T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1716
KARAR NO: 2025/101
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 07/10/2020
NUMARASI: 2018/980 E. - 2020/625 K.
DAVANIN KONUSU: Tazminat (Ticari satımdan kaynaklanan)
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin gıda hammadde ve tarım ürünleri alım satım ve sair ticareti alanlarında faaliyet gösterdiğini, davalının 500 mton ham soya yağı cinsi ürünü 09.05.2018 tarihinde sipariş ettiğini, bu sipariş uyarınca taraflar arasında tonu 760 ABD Doları + KDV üzerinden 500 mton ham soya yağı cinsi ürünün Mayıs ayı içerisinde davalıya teslim edilmesine, teslimata karşılık gelen bedelin davalı yanca davacıya sevkten sonra peşin ödenmesine karar verildiğini, sipariş konusu ürünün miktarına, satışına ve teslim alınmasına dair e-posta yazışmaları yapıldığını, davacının ürünü temin ederek teslimat için davalıya haber verdiğini, davalının ürünün 42,9 mtonunu bedelini peşin ödemek sureti ile teslim aldığını, ancak kalan 457,1 mtonluk ürünü yapılan şifahi görüşmeler ve uyarılara rağmen teslim almaktan ve dolayısıyla bedelini ödemekten imtina ettiğini, kalan ürünü teslim alması için davalı yetkilileri ile iyi niyetli şifahi görüşmeler yapıldığını, sonuç alınamayınca konu hakkında Beyoğlu ... Noterliğinin 06.09.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesinin gönderildiğini, ürünün süresinde ve iyi niyetli uyarılara rağmen teslim almamasının, telafisi güç zararlar doğurduğu bildirilerek gerekli ihtarat yapıldığını, davalının ise Bakırköy ... Noterliğinin 12.09.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı cevabi ihtarı ile taraflar arasında bir anlaşma olmadığını, alım taahhütlerinin olmadığını, dolar kurundaki artış gibi maddi ve hukuki dayanaktan yoksun bir takım iddialar öne sürdüğünü, davalı ile ilk kez iş yapılmadığını, daha önce defalarca aynı teamül ile ticaret yapıldığını, taraflar arasındaki teamülü gösterir önceki tarihlerde yapılan işlemlere ilişkin emsal evrak olan e-postaları, faturaları ve ödeme dekontlarını dilekçe ekinde sunduklarını, davalının 09.05.2018 tarihli siparişinde de esasen aynı usulün işletildiğini, davalının ürünlerin bir kısmını bedelini ödeyerek teslim aldığını, davalının ürünün pazar piyasasındaki bazı değişiklikleri sözde fırsata çevirmek amacıyla ticari etiği hiçe sayarak iyi niyete aykırı savunma geliştirdiğinin cevabi ihtarnamenin içeriğinden anlaşıldığını, bunun üzerine davacının zararını arttırmamak adına gerekli önlemleri alarak davalının sipariş ettiği ürünleri üçüncü kişilere sattığını, ancak davalının ürünleri çekmesi için beklenen zaman içerisinde değişen fiyatlar nedeniyle anlaşmaya konu olan ürünün birim fiyatının 600 ABD Dolarına düştüğünü, malın değerindeki düşüşü ve davacının emsal satışını gösterir delillerin bilahare sunulacağını, davalı ile Mayıs ayında yapılan anlaşmada ise birim fiyatın 760 ABD Doları olduğunu, 760-600= 160 ABD Doları X 457,1 mt = 73.136 ABD Doları tutarında bir zararın söz konusu olduğunu, ayrıca satışa konu ürünün depoda beklemesinden, nakite çevrilememesinden dolayı 3 aylık finansman zararı oluştuğunu, finansman zararı yabancı para cinsinden verilen mevduat faiz oranına kıyasen hesaplandığında yıllık %13, 3 aylık finansman maliyetinin 160 ABD Doları X %3,24 = 5,184 ABD Doları/mt olduğunu, bunun da 5,184 ABD Doları X 457,1 mt = 2.369 ABD Doları şeklinde bir zarar söz konusu olduğunu, görüldüğü üzere anlaşmaya konu ürünün alınmayarak bekletilmesi nedeniyle hem birim fiyatlardaki düşüş hem de finansman maliyeti olarak davacının toplam zararının 75.505 ABD Doları olduğunu, davacının 75.505 ABD doları tutarındaki zararının, zarara sebebiyet veren davalıdan tahsili gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin tüm yasal hakları saklı kalmak kaydıyla 75.505 ABD Doları tutarındaki davacı zararının, 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince dava tarihinden itibaren işleyecek Devlet Bankalarının ABD Doları ile açılmış yıllık vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının beyanlarının tamamı ile asılsız olduğunu, davalı tarafından atılan mailin hiçbir şekilde bir alım taahhüdü içermediğini, taraflar arasındaki mail yazışmalarının bir fiyat teklifine ilişkin olup hiçbir şekilde bu miktarda bir ürünün alınmasına ilişkin bir taahhüdün söz konusu olmadığını, tacir olan tarafların bu yönde yazılı bir sözleşme yapmadıklarını, mailin bir fiyat teklifine ilişkin olduğunu, buna uygun olarak davacının temin etmiş olduğu 42,9 mton ham soya yağının 18.05.2018 tarihinde davalı tarafından teslim alındığını, ancak sonrasında davacı tarafından ürünün sevk edilmediğini ve davalı tarafından da ürünün teslimine ilişkin herhangi bir talepte bulunulmadığını, hiçbir şekilde kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının davaya dayanak yapmış olduğu mail itibariyle ürün sipariş edildiği kabul edilse dahil mail itibari ile teslim zamanı olan Mayıs 2018 tarihinin belirtilmiş olduğunu ve bu süreçte davacının sadece 42,9 mton ürün teslim edebildiğinin açık olduğunu, davacının 2018 yılı Mayıs ayında davacının gönderebildiği ürünü satın aldığını, sonrasında bir ürün satın alınmadığı gibi buna ilişkin yazılı bir sözleşmenin de bulunmadığını, davacının mail tarihinden aylar sonra bir şekilde temin etmiş olduğu ürünleri söz konusu maili kullanmak suretiyle yüksek fiyattan müvekkili şirkete dayatma yolu ile satmaya çalıştığını, müvekkili şirketin aylar sonra gönderilen ihtarname ile buna ilişkin bir alım taahhüdü de olmaksızın ürün satın almak zorunda olduğu yönündeki davacı beyanlarını kabul etmediklerini, davacı şirketin dava dilekçesinde davalı ile şifahi görüşmeler yapıldığı ve bu malların alınması yönündeki beyanların açık şekilde yalan beyandan ibaret olduğunu, hiç bir şekilde şifahi görüşme yapılmadığını, davacının artan dolar kurunu değerlendirmeye çalıştığını, davacı şirketin zarar etmiş olduğu iddiası hiçbir şekilde dinlenemeyeceği gibi, davacı şirketin taleplerinin dürüstlük kuralına da aykırı ortada herhangi bir alım taahhüdü bulunmadığı,nı, söz konusu mailin bu şekilde kabul edilmesi halinde dahi 2018 yılı Mayıs ayında bu şekilde bir ürün tesliminin yapılmadığını, davacı şirketin davaya dayanak olarak sunmuş olduğu maildeki telim tarihi hususunun davacı yanca yerine getirilmemiş olduğunu ve aylarca buna ilişkin tek bir bildirim yapılmamış olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava davacı tarafın sipariş ettiği ancak teslim almayıp bedelini de ödemediği maldan dolayı davalının maruz kaldığını iddia ettiği maddi zararın tazmini istemine ilişkindir. Mahkememizce taraf delilleri toplanmış tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Taraflar arasında davaya sebep olan satım sözleşmesine dair yazılı bir sözleşme bulunmadığı anlaşılmıştır. Satım sözleşmelerinin yazılı olarak yapılması zorunlu olmayıp, yazılı yapılması ispat kolaylığı sağlamaktadır. Taraflar arasında davacı tarafından davalıya 09.05.2018 tarihli mail gönderildiği, mailde satıcının davacı firma, alıcının davalı firma olarak belirtildiği, satım konusunun ham soya yağı olduğu, miktarının 500 mton olduğu, teslim zamanının mayıs 2018 olarak belirlendiği, fiyatın 760/mt usd artı kdv ve vadenin sevkten sonra peşin olarak belirtildiği, davalı tarafça söz konusu mailin aynı kapsamda teyid edildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki mail yazışması dikkate alındığında davacı tarafından 500 mton ürünün davalı yana mayıs 2018 tarihinde teslim edileceği kararlaştırılmış olduğu ve mayıs ayı içinde davacı yanın sadece 42,9 mton ürün teslim etmiş olduğu ihtilafsızdır. Mayıs ayı içinde ürünün tamamının teslim edilmesi gerektiği mail içeriğinde kararlaştırılmış olmasına rağmen davacının bunun çok küçük bir bölümünü teslim edebildiği anlaşılmıştır. Bu ürünün 2018 yılı mayıs ayı içinde davalı yana teslimi için tüm işlemlerin davacı tarafından yapılmış olmasına rağmen ürün davalı tarafından teslim alınmamış ve bu teslim almama haklı bir nedene dayanmamakta ise bu halde davalının akde aykırı davranmış olduğundan söz etmek mümkündür. Raporda da belirtildiği üzere davacı yan her ne kadar davalının kalan ürünü şifahi görüşmelere ve uyarılara rağmen teslim almaktan ve dolayısı ile bedelini ödemekten imtina ettiğini belirtmişse de buna dair somut bir delil sunmamıştır. Bilirkişi heyeti kök raporunda netice itibarı ile davacının mayıs 2018 tarihinde teslim edeceğini taahhüt ettiği ürünün çok azını teslim edebildiğini bu nedenle akde uygun hareket etmediğini, davalının ürünü teslim almaktan ve bedelini ödemekten kaçınma nedeninin haklı bir nedene dayanmadığı hususunu davacının ispat edemediğini, davacının davalıya gönderdiği ihtarnamenin ürünlerin teslim edilmesi gereken zamandan 4 ay sonrası olduğunun izaha muhtaç olduğunu belirtmiştir. Davacının itirazları üzerine ek rapor alınmış bilirkişi heyeti aynı görüşü koruduğunu belirtmiştir. Türk Ticaret kanununun 18/3 madde ve fıkrası "Tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır." hükmünü getirmiştir. Borçlar kanununun 207. Maddesi "Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. Durum ve koşullara göre belirlenmesi mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir." hükmünü düzenlemiştir.Satıcının temerrüdü başlıklı 212. Madde " Satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.Zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini istediği kabul edilir. Alıcı, satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen bildirmek zorundadır." hükmünü düzenlemiştir. 6098 Sayılı TBK'nun 97. (818 Sayılı BK'nun 81.) maddesi uyarınca; karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası isteminde bulunan tarafın sözleşmenin koşullarına özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olmalıdır. Kimse kendi kusuruna dayalı olarak sözleşmeden kaynaklanan zararlarını kusursuz karşı yandan isteyemez. Yargıtay 19 HD. 2016/17042 E, 2018/3593 K. 26/06/2018 T. İlamında somut olayımıza benzer bir olayda "....Davacı tarafın alacağı olan 165.000 Euro komponent bedeline ilişkin malların alıcıya teslimi yönünde herhangi bir belge bulunmamaktadır. Satıcı davacı ,alıcıyı 165.000 Euro bedelli mal yönünden teslim almada ve sözleşmeyi ifada hazır olduğu yönünde davalıya gönderilmiş herhangi bir yazılı ihtar bulunmadığı gibi uyuşmazlık konusu malı depoya teslim ettiğine veya herhangi bir yerde tuttuğuna dair davalıya ihtarname de göndermemiştir .Delil olarak dayanılan e-mailler davalı yanca kabul edilmemiş ve inkar edilmiştir. Hal böyle olunca davacının sözleşmenin ifası yönünden talep ettiği mal bedeli için alıcıyı temerrüde düşürdüğünü kanıtlayamadığından mal bedelini talep edemez. Mahkemece bu yön gözetilmeden yorum yoluyla yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." gerekçeleri ile satıcının satım konusu ürünleri teslim etmeye hazır olduğunu ispatla mükellef olduğunu, bu hususta alıcıya gönderilmiş bir ihtar olmadığı müddetçe alıcıyı temerrüde düşürdüğünü ispat edemediği müddetçe mal bedeli talep edemeyeceğini belirtmiştir. Yukarıda atıf yapıldığı üzere tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmak zorundadır. Davacı mayıs 2018'de satım konusu tüm ürünlerin depoda hazır beklediğini iddia etmişse de tüm ürünleri teslim etmeye hazır olduğu hususunda davalıya mayıs 2018'de herhangi bir ihtar göndermemiştir. 06.09.2018 tarihinde davalıya ihtar göndermiştir. Teslim tarihinin somut olarak belirlendiği bu satım sözleşmesinde zamanında borcunu ifa etmeye hazır olduğunu ispat edemeyen davacının davalı yandan bir bedel talep etmesi mümkün değildir. ... İsimli firmaya yazılan müzekkere cevabında da davacının teslim alması gereken malın 2018 yılı ağustos, eylül,ekim aylarında parti parti farklı firmalara sevk edildiği belirtilmiştir. Davalı yan ... İsimli firmanın davacı şirketle ortaklık niteliğinde ilişkileri olduğunu belirtmiştir. Öte yandan davacı 06.09.2018 tarihinde davalıya ihtar göndererek eksik ürünleri almasını isterken ... isimli firma davalının sipariş verdiği ürünün ağustos ayından itibaren farklı firmalara sevk edildiğini belirtmekte olup bu husus da çelişkili ve izaha muhtaçtır. Bu hususun çok bir önemi de bulunmamaktadır. Zira yukarıda belirtildiği üzere davacı satım konusu malı almaya hazır bulundurduğunu, mayıs ayı içerisinde teslime hazır bulundurduğu hususunu ispat edememiş, bu hususta davalı firmaya kanunun aradığı şekilde bir bildirimde bulunmamıştır. Tüm anlatılan bu nedenlerden ötürü davanın reddine karar verilmiştir. Bilirkişi her ne kadar somut olayı satım sözleşmesinden kaynaklı alacak olarak nitelendirmiş ise de davacı dava dilekçesinin 2. Sayfasında en nihayetinde davacının zararını arttırmamak amacı ile davalının sipariş ettiği ürünleri sattığını ancak değişen fiyatlar nedeni ile maddi zarara uğradığını belirtmiştir. Davacının talebi maddi tazminata ilişkindir. Şayet ürünler davacıya satılıp teslim edilmiş ve bedel ödenmemiş olsa idi bu satım sözleşmesinden kaynaklı bir alacak davası olarak nitelendirilebilirdi. Bu ayrımın yapılmasının nedeni vekalet ücretine ilişkindir. AAÜT'nin 13/4 madde ve fıkrası " maddi tazminat istemli davaların tamamen reddi durumunda avukatlık ücreti tarifenin 2. Kısmının 2. Bölümüne göre hükmolunur" düzenlemesini getirmiştir. Bu durumda davalı lehine hükmedilecek vekalet ücreti de maktudur. Tüm bu anlatılan hususlardan ötürü huzurdaki maddi tazminat alacağına dair davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle davanın reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; gerek gerekçeli kararda gerekse de karara dayanak alınan bilirkişi raporlarında davanın tarafları arasında hukuken geçerli sözleşmeye dayalı bir ilişki olduğu, satış sözleşmesinin mevcut olduğunun kabul edildiğini, sözleşmenin taşınır satış sözleşmesi olduğunu, sözleşme şartlarının yazılı olduğu 9.5.2018 tarihli e-postada üretin teslim yeri olarak ... Fabrikası/Bursa, teslim zamanının Mayıs 2018 tarihi gösterildiğini, bu anlaşmadan açıkça görüldüğü üzere satış sözleşmesine konu ürünlerin Bursa’da bulunan ... fabrikasından, Mayıs 2018 tarihinde davalı tarafından teslim alınması gerektiğini, ayrıca ödeme ürünün teslim alınmasından sonra peşin yapılacak şekilde anlaşma sağlandığını, dosyada bulunan önceki tarihli ticari ilişki ve uygulamalardan görüleceği üzere, işin mahiyeti ve sektörel teamül gereği söz konusu tarım ürünlerinin ilgili alıcı tarafından tek seferde değil peyderpey teslim alındığını, dosyaya ibraz ettikleri önceki tarihli anlaşmalar ve bu anlaşmalara istinaden yapılan teslimlerin de hep peyderpey yapıldığını, çekilen ürün tonajı kadar anlaşılan birim fiyat üzerinden ayrı faturalar düzenlendiğini, tarım ürünlerinin kullanımı, depolanması veya yeniden satışı, teslim aldıktan sonra peşin ödeme gibi etkenler nedeniyle uygulama “peyderpey ürün sevkiyatı” şeklinde olduğunu, davalı tarafın Mayıs ayı içerisinde 42,9 mton ürünü teslim almasının, kalan ürünün davacı tarafından hazır edilmediği anlamına gelmediğini, teslim yeri olarak belirlenen Bursa/... fabrikası satışa konu ürünlerin sürekli üretildiği, depolandığı ve dolayısıyla hazır bulunduğu bir yer olduğunu, teslim zamanı olarak kararlaştırılan Mayıs ayını takip eden Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında davacının davalı yan yetkilileri ile yaptıkları görüşmeler ile ürünün kalan kısmının çekilmesini/teslim alınmasını istendiğini, davalının teslim almaması üzerine 6.9.2018 tarihinde davalıya bu defa noter kanalıyla ihtarname gönderildiğini, bu 3 aylık sürenin her hangi bir hak düşümüne yol açacak veyahut da hayatın olağan akışına aykırı, makul olmayan bir süre olmadığını, davacının geçmişten beri ticaret yaptığı bir müşterisi olan davalı ile olan bu probleminin öncelikle karşılıklı görüşme yoluyla sulhen çözmeye çalışması aksine ticari hayatın ve ahlakın olağan akışına uygun olduğunu, bir vakıa olarak yapılan görüşmeleri izah etmek üzere tanık deliline dayanıldığını, ancak mahkeme tarafından tanık delilinin ciddiye alınmadığını, tanıkların dinlenilmediğini, üstelik bu delilin neden kabul edilmediği ile ilgili bir gerekçeye gerekçeli karar metninde rastlanılmadığını, ibraz ettikleri 20.11.2019 tarihli dilekçenin (5) no.lu ekinde adı geçen ... Fabrikası tarafından verilmiş 19.11.2019 tarihli yazıda davalıya sevk edilmek üzere 09.05.2018 tarihinde 500 mtonluk soya yağ depolaması yapıldığı, davalı tarafından 17 ve 18 Mayıs 2018 tarihlerinde 42,9 mtonun teslim alındığı, kalan ürünlerin ise depoda bekletildiği bilgisi verildiğini, kararda ... firması ile davacı arasında ortaklık olduğuna dair davalı tarafından bir iddia ortaya atıldığı belirtildiğini, ancak davacı ile adı geçen şirketin ortağı hissedarı olmayıp böyle bir iddianın doğru olup olmadığı rahatlıkla ticaret sicil kayıtları ile tespit edilebilir durumda olduğunu, mahkemece her nedense bu konuyu araştırmak veya davalı tarafı bu iddiasını ispat etmeye davet etmek yerine böyle asılsız bir iddiayı kararına gerekçe olarak yazdığını, davacının sözleşmeye konu ürünleri teslim alması için davalıya ihtarname gönderildiğini, davalının cevabi ihtarnamesinde, taraflar arasında 500 mton ürünün alımına ilişkin her hangi bir sözleşme olmadığı, müvekkilin dolar kurundaki artış nedeni ile düşürmek zorunda kalacağı ürün fiyat farkını davalıdan istediği, taraflar arasında sözleşme olmadığı için davacının ihtarı ile davalının temerrüde düşemeyeceği savları ileri sürüldüğünü, ürünün davacı yanca teslim edilmediğine ilişkin hiçbir sav öne sürülmediğini, davalının ürünlerin kendisine teslim edilmediğine ilişkin iddiasını ilk olarak huzurdaki davada sundukları cevap dilekçesinde dile getirdiklerini, cevap dilekçesinde çelişkili, tutarsız pek çok iddia olduğunu, ihtarname ile uyumsuz savunmalara kararda değinilmediğini, karardaki teslim edimi ile ilgili değerlendirmelerin TBK'nın açık hükümleri karşısında geçersiz olduğunu, TBK'nın 212.maddesinde “Satıcının temerrüdü halinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.” hükmü, borçlunun temerrütü ile ilgili ise 117.maddede ise “Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer” deniliğini, satıcı davacıya davalı alcı tarafça teslime dair çekilmiş hiçbir ihtar bulunmadığını, kaldı ki teslim olgusundan kaçınanın alıcı davalı olduğunu, sözleşmeye konu edilen malların davalı tarafından teslim alınacak şekilde ... Fabrikası deposunda hazır tutulduğunu, malları teslim almaktan kaçınan alıcı davaya en nihayetinde (3 aylık sürenin akabinde) 6.9.2019 tarihli ihtarname gönderildiğini, alıcı davalıdan malları teslim alması istendiğini, alıcı davalının ifayı haklı bir nedene dayanmaksızın reddettiğini, Y. 15. HD. E. 2014/594 K. 2014/6018 T. 23.10.2014 ve Y. 19. HD., E. 2014/17305 K. 2016/283 T. 19.1.2016 tarihli kararların emsal olduğunu, kararda davacının 06.09.2018 tarihinde davalıya ihtar göndererek eksik ürünleri almasını isterken ... isimli firma davalının sipariş verdiği ürünün Ağustos ayından itibaren farklı firmalara sevk edildiğinin belirtildiğini, bu hususun çelişkili ve izaha muhtaç olduğunun belirtildiğini, ancak adı geçen ... firmasının müzekkere cevabında bildirildiği üzere söz konusu firmada sürekli olarak üretim yapıldığını, fabrika adresinin esasen sürekli teslime hazır bir şekilde faal olarak çalıştığını, burada hiçbir çelişki olmamasına rağmen konu ile ilgili tarafımıza hiçbir açıklama yapma imkanı tanınmadan veyahut da tanıklarımız çağrılarak bu konu hakkında onlara soru sormadan mahkemenin böyle bir gerekçeye dayanmasının hukuka aykırı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davanın niteliği olarak satış sözleşmesinden kaynaklanan alacak davası olarak belirtildiğini, mahkemenin, davanın niteliğinin davacı yanın bu yönde bir talebi ve beyanı olmamasına rağmen maddi tazminat olarak değerlendirilmesi ve yasal nispi vekâlet ücreti alacağına hükmedilmemiş olmasının hiçbir şekilde kabul edilemeyeceğini, dava dilekçesi ile satışa konu ürünün depoda beklemesinden, nakde çevrilmesinden dolayı finansman zararı oluştuğunu belirttiğini, davalıdan depoda beklemeye ilişkin ücret ile finansman zararına ilişkin olarak satım sözleşmeden kaynaklanan alacak davası ikame ettiğini, davanın hiçbir şekilde bir maddi tazminat davası olmadığını, nispi vekâlet ücretine hükmedilmemiş olmasının tamamı ile hatalı olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddi ile lehimize reddedilen miktar üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, ticari satım sözleşmesi uyarınca davalıya satışı kararlaştırılan malların davalı yanca teslim alınmaması sebebiyle davacının uğradığını iddia ettiği zararın davalıdan tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Taraflar arasında mahkemece de kabul edildiği üzere ve taraflarca da inkar edilmeyen 09.05.2018 tarihli email uyarınca, satıcı davacı tarafça alıcı davalıya 500 mton miktarında ham soya yağının Mayıs 2018'de teslim edileceğinin, birim fiyatın 760/mt USD+KDV olduğunun, teslim ve üretim yerinin .../Bursa olduğunun ve vadenin sevkten sonra peşin olacağının belirtildiği bir satım sözleşmesi akdedildiği anlaşılmaktadır. Davacı taraf dava dilekçesinde, davalıyla varılan 09.05.2018 tarihli anlaşma uyarınca davalıya satışı kararlaştırılan 500 mton miktarlı ve ham soya yağı cinsi ürünün birim fiyatının 760 USD olduğunu, davalının sadece 42,9 mton miktarı teslim aldığını kalan 457,1 mton ürünün teslim alınmadığını, malın birim fiyatının teslim alınmayan bu sürede 600 USD'ye düştüğünü, birim fiyatlar arasında oluşan farkın teslim alınmayan ürün miktarı ile çarpılması (760 USD-600 USD 760-600= 160 USD X 457,1 mt = 73.136 USD ) sonucu bulunan 73.136 USD ile ürünün depoda beklemesinden, nakite çevrilememesinden dolayı 3 aylık finansman zararı olan 2.369 USD olmak üzere toplam 75.505 USD tutarındaki zararının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Bu bilgilere göre, davacının iddiası, davalının sadece 42.9 mton ürünü 17-18.05.2018 tarihlerinde teslim aldığı, kalan 457,1 mton ürünün teslim alınmadığı, davalının teslim almadığı, şifahen teslim almasının istenmesine rağmen alınmaması üzerine 06.09.2018 tarihinde alması için ihtarname gönderildiği, buna rağmen ürünlerin teslim alınmadığı, ürünlerin teslim yeri olan ... şirketinin Bursadaki fabrikasından davalı yanca teslim alınması gerekirken davalının teslim almadığı, bu malları başka firmalara, geçen zamanda düşüşe geçen USD birim fiyatı üzerinden sattığı ve kendisinin bu sebeple zarara uğradığı şeklindedir. Davalı ise; emailin fiyat teklifine ilişkin olduğunu, buradaki gibi bir alım taahhüdünün bulunmadığını, davacının sadece 42,2 mton ürün teslimi yaptığını, şifahen de bir görüşme yapılmadığını savunmuştur. TBK'nın 207.maddesi uyarınca, satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir. Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa etmekle yükümlüdürler. 211.maddede ise satıcının temerrüdü hâlinde, borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Alıcının borçları başlığı altında düzenlenen TBK'nın 232.maddesine göre, alıcının, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmakla yükümlüdür. Bir diğer deyişle, malın, sözleşmede belirtilen nitelik ve miktarda, ifa zamanı ve ifa yerinde, sözleşmede kararlaştırılan durumda devredilmesi veya en azından devrinin önerilmiş olması gerekir. Alıcının temerrütü başlığı altında düzenlenen TBK'nın 236.maddesine göre ise borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir. Davacı taraf esasında davalı alıcının malı teslim almadığını ve temerrüte düştüğünü ileri sürerek uğradığı zararın tahsilini istemektedir. Bu durumda davacı satıcı tarafından satım konusu malın, sözleşmede belirtilen nitelik ve miktarda, ifa zamanı ve ifa yerinde, sözleşmede kararlaştırılan durumda devredilmesi veya en azından devrinin önerilmiş olması gerekir. Somut olayda taraflar arasında 09.05.2018 tarihli email ile Mayıs 2018'de teslim edilmek üzere 500 mton miktarında ham soya yağının satışı konusunda anlaşma sağlandığı, davalının 42,9 mton ham soya yağını 2018 yılı Mayıs ayında teslim aldığı sabittir. Davacının borcu malı sözleşmede kararlaştırılan şekilde ve sürede teslim etmek, davalının borcu ise sözleşmeye uygun olarak teslim edilen malı teslim alarak bedelini ödemektir. Taraflar arasında teslim zamanı Mayıs 2018 olarak belirtilmiştir. Davacı tarafından davalı alıcıya sözleşme konusu kalan malların depoda hazır bulunduğu ve teslime hazır olduğu hususunda teslim zamanı olarak kararlaştırılan 2018 yılı Mayıs ayı içinde herhangi bir ihtar gönderilmediği, teslim tarihinin yıl ve ay olarak belirtildiği, zamanında borcunu ifaya hazır olduğunu belirten davacının bu iddiasını ispatlayamadığı, teslim tarihinden yaklaşık 4 ay sonra yapılan ihtarın davacı yönünden talep hakkı doğurmayacağı, bu açıklamalar göre davacının davalıdan tazminat talep hakkı bulunmadığı anlaşıldığından, mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde olmuştur. Davacı vekili davacı ile ... şirketi arasında bağlantı olduğu tespitinin hatalı olduğunu ve araştırılması gerektiğini belirtmiş ise de, esasında davacı ile bu şirket arasında bir bağlantı olup olmaması sonuca etkili olmadığından bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı vekili bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu ileri sürmüş ise de, HMK'nın 282. maddesine göre hâkim, bilirkişi raporuyla bağlı olmayıp, bilirkişi raporunu diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Dosya kapsamındaki delillere göre hazırlanan bilirkişi raporunun ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi kurulu raporu denetime elverişli ve hüküm vermeye yeterli olduğu gibi mahkemece diğer delillerle birlikte değerlendirilerek karar verildiği anlaşıldığından aksi yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Yine sektör bilirkişisi bulunması gerektiğini ve taraflar arasında peyder pey ürün teslimi konusunda sektörel teamül oluştuğunu, daha önceki satışlarda da çekilen ürün kadar fatura düzenlendiğini ileri sürmüş ise de bu şekilde bir teamül oluştuğuna dair delile dosya kapsamında rastlanmamıştır. Davacı vekili, tanık dinlenmesi taleplerinin değerlendirilmediğini ileri sürmüştür. TTK'nın 18/3 maddesine göre tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılması gerekir. Somut olayda, davacının malların depoda hazır bulunduğu ve teslime hazır olduğu hususunda teslim zamanı olarak kararlaştırılan 2018 yılı Mayıs ayı içinde, TTK'nın 18/3 maddesinde belirtilen şekillerde herhangi bir ihtar göndermediği dosya kapsamı ile sabit olup davacının bu iddiasını tanıkla ispat edemeyeceği anlaşıldığından bu istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Bu nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddi gerekmiştir. Davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden yapılan incelemede; Davalı vekili, davanın tazminat değil alacak davası olduğunu ve dava değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Davacı taraf dava dilekçesinde, davalıyla varılan 09.05.2018 tarihli anlaşma uyarınca davalıya satışı kararlaştırılan 500 mton miktarlı ve ham soya yağı cinsi ürünün birim fiyatının 760 USD olduğunu, davalının sadece 42,9 mton miktarı teslim aldığını, kalan 457,1 mton ürünün teslim alınmadığını, malın birim fiyatının teslim alınmayan bu sürede 600 USD'ye düştüğünü, birim fiyatlar arasında oluşan farkın teslim alınmayan ürün miktarı ile çarpılması (760 USD-600 USD 760-600= 160 USD X 457,1 mt = 73.136 USD ) sonucu bulunan 73.136 USD ile ürünün depoda beklemesinden, nakite çevrilememesinden dolayı 3 aylık finansman zararı olan 2.369 USD olmak üzere toplam 75.505 USD tutarındaki zararının davalıdan tahsilini talep etmiş olup dava bir maddi tazminat davasıdır. Zira, teslim yeri olan ... AŞ fabrikasından gelen yazı cevabında taraflar arasındaki sözleşme konusu ürünlerin 2018 yılı Ağustos, Eylül ve Ekim aylarında farklı firmalara sevk edildiği, yani davacı yanca başka firmalara satıldığının belirtildiği, yine davacı vekilince dava dilekçesinde davacının zararını arttırmamak adına gerekli önlemleri alarak davalının sipariş ettiği ürünleri üçüncü kişilere sattığı belirtilmiş olup bu durumda davacı teslim alınmayan ürün bedelini değil, aynı ürünleri daha düşük birim fiyattan farklı firmalara satması sebebiyle uğradığı zararı talep ettiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece davanın bir maddi tazminat davası olduğu tespiti ile karar tarihindeki AAÜT'nin 13/4 maddesine göre maktu vekalet ücretine hükmedilmesi yerinde olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun da esastan reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekili ve davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline,2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline,3-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.29.01.2025
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.