T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1724
KARAR NO:2025/110
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:03/12/2020
NUMARASI:2017/835 E. - 2020/845 K.
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali
BİRLEŞEN İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN
2017/895 ESAS, 2017/793 KARAR SAYILI BİRLEŞEN DOSYASI
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali ve Alacak (Sigorta sözleşmesinden kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali ve alacak davalarının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davanın kabulüne dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davada davacı ile asıl ve birleşen davada davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkili ile ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ ve ... AŞ'nin (Koasürörler) de dahil olduğu koasürans konsorsiyumları (sigorta edilen riskin bölüşülmesi) çerçevesinde, ilgili sigorta şirketleri başta ... AŞ ve diğer sigortalılar için işveren mali sorumluluk sigorta poliçeleri düzenlediklerini, davacının her zaman koasürans konsorsiyumunun lideri (...) olduğunu, bu nedenle sigortalıdan prim tahsilatı yapılması ve sigortalının hasar süreçlerinin yürütülmesi ile koasürörlerin paylarına düşen prim miktarlarını hisseleri oranında dağıtmaya yetkili kılındığını, davacının işbu poliçeler nedeniyle sigortalıya ödemek zorunda kalacağı hasar ödemelerinin belirli orandaki kısmının karşılanması için davalı ... (...) ile reasürans sözleşmeleri akdettiğini, bu sözleşmelerin içeriğini gösteren örnek teminat notlarının dilekçe ekinde sunulduğunu, davalıya izafeten işbu davayı yönlendirdikleri....Şti.'nin ise davacı ile Beyrut/ Lübnan'da bulunan ... arasındaki reasürans sözleşmelerinin imzalanmasına, hasar bildirim ve ihbarlarına ve tüm hasar süreçlerinin yönetimine aracılık ettiğini, çünkü ... Sigortanın davacının acenteliğini yapmasının yanında ... şirketinin de aynı zamanda Türkiye irtibat bürosu / temsilciliği olan kuruluş olduğunu, ... Sigorta'nın iki ortağından birinin, hatta %95 sermayeye sahip ortağının ... olduğunu, ... Sigorta'nın grup şirketi ve Türkiye temsilciliğini yürüttüğünü, ... ile koasürörler arasında bulunan 10.03.2006 tarihli işbirliği sözleşmesinin 2. maddesinde, tüm sigortacılık hizmetlerini verecek olan sigorta acentesinin ... Sigorta olduğunun belirtildiğini, davacı ile ... arasındaki bağlantının ... Sigorta aracılığıyla yapıldığını, davacının bildirimlerini ...'e, ...'in bildirimlerini ise davacıya ... Sigorta'nın ilettiğini, davacının, sigortalılar adına düzenlediği poliçeler kapsamında, 30.11.2012-30.06.2017 tarihleri içerisinde ödemeler yaptığını, söz konusu karşı yükümlülüklerini yerine getirdiğini, davacının çeşitli zamanlarda ...'e bildirimlerde bulunduğunu, ...'in bir takım maillerinde (fazlaya dair alacak haklarımız baki olmak üzere) davacıya borcu olduğunu ikrar ettiğini (02.07.2014 tarihli mailde ... davacıya 52.690,93USD tutarında borcu olduğumu ikrar ettiğini) ancak borcunu ödemekten imtina ettiğini, davacı ile ... arasındaki sürecin ... Sigorta aracılığıyla yürütüldüğünü gösterir maillerin dilekçe ekinde sunulduğunu, ...'un meydana gelen hasarlar ve davacı tarafından sigortalıya yapılan ödemelerden haberdar olmasına rağmen, reasürans sözleşmesi çerçevesinde, kendisinden talep edilen reasürans paylarını ödemediğini, koasürörlerin kusuru ve dahli bulunmaksızın davalı ... tarafından haksız bir şekilde reddedilen ve ödenmeyen hasar dosyaları ve bedellerini gösteren listelerin ...'e 28.04.2017 tarihli, ... Sigorta'ya ise 26.12.2016 tarihli ihtarnamelerin gönderildiğini, ihtarnamelere rağmen alacağı tahsil edemediklerini ve ... sayılı dosyası fazlaya ilişkin haklarını saklı tutularak şimdilik 100.000,00 TL (27.802,49 USD)'lık kismi için 17.05.2017 tarihinde icra takibi başlatıldığını, davalının haksız olarak takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptaline ve % 20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; asıl dava dilekçesini aynen tekrarla, davacının davalıdan toplam 243.296. 90 USD tutarında alacaklı bulunduğunu, bu alacaktan icra takibine ve asıl davaya konu 27.802,49 USD'yi düştükten sonra 220.494,41 USD üzerinden bu davayı açtıklarını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 220.494,41 USD asıl alacağa davacının sigortalılarına yaptığı ödeme tarihinden itibaren, Kamu Bankalarınca mevduata uygulanan en yüksek orandaki mevduat faizi (değişen oranlarda %7) ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl ve birleşen davada davada davalı vekili, savunmasında özetle;davalı ile ... arasında acentelik ilişkisi bulunmadığını, davacının, davalının ...'ün yasal temsilcisi veya acentesi olduğuna dair bir sözleşme sunamadığını, müvekkilinin ...'a izafeten davalı gösterilmesinin hukuka uygun olmadığını, TTK'nın 1403.maddesine göre reasürans anlaşmasının da bir sigorta sözleşmesi olduğunu, sigorta sözleşmelerine uygulanacak zamanaşımı hükmünün de TTK'nın 1420. maddesinde yer aldığını, bu madde uyarınca sigorta sözleşmesinden doğan alacakların muaccel oldukları tarihten itibaren 2 yıl, her halükarda rizikonun gerçekleşmesinden itibaren 6 yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını, davacının talebine konu ettiği hasar tazminatlarıın zamanaşımına uğradığını, bu sebeple davanın zamanaşamından reddi gerektiğini, alacak talebinin dayanağının somutlaştırılmadığını, belgelendirilmediğini, alacağın soyut ve izaha muhtaç olduğunu, dava dilekçesinde '' ... AŞ'' ''işveren mali sorumluluk sigortaları ve benzeri sigortalar'' ifadelerini kullanmakla beraber, hangi poliçeye istinaden, kime, hangi tarihte ödeme yapıldığının açıklanmadığını, belgelerinin sunulmadığını, bu kapsamda esas davada talep edilen 100.000,00 Türk Lirası ile birleşen davada talep edilen 220.494,41 USD tutarındaki alacağın dayanağının davacı tarafından açıklanmayıp belgelerinin sunulmadığını, davacının delil listesinde yapılan ödemelere ilişkin hasar dosyalarının davalı müvekkilinden celbini talep etmesine rağmen söz konusu hasar dosyalarının davacı ile konsorsiyum kapsamında yer alan diğer sigorta şirketlerinde bulunduğunu, hasar dosyası ve belgeleri ibraz yükümlülüğünün davacıya ait olduğunu, davacı ve konsorsiyum üyesi olan diğer sigorta sirketlerinin yapmış olduğu ödemelerin sigorta poliçesi teminatı kapsamında olup olmadığının ispatının da davacıya ait olduğunu, reasürans anlaşmasına konu olan sorumluluk poliçelerinin mevzuatta yer alan poliçe genel şartlarına ve sigorta poliçeleri ile reasürans anlaşmasında belirtilen özel şartlara tabi olduğunu, davacı ile reasürör ... arasında yapılan anlaşma ile kapsam içinde kalan teminatların belirlendiğini, bu kapsamda davacının yapmış olduğu ödemelerin poliçe teminatlarına uygun bir biçimde yapıldığını ispat etmekle yükümlü olduğunu, teminat dışında kalan hasarlar ile davacı ... şirketinin ödeme yükümlülüğü bulunmadığı halde yapmış olduğu hatır ödemesi niteliğindeki ödemelerin reasürör ...'ten talep edilmesinin hukuken mümkün olmadığını, davacının sigortalısının hasar bildirim yükümlülüğüne aykırı davranışları bulunduğunu, reasürans ilişkisinin temelini oluşturan işveren mali mesuliyet poliçelerinde ve reasürans anlaşmasında bildirim yükümlülüğüne ilişkin düzenlemeler olduğunu, dosyadaki ''Teminat Belgesi (Cover Note)'' isimli belgede, ''İşbu Sözleşmenin Genel Koşullarının 8S.maddesinde açıklandığı ve detaylandırıldığı üzere sigortalının bir tazminat talebinin fark edildiği andan itibaren 5 ün içerisinde bildirme yükümlülüğü 30 gün olarak değiştirilmiştir.'' ibaresi yer aldığını, yine dosyada mevcut işveren mali mesuliyet poliçelerinin özel şartlar başlıklı 6 maddesinin 11. bendinde ''İşbu Sözleşmenin Genel Koşullarının 8.maddesinde açıklandığı ve detaylandırıldığı üzere sigortalının bir tazminat talebinin fark edildiği andan itibaren 5 gün içerisinde bildirme yükümlülüğü 30 gün olarak değiştirilmiştir.'' düzenlemesi ile ihbar sürelerine yer verildiğini, davacının 28.04.2017 tarihli ihtarnamesinin ekinde yer alan hasar bordrolarında, hasarların gerçekleşme tarihinin davacıya sigortalı tarafından yapılan ihbarın tarihi yer aldığını, söz konusu bordrolarda yer alan hasarların önemli bir kısmında bu belirtilen süreye riayet edilmediğini, örneğin 29.11.2006 tarihinde gerçekleşen bir hasarın davacıya 21.11.2013 tarihinde ihbar edildiğini, söz konusu ihbarın poliçe hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini, sigortalının geç ihbarı davacının da hasarı reasürör ...'e geç ihbar etmesine neden olduğunu, söz konusu hasarın üzerinden 7 yıl geçmesine rağmen davacı tarafından ödeme yapıldığını, davacının bu hasar ödemesine ilişkin reasürans payı tale ettiğini, esasen hasarların geç bildirildiğini ve bu geç bildirimlerin kusurlu bir eylem teşkil ettiği hususunun bizzat davacı tarafından ihtarnamesinde de kabul edildiğini, gecikmiş ihbarların davacının sigortalısı ... AŞ ve bizzat davacı tarafından gerçekleştirildiğini, hasarın gerçekleşmesinden itibaren 2-10 yıl arasında değişen süreler geçtikten sonra sigortalı ... AŞ tarafından hasar bildirimi yapıldığını, bu gecikmiş ihbarlarla davacı ile reasürör ... arasındaki anlaşma ile belirlenen ve hasar ihbarlarının 30 gün içerisinde yapılması gerekirken bu süreye uyulmadığını, bu durumun hüküm altına alan sözleşme maddesine aykırılık teşkil ettiğini, geç ihbarın sigortalı tarafından yapılması veyahut Türk Hukukuna göre geç ihbar yapılmasına rağmen davacının tazminat ödemekle yükümlü kılınması davacı ... şirketinin reasürans sözleşmesine aykırı hareket ettiği ve sözleşmenin davacı tarafından kusurlu bir biçimde ihlal edildiği gerçeğini ortadan kaldırmadığını, davacının reasürans payını taraflar arasındaki reasürans anlaşmasının açık hükmüne rağmen talep etmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafından sunulması gereken hasar dosyalarının sunulmas ile durumun açıklığa kavuşacağını, hasar bordrolarında dikkat çeken bir diğer hususun ise davacının ödeme yaparken zamanaşımı sürelerine riayet edip etmediğinin anlaşılamaması olduğunu, söz konusu bordrolarda sigortalı tarafından hasar tarihinden 7 yıl sonra ihbarda bulunulduğunu, hasar tarihinden 9 yıl sonra ödenene tazminat taleplerinin yer aldığını, davacı tarafın alacağına konu ettiği hasar dosyaları sunulduğu takdirde, zamanaşımına uğramış tazminatların da ödenip ödenmediği hususunun daha net bir biçimde tespit edilebileceğini, davacının gecikmiş ihbarlara ek olarak ödenen hasar tazminatlarına ilişkin hasar bordrolatını da reasürör ... göndermediğini, söz konusu belgelerin paylaşılmaması halinde reasürör ... hangi poliçeye istinaden, kime, neden ödeme yapıldığını ve daha da önemlisi ödeme yapılıp yapılmadığını bilemeyeceğini, söz konusu bilgi ve belgelerin reasürör ... ile paylaşılmadan, resasürörün ödeme yapmasının beklenemeyeceğini, davacının dosyaya sunduğu maillerden hasar bordrolarının reasürör ... tarafından defalarca telep edilmesine rağmen gönderilmediğini, bu sebeple reasürans sözleşmesini kusurlu bir biçimde ihlal eden davacının ...'ten herhangi bir alacak talep edemeyeceğini, davacının eylemleri netice reasürör ...'ün zarar gördüğünü, zira ... AŞ'nin rizikoları davacının lideri bulunduğu konsorsiyum tarafından işveren mali mesuliyet ve benzeri sigortalarla üstlenildiğini, davacı ve diğer konsorsiyum ortakları tarafından söz konusu riziknun ... nezdinde reasürans anlaşması ile ikinci kez sigortalandığı gibi ... ile davacı arasında imzalanan reasürans anlaşmasına konu poliçeler ve riskin ... tarafından da başka reasürans şirketleri nezdinde yeniden sigortalandığını, davacının sözleşmeye aykırı davranışları ve ihlalleri neticesinde ...'in ... anlaşması yaptığı diğer ... şirketlerine yapması gereken hasarların geç bildirilmiş olarak kabul edildiğini ve reasürans şirketlerinin ...'ın hasar taleplerini karşılamadığını, söz konusu şirketlerin, ...'in hasar taleplerini karşılamamaya gerekçe olarak, sigortalı tarafından yapılan ihbarların reasürans anlaşmasında yer alan süreye uygun olmamasını ileri sürdüğünü savunarak, asıl ve birleşen davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Asıl Dava, İİK 67 Mad.dayalı olup davalının hakkındaki icra takibine vaki itirazının iptali istemine ilişkindir. Davacı taraf, ... sayılı takip dosyasında takibin 100.000,00-TL asıl alacak, 12.708,91-TL işlemiş faiz olmak üzere 112.708,91-TL toplam alacağın asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsili istemli ilamsız icra takibi yaptığı ve fakat davalının İİK 66 Mad.uyarınca itiraz ederek takibi durdurduğu saptanmıştır. Ayrıca itirazın iptali davasında İİK 67 mad.belirtilen ve hak düşürücü nitelikte olan 1 yıllık süresi içinde açıldığı da tespit olunmuştur.Taraflarca gösterilen deliller toplanmış reasürans alacağının varlığı ve miktarı açısından yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda rapor alınmıştır.Bilirkişi heyetinin dosyaya sunduğu 09/04/2019 tarihli raporda " dava konusu sigorta sözleşmelerinin kurulmasında ve sözleşmelere ilişkin bildirimlerin yapılmasında davalı ... u temsilen hareket eden ... Şti, hakkında TTK’nın acentelik hükümleri uygulanacağından TTKtm. 105/2’ye göre ...’e izafeten ... Ştİ/ye dava açılabileceği; davalının rizikonun gerçekleştiğmin davacı tarafından geç ihbar edildiğine ilişkin iddiasının ispat edilmesi gerektiği; davadı rizikonun gerçekleştiğim geç bildirmiş olsa dahî tazminat talep hakkının tamamen ortadan kalkmayacağı; davalının dava konusu taleplerin zamanaşımına uğradığı yönündeki iddiasının dosya kapsamında ispatlanamadığı; buna göre davacının esas dava yönünden takip tarihi 26.04.2017 itibari ile 27*802,49 USD ve birleşen dava yönünden dava tarihi 10.10.2017 tarihi itibari ile 220.494,41 USD alacaklı olduğu " görüşü bildirilmiştir.Davalı tarafın itirazları üzerine bilirkişi heyetinden ek rapor alınmış, alınan 02/03/2020 tarihli ek raporda " Bilirkişi Kök Raporu’nda varılan kanaatlerin değişmesini gerektirecek bir hususun söz konusu olmadığı; davalıyı temsilen hareket eden ... Şti.’ne ...’e İzafeten dava açılabileceği; davacı rizikonun gerçekleştiğini geç bildirmiş olsa dahi tazminat talep hakkının tamamen ortadan kalkmayacağı; davalının ödemeden kaçınma gerekçelerinin haklı olup olmadığının dosya kapsamından tespit edilemediği; daya konusu taleplerin zamanaşımına uğramış olup olmadığının tespit edilemediği; ticari defter kayıtlarına göre davacının esas dava yönünden takip tarihi 26.04,2017 itibari İle 27.802,49 USD ve birleşen dava yönünden dava tarihi 10.10.2017 itibari ile 220.494,41 USD alacaklı olduğu " görüşü bildirilmiştir. Tüm dosya ve deliller birlikte değerlendirildiğinde açılan davalar asıl davada itirazın iptali birleşen davada ise sözleşmeye dayalı alacak davasıdır. Her iki davada da reasürans sözleşmesinden kaynaklı reasürans payının ödenmesi talep edilmiştir.10/03/2006 tarihli " İşbirliği Sözleşmesi " de taraflar " .... veya ....Şti ile ... A.Ş., ... A.Ş., ... A.Ş. ve ... A.Ş. Olup sözleşme konusu olarak ... A.Ş. Veya... veya yan şirketlerle ilgili sigortacılık işlerinin Konsorsiyum'a tanıtılması, şirketin Konsorsiyum'dan kararlaştırılan sigorta poliçelerinin düzenlenmesi olduğu, Asıl ve birleşen dava davacısının sözleşmeye göre lider sigortacı olduğu anlaşılmaktadır. Öncelikle davalı tarafça yapılan husumet itirazının incelenmesi gerekmekte olup işbirliği sözleşmesinin 2.mad'de Konsorsiyum tüm sigortacılık hizmetlerinin acentesinin ... Sigorta olduğunu kabul etmiş, sözleşmenin taraflar bölümünde ... ile ...Sigorta aynı şirket ibaresi altında verilmiş, sicil kayıtlarına göre ...'un bir kısım hisselerinin ...'a devredilmiş olduğu, yapılan yazışmalar , ihtarnameler ve dosyadaki delillere göre sigorta sözleşmelerinin kurulmasında aracılık faaliyetinde bulunduğu, TTK 103/1-b mad.göre " Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar hakkında Türk Ticaret Kanunu'nun acentelik hükümleri uygulanır " hükmüne yer verilmiştir. Buna göre reasürans sözleşmelerinde aracılık faaliyetinde bulunan ... Sigortaya karşı davalıya izafeten dava yöneltilmesi mümkün olup husumet itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. Zamanaşımı itirazına gelince reasürans sözleşmesinin işveren sorumluluk sigortası ve üçüncü şahıs sorumluluk sigortasına ilişkin olduğu, sorumluluk sigortası için TTK 1420 mad.ve 1482 mad.'nin uygulanması gerektiği, alacağın muaccel olduğu tarihten 2 yıl ve herhalde rizikonun gerçekleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımı sürelerinin mevcut olduğu, sigortacıya yönelik tazminat taleplerinin her bir riziko yönünden ihbarın ne zaman yapıldığı, alacağın ne zaman muaccel olduğu, rizikonun gerçekleştiği tarihe göre ödemelerin bir yargılama faaliyeti sonucunda bir karara istinaden yapılıp yapılmadığı, 2 yıllık ve 10 yıllık sürelerin dolmuş olup olmadığı hususları mevcut delillere göre davalı tarafça ispat edilemediğinden zamanaşımı itirazının reddine karar vermek gerekmiştir. Somut davada işin esasına girildiğinde 10/03/2006 tarihinde imzalanan "İşbirliği Sözleşmesi " uyarınca davacı tarafça davalıdan reasürans payının ödenmesinin talep edilebileceği, 30/11/2012 ile 30/06/2017 tarihleri kapsayan sigortalılara yapılan ödemelerden kaynaklı reasürans payının istendiği, asıl davada yapılan icra takibi ile 27.802,49 USD'ye karşılık gelmek üzere 100.000-TL üzerinden takip yapıldığı, birleşen davada ise tekerrür olmamak üzere bakiye kalan 220.494,41 USD'nin talep edildiği, davalı tarafça geç yapılan ihbarlar yönünden ödemeden kaçınma definde bulunulmuş ise de TTK 1446 mad.göre ihbar görevi ihlal edilmiş olsa bile bu durumun tazminat talep hakkını ortadan kaldırmayacağı , zaten her bir riziko yönünden geç bildirimlere yönelik iddianın da ispatlanamadığı, davacı nezdinde ...'la ilgili hasar reasürans payını gösteren cari hesapların incelenmesi sonucunda takip tarihi itibariyle davacının 292.935,34-USD alacağının mevcut olduğu, gerek asıl davada gerekse birleşen davada davacının talepleriyle bağlı olup her iki dava yönünden de davanın kabulüne karar vermek gerektiği, ayrıca asıl davada dava konusu likit yani belirlenebilir olup davacı tarafça talep edilip davalı da haksız olduğundan asıl alacağın % 20 oranında icra inkar tazminatına hükmetmek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, asıl dava dosyası yönünden açılan davanın kabulüne, ... sayılı takip dosyasında davalının yaptığı itirazın iptali ile takibin 100.000,00-TL asıl alacak, 12.708,91-TL işlemiş faiz olmak üzere 112.708,91 TL toplam alacağın asıl alacağa takip tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi yürütülmek suretiyle devamına, kabul edilen asıl alacağın % 20 si oranında icra inkar tazminatına hükmedilmesine, davalıdan tahsiline, birleşen dava dosyası yönünden açılan davanın kabulüne, 220.494,41-USD alacağın fiili ödeme günündeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden hesaplanacak TL karşılıklarına yapılan ödeme tarihlerinden itibaren işleyecek Kamu Bankalarınca mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı üzerinden faiz yürütülmek suretiyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir.Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince ve her iki dava bakımından ayrı ayrı istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili, katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle; kararda dava konusu alacağın faiz başlangıç tarihi olarak "ödeme tarihlerinden itibaren" hükmü verildiğini, birleşen dava yönünden 220.494,41-USD alacak talebinin farklı tarihleri içeren birden fazla ödemeye ilişkin olduğunu, kararda faiz başlangıç tarihinin "ödeme tarihlerinden itibaren" şeklinde belirtilmiş olması sebebiyle muğlak kaldığını, birleşen dava yönünden faiz başlangıç tarihlerinin belirlenerek faiz başlangıç tarihi hükmünün düzeltilmesi gerektiğini ileri sürerek, kararı istinaf etmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalı ...Şirketi'ne husumet yöneltilemeyeceğini, tüm aşamalarda vurguladıkları üzere davacının dava dilekçesinde ... Sigorta'nın hem ... (Eski Ünvan ...) hem de ...'un acentesi olduğunu ileri sürdüğünü, her ne kadar TTK'nın103.maddesi uyarınca Türkiye içerisinde merkez ve şubesi bulunmayan yabancıların adına hareket edenlere acentelik hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmiş ise de, bizzat davacının belirttiği üzere ... Sigorta'nın davacının acentesi de olması dikkate alındığında, menfaat çatışması olabileceği ihtimali dikkate alınarak müvekkili ... Sigorta'ya husumet yönetilmemesi gerektiğini, bununla birlikte davacı tarafça ... Sigorta'nın, reasürör ...'un acentesi veya yetkili temsilcisi olduğunu gösteren herhangi bir belge sunulmadığını, davanın hukuksal temelinin reasürans sözleşmesi olduğunu, davacının talep ettiği alacağın sigorta hasar tazminatlarından oluştuğunu davacının alacak talebine konu hasar dosyalarını dava dosyasına sunmadığını, tek taraflı olarak davacının düzenlediği cari hesap ekstresine ve davacı ticari defterlerlerine dayanılarak alacağın ispat edildiğinin kabulünün mümkün bulunmadığını, yargılamanın tüm aşamalarında, davacı tarafın alacağın varlığını gösteren belgeleri sunmadığını, bu bağlamda HMK'nın ispata dair hükümlerine uygun hareket edilmediğini vurguladıklarını, bu şekilde alacağın davacı tarafça ispat edilemediğine dair itirazlarını yargılamanın hiçbir aşamasında değerlendirmeye almadığını, davacının ancak sigorta poliçelerine uygun olarak yapmış olduğu ödemeleri davalıdan talep edebileceğini, bu uygunluk denetiminin yapılabilmesi için gerekli olan hiçbir evrakın dosyada mevcut olmadığını, örneğin sigorta şirketinin esasen zamanaşımına uğramış bir tazminatı mı ödediği veya hatır ödemesi mi yaptığı veya poliçe vadesi dışında gerçekleşmiş bir kazaya istinaden mi ödeme yaptığının bilinmediğini, mahkemenin kabul gerekçesinin"Davacı nezdinde ...'la ilgili hasar reasürans payını gösteren cari hesapların incelenmesi" olgusuna dayadığını, davanın konusunun bir cari hesap sözleşmesi veya fatura alacağı olmadığını, davacının sigorta poliçeleri kapsamında mağdurlara ödeme yaptığını, bu sigorta hasar tazminatlarını reasürörden talep ettiğini, dosya kapsamında davacı tarafça ödenen hasar tazminatlarına ilişkin hiçbir bilgi ve belge bulunmadığını, hasar dosyalarının sunulması bir yana davacının yaptığı ödemeleri gösteren ödeme dekontlarını dahi dosyaya kazandırmadığını, alacağın varlığını ispat eden hiçbir bilgi ve belgenin bulunmaması başlı başlına temel bir itiraz noktası iken S bilirkişilerin itirazlarını dikkate almadığını, daha da ileriye giderek yerel mahkemenin açık ara kararına rağmen sadece davacı ticari kayıtlarını ve defterlerini incelediklerini, alacağın varlığına işaret eden tek verinin bilirkişi ek raporunun 10.sayfasında yer alan "poliçe ve hasar tazminatı tablosu" isimli bölüm olduğunu, ilgili bölümde ise hasar tazminatı tutarı bulunmadığını, sadece reasürör payı yer aldığını, mağdura yapılan ödemenin tarihinin bulunmadığını, ödemenin neye istinaden yapıldığının bulunmadığını, bunlar bulunmadan davacı tarafın tek taraflı tuttuğu kayıtlara istinaden, ödemenin gerçekte yapılıp yapılmadığı dahi teyit edilmeden hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağını, bilirkişi heyeti kök ve ek raporunda da"Dosyaya sunulan delillerden dava konusu taleplerin zamanaşımına uğramış olup olmadığı tespit edilemediğinden zamanaşımı itirazını ileri süren davalının bu hususu ispatlaması gerektiği hususundaki kanaatimiz devam etmektedir." denildiğini, dava konusu alacağın varlığının HMK 200.madde uyarınca senetle ispat edilemediğini, alacağın muaccel olduğu tarihin dahi bilirkişilerce tespit edilemediğini, davalı reasürörün ticari defterleri yerel mahkemenin inceleme ara kararına rağmen bilirkişiler tarafından incelenmediğini, bu itirazlarının yerel mahkeme tarafından değerlendirilmediğini, 23.03.2018 tarihli ara kararda her iki tarafın ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmasına karar verilmesine ve 02.05.2018 tarihli yerinde inceleme taleplerini içerir dilekçelerinin dosyada bulunmasına rağmen müvekkiline ait ticari defterlerin bilirkişi heyetince incelenmediğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, alacaklı tarafından alacağa ilişkin hiçbir belgenin dosyaya sunulmadığı dikkate alındığında, zamanaşımının gerçekleştiğinin davalı tarafından ispat edilmesi gerektiğinin kabulünün hatalı olduğunu, zamanaşımının işlemeye başlaması için alacağın muaccel olması gerektiğini, dava konusu alacakların davacı ... şirketinin 3.kişi mağdurlara yapmış olduğu maluliyet ve destekten yoksun kalma tazminatları olduğunu, bu noktada reasürans sözleşmesi kapsamında reasürör payının istenebilmesi için mağdurlara yapılan ödemelerin ispat edilmesi gerektiğini, bu ödemelerin belgelerinin, dolayısıyla ödeme tarihlerinin davacı tarafça dosyaya bildirilmediğini, bu sebeple dava konusu borcun muacceliyet tarihinin tespit edilemediğini, davacı tarafça borcun muacceliyet tarihine ilişkin hiçbir somut veri sunulmasa da kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir borcun mevcut olduğu düşünülse dahi TBK'nın 90. maddesi uyarınca bu borcun doğumu anında muacceliyet kazanacak olması nedeniyle dava konusu alacağın zamanaşımına uğramış olduğunun da açıkça görüleceğini, bir davada davalının zamanaşımı süresinin dolduğunu beyan etmekle yetinebileceğini, ayrıca bunun gerekçesini göstermek zorunda olmadığını, davada hangi zamanaşımı kuralının uygulanması gerektiğini belirleme görevinin mahkemeye ait olduğunu, alacağın hangi tarihte muaccel olduğunun alacaklı tarafından ortaya konulmadığını, bilirkişilerin zamanaşımına yönelik değerlendirme yapamamasının sebebinin davacı tarafça alacağa ilişkin hiçbir belge sunulmaması olduğunu, zamanaşımı başlangıç tarihinin (alacağın muaccel olduğu tarih) dahi tespit edilemediğini, muacceliyet tarihinin dahi ortaya konulmadığı bir davada zamanaşımı olgusunun ispatının davalıya yükletilmesinin hukuki bir temeli bulunmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Her iki uyuşmazlık sorumluluk sigorta sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, asıl dava itirazın iptali, birleşen dava alacak istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı vekili ve asıl ve birleşen davalarda davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Asıl ve birleşen davalarda davacı vekili; davacı ile dava dışı ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ ve ... AŞ'nin de dâhil olduğu konsorsiyumun ... AŞ ve diğer sigortalılar için işveren mali sorumluluk sigorta poliçeleri düzenlediğini, davacının işbu poliçeler nedeniyle sigortalıya ödemek zorunda kalacağı hasar ödemelerinin belirli orandaki kısmının karşılanması için davalı ile reasürans sözleşmeleri akdettiğini, davacının, sigortalılar adına düzenlediği poliçeler kapsamında, 30.11.2012-30.06.2017 tarihleri içerisinde ödemeler yaptığını, sonrasında davacının çeşitli zamanlarda davalıya bildirimlerde bulunduğunu ancak davalı tarafından davacının ödeme taleplerinin reddedildiğini, birleşen davada ise aynı şekilde davalının yapmadığı bakiye ödemeler bulunduğunu ileri sürmüştür. Asıl ve birleşen davalarda davalı vekili ise davalıya husumet yöneltilemeyeceğini, alacağın TTK'nın 1420. maddesine göre zamanaşımına uğradığını, davacının ve içinde bulunduğu konsorsiyumun diğer sigortacı şirketlerinin yaptığı ödemelerin poliçe teminatı kapsamı içinde olduğunu ve hatır ödemesi olmadığını ispatlayamadığını, hasar bildirimlerinin davacı ve sigortalılarınca süresinde yapılmadığını, davacının hasar bordrolarını göndermediğini savunmuştur. 10.03.2006 tarihli ''İşbirliği Sözleşmesi'' başlıklı sözleşmenin incelenmesinde; davacı ve dava dışı ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ ve ... AŞ'nin ''konsorsiyum'' olarak yer aldıkları, davalı şirketin ve ... şirketinin ''şirket'' olarak tanımlandığı, sözleşmenin bu şekilde şirket ile konsorsiyum arasında imzalandığı, sözleşmenin 1. maddesine göre konsorsiyumun ... AŞ ve ... ile bağlı şirketleri lehine tüm mülkiyet rizikoları, yangın rizikoları, üçüncü şahıs sorumluluğu ve işveren sorumluluğu sigorta poliçeleri düzenleyeceğinin, 2. maddesinde konsorsiyumun bu sigortacılık hizmetlerini ... Şti.'nin yapacağının kararlaştırıldığı, davacının lider şirket olarak belirlendiği, sigorta poliçelerinin konsorsiyumu oluşturan dava dışı sigorta şirketleri ile davacı tarafından belli oranlarda müştereken yapılacağının, poliçelerin konsorsiyumun lideri olan davacı tarafından düzenleneceğinin ve davalının konsorsiyuma dâhil şirketlerin her biri düzenlenen poliçelerde üzerilerine düşen paylarını reasüre edeceğinin kararlaştırıldığı, 4. maddede davalının reasürans taahhüdü oranlarının düzenlendiği görülmektedir. TTK'nın ''Reasürans'' başlıklı 1403.maddesi ''(1) Sigortacı, sigorta ettiği menfaati, dilediği şartlarla, tekrar sigorta ettirebilir. (2) Reasürans, sigortacının, sigorta ettirene karşı borç ve yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz; sigorta ettirene, tekrar sigorta yapana karşı, doğrudan dava açmak ve istemde bulunma haklarını vermez.'' hükmünü içermektedir. ..., sigortacıların, yapacakları sigorta sözleşmeleri aracılığıyla sigortalılara ait riskleri üstlenmeleri ve taşıyabilmeleri açısından gerekli bir risk devir ve dağıtım aracıdır. Bununla sigortacı, üstlendiği riskleri kendi üzerinde tutmamak ve bu risklerin büyük veya önemli bir kısmını başka kuruluşlara (reasürörlere) aktarmak olanağını elde etmektedir. ..., sözleşmesel borçlara (sigortacının sigorta sözleşmesinden doğan borçlarına) karşı sigorta güvencesi elde etmesidir ve bu bakımdan da pasif sigortası niteliğindedir. Sigortacı, dar anlamda bir çıkarla ilgili olarak sigorta güvencesi sağlamış (mesela mal varlığındaki bir aktifi , söz gelişi bir motorlu aracı veya bir konutu sigorta etmiş) olsa dahi reasürör nezdinde sigorta ettirilecek olan o çıkar değil, o çıkarın zedelenmiş olmasından dolayı sigortacının sigortalısına tazminat ödeme yükümlülüğüdür (Prof. Dr. Samim Ünan, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Sigorta Hukuku, Cilt I, s.43, 45). Reasürans sözleşmeleri TTK'nın sigorta sözleşmelerine ilişkin hükümlerine tabi olup TTK’da yer alan bütün emredici hükümler ve anlaşmada aksi öngörülmüş olmadıkça TTK'daki bütün yedek hukuk hükümleri, taraflar arasındaki hukuki ilişki bakımından da geçerli olacaktır (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 05.10.2017 tarih ve 2016/8924 Esas, 2017/5110 Karar sayılı kararı).Somut olayda, davacı ile dava dışı ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ, ... AŞ ve ... AŞ'nin aralarında konsorsiyum oluşturarak sigortalılara karşı müşterek sigorta (...) yapmayı kararlaştırdıkları, poliçeleri davacının lider olarak düzenleyeceği, davacı ile dava dışı anılan sigorta şirketlerinin müşterek sigorta paylarını iş birliği sözleşmesi ile davalının reasüre etmesini kararlaştırdıkları, konsorsiyumun lideri olan ve poliçeleri düzenleyeceği belirtilen davacı ile davalı arasında ''Teminat Belgesi (Devir)'' başlıklı belgelere göre reasürans sözleşmesi niteliğindeki poliçelerin akdedildiği, davacının bu poliçelerde mükerrer sigortalı olarak, davalının ise reasürör olarak yer aldığı, iş kolunun işveren sorumluluk sigortası türü olduğu, buna göre davacı ile davalı arasındaki sözleşmenin reasürans sözleşmesi olduğu ve davacının bu kapsamda sigortalılarına ödediği hasar bedellerinden davalının reasüre ettiği reasürans payının ödenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Davacı vekilinin gerek asıl gerekse birleşen dava dilekçelerinde açıkça işveren sorumluluk sigorta poliçeleri kapsamında yaptığı ödemelere ilişkin davalının reasürans sözleşmesi ile yüklendiği reasürans payını ödemesini talep ettiği görülmektedir. Asıl ve birleşen davada davacı, davayı, davalı ... (...)'e izafeten ... Şti.'ne yöneltmiş olup taraflar arasındaki 10.03.2006 tarihli işbirliği sözleşmesinin 2. maddesinde davacının da aralarında bulunduğu konsorsiyumun tüm sigortacılık hizmetlerinin acentesinin ... Sigorta olduğunun belirtildiği, sözleşmenin giriş kısmındaki taraflar bölümünde davalı ... Sigorta'nın ''şirket'' şirket ibaresi altında yer aldıkları, taraflar arasındaki yazışmalar, ihtarnameler nazara alındığında reasürans sözleşmelerinde aracılık faaliyetinde bulunan ... Sigorta şirketinin acente konumunda olup, davalıya izafeten bu şirkete dava yöneltilmesi doğru olmuştur.Her ne kadar mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de somut olayda tüm deliller toplanıp değerledirilmeden, eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmaktadır. Şöyle ki:Davalı, davacı taleplerinin zamanaşmına uğradığını ileri sürmüş, mahkemece TTK'nın 1420 ve 1428. maddeleri uyarınca iki ve on yıllık zamanaşımı sürelerinin uygulanacağı belirtilmiş, ancak taleplerin zamanaşımına uğrayıp uğrayamadığının mevcut delillere göre davalı tarafından ispat edilemediği gerekçesiyle zamanaşımı itirazının reddine karar verilmiştir.Öncelikle belirtmek gerekir ki mahkeme, zamanaşımı itirazı bulunması hâlinde bu konuda gerekli incelemeyi yapıp hangi zamanaşımı süresinin uygulanacağını tespit ederek talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığını ortaya koymakla yükümlüdür. Bu durumda, somut olayda, yukarıdaki tespit ve açıklamalara göre taraflar arasındaki sözleşmeler nazara alındığında, taraflar arasında reasürans uygulamasının yer aldığı, reasürans sözleşmelerinin hukuksal niteliği açısından bir tür sigorta sözleşmesi olduğu, bu nedenle de TTK'daki ilgili zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerektiği açıktır. Diğer bir deyişle, davalı, dava dilekçelerinde açıkça işveren sorumluluk sigortaları kapsamında yaptığı ödemeler nedeniyle davalı payının ödenmesi talebinde bulunmuş olup, bu hâlde taraflar arasındaki reasürans sözleşmeleri uyarınca somut olayda davacı talepleri yönünden TTK'nın işveren sorumluluk sigorta sözleşmelerinin tabi olduğu zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerekmektedir. 6762 sayılı TTK'nın 1268. maddesine göre, sebepsiz yere ödenmiş bulunan primin veya sigorta bedelinin geri alınması alacakları dâhil sigorta mukavelesinden doğan bütün mutalebelerin, iki yılda müruruzamana uğrayacağı hükme bağlanmıştır. Söz konusu maddenin 6102 sayılı TTK'daki karşılığı ise 1420.maddedir. Bu durumda, mahkemece, davacı alacağının muaccel olduğu tarihte yürürlükte olan TTK hükümleri tespit edilerek alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının tespiti gerekirken, davalının alacağın zamanaşımına uğradığını ispatlayamadığı gerekçesiyle bu itirazın reddi yerinde görülmemiştir. Bu durumda mahkemece öncelikle, davacının talebinin dayanağı olan her bir işveren sorumluluk sigorta poliçesinin, bu poliçe kapsamında davacı yanca açılan hasar dosyalarının, ödeme belgelerinin, davacının yaptığı ödemeleri davalıya bildirdiğine ilişkin hasar bildirimlerinin eksiksiz şekilde dosyaya kazandırılması için gerekli ara kararlar oluşturulmalıdır. Bu belgeler hem zamanaşımı definin karara bağlanması hem de davacının talebine konu ödemelerin sigorta poliçeleri kapsamında ve dolayısıyla davalının sorumluluğunda olup olmadığının belirlenmesi yani davalının savunmalarının karara bağlanabilmesi bakımından önemlidir. İspat yükü davacıda olup bu belgelerin sunulmamasının sonuçlarının buna göre değerlendirilmesi gerekir.Yukarıda belirtilen belgelerin, hasar dosyalarının ibrazı sağlandıktan sonra, davacının her bir poliçe kapsamındaki taleplerinin ayrı ayrı zamanaşımına uğrayıp uğramadığının o tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümleri kapsamında tespit edilmesi, zamanaşımına uğramadığı belirlenen taleplere ilişkin ödemelerin ise poliçe kapsamındaki ödemeler olup olmadığı, hatır ödemesi olup olmadığı ve dolayısıyla davacının alacaklı olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş ve ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, esasa dair istinaf nedenleri incelenmeksizin, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın yukarıdaki açıklamalar ışığında yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.a.6. maddesi uyarınca, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, 2-Yukarıdaki açıklamalar ışığında davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine, 3-Taraflarca yatırılan istinaf peşin karar harçlarının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince iadesine,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin, ilk derece mahkemesince, yedine verilecek hükümle birlikte yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine dair;HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 29.01.2025