T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1662
KARAR NO: 2025/88
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/12/2020
NUMARASI: 2015/662 E. - 2020/887 K.
DAVANIN KONUSU: Alacak (Şirket ortaklığından kaynaklı)
Taraflar arasındaki çıkma payı ve kâr payı alacağı talepli davanın ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacı müvekkilinin davalı şirketin ortağı iken, yine davacı tarafından ortaklıktan çıkma talebiyle açılan İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/364 Esas sayılı dosyasında müvekkilinin açtığı davanın kabulüne karar verildiğini, müvekkilinin davalı şirkette hissedar olduğu sürece kendisine kar payı verilmediğini, şirket sözleşmesinde kar payının dağıtılacağı yönünde hüküm mevcut olduğunu, davacının haklı nedenlerle şirketten ayrılmasına ilişkin mahkeme kararı mevcut olmakla birlikte ve müteaddit defalar talep edildiği halde, bu güne kadar müvekkiline ortaklıktan çıkma payının da ödenmediğini, Yargıtayın yerleşik kararları gereğince ortalıktan çıkma payı ve şirket kar payı istemlerinden şirketin karar tarihine en yakın tarihteki gerçek mal varlığı üzerinden değerlendirme yapılması gerektiğini ileri sürerek, gerçek kar payı ve ortaklık payının belirlendiği anda artırılmak üzere 500,00 TL ortaklık payı, ortak kaldığı süre boyunca ödenmeyen kar payına karşılık 500,00 TL şirket kar payı olmak üzere toplam 1.000,00 TL alacağın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 13.10.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle, talebini 8.534,77 TL arttırarak, 9.534,77 TL'nin tahsilini istemiştir. Davalıya yapılan usulüne uygun tebliğe rağmen davaya cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Dava hukuki niteliği itibariyle, şirket ortaklığından ayrılmaya istinaden açılan ayrılma ve kar payı ödenmesine ilişkin açılan alacak davasıdır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan usul hükümleri doğrultusunda yazılı yargılama usulüne tabi olarak oluşturulan tensibe istinaden yargılamaya başlanmış yöntemine uygun ön inceleme duruşması açılarak öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiş, hukuki ihtilaf noktaları belirlenmek suretiyle tahkikat aşamasında deliller toplanmış, bilirkişi raporu alınmış, yargılama sırasında 28/02/2018 tarihinde kabul edilen 7101 sayılı kanunun 61. Maddesiyle 6102 sayılı T.T.K. nın 4. Maddesinin 2. Fıkrasının değiştirilmesi sebebiyle usul hukuku hükümlerinin yürürlüğe girdiği andan itibaren uygulanacağına dair hükümler dolayısıyla huzurdaki davanın miktar itibariyle basit yargılama usulüne tabi olduğu değerlendirilerek; basit yargılama usulüne geçilerek dava sonuçlandırılmıştır. Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtları, İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/364 Esas sayılı dosyası, Vergi dairesi kayıtları, SGK kayıtları. Maltepe İlçe Milli Eğitim ve Emniyet Müdürlüğü, TMSF tarafından verilen davalının ... Bankası A.Ş'de bulunan kayıtlarına ilişkin cevabi yazıları celp edilmiş, davacı tarafça dosyaya sunulan diğer deliller ile birlikte incelenmiştir. İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/364 Esas sayılı dosyasının yapılan incelemesinde; davacısının dosyamız davacısı, davalısının yine dosya davalımızın olduğu, 20/02/2012 tarihinde açılan davanın konusunun ortaklıktan ayrılmaya izin talebine ilişkin olduğu ve davanın 06/11/2013 tarihinde kabulüne ilişkin karar verildiği, kararın 24/02/2014 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Konunun incelenmesinin uzmanlık gerektiren yönleri olması ve davacı tarafça delil olarak ticari defterlere dayanılmış olması sebebiyle dosya mali müşavir ... ile Hukukçu bilirkişi ...'a tevdi edilerek rapor alınmış anılan bilirkişiler tarafından sunulan 05/10/2016 tarihli bilirkişi raporunda; belirtilen hususların hüküm kurmaya elverişli olmaması sebebiyle eksiklikler giderilerek bilirkişi ...'den ek rapor alınmış, anılan bilirkişi tarafından sunulan 18/12/2017 tarihli raporda; belirtilen eksiklikler üzerine bu kez heyete ticaret hukuk alanında nitelikli hesaplamalar uzmanı bilirkişi Doç. Dr. ... ile Makine Mühendisi ... eklenmek suretiyle oluşturulan 3 kişilik heyetten rapor alınmış; sunulan 02/11/2018 tarihli rapordaki eksiklikler de giderildikten sonra aynı heyetten 15/06/2020 tarihli ek rapor alınmış, söz konusu raporun ilgili kısımları HMK 282. Maddesi kapsamında denetime elverişli görülerek hükme esas alınmıştır. Davacı vekili 13/10/2020 tarihli ıslah dilekçesi ile dava dilekçesinde sonuç ve istem kısmında talep edilen 1.000,00 TL alacak talebinin 8.534,77 TL'nin artırılarak toplam 9.534,77 TL şeklinde ıslah ettiklerini bildirmiş, tamamlama harcının yatırıldığı ve ıslah dilekçesinin davalı yana tebliğ edildiği görülmüştür. Dava konusu uyuşmazlık, davacının davalı şirketten ortaklık payı ve kar payı talep şartlarının bulunup bulunmadığı, varsa ortaklık payı ve kar payının miktarının ne olduğu noktalarında toplanmaktadır. Tüm dosya kapsamına göre; davacının, davalı şirketin % 4 hisse sahibi olduğu, davalı şirketin limited şirketi olduğu, TTK'nın 616/1-e(eTTK'nın 539/4)maddesi limited şirketlerde kâr payı dağıtılması genel kurulun devredilemez yetkileri arasında bulunduğu, mahkemenin genel kurulun yerine geçerek bu konuda karar almasının mümkün olmadığı, ortakların kâr payı, ancak genel kurul toplanıp kâr payı dağıtılmasına karar verildiğinde muaccel hale geleceği, celp edilen sicil kayıtlarında davalı şirketin kâr payı dağıtımına ilişkin herhangi bir genel kurul kararı bulunmadığı, bu hali ile TTK 642 maddesi kapsamında muaccel bir alacağın söz konusu olmadığı, dolayısı ile davacının kar payına ilişkin davasının reddi gerektiği, bunu yanında ortaklıktan daha önce çıkmasına karar verilen davacının ayrılma payının ödenmesi talepli davada kar payının da bu payın içerisinde hesap edilmesi gerektiği ve hesabın çıkmaya izin verilmesine ilişkin hükme en yakın tarih itibari ile yaklaşık tasfiye bilançosuna göre hesap edilmesi gerektiği, hükme esas alınan ve denetime elverişli görülen son heyet bilirkişi raporunda davacının davalı şirketten çıkmasına izin verilen İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/364 E sayılı davasının hüküm tarihi olan 06/11/2013 tarihi itibari ile davalı şirketten ayrılma payının ödenmemiş kar payları da dahil olmak üzere 7.266,55 TL olarak hesaplandığı görülmekle davacının söz konusu tutarı davalıdan talep edebileceği kanaatine varılarak, davacının kar payı ödenmesine ilişkin davasının reddine, dava ve bedel artırım dilekçeleri doğrultusunda ise davacının ayrılma payınına ilişkin davasının kısmen kabulüne 7.266,55 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." gerekçesiyle, davacının kâr payı ödenmesine ilişkin davasının reddine, dava ve bedel artırım dilekçeleri doğrultusunda davacının ayrılma payına ilişkin davasının kısmen kabulü ile 7.266,55 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; TTK madde 608/1 hükmünün; ''Kar payı, sadece net dönem karından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabilir.'' şeklinde olduğunu, fakat en son alınan ve hükme esas teşkil eden 05/06/2020 tarihli ek raporda şirketin net dönem karına ilişkin bir hesaplama yapılmadığını, kar payının ortaklıktan çıkma payının içinde mevcut olması sebebine dayanılarak karar verildiğini, kararın ve bilirkişi raporunun TTK'ya açıkça aykırı olduğunu, kanun maddesine göre, şirket sözleşmesinde ve ilgili bilirkişi raporunda hesaplama için öngörülen kar payının her dönem için, sadece net dönem karından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden hesaplanmadığını, mahkemenin kâr payı talebini reddederken, kâr payı dağıtılmasının TTK madde 616/1-e uyarınca genel kurulun devredilemez yetkilerinden olduğu ve davalı şirketin genel kurulu tarafından bu şekilde bir karar verilmemiş olması tespitine dayandığını, ancak şirket esas sözleşmesinde kar payının dağıtılacağı öngörülmüş olmasına rağmen genel kurul tarafından müvekkili davacıya ortaklığını sürdürdüğü ve ortaklıktan çıktığı tarihten bu yana kâr payına ilişkin bir ödeme yapılmadığını, dolayısıyla şirketin gerekçesiz şekilde kar payı dağıtmaktan imtina etmesinin Kanuna öngörülen hükümlere aykırı olduğunu, mahkeme kararında bu yöndeki taleplerinin reddedilmesinin mülkiyet hakkını ihlal eden bir durum yarattığını, şirket ortaklığından ayrılması ile kar payı hakkının alacak hakkına dönüştüğünü, TTK madde 638/2 uyarınca mahkemenin davacı adına kâr payına hükmetmesinin önünde bir engel bulunmadığını, kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere, şirket genel kurulu tarafından hesaplanmayan ortaklık sürecine ve sonrasına ilişkin olan kar payından doğan tüm hak ve borçların mahkeme tarafından temin altına alınacağını, dosyada hükme esas alınan şirketin öz kaynaklarının hesaplanma şekline itirazlarının dikkate alınmadığını, davalının eğitim-öğretim faaliyeti görmesi itibariyle servis araçlarına ihtiyaç duyduğunu, davalı şirketin servis hizmetini gördüğü araçları diğer ortakların kendi adları adına kaydettirdiklerinin davacı tarafından bilinmekte olduğundan bu hususun dile getirildiğini, ancak gerekli araştırma yapılmadığını, davalı şirketin servis araçları ortaklar adına yapılmadıysa, eğitim-öğretim faaliyetlerinde elzem olan bu hizmet hangi araçlar vasıtasıyla görüldüğünün incelenmediğini, 13/10/2020 tarihinde sunulan ıslah dilekçesi ile ortaklık payı ve kâr payı alacağının davacının ortaklıktan çıktığı 06/11/2013 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmelerine rağmen, yerel mahkeme kararında faiz ile ilgili hüküm kurulmamasının hatalı olduğunu, faize hükmedilmemesinin gerekçesine de yer verilmediğini, kararın hukuka aykırı olduğu kadar, gerekçesiz olarak verilmesi ile de adil yargılanma hakkının ihlali niteliği taşıdığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı şirketten mahkeme kararı ile çıkmasına daha önce karar verilmiş olan davacının, çıkma payı alacağı ile kâr payı alacağı istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Davacı, davalı şirketin ortağı iken davalı aleyhine 20.02.2012 tarihinde açtığı İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/364 Esas sayılı dosyası ile şirketten çıkma kararı verilmesini talep etmiş olup mahkemenin 2013/323 Karar sayılı ve 06.11.2013 tarihli kararı ile davanın kabulüne ve davacının TTK'nın 638/2 maddesi uyarınca davalı şirketten çıkmasına karar verilmiş, kararı 24/02/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı eldeki dava ile daha sonra arttırılmak üzere, 500,00 TL çıkma payı alacağı ile 500,00 TL kâr payı alacağının tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini arttırarak 9.534,77 TL'nin tahsilini talep etmiştir. Mahkemece, davacının çıkma alacağının 7.266,55 TL olduğu, ancak kâr payı dağıtılmasının genel kurulun devredilemez yetkilerinden olduğu, davalı şirketin kâr payı dağıtılmasına ilişkin olarak herhangi bir genel kurul kararı almadığı, bu sebeple davacının kâr payı talep edemeyeceği gerekçesiyle, davanın çıkma payı alacağı yönünden kısmen kabulüne, kâr payı alacağı talebin ise reddine karar verilmiştir. Karar, sadece davacı tarafından istinaf edilmiştir. Limited şirkette ortaklıktan çıkma TTK'nın 638. madde düzenlenmiş olup, haklı sebeplerin varlığı hâlinde her ortak, şirketten çıkmasına karar verilmesini talep edebilir. Somut olayda da davacı tarafça İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/364 Esas sayılı dosyası ile çıkma talep edilmiş ve davacının davalı şirket ortaklığından çıkmasına karar verilmiş ve karar verilmiştir. TTK'nın 641.maddesinde, ortağın şirketten ayrılması hâlinde esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini isteme hakkına haiz olduğu düzenlenmiş olup Kanun'un gerekçesinde, gerçek değerin en azından bilanço değerini ifade ettiği belirtilmiştir. TTK'nın 641/1. maddesine göre ortak şirketten ayrıldığı takdirde, esas sermaye payının gerçek değerine uyan ayrılma akçesini istem hakkını haizdir. Çıkma payı bir nevi tasfiye payıdır. Yani çıkan ortak için tasfiye payının yerine geçmektedir. Bu nedenle bu hak, farazi tasfiye payı olarak ifade edilmektedir. Çıkma ile ortaklık, sadece çıkan ortak için sona erdiğinden, ona düşen payın verilmesi amaçlanmaktadır. Zira diğer ortaklar için ortaklık ilişkisi devam etmektedir. Bu bağlamda ayrılma payını, ortaklıktan ayrılan ortağa esas sermaye payını ve bu payın ona sağladığı ortak sıfatını kaybetmesine karşılık kendisine ödenmesi gereken değer olarak kabul etmek gerekir. Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın ayrılma payının, karar tarihine en yakın tarihteki şirket mal varlığının gerçek değeri esas alınarak karara bağlanması gerekir. Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır (6102 sayılı TTK’nın 636/3 ve 641/1. Maddeleri). Ayrıca ayrılma akçesi, karar tarihine en yakın rayiç değer verilerine göre şirketin reel özvarlığı hesaplanarak tespit edilmelidir (Yargıtay 11. HD'nin 19.06.2015 gün, 2014/18653 Esas-2015/8544 Karar ve 09.11.2015 tarih, 2015/4748 Esas-2015/11693 Karar sayılı ilamları). Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan 15.06.2020 tarihli bilirkişi raporunda, çıkma kararı verilen 06.11.2013 tarihi itibariyle şirketin rayiç değerlerine göre öz varlığı tespit edilerek davacının, sermayenin %4'üne tekabül eden hissesi karşılığı ayrılma payı 7.266,55 TL olarak hesaplanmış olup yapılan hesaplama ve bilirkişi raporu denetime elverişli bulunmuştur. Mahkemece de bu bedel üzerinden kabul kararı verilmesi yerinde olmuştur.Her ne kadar davacı vekili, öz kaynak hesabında şirketin araçlarının diğer ortaklar adına kayıtlı olduğu hususunun araştırılmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüş ise de mahkemece şirket adına kayıtlı araçların bildirilmesi için emniyet müdürlüğüne yazı yazılmış ancak gelen cevapta davalı şirket adına araç kaydına rastlanmadığı bildirilmiştir. Şirket ortaklarının adına kayıtlı araçların ise hesaplamada nazara alınamayacağı ve bu araçların aslında şirket adına kayıtlı olduğu iddiasının da davacı yanca kanıtlanamadığı nazara alındığında, bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmemiştir. Davacı, kâr payı alacağı talebinde de bulunmuştur. 6102 sayılı TTK'nın 608/1. maddesine göre, kâr payı, sadece net dönem kârından ve bunun için ayrılmış yedek akçelerden dağıtılabilir. Kâr payı dağıtımına ancak kanun ve şirket sözleşmesi uyarınca ayrılması gereken kanuni yedek akçelerle, şirket sözleşmesinde öngörülmüş yedek akçeler ayrıldığı takdirde karar verilebilir. Limited şirketlerde kârın dağıtımına karar vermek yetkisi TTK'nın 616/1-e maddesine göre genel kurulun devredilemez yetkilerindendir. Bu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, kârın dağıtımına sadece genel kurul karar verebilir. Mahkemece, ortaklar kurulunun yerine geçilerek, kâr dağıtımına karar verilemez. Kâr dağıtımına ilişkin kararları almak yetkisi genel kurula ait olup, bu yetki başka bir organa devredilemeyeceği gibi ortaklar kurulu, kâr dağıtımı için bir karar vermedikçe şirket ortağı dava açarak kendisine ait kârı isteyemez. Bu kural buyurucu nitelikte olduğundan, sözleşmeye aksine bir hüküm konulamaz (Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 30.11.2015 tarih ve 2015/5356 Esas, 2015/12685 Karar sayılı kararı ile 30.11.2015 tarih ve 2015/5256 Esas, 2015/12736 Karar). Somut olayda davalı şirketin sicil kayıtlarından genel kurulca kâr payı dağıtımına yönelik karar alınmadığı, davacı tarafından diğer ortaklara kâr payı ödendiği yönünde bir iddianın da ileri sürülmediği anlaşılmakta olup davacının kâr payı talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekili dava dilekçesinde faiz talebinde bulunmamakla birlikte 13.10.2020 tarihli ıslah dilekçesiyle, talebini 8.534,77 TL arttırarak, 9.534,77 TL'nin 06.11.2013 tarihinden işleyecek ticari faizi ile tahsilini istemiştir. Ancak mahkemece hüküm kurulurken faize hükmedilmemiş, neden hükmedilmediğine ilişkin bir gerekçeye de yer verilmemiştir. Çıkma payı veya ayrılma payı alacağı, mahkemenin karar tarihinde muaccel hâle gelir. Somut olayda davacının ortaklıktan çıkmasına karar verilen İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/364 Esas sayılı dosyasında mahkeme karar tarihinin 06.11.2013 olduğu anlaşılmaktadır. Mahkemece bu tarihten itibaren avans faizine hükmedilmesi gerekirken, faiz konusunda bir karar verilmemesi usul ve yasaya aykırı olmuş, davcı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün bu yönden düzeltilmesi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının, çıkma payı alacağına uygulanacak faiz yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden hüküm kurulmasına dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçelerle; HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda; 1-Davacının kâr payı alacığı talebinin reddine, 2-Dava ve ıslah dilekçeleri doğrultusunda davacının çıkma payı alacağı talebinin kısmen kabulü ile 7.266,55 TL çıkma payı alacağının, 06.11.2013 tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte, davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 3-Alınması gerekli 615,40 TL harçtan, davacı tarafça peşin olarak yatırılan 173,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 441,70 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, 4-Davacı tarafından yapılan 201,40 TL ilk masraf, 1.064,70 TL tebligat ve müzekkere gideri, 1.400,00 TL bilirkişi ücreti olmak üzere toplam 3.996,10 TL yargılama giderinin, davadaki haklılık oranlarına göre belirlenen 2.054,73 TL'lik bölümünün davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, kalan tutarın davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı tarafından yapılan 1.300,00 TL bilirkişi ücreti giderinin, davadaki haklılık oranlarına göre belirlenen 309,26 TL'lik bölümünün davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, kalan tutarın davalı üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde geçerli AAÜT'ne göre belirlenen 7.266,55 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Davalı taraf kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde geçerli AAÜT'ne göre belirlenen 2.268,22 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine 8-Artan gider avans bakiyelerinin, HMK'nın 333.maddesi uyarınca ilgili tarafa iadesine, 9-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden; a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine, b-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL istinaf başvuru harcı gideri, 60,00 TL posta ve tebligat gideri olmak üzere toplam 222,10 TL kanun yolu giderinin, takdiren yarısı olan 111,05 TL'lik bölümünün davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, 10-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine, 11-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 29.01.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.