunmadığını, kayıtların kontrolünden, takip yapılmış faturalardan şirketin borcu olmadığını savunarak, davanın reddine ve %20 tazminata hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava, fatura alacağının ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.... sayılı dosyasının tetkikinde davacı (alacaklı) tarafından borçluya ( davalı) yönelik 13.09.2017 tarihinde 3 adet faturadan kaynaklı 146.000,00 TL alacağın tahsili için takip yapıldığı, borçlunun süresi içinde borca itiraz ettiği, akabinde takibin durduğu anlaşılmıştır.İİK madde 67 gereğince, itirazın iptali davasının itirazın tebliğinden itibaren, 1 yıl içinde açılması gerekir. Hak düşürücü süreler, dava şartı olup taraflar ileri sürmese de mahkemece resen gözetilir. Somut olayda icra takibindeki, itiraz dilekçesinin davacı alacaklıya tebliğ edilmemesi nedeniyle İİK'nun 67.Maddesinde belirtilen bir yıllık hak düşürücü sürenin başlamadığı anlaşıldığından, davanın süresi içinde açıldığı kabul edilmiştir. Davacı vekili, 22.08.2016 tarihli 21.240 TL, 08.04.2016 tarihli 94.400 TL, 07.04.2016 tarihli 70.800 TL faturalardan kaynaklı, ödenmeyen 146.000 TL alacağı olduğunu iddia ederek bu hususta yapılan takibe borçlu tarafından yapılan itirazın iptali ile tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, işin başlangıcında avans olarak çeklerle 160.000 TL'lik ( 15.01.2016 tarihli 50.000 TL, 10.03.2016 tarihli 50.000 TL, 25.04.2016 tarihli 30.000 TL, 25.05.2016 tarihli 30.000 TL olmak üzere) ödeme yapıldığını, fatura kesilip mahsuplaşma yapıldığını, davalının davacıya bir borcu bulunmadığını, savunarak davanın reddini talep etmiştir.Uyuşmazlık, davacının davalıdan fatura alacağı bulunup bulunmadığı hususundadır.Mahkemimizce yapılan yargılama sırasında taraflarca gösterilen deliller toplanmış ve konunun incelenmesi uzmanlık gerektiren yönleri bulunduğundan bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen 06.05.2020 tarihli raporda, davacı tarafın inceleme gününe katılmadığını defter ve belgelerini ibraz etmediğini, davalı yanın ticari defterlerin incelemeye tabi tutulduğu, defterlerin usulüne uygun olarak tutulduğu, davalı lehine delil vasfı bulunduğu, davalı şirketin defterlerine göre, davalı yanın cevap dilekçesinde belirttiği çeklerle 4 parça halinde 160.000 TL ödeme yaptığı, davalı tarafın takip tarihi itibariyle davacı tarafa 26.440 TL borcu bulunduğu, davalı şirket yetkilisinin şahsi hesabından, davacı şirket yetkilisi hesabına gönderdiği meblağların ticari ilişki dahilinde yapılmadığını, belirtilmiştir. Tüm Dosya Münderecaatı Kapsamında Yapılan Değerlendirmede;4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmünü amirdir. 6100 sayılı HMK hükümlerine göre, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altındadır (HMK 190). Davacının, kestiği harfiyat ve nakliye bedellerine ilişkin faturalar davalının kabulündedir. Davalı, fatura içeriğinin yerine getirildiğini, ancak fatura bedelinin ödendiğini savunmuştur. Bu kapsamda, davalının fatura bedelini ödediğini ispatlaması gerekmekedir.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ticari defterlerin ibrazını ve delil olmasını düzenleyen 222. maddesine göre mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden karar verebilmektedir.Mahkememizce, tarafların vekillerinin hazır bulunduğu 27.12.2019 tarihli 4.celse de, tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiş, tarafların ticari defterlerinin ibraz edilmesi istenmiş, HMK.'nın 220/3. md. Uyarınca öngörülen süre içinde istenen defter ve belgeler sunulmaz ve delilleriyle birlikte ibraz etmemeye ilişkin kabul edilebilir bir mazeret gösterilmez ya da belgelerin elinde bulunduğu inkar edilir ve teklif edilen yemin kabul veya icra edilmezse duruma göre defter ve belgeleri sunmayan tarafın bu delilleri sunmaktan kaçınmış sayılacağı ve belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanının ve delillerinin kabul edilebileceğinin her iki taraf vekiline ihtar edilmiştir.Mali müşavir bilirkişi tarafından düzenlenen 06.05.2020 tarihli raporda, Davacı tarafın inceleme gününe katılmadığını defter ve belgelerini ibraz etmediğini, davalı yanın ticari defterlerin incelemeye tabi tutulduğu, defterlerin usulüne uygun olarak tutulduğu, davalı lehine delil vasfı bulunduğu, davalı şirketin defterlerine göre, davalı yanın cevap dilekçesinde belirttiği çeklerle 4 parça halinde 160.000 TL ödeme yaptığı, davalı tarafın takip tarihi itibariyle davacı tarafa 26.440 TL borcu bulunduğu, tespit edilmiştir.TTK 82.maddesi gereğince, kural olarak ticari defterler tacirler arasında çıkan uyuşmazlıklarda delil olarak kabul olunur. (Yargıtay 13.HD 26.04.2002 T., 2002/2710 E., 2002/4688 K) Mahkememizce tarafların ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmak üzere inceleme günü verilmiş, bu karar davacı vekiline duruşmada usulüne uygun olarak tebliğ edildiği halde, davacının ticari defterlerini sunmadığı, HMK 222/3. maddesine göre davacının ticari defterlerini sunulmaması halinde davalının ticari defterleri lehine delil olarak sayılacağından, usul ve yasaya uygun bilirkişi raporu hükme esas alınarak ve alacağın 26.440 TL yönünden varlığına kanaat getirerek davanın kabulü yolunda hüküm tesis edilmiştir. Davalı şirket yetkilisinin şahsi hesabından, davacı şirket yetkilisi hesabına gönderdiği havalenin, dekontta açıklama olmaması, ödemenin davacıca şahsi ödemeye ilişkin beyan karşısında ticari ilişki dahilinde yapılmadığı kabul edilmiş, davacı vekilinin yeniden defter incelemesi talebi, ihtar yapılarak daha önce defter inceleme günü tayin edilip, bu hususta rapor aldırılması nedeniyle bu cihetteki talebi kabul edilmemiştir. İcra İnkar Tazminatı Yönünden Yapılan Değerlendirmede;İİK’nın 67/2. maddesine göre, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada borçlunun kötüniyetli itiraz etmiş bulunması yasal koşullardan değildir. İnkar tazminatı, aleyhinde yapılan icra kovuşturmasına itiraz edip duran ve işin itirazla çabuk bitirilmesine engel olan, borçluya karşı konulmuş bir yaptırımdır. Bunlardan ayrı, alacağın likit ve belli olması gerekir. Daha geniş bir açıklama ile borçlu tarafından alacağın gerçek miktarı belli, sabit ve belirlenmek için bütün unsurların bilinmesi mümkün nitelikle olması yeterlidir. ( Bursa BAM 5.HD 2018/857 E, 2020/65 K)Bu kapsamda somut olayda, itiraza konu alacağın likit olduğu anlaşılmakla, kabul edilen alacağın %20 si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline ilişkin talebin kabulüne karar verilmiştir." gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne; davalının ... sayılı dosyasına vaki itirazının kısmen iptali ile takibin 26.440,00 TL asıl alacak üzerinden devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, kabul edilen alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı borçlu şirkete hafriyat ve nakliye bedeli olarak verilen hizmete ilişkin davacının, bakiye 146.00,00 TL alacağı bulunduğunu, 27.12.2019 tarihli celsede ticari defterlerin incelenmesine karar verildiğini, ancak müvekkili şirkete ticari defterlerin inceleme günü hazır edilmesi konusunda herhangi bir meşruhatlı davetiye tebliğ edilmediğini, ihtar yapılmadığını, bilirkişi tarafından hazırlanan raporda da müvekkili şirketin ticari defterleri incelenmeden eksik inceleme ile rapor düzenlendiğini, bilirkişi raporuna karşı itiraz dilekçesi sunulduğunu, davacı ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki sebebiyle, başka faturaların da bulunduğu ve ekte sunulduğunu, yine muavin defter kayıtları ve BS formları dosyaya sunularak, itirazları doğrultusunda bilirkişiden ek rapor alınmasının talep edildiğini, 09.11.2020 tarihli duruşmada ise Yargıtay kararı dosyaya sunularak, karşı tarafın defterlerinin delil olabilmesi için alacaklı olarak müvekkil şirketin defterlerinin incelenmesi gerektiğinin belirtildiğini, ticari defterlerin incelenmesi ve ek rapor alınması talep edildiğini, ancak mahkeme tarafından usul ve yasaya aykırı olarak müvekkili şirketin ticari defterlerinin incelenmesi yönündeki taleplerinin reddedildiğini,Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2020/9366 E., 2021/1574 K.,Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/3709 E., 2020/611 K.sayılı kararlarında görüldüğü üzere, ticari defterlerin incelenmesi hususunda usulüne uygun meşruhatlı davetiyenin müvekkiline tebliği edilmesi ve müvekkilinin ticari defterlerinin incelenmesi gerektiğinin ve yine, tarafların ticari defterlerinin incelenmesi suretiyle, tarafların ticari defter kayıtları arasındaki farkın nereden kaynaklandığının tespit edilmesi gerektiğini, eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, müvekkili tarafından ticari defterlerin sunulmasından kaçınılmadığını, müvekkiline defter ve belgelerini ibraz etmesi için usulüne uygun olarak meşruhatlı davetiye gönderilmediğini, mahkeme kararında davacının kestiği hafriyat ve nakliye bedellerine ilişkin faturaların davalının kabulünde olduğunun belirtilmesi karşısında, hukuka ve hakkaniyete uygun karar verilebilmesi için müvekkili şirketin ticari defterlerinin incelenmesinin zorunlu olduğunu, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde, müvekkiline ait ticari defterler incelendiğinde, müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişkinin yalnızca davaya konu faturalarla sınırlı olmadığı, taraflar arasında bundan başka da ticari ilişkinin mevcut olduğu, verilen hizmet sebebiyle başka faturaların da ) mevcut olduğu ve bunların da davalı tarafın kabulünde olduğu, vergi kayıtlarının celbi halinde de bu durumun açıklıkla tespit edileceği, davalı tarafın iddia ettiği çek ile ilgili yapılan ödemeler diğer faturalara mahsup edildiğinde, davalının bakiye borcunun davaya konu tutar kadar olacağı belirtilerek, muavin defter kayıtları, diğer faturalar ve BS formlarının dosyaya sunulduğunu, buna rağmen, mahkeme tarafından, müvekkilinin ticari defterlerin incelenmesi ve itirazlarımız doğrultusunda ek bilirkişi raporu alınması yönündeki talebimiz usul ve yasaya aykırı olarak reddedildiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve itirazın iptaline takibin devamına karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkilinin haricen şirket yetkilisine 30.000,00 TL ödediği sabit olduğu ve kabul edildiği halde mahkemece bunun kabul edilmediğini, müvekkili aleyhine haksız olarak icra inkar tazminatı verildiğini, reddedilen miktar üzerinden müvekkili lehine tazminata hükmedilmediğini, bunların usul ve yasaya uygun olmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, hafriyat ve nakliye faturalarından kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın İİK'nın 67.maddesi uyarınca iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya kapsamında bulunan ... sayılı icra dosyasının incelenmesinde; davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine 21.240,00 TL asıl alacak, 94.400,00 TL asıl alacak, 30.360,00 TL asıl alacak olmak üzere toplam 146.000,00 TL asıl alacak yönünden 13.09.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığı, işlemiş faiz talebinin bulunmadığı, takip dayanağı olarak 22.08.2016 tarihli, ... no'lu, 21.240,00 TL bedelli, 08.04.2016 tarihli, ... no'lu, 94.400,00 TL bedelli,07.04.2016 tarihli, ... no'lu, 70.800,00 TL bedelli faturaların gösterildiği, ödeme emrinin 20.09.2017 tarihinde tebliğ edildiği, davalı tarafından 19.09.2017 tarihinde süresinde verilen itiraz dilekçesi ile borcun tamamına ve ferilerine itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durduğu ve davanın bir yıllık yasal hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır. Davacı, davalıya yapılan mal teslimine rağmen takip konusu fatura bedellerinin bakiye kısmının ödenmediğini ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise çeklerle ve davacı yetkilisi şahsi hesabına yapılan ödemelerle fatura bedellerinin ödendiğini, borcu bulunmadığını savunmuştur. Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;Davacı tarafça, dava dilekçesinde delil olarak icra dosyasına, faturalara, vergi dairesi kayıtlarına, ticari defter ve kayıtlarına, banka kayıtlarına, bilirkişi incelemesine dayanılmış, faturalar dosyaya ibraz edilmiştir. Davalı taraf ise ticari defter ve kayıtlarına, banka dekontlarına, çek kayıtlarına delil olarak dayanılmış, çekler ve ödeme belgeleri sunulmuştur. Davacı taraf BS formlarını sunmuş, davalının BA formları ise mahkemece ilgili vergi dairesinden getirtilmiştir.Davacı ve davalı vekilinin hazır bulunduğu 27.12.2019 tarihli duruşmada verilen ara karar ile; uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesi gerektiğinden ve her iki tarafın yerleşim yerinin de mahkemenin çevresi içinde olduğu anlaşıldığından TTK'nın 83. ve HMK'nın 222. maddesi uyarınca taraflara dava konusu döneme ilişkin tüm ticari defter, kayıt ve dayanak belgelerini inceleme günü olan 07.02.2020 tarihi ve 09:00 saatinde ibraz etmeleri için kesin süre verilmesine, HMK'nın 220/3.maddesi uyarınca öngörülen süre içinde istenen defter ve belgeler sunulmaz ve delilleriyle birlikte ibraz etmemeye ilişkin kabul edilebilir bir mazeret gösterilmez ya da belgelerin elinde bulunduğu inkar edilir ve teklif edilen yemin kabul veya icra edilmezse duruma göre defter ve belgeleri sunmayan tarafın bu delilleri sunmaktan kaçınmış sayılacağı ve belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanının ve delillerinin kabul edilebileceğinin her iki taraf vekiline ihtarına karar verildiği, bu yönde ihtaratta bulunduğunun belirtildiği, istenen belgelerin mahkemeye getirilmesi zor veya sakıncalı olursa bu hususta mahkemeye bildirimde bulunulduğunda görevlendirilecek mali müşavir bilirkişi ya da bilirkişilere HMK'nın 218/1. maddesi uyarınca yerinde inceleme yetkisi verilmesine, defterler ile kayıt ve belgeler sunulduğunda ya da yerinde inceleme talep edildiğinde, dayanılan belgeler üzerinde mali müşavir bilirkişi tarafından inceleme yapılarak ön inceleme tutanağında belirlenen uyuşmazlık konularını aydınlatacak rapor alınmasına karar verildiği, inceleme günü olan 07.02.2020 tarihinde düzenlenen tutanağa göre davalı vekilinin duruşma salonunda hazır bulunduğu ve davalı defterlerinin ibraz edildiği, davacı vekilinin ise hazır bulunmadığı anlaşılmaktadır. 6100 sayılı HMK'nın 94/2. maddesine göre hakimin belirlediği süreler kural olarak kesin değildir. Hakim tayin ettiği süreyi henüz dolmadan azaltıp çoğaltacağı gibi, süre geçtikten sonra da tarafın isteği üzerine yeni bir süre tanıma yoluna da gidebilir. Bu takdirde verilen ikinci süre kesindir. Ancak, hakim kendi belirlediği sürenin kesin olduğuna da karar verebilir. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulî kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.İster kanun ve isterse hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Bu nedenle, kesin süreye ilişkin ara kararının her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hakim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hakim tarafından hemen yerine getirilmelidir. Mahkemelerin gerek maddi hukuka ve gerekse usul hukukuna ilişkin hak düşürücü ara kararlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması ve sonuçlarının, sıfatı ne olursa olsun ilgilisine bildirilmesi zorunludur.Yargıtay HGK'nın 12.12.2012 tarih ve 2012/9-1170 Esas, 1172 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere, mülga 1086 sayılı HUMK'nın 163. maddesi ile 6100 sayılı HMK'nın 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun açıklanması gerekir. Ayrıca kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu bilgiler ışığında somut olay incelendiğinde; davacı vekilinin hazır olduğu 27.12.2019 tarihli duruşmada verilen ara kararında, taraflara dava konusu döneme ilişkin ticari defterlerini inceleme günü olan 07.02.2020 tarihinde saat 9.00'da ibraz etmeleri için kesin süre verildiği,HMK'nın 220/3.maddesi uyarınca öngörülen süre içinde istenen defter ve belgeler sunulmaz ve delilleriyle birlikte ibraz etmemeye ilişkin kabul edilebilir bir mazeret gösterilmez ya da belgelerin elinde bulunduğu inkar edilir ve teklif edilen yemin kabul veya icra edilmezse duruma göre defter ve belgeleri sunmayan tarafın bu delilleri sunmaktan kaçınmış sayılacağı ve belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanının ve delillerinin kabul edilebileceğinin her iki taraf vekiline ihtarına karar verildiği, bu yönde ihtaratta bulunulduğu, davalı vekilince inceleme günün hazır bulunulup defterlerin sunulduğu, davacı vekilinin inceleme günün hazır olmadığı, davacı defterlerini sunmadığı, bu konuda aynı gün bir mazeret de ileri sürmediği görülmektedir. Davacı vekili 27.12.019 tarihli duruşmada hazır bulunduğundan defterlerin sunulması için ayrıca meşruhatlı davetiye tebliğine gerek yoktur. Zira ticari defter ve kayıtlarının sunulması için ve bu konudaki ihtaratın hazır bulunan vekile yapılmasında yasal bir engel bulunmamakta olup somut olayda hazır bulunan davacı vekiline ticari defterleri sunması konusunda ihtaratta bulunulup süre verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından, mahkemece, daha sonra davacı taraf ticari defterlerinin üzerinde inceleme yaptırılmaması, bu yönde davacıya süre verilmemesi ve diğer deliller üzerinde inceleme yapılarak karar verilmesi yerinde olup davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, eksik inceleme ile karar verildiğini belirtmiş ise de, mahkemece sunulan davalı ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak rapor alınmış, davalı BA formları dosya kapsamına alınmış, tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmiş olup eksik inceleme ile karar verildiği yönündeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Alınan bilirkişi raporu Dairemizce de denetime ve hüküm kurmaya elverişli bulunmuş olup, raporda faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olduğu, davalının defterinde kayıtlı ödemelere ilişkin dekontların bulunduğu, davalının usulüne uygun tutulan defterlerine göre davacıya 26.440.00 TL bakiye borcu kaldığı tespit edilmiştir. Bu sebeple mahkemece belirtilen bu miktar üzerinden davanın kabulü ile artan kısım yönünden davacı tarafça ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi yerinde olmuştur. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede;Davacının alacağının ticari satıma ilişkin faturaya dayalı olduğu, alacağın davalı tarafından bilinebilir ve dolayısıyla likit alacak olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, likit alacağa haksız olarak itiraz edildiği sabit olmakla, davacı yararına kabul edilen miktar yönünden icra inkâr tazminatına hükmetmek için gerekli şartların mevcut olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, 30.000 TL'lik ödemenin haricen davacı şirket yetkilisine yapıldığını ve borcun bulunmadığını ileri sürmüş ise de, anılan ödeme dekontunda davalı şirket borcu için ödeme yapıldığına dair bir açıklama bulunmadığı, davacı yanca da bunun şahsi borç ödemesi olduğu belirtilerek kabul edilmediği dikkate alındığında davalı yanca bu miktar ödeme yapıldığı ispatlanamadığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, reddedilen miktar yönünden davalı lehine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Mahkemece bu konuda olumlu olumsuz bir karar verilmediği ancak eylemli şekilde bu talebin reddedildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, davacının kötüniyeti dosya kapsamından sabit olmadığından bu yöndeki istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı ve davalı vekillerinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye1.354,59 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine 5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.26.02.2025