T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2041
KARAR NO: 2025/84
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 06/04/2021
NUMARASI: 2017/450 Esas - 2021/427 Karar
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Saklama sözleşmesinden kaynaklı)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 01.02.2016 tarihinde başlayıp 31.12.2016 tarihinde sona erecek olan bir kira protokolü düzenlendiğini, ancak sözleşmenin davalı tarafından 05.05.2016 tarihli yazı haksız olarak feshedildiğini, sözleşmenin feshinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, tacir olan tarafların sözleşmeye uymakla yükümlü olduklarını, 01.02.2016 tarihli kira protokolünün 5. maddesinde 50 adet küçük araç için aylık (6.000 TL + KDV) alınacak olup 50 adet araç altında da olsa bu bedelin sabit tutulacağının kararlaştırıldığını, bu nedenle davalı şirketin, her halükarda aylık 6.000 TL + KDV kira bedelini 31.12.2016 tarihine kadar ödemeyi taahhüt ettiğini, sözleşmenin haksız feshi ile bu taahhüdün ihlal edildiğini, bu durumun müvekkilinin zararına yol açtığını, yapılan görüşmelerden olumlu sonuç alınmaması üzerine dava açıldığını ileri sürerek, 01.06.2016 tarihinden 31.12.2016 tarihine kadar aylık 6.000 TL + KDV'nin faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; taraflar arasında otopark abonelik sözleşmesi düzenlendiğini, sözleşmenin 6. maddesinde otopark ücreti ödemesinin, her ayın ikinci gününde davacının hesaba yatırılması, aksi takdirde otopark yetkilisinin anlaşmayı tek taraflı feshedebileceği ve araçlar üzerindeki sorumluluğunun kalkacağının kararlaştırıldığını, sözleşmenin 5. maddesinde ise otopark ücretinin peşin olarak ödenmesi suretiyle otoparkın kullanılacağının belirtildiğini, ilgili hükümlerden anlaşılacağı üzere, müvekkilinin otopark ücretini ödemesiyle, araçların otoparka bırakılması ve davacının araçlar üzerindeki sorumluluğu başladığını, ödeme yapılmadan davacı tarafça herhangi bir hizmetin sunulmadığını, otopark abonelik sözleşmesinin, hizmet ve satım sözleşmesinin özelliklerini barındıran karma bir sözleşme olduğunu, ilgili sözleşmenin temel unsurunun bedel karşılığında sözleşmede kararlaştırılan hizmetin belirli dönemlerle sunulması olduğunu, dolayısıyla sözleşme feshine dair ihtarnameyle birlikte davacının hizmet sunması için kendisine araç tesliminin yapılmadığından davacının sunmadığı bir hizmet karşılığında bedel talebinde bulunamayacağını, davacıya ait olan işyerinin, İstanbul'un işlek bir yerinde faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin sözleşmeyi feshetmesi sebebiyle davacının zarar etmediğini, davacının menfaatine sonuçlar doğduğunu, zira sözleşmenin devamı hâlinde müvekkiline bir aylık sürede elli araçlık yeri sabit bir fiyat üzerinden (6000 TL+ KDV) kiralamak durumunda kalan davacının, sözleşmenin feshiyle elli araçlık yeri, gün içerisinde farklı saat dilimlerinde birden çok kere üçüncü kişilere daha yüksek otopark bedeli karşılığında sunma fırsatı elde ettiğini, müvekkilin ... ile olan bayilik sözleşmesinin feshedilmiş olması ve bayisini kapatmak zorunda kalıp bünyesindeki araçları elinden çıkarak merkezini Diyarbakır iline taşıdığını, sözleşmenin de zorunlu nedenlerle feshedildiğini, dava dışı ... AŞ tarafından bayilik sözleşmesinin feshedildiğinden müvekkilinin bünyesinde araç kalmadığını ve sözleşmede belirtilen araçların davacının otoparkına bırakma imkânı kalmadığını, fesih nedeniyle davacının zarara uğradığını kanıtlaması gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Taraflar arasındaki hukuki ilişki iki tarafa borç yükleyen hizmet sözleşmesi olup davacı hizmet veren davalı ise hizmet alandır. Sözleşme konusu hizmet otopark hizmeti ve araçların yıkanmasını kapsamaktadır. Sözleşme içeriğinden sözleşmenin fesih hakkı tek taraflı olarak davacıya tanınmıştır. Ancak bu anlaşmanın kanun tarafından bir kişiye tanınan hak ve özgürlüklerini kısıtlaması mümkün değildir. Zira haklı neden ve/veya ifa imkansızlığına dair kanunda tanınan hak ve yükümlülükler bulunmaktadır, bu nedenle mahkememizce yapılacak olan öncelikli inceleme; davalının dava dışı şirket ile olan anlaşmasının feshedilmesi neticesinde işletmeyi Diyarbakır iline taşıması ile davacı ile aralarında akdedilen sözleşmeyi feshetmesinin haklı olup olmayacağı noktalarında olacaktır. Her ne kadar dosyaya kazandırılan bilirkişi raporları haksız fesih yönünde mütalaalar barındırmaktaysa da hatalı değerlendirme yapılarak düzenlenen bilirkişi raporlarına bu sebeple itibar edilmemiştir. Zira TBK 136. Maddesi uyarınca burada hukuki nitelendirme fesih olarak değil ifa imkansızlığı olarak yapılmıştır. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde TBK 136/2 maddesinin amir hükmü uyarınca hizmet alan sıfatını haiz davalı yan ifa imkansızlığına uğramış olup taraflar arasındaki borç sona ermiştir. Diğer yandan haksız fesih olduğu düşünülse bile, davacının sırf davalı ile olan anlaşması uğruna bu işletmeyi devreye aldığı ya da ona göre masraf ve istihdam yaptığı hususları ya da sözleşmenin feshedilmesi nedeniyle davacının kar kaybına uğradığının ispatlanılmadığı sürece davacının zarar ve ziyanından söz edilemeyecektir.Ancak mahkememizce feshin haksız olmadığı ile davalının ifa imkansızlığına dayalı sözleşmeyi fesih isteminin yerinde olduğu..." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkemenin ifa imkansızlığına ilişkin gerekçesinin dosyadaki deliller ile bilirkişi raporlarına aykırı olduğunu, davalının, dava dışı şirket ile lan sözlemesinin feshedilmiş olmasının bu sözleşmenin feshi bakımından haklı neden oluşturmadığını, sadece davalının ticari hayatında meydana gelen değişimden kaynaklandığını, davalının keyfi adres değişikliğinin ifa imkansızlığı olarak değerlendirilemeyeceğini, davalının 05.05.2016 tarihli yazı ile ... şirketi ile olan bayilik sözleşmesinin sona ermesini gerekçe göstererek müvekkili ile düzenlediği sözleşmeyi feshettiğini, bayilik sözleşmesinin feshinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, yazıdan anlaşılacağı üzere fesih nedeninin sadece davalının ticari merkezini nakletmesinin feshin başlıca nedeni olduğunu, esasen bayilik sözleşmenin de ... tarafından değil davalı tarafından feshedildiğini, davalının tek tarafla iradesi ile aldığı karar ile sözlemeyi feshetmesinin ifa imkansızlığı olarak değerlendirilemeyeceğini, borçlar hukuku uzmanın raporunda da bu durumun belirlendiğini, mahkemece rapor ve dosyadaki delillere aykırı şekilde ifa imkansılığına dayanılarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalı şirketin basiretli bir tacire yakışmayacak eylemlerde bulunarak müvekkilinin zararına neden olduğunu, dava konusu sözleşmede fesih hakkının sadece davacıya tanındığını, davalının da ihtirazi kayıt olmaksızın sözleşmeyi imzaladığını, bu nedenle sözleşmeden kaynaklanan tüm zararların karşılanması gerektiğini, bilirkişi raporu takdiri delil olmasına rağmen alınan tüm raporlarda feshin haksız olduğunun belirtilmesine rağmen, mahkemece nedenleri gösterilmeden bilirkişi raporuna aykırı karar verilemeyeceğini, mahkeme görüşünün aksine somut olayda ifa imkansızlığı bulunmadığını, TBK'daki düzenlemeye göre borçlunun ancak kendisine yüklenecek bir kusur bulunmadığını ispatlaması halinde zarardan sorumlu olmayacağını, aksi halde borçlunun oluşan zararlardan sorumlu olacağını, sözleşme ile müvekkilinin getirilecek araçlara otopark alanı tahsis etme edimi üstlendiğini, arzu edilmesi halinde ise ücreti karşılığı yıkama hizmeti verilebileceğini, sözleşme ile parka getirilecek araç sayısının elli adetin altında kalması halinde dahi asgari elli adet araç için ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davacının araç getirsin getirmesin ücreti ödemekle yükümlü olduğunu, protokolde araç sayısında asgari bir belirleme yapılmadığını, haksız fesih nedeniyle TBK'nın 112.maddesi uyarınca davalının oluşan zararlardan sorumlu olduğunu, sözleşmenin feshinin haksız olması nedeniyle davalının sorumlu olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, taraflar arasında düzenlenen saklama sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle açılmış bir maddi tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında düzenlenen "Protokol" başlıklı belge ile davalıya ait araçların, davacının işlettiği otoparkta saklanmasına ilişkin bir saklama sözleşmesi düzenlenmiştir. Sözleşmede araçların saklanmasının yanı sıra, araçların yıkanmasına ilişkin hükümler de bulunmaktadır. Sözleşmede, davacıya teslim edilecek sıfır ve ikinci el araçların ne şekilde saklanacağı belirlendikten sonra, sözleşmenin 01.02.2016 ile 31.12.2016 tarihleri arasında yürürlükte kalacağı, bu tarihte sona erecek sözleşmenin uzatılmasının davalı tarafından talep edilmesi halinde, bir ay öncesinden davacıya bildirilerek ve tarafların yeni şartlarda anlaşılması hâinde belirlenecek süre ile sözleşmenin uzatılacağı 4. maddede belirlenmiştir. Sözleşmenin 5. maddesinde, otopark ücretinin aylık olarak belirlendiği ve ücretinin peşin olarak ödenerek otoparkın kullanılacağı kabul edilmiştir. Maddenin devamında ise, "Küçük araçlar 50 adet araç için aylık 6.000 TL + KDV alınacak olup 50 adet araç altında da olsa bu bedel sabit tutulacaktır. Büyük araçlar için 1 adet 9 TL+KDV'dir. Her küçük araç için araç başı uygulanan fiyat olan 4 TL +KDV faturaya yansıtılacaktır. Küçük araçlar için yıkama dış yıkama olup 15 TL olarak belirlenmiştir. Büük araçlar için yıkama iç dış 30.TL olarak belirlenmiştir. Bir yıl boyunca fiyat artışı yapılmayacaktır." şeklinde anlaşma sağlanmıştır. Sözleşmenin 6. maddesinde ise "Otopark ücreti fatura kesim tarihi 01.02.2016 olup her ayın 2. gününe kadar belirtilmiş olan hesaba yatırılmadığı durumda otopark yetkilisi anlaşmayı tek taraflı olarak fesih edebileceği gibi araçlar üzerindeki tüm sorumluluğu da kalkar." hükmü bulunmaktadır. Sözlemenin 7. maddesinde, ödeme yapılacak hesap bilgileri bulunmaktadır. Davalının gönderdiği 05.05.2016 tarihli fesih yazısında, "01.02.2016 tarihinde şirketinizle karşılıklı olarak imzalayıp hüküm altına aldığımız otopark sözleşmesini; ... ile yaptığımız ... Bayilik sözleşmemizin 30.04.2016 tarihi itibariyle sonlandırılması, bu nedenle de şirketimizin adresini Şanlıurfa yolu üzeri 14. km Diyarbakır iline nakletmesi gibi zaruri sebeplerle 15.05.2016 tarihi itibariyle feshedeceğimizi bildirir" ibareleri ile sözleşmenin süresinden önce 15.05.2016 tarihinde feshedildiği anlaşılmıştır. Davacı vekili, sözleşmenin 5. maddesine göre davalının fesih hakkı bulunmadığını, basiretli bir tacir olan davalının bu hükmü bilerek sözleşmeyi imzaladığını, sözleşmenin 5 ve 6. maddelerine göre müvekkilinin ediminin sözleşmede belirtilen sayıda araca yer temini olduğunu, sorumluğun ücretin ödenmesi ile başlayacağını ve sözleşmeye göre araçların bırakılmadan önce otopark ücretinin peşin olarak ödenmesi gerektiğinden, sözleşmenin bakiye döneme için belirlenen aylık saklama ücretinin tahsilini istemiştir. Davalı vekili ise davacının sorumluğunun ücretin ödenerek araçların otoparka bırakılması ile başlayacağını, bu nedenle davacının talep anı itibariyle henüz hiç bir hizmet sunmadığını, ... Şirketi ile olan bayilik sözleşmesinin feshi ve araç kalmaması nedeniyle şirket muamele merkezinin taşınması nedeniyle, sözleşmede belirlenen araçların artık otoparka bırakılma olanağı kalmadığından sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini savunmaktadır. Dava konusu sözleşmenin davalı tarafından feshedildiği açık olup, uyuşmazlık feshin haklı nedenden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve davalı ile dava dışı ... arasındaki bayilik sözleşmesinin feshedilmesinin, dava konusu saklama sözleşmesi açısından ifa imkansızlığı niteliğinde olup olmadığı, bu tespitlere göre davacının tazminat talebinde haklı olup olmadığı noktalarındadır. İlk derece mahkemesince alınan 29.06.2016 tarihli, borçlar hukuku uzmanı tarafından düzenlenen kök raporda, fesih nedeniyle davacının, sözleşmenin yürürlükte kaldığı 4.5 aylık iş potansiyeline göre bakiye süre için 88.711,40 TL cirodan mahrum kaldığı belirtilmiştir. Mali müşavir tarafından sunulan 25.03.2019 tarihli raporda ise davacının fesihten sonraki 7.5aylık süre için kâr kaybının 30.124,80 TL olduğu belirlenmiştir. Her iki bilirkişinin, ortak olarak sundukları 17.09.2020 tarihli ek raporda ise davacının talep edebileceği maddi zararının 50.111,00 TL olduğu belirlenmiştir. Davacı vekili 20.10.2020 tarihli dilekçesi ile dava değerini 50.111,00 TL'ye yükseltmiştir. İlk derece mahkemesince, TBK'nın 136. maddesinde düzenlenen ifa imkansızlığının gerçekleştiği kabul edilerek sözleşmenin sona erdiği ve davalının kusursuz olması nedeniyle zarardan sorumlu olmadığı kabul edilmiştir. TBK'nın ifa imkansızlığı başlıklı 136. maddesinde; "Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür." düzenlemesi bulunmaktadır. Uyuşmazlık konusu saklama sözleşmesi karşılıklı borç yükleyen bir sözleşme olup, anılan sözleşmenin düzenlenmesinde, davalının bayilik ilişkisinin devamı bir koşul olarak ileri sürülmemiştir. Bayilik ilişkisinin sonlandırılmasının bir mücbir sebepten kaynaklandığı iddia ve ispat edilmemiştir. Bayilik ilişkisini sonlandırmak davalının kendi tercihi olup bayilik sözleşmesinin davalı tarafından feshedilmesi karşısında, bu feshin taraflar arasında düzenlenen saklama sözleşmesinin feshi için ifa imkânsızlığı olarak kabulü hukuka olmuştur. Fesih sebebi, davalı yönünden haklı neden de oluşturmadığından ve objektif bir ifa imkânsızlığı da bulunmadığından TBK'nın 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür hükmüne göre, davalının sorumlu tutulması gerekmektedir. Bu nedenle, taraflar arasındaki sözleşmenin 5. maddesine göre, davalının, sözleşmenin bakiye süresi için belirlenen zararı tazmini gerekmektedir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının bakiye dönem için 50.111,00 TL zararı oluştuğu belirlenmiştir. Ancak sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra, davacının otopark işletmesinin zararını azaltılması için bir kısım tedbirlerin alınması gerekmektedir. Davalının, sözleşmeyi feshinden sonra davacının, davalının feshi ile boşta kalan yerleri boş tutması ve bu yerler için sürekli veya günlük müşteri kabul etmemesi hayatın olağan akışına aykırıdır. Esasen, basiretli bir tacir olan davacının, fesih nedeniyle oluşan zararları azaltıcı önlemleri alması da gerekmektedir. TBK'nın 114/son maddesi uyarınca sözleşme ilişkileri hakkında da uygulama alanı bulunan TBK'nın 52. maddesine göre, zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir. Buna göre somut olayda, davacının zararı azaltma yükümlülüğü bulunduğu dikkate alındığında belirlenen zararın takdiren %50 kısmının anılan madde kapsamında indirilmesi, taraflar arasındaki sözleşmenin edim dengesine ve yapılan işin niteliğine uygun görüldüğünden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına ve davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiştir. Dava dilekçesinde işlemiş faizin dava tarihinden itibaren istendiği ve sözleşmede ödemenin vadesinin belirlendiği anlaşılmakla, hükmedilen alacağa taleple bağlı kalınarak dava tarihinden itibaren, değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararın düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına, bu doğrultuda; 1-Davanın kısmen kabulü ile 25.055,50 TL maddi tazminatın, dava tarihi olan 25.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2 maddesi uyarınca avans esasına göre değişen oranlarda hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine,2-Fazlaya ilişkin tazminat talebinin reddine, 3-Alınması gerekli 1.711,54 TL karar ve ilam harcından, peşin olarak yatırılan 85,39 TL ile 770,38 TL ıslah harcını toplamı olan 855,77 TLnin mahsubu ile bakiye 855,77 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,4-Davacının yaptığı 791,38 TL harç giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Davacının ilk derece aşamasında sarf ettiği ve ayrıntısı UYAP ortamında kayıtlı 2.163,80 TL yargılama giderinin davanın kabul ve ret oranına göre belirlenen 1.081,90 TL'lik bölümünün davalıdan alınıp davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına,6-Davalı yargılama gideri yapmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, 7-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen 25.055,50 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre belirlenen 25.055,50 TL vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, 9-Artan gider avans bakiyelerinin, yatıran taraflara iadesine,10-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri ile 59,50 TL posta gideri olmak üzere toplam 221,60 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,10-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,11-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 28.01.2025
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre karar kesindir.