T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2034
KARAR NO: 2025/71
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 13.07.2021
NUMARASI: 2020/24 Esas - 2021/698 Karar
DAVA: Alacak (Bankacılık Sözleşmesinden Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı bankanın Ofis/ Diyarbakır Şubesi arasında 30.07.2010 tarihinde 1.625.000,00 TL bedelli genel kredi sözleşmesi imzalandığını, kullanılan kredinin teminatı olarak dava dışı kişiye ait 2 adet daire üzerinde ipotek tesis edildiğini, müvekkilinin kredi borcunu ödeyememesi üzerine Diyarbakır ... İcra Müdürlüğünün ... ve ... Esas ile Diyarbakır ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyalarında icra takibi başlatıldığını, takiplerden sonra kredi borcunun 31.01.2013 tarihinde yapılandırıldığını, ancak mali durumu düzelmeyen müvekkilinin yapılandırılan borcunu da düzenli olarak ödeyemediğini, bunun üzerine yeniden 11.05.2016 tarihinde Diyarbakır ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takip başlatılarak 486.650,97 TL ödenmesinin talep edildiğini, müvekkilinin tekrar banka ile anlaşma yoluna gittiğini ve toplam 345.535,00 TL ödediğini, müvekkilin rehinli taşıtının 51.500,00 TL değerinde olmasına rağmen 35.150,00 TL'ye satıldığını, aracın vergisi, otopark ücreti gibi masrafları düşülerek kalan miktarın 22.517,42 TL olduğunu ve bu miktarın yapılandırmanın son taksitine yetmemesi nedeniyle yapılandırmanın tekrar bozulduğunu, ipotekli taşınmazların 14.03.2018 tarihinde açık artırma ile satıldığını, bundan sonra müvekkilinin yeniden 17.04.2018 tarihinde kalan borcunu üçüncü kez yapılandırdığını, yapılandırma ile kalan borcun üç taksitle ödenmesinin kararlaştırıldığını, ancak banka yetkililerinin yapılandırmanın eksik yapıldığını ve vekalet ücretinin hesaba katılmadığını belirterek yeniden para talep ettiklerini, bankanın 24.09.2018 tarihli yazı ile 12.578,78 TL ödenmemesi halinde yapılandırmanın bozulacağını ve toplam borcun 305.423,83 TL olacağını bildirdiğini, müvekkilinin borcu ödeyememesi üzerine yapılandırmanın bozularak ipotekli satışların kesinleştirildiğini, dairelerin satışından müvekkilinin hesabına yatırılan 83.550 TL ile 81.950 TL'nin banka tarafından alıkonularak tahsilata sayıldığını, müvekkilinin 17.04.2018 tarihli yapılandırma protokolüne göre belirlenen tüm borçlarını ödediğini, ancak yeniden ödeme talep edildiğini, ödeme yapılmadığından ipotek verilen dairelere haksız şekilde el konulduğunu, ipoteğin üçüncü kişi tarafından sadece 30.07.2010 tarihli taksitli ticari kredi için verildiğini, borçlu olmayan üçüncü kişinin verdiği ipoteğin diğer borçlara sayılmasının hukuka aykırı olduğunu, icra dosyalarında farklı ve mükerrer vekalet ücretleri tahsil edildiğini, müvekkilinin aldığı krediyi yıllarca ödeyerek borcunu bitiremediğini ve ipotek verilen dairelerin usulsüz şekilde satıldığını, müvekkilinin uğradığı haksızlığın giderilmesi gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 10.000,00 TL'nin faiziyle birlikte tahsiline ve ihaleden satılan taşınmazlara ihtiyati tedbir konmasını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davalı ile banka arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesi kapsamında kullandırılan kredi borcunun 2012 yılına kadar ödendiğini, davacının daha sonra borçlarını ödemeyerek temerrüde düştüğünü ve borçlu hakkında takip başlatıldığını, takip sonrası yapılandırma talebinin müvekkilince kabul edilerek ilk olarak 2013 yılı Ocak ayında borcun yapılandırıldığını, yapılandırmaya uyulmaması nedeniyle yeniden ödeme emri gönderildiğini ve davacının talebi ile 18.05.2016 tarihinde yeniden yapılandırma yapıldığını, davacının bu yapılandırmadan sonra ilk taksiti ödediğini, sonraki taksitleri süresinde ve tam ödememesi üzerine yapılandırmanın bozulduğunu, bu nedenle rehinli aracın satışı için takip başlatıldığını ve bedelinin mahsup edilerek bakiye borcun istendiğini, ancak davacının, aracın satışı ile borcun bittiğini belirterek bakiye borcu ödemediğini, bu nedenle taşınmazların satışı için ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, müvekkilinin taşınmazları borcuna mahsuben satın aldığını, davacının ihalenin feshi davası açtığını, dava ile zaman kazanan davacının banka şubesi ile görüştüğünü ve 03.04.018 tarihli davacı teklifinin kabul edilerek borcun 17.04.2018 tarihinde yeniden yapılandırıldığını, yapılandırmaya ilişkin elektronik posta yazışmasından anlaşılacağı üzeri davacıya ciddi miktarda faiz ve vekalet ücreti indirimi yapıldığını, yapılandırma üzerine davacının aynı tarihte 12.500 TL ödediğini ancak bakiye borcu ödemediğini, yapılandırmaya ilişkin taksitlerin ödenmemesi üzerine, yapılandırmanın bozularak alacağın tahsiline çalışıldığını, müvekkilin satış işlemleri ve davaları devam ettirerek taşınmazları alacağa mahsuben adına tescil ettirdiğini, davacı ve ipotek borçlusunun borcu ödemeye yanaşmaması üzerine tescil işlemlerinin yapıldığını, ihale bedelinin kalan miktarın gayri nakdi risk ile vekalet ücretine mahsup edildiğini, ihtara verilen cevaplarda ipotek akit tablosunun 1. maddesinde, ipoteklerin doğmuş ve doğacak borçlar için verildiğinin belirtildiğini, borçlunun asaleten ve kefaleten borçlarının devam ettiğini, davacıdan 77.429,67 TL vekalet ücreti tahsil edildiğine ilişkin iddianın yerinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Davacının, davalı bankadan kullanacağı kredilerin teminatını teşkil etmek üzere 3. Şahıslarca toplam 640.000,00 TL bedelli ipotek tesis edilmiştir. Davacı banka sözleşmenin 4/1. m. hükmü uyarınca; Diyarbakır ... Noterliği aracılığı ile 27.08.2012 tarihinde ... yevmiye sayılı ihtarnamesini keşide ettiği, hesap kesim tarihi 15.08.2012 tarihi itibariyle 326.961,56 TL nakdi kredinin 1 gün içinde %72 oranında işleyecek temerrüt faizi ile birlikte ödenmesi, ayrıca 596.650,00 TL GAYRİNAKDİ alacağın DEPO edilmesi, aksi halde yasal yollara başvurulacağının ihtar edildiği. Davacı kredi lehtarı-...: Keşide edilen hesap kat ihtarının noter tebliğ şerhi yazılı olmadığı gibi tebligat parçası da sunulmamıştır. Tebligatın ne zaman ve ne şekilde davacıya tebliğ edildiği belirsizdir. Hesap kat ihtarının davacıya tebliğ edilip edilmediği dosya içeriğine göre belirsiz olduğu için, mevcut delil durumuna göre davacının TAKİP TARİHİ itibariyle temerrüde düşürülmüş sayılabilecekleri kanaati edinilmiştir. Yapılandırma protokol metinleri sıhhatli olarak sunulmadığı için içeriklerine yönelik bir değerlendirme yapılmak mümkün olamamıştır. Ancak tarafların beyanlarına göre 3 kez yeniden yapılandırma protokolü yapılıp, mevcut kredi borçları ödeme planına bağlanmış olduğu anlaşılmaktadır. Yeniden yapılandırma protokollerine uyulmadığı davacı yanında kabullerindedir. Rehinli taşıt aracının kıymeti 51.500,00 TL iken 35.150,00 TL satıldığı, aracın vergisi otopark ücreti vd. masrafları düşüldükten sonra net 22.517,42 TL bedelin kredi borcuna mahsup edildiği. Mülkiyeti ... ait olan 2 adet ipotekli gayrimenkul 14.03.2018 tarihinde açık artırma usulü dahilinde 83.550,00 TL ile 81.950,00 TL bedelle alacağa mahsuben davalı bankaca satın alınmış olduğu anlaşılmaktadır. Davalı banka vekiline ödenen vekalet ücreti toplamı 32.562,02 TL'dır. Davacının yukarıda sunulan hesaplama tablosuna göre bakiye anapara borcu 12.114,00 TL ve işlemiş bakiye faiz borcu 110.369,17 TL olmak üzere toplam borç 122.483,17 TL olarak belirlenmiştir. Bu durumda davacının her ne kadar 30.07.2010 ve 06.12.2011 tarihli kredileri, taşıt kredisi ve kredi kartı borcu toplu olarak değerlendirildiği, ipotek borçlusu 3. Şahıs ...'in davacının tüm borçlarından sorumlu olmadığını. vekalet ücreti olarak 77.429,67 TL ödeme yapıldığı belirtilerek, şimdilik 10.000,00 TL alacağın işlem tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsili için dava açılmış ise de asıl borçlu ile kefiller ve ipotek borçlularının halen 122.483,17 Tl borçları bulunduğu..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Davadaki yargılamanın yargıya olan güveni zedeleyecek nitelikte olduğunu, tüm aşamalarda talep edilmesine rağmen davanın temel dayanağı olan deliller toplanmadan ve bankaya yazılacak yazılara uzun süre cevap verilemeyeceği gerekçesiyle dosyanın bilirkişiye verildiğini, mahkeme hakiminin bankalara karşı açılan bu tür davaların redde mahkum olduğu ön kabulü ile yargılama yaparak karar verdiğini, bilirkişi ek raporunda gerekli belgelerin bulunmaması nedeniyle değerlendirme yapılamayacağının belirtilmesine rağmen, iddianın kanıtlanamadığı ve yargılamanın uzatılmaması gerektiği varsayımı ile karar verildiğini, karar sonrası hakim tarafından yapılan sözlü açıklamalamada dahi, deliller toplanmadan gelişigüzel karar verildiğini gösterdiğini, usul hükümlerinin uygulanmadan yapılan yargılama sonucunda verilecek hiç bir kararın tarafları tatmin etmeyeceğini, tarafların dayandığı deliller getirtilip değerlendirilmeden karar verilmesinin usul hukukunun temel ilkelerine aykırı olduğunu, Gerekçeli kararda dava dilekçesinde belirtilen esasa etki edecek önemli unsurların atlanarak, dava dilekçesindeki, kararı destekleyecek kısımların alındığını, 17.04.2018 tarihli yapılandırma protokolünün görmezden gelindiğini, davanın esasında bu protokole dayandırıldığını, protokolün varlığı hususunda taralar arasında bir ihtilaf bulunmadığını, buna rağmen protokolün geçtiği yerlerin mahkemece atlanarak kararda yer verilmediğini, dava dilekçesinde önemli bir başlığın anılan protokole ayrıldığını, cevap dilekçesinde de protokole önemli ölçüde yer verildiğini, tarafların cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçesinde de protokolden söz ettiğini, Davanın özünün 17.04.2018 tarihli üçüncü yapılandırmaya uyulmuş olmasına rağmen ipotekli dairelerin satış ve tesciline ilişkin olduğunu, tarafların karşılıklı iddia ve savunmasının bu yapılandırma kapsamındaki ödemelerin yapıldığı veya yapılmadığına ilişkin olduğunu, ancak mahkemenin dava ve cevap dilekçesini özetlerken bu protokole değinmediğini, mahkemece satış ihalesinin feshedilmesinin dikkate alınmadığını, yapılandırma ve kredi ödemelerine ilişkin delillerin getirtilmesi talebinin mahkemece ısrarla dikkate alınmadığını, Yargılama sırasında yedi kez talep edilmesine rağmen deliller celp edilmeden dosyanın bilirkişiye verilerek karar verildiğini, HMK'nın bir çok maddesinde taraf delillerinin toplanması ile ilgili mahkemeye yükümlülükler getirildiğini, Müvekkilinin 17.04.2018 tarihli yapılandırmaya uyduğunu, yapılandırmanın taraflar arasında yeni bir sözleşme niteliğinde olduğunu, bu yapılandırmaya uyulması ve banka tarafından talep edilen ödemenin yapılması halinde bankaların yüksek temerrüt faizlerinden indirime gitmesinin standart bir uygulama olduğunu, taraflar arasındaki bu yapılandırmanın görmezden gelinmesi ve tüm hesapların en başından itibaren temerrüt üzerinden hesaplanmasının doğru olmadığını, müvekkilinin yapılandırma sonrası 17.04.2018 tarihinde 12.500,00 TL 25.05.2018 tarihinde 9.180,75 TL, 25.06.2018 tarihinde 9.147,71 TL, 25.07.2018 tarihinde 9.147,73 TL ödeme yaptığının tarafların kabulünde olduğunu, bu ödemelerin tamamının yapılıp yapılmadığın ise uyuşmazlık konusu olduğunu, davalının 12.500 TL'lik peşinat ödemesinin yapılmadığını iddia ettiğini, oysa bu ödemenin yapıldığının makbuzunu cevap dilekçesi eki olarak davaya davalı bankaca sunulduğunu, bu nedenle ödemelerin yapıldığına ilişkin makbuzlarının tamamının bankadan istenmesinin talep edildiğini, yapılandırmanın kendisi ve hesap özeti ile ilgili ödeme makbuzları bankadan istendiği takdirde yapılandırmaya uyulduğunun görülebileceğini, bilirkişi görüşü de bu yönde olmasına rağmen, bu hususlar değerlendirilmeden doğrudan davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, Banka ile yapılandırma sözleşmesi yapılması sonrasında ihalenin feshi davalarından birinin kabul birinin ret edildiğini, yapılan satış ihalesinin mahkeme kararı ile feshedildiğini, feshedilmiş bir ihaleye dayanarak yapılan tescilin hukuksuz olduğunu, mahkeme bu hususu da değerlendirmediğini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taralar arasında düzenlenen genel kredi sözleşmesi ile bu sözleşme kapsamında kullandırılan kredi borcunun yapılandırılmasına ilişkin protokol hükümlerine göre fazladan yapılan tahsilatın tespiti ve tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine, karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava dilekçesinde, davacının 2008 yılından itibaren davalı bankadan kredi kullandığı, borcun süresinde ödenmemesi üzerine iki kez borç yapılandırma protokolü imzalandığı, protokolleri uyulmaması nedeniyle borçlu hakkında takipler başlatıldığı, en son 17.04.2018 tarihli yapılandırma protokolüne göre, borcun ödenmesine rağmen, bankaca protokolden farklı taleplerde bulunularak ipotekli taşınmazların satış işlemlerinin yapıldığı şekilde borçlu ile ipotek verenden fazla tahsilat yapıldığı ileri sürülmüştür. Cevap dilekçesinde ise benzer beyanlar tekrar edilmiş ve taraflar arasında borçlunun 03.04.2018 tarihli dilekçesi ile talep edilen yapılandırma talebinin bankaca 17.04.2018 tarihinde kabul edilerek borcun yapılandırıldığı, cevap dilekçesine ekli elektronik posta çıktısına göre faiz ve vekalet ücreti indirimi yapıldığı, ancak bu protokole göre borcun ödenmemesi nedeniyle, protokolün ortadan kaldırılarak önceki tarihli temerrüde göre hesaplama yapılarak borcun tahsil edildiği anlaşılmıştır. Tarafların sonraki beyanlarında da belirtilen protokolün varlığı kabul edilmiştir.Mahkemece dosyaya getirtilen ipotek akit tablosunda taşınmazların doğmuş ve doğacak, asaleten ve kefaleten borçlar için verildiği anlaşılmıştır. 17.04.2018 tarihli protokol tarafların kabulünde olmasına rağmen bu protokol metni dosyada bulunmamaktadır. Sadece cevap dilekçesinin ekinde sunulan 10.04.2018 tarihli ve yapılandırmaya ilişkin olduğu düşünülen iki sayfalık elektronik posta çıktısı bulunmaktadır. Uyuşmazlık bu protokol hükümlerine göre borcun ödenip ödenmediğinden kaynaklandığına göre, protokolün taraflardan ve özellikle davalı bankadan teminiyle, tarafların ne kadar borç, faiz ve vekalet ücreti üzerinden, hangi faiz oranlarına göre hesaplama yaptıkları ve borcun ne zaman ödeneceği konusunda anlaştıklarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu nedenle protokolün dosyaya getirtilerek yargılamanın buprotokol hükümlerinin süresinde yerine getirilip getirilmediğinin araştırılması, protokol hükümlerinin yerine getirilmesi halinde borcun sona erdiğinin kabulü, aksi halde protokol hükümlerine göre, borcun belirlenerek bakiye banka alacağının belirlenmesi ve buna göre rehin ve ipotekten elde edilen satış gelirinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer yandan mahkemece alınan bilirkişi raporunda hesaplama yapılmış, ancak itiraz üzerine alınan ek raporda protokollerin eski yıllara ilişkin olması, yapılan tahsilatlar ile kredi hesabına mahsup edilen kalemlerin karşılıklı olarak tek tek eşleştirmeye elverişli olmaması, bir kısım tahsilatların açıkta kalmasının gerçek nedenlerinin tespit edilememesi nedeniyle, davalı bankanın Diyarbakır Ofis Şubesinde inceleme yapılması halinde davacı beyanlarının sıhhati anlaşılabileceği belirtilmiştir. Alınan bilirkişi raporundan da davacı iddialarının tam olarak değerlendirilmediği ve uyuşmazlık aydınlatılmadan karar verildiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesinin gerekçeli kararı HMK'nın 397/1.c maddesine uygun olmayıp, dava konusu uyuşmazlıkta, tarafların kabulünde olan ve uyuşmazlığın kaynağı olan protokol hükümleri değerlendirilmemiştir. Tarafların iddia ve savunmalarını 17.04.2018 tarihli protokole göre ileri sürmesine göre bu protokol hükümleri değerlendirilmeden ve borcun bu protokol hükümlerine göre sona erip ermediği tespit edilmeden bir karar verilemez. Bu nedenle mahkemece, bu protokol dosyaya konularak, banka kayıtları üzerinde inceleme yapılarak bilirkişi raporu alınması, genel kredi sözleşmesi kapsamında yapılan tüm ödemelerin ve özellikle 17.04.2018 tarihli protokol hükümlerine göre borcun ödenip ödenmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Davacı tarafından protokol hükümlerine göre yapıldığı ileri sürülen ve istinaf başvuru dilekçesinin (d) bendindeki yapılandırmaya uyulduğuna ilişkin kısmında belirtilen 12.500,00 TL, 9.180,00 TL, 9.147,71 TL ve 9.147,73 TL ödemenin yapılıp yapılmadığı, bu ödemelerin davalı kayıtlarında görülüp görülmediği, ödemelerin 17.04.2018 tarihli protokole uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Taraflarca kabul edilen bir protokol ile borcun yenilenmiş olması halinde, bu yenileme sözleşmesine uygun şekilde borcun ifa edilmesi ile borcun sona ereceği dikkate alınarak karar verilmelidir. Protokole uyulmamış olması halinde ise protokol hükümlerine göre, bu protokolün ortadan kalkıp kalkmayacağının tespiti ile ortadan kalkması halinde protokol yokmuş gibi borç - alacak durumunun belirlenmesi gerekmektedir. Ancak mahkemece yapılan incelemede 17.04.2018 tarihli protokol hükümlerine uyulup uyulmadığı belirlenmediğinden Dairemizce bu yönde bir değerlendirme yapılamamıştır. Bu durumda mahkemece, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmesi için konusunda uzman bir bilirkişi veya bilirkişi kurulu oluşturularak banka kayıtları üzerinde inceleme yapılması, 17.04.2018 tarihli protokolün taraflarca kabul edilen suretinin dosyaya kazandırılması, bu protokol sonrası davacı tarafından yapılan ödemelerin değerlendirilmesi, yapılan ödemelerin protokolle belirlenen vadelerde ve miktarlarda olup olmadığının değerlendirilmesi, ödemeler ile protokol hükümlerinin ifa edilip edilmediğinin belirlenmesi, ifa edilmiş ise kredi borcunun ifa edilmiş kabul edileceğinden buna göre karar verilmesi, protokol ifa edilmemiş ise yine protokol şartlarına göre protokolün hükümsüz sayılıp sayılmayacağı ve bankaca yapılan tahsilatların yerinde olup olmadığının değerlendirilmesi ve sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, iddia ve savunmaya ilişkin hiç bir husus değerlendirilmeden karar verilmesi doğru olmadığından, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, 4-İİK'nın 36. maddesi uyarınca yatırılan teminatların, yatıran taraflara iadesine, 5-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yeni verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair; HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.28.01.2025
KANUN YOLU:HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca karar kesindir.