T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2023/1771
KARAR NO:2024/1808
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:14/06/2023
NUMARASI:2023/92 E. - 2023/420 K.
DAVANIN KONUSU:Tazminat
Taraflar arasındaki tazminat davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; davacının dava dışı ... Şirketi nezdinde 450.000,00 TL tutarında ödenmiş sermayesi ile %90 payı bulunduğunu, şirketin 16/03/2009 tarihinde Ticaret Sicil Gazetesi'ne tescil edilerek faaliyetlerine başladığını, şirketin davalı ve davacı tarafından kurulduğunu, ardından şirketin 01/06/2015 tarihinde alınan ... numaralı karar ile tasfiye edilmesine ve tasfiye memurunun davalı olmasına karar verildiğini, bu kararın 15/06/2015 tarihli, 8841 sayılı Ticaret Sicil Gazetesinde tescil ve ilan edildiğini, davalının tasfiye memuru olarak atandığını, ancak davalının üzerine düşen sorumluluklarını yerine getirmediğini, işbu hususta tespit ettikleri usulsüzlüklere ilişkin olarak Beyoğlu .... Noterliği aracılığıyla 21.10.2022 tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname keşide edildiğini, arabuluculuk sürecini devam ettirmesine rağmen, 07.12.2022 Tarihinde. ... Büro dosya numarası, 2022/131655 arabuluculuk numarası ile davalıyla anlaşma sağlanamadığını, davacının 450.000,00 TL tutarında ödenmiş sermayesi ile %50 payı bulunduğunu, davacının %90 oranıyla hak sahibi olduğu şirket nezdinde meydana gelmiş ve gelmesi muhtemel zararlarla doğrudan muhatap olacağının izahtan vareste olduğunu, bu sebeple davalının iş ve eylemlerinde doğmuş olan zararlardan davacının da zarar ettiğinin kuşkusuz olduğunu, davalının tasfiye sürecini yürütürken üzerine düşen sorumluluklara aykırı hareket ettiğini, tasfiye sürecinin 15/06/2015 tarihinde başlamasına rağmen şirketin halen daha tasfiye edilemediğini, TTK'nın 286.maddesinde "Tasfiye memurları, tasfiye hâlinde bulunan şirketin bütün mal ve haklarının korunması için basiretli bir iş adamı gibi gerekli önlemleri almakla ve tasfiyeyi olabildiğince en kısa zamanda bitirmekle yükümlüdür." şeklinde bir düzenlemede bulunduğunu, şirketlerin tasfiyelerinin olabildiğince hızlı şekilde tamamlanması ve mağduriyet yaratılmamasınının hedeflendiğini, davalının yapmaktan imtina ettiği işlemler ve kötü niyetli olarak başvurduğu hukuki yollar ile işbu madde hükmünü de ihlal ettiğini, TTK'nın 289/1 maddesinin "Tasfiye memurları, önceden seçilmişlerse şirketin sona ermesini hemenizleyen günlerde ve şirketin sona ermesinden sonra ortaklarca seçilmiş veya mahkemece atanmışlarsa seçimlerinden ve atanmalarından hemen sonra şirket işlerini gören kişileri çağırarak onlarla birlikte, gelmedikleri takdirde yalnız başlarına, şirketin finansal durumunu gösteren bir envanter ile bilanço düzenlerler..." ve "...Tasfiye memurları gerek görürlerse şirket mallarına değer biçmek için uzmanlara başvurabilirler...."hükmünü içerdiğini, tasfiye işlemleri hakkında defter tutacaklarını, TTK'nın 288.maddesi gereğince tasfiye memurlarının tasfiye işlemlerinin güvenliğini sağlamak için gereken defterleri tutmakla yükümlü olduğunu, hesap verilebilirlik ilkesi kapsamında tasfiyeyi 1 yıl içinde bitirmemesi halinde "tasfiyenin uzun sürmesi halinde her yıl sonu" tasfiyeye ilişkin finansal tabloları belirten düzenlemeler ışığında tasfiye memurunun tasfiye sürecini mümkün olan en kısa sürede bitirmesi ve uzayan dönemler için tüm kayıt ve defterleri usulüne uygun tutması gerektiğini, davalının sayılan bu sorumluluklarının hiçbirini yerine getirmediğini, müvekkili tarafından yerine getirilmesine de müsaade etmediğini, işbu sebeplerle de huzurdaki dava ile TTK'nın 285.maddesi hükmünce hukuki sorumluluğuna gidilmesi gereği hasıl olduğunu, TTK'nın 285.maddesinde yer alan ''(1 Kanuna, şirket sözleşmesine veya iş görme şartlarını gösteren diğer hükümlere aykırı hareket ederek, üçüncü kişileri veya ortakları zarara uğratan tasfiye memurları, kusursuz olduklarını ispat etmedikçe, müteselsil olarak sorumlu tutulurlar. (2) Tasfiye memurları, atadıkları ve hizmete aldıkları kimselerin kanuna, şirket sözleşmesine veya diğer iş görme şartlarını gösteren hükümlere aykırı hareketlerinden dolayı da Türk Borçlar Kanununun 116 ncı maddesi hükmünce, gerek üçüncü kişilere gerek ortaklara karşı müteselsil olarak sorumludurlar." hükmü, yine TTK'nın tasfiye memurunun sorumluluğunu düzenleyen 553.maddesinde yer alan ''Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar." ifadeleri ile davaya konu olayda davacının, davalının tasfiye memurluk görevini ilgili kanun hükümlerine uygun şekilde yerine getirmemesi sebebiyle şirketin oluşan mağduriyetinden davalının sorumlu olacağı hususunun açık bir şekilde düzenlendiğini, TTK'nın 291.maddesi gereğince tasfiye memurluğunun amacının açıklandığını,"Tasfiye memurları, şirketin faaliyette bulunduğu dönemde başlanmış olup da henüz sonuçlandırılmamış olan iş ve işlemleri tamamlamaya, şirketin borç ve taahhütlerini yerine getirmeye, şirketin alacaklarını toplamaya, gereğinde yargı yolu ile almaya ve varlıkları paraya çevirmeye, net varlığı elde etmeye yönelik ve yarayan bütün iş ve işlemleri yapmaya yetkili ve zorunludurlar." şeklinde düzenleme yapıldığını, davalının tutum ve davranışları neticesinde kanun tarafından tasfiye süreci bağlamında oluşturulan düzenin sekteye uğratıldığını, neticede, kanunda açıkça ifade edildiği üzere davalının "yapmaya zorunlu olduğu" işlem ve eylemleri yerine getirmemesi sebebiyle gerek tasfiye sürecinden beklenen neticeler meydana gelmeyerek korunmaya çalışan hukuki düzenin korunamadığını, gerekse de şirket menfaatlerine zeval geldiğini, davalının hukuki sorumluluğunun doğduğunu, davacının ortağı bulunduğu Tasfiye Halinde ... Şirketi'nin davalı tarafından çok uzun yıllar kanuna aykırı şekilde tasfiye edilmemesi hasebiyle davacının zararı bulunduğunu, her geçen gün işbu zararının katlanarak devam ettiğini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla davacının uğramış olduğu zarara ilişkin şimdilik 25.000,00 TL'nin davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiğini, davacının bu süreç dahilinde uğramış olduğu zarara ilişkin olarak mahkemece görevlendirilecek bilirkişi tarafından yapılacak inceleme neticesinde şirketin tasfiye edilmemesi hasebiyle şirketin ortağı konumundaki davacının zararının da net olarak tespit edilebileceğini, görevini kötü niyetli olarak kullanmak suretiyle gerçekleştirmiş olduğu haksız ve hukuka aykırı eylemleri neticesinde müvekkilin ortağı olduğu şirkete vermiş olduğu zararı tazmin etmesine karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek, şimdilik 25.000,00 TL'nin davacıya ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; davacının herhangi bir zarara uğrayıp uğramadığı şirketin tasfiye sürecinin tamamlanmasının ardından ortaya çıkacağından, tasfiye halindeki şirketin olağan seyrinde devam eden tasfiye sürecinde gelinen aşama itibariyle davacının talep edebileceği herhangi bir zararı bulunmadığını, hukuki yararı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Mahkememizce; İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı'ndan Tasfiye halinde... Şti. Nin tasfiye sürecine ilişkin tüm belgeler ile varsa tasfiyeye ilişkin son bilançonun bir örneği, İstanbul Ticaret Sicili Müdürlüğü'nden dava dışı Tasfiye halinde... Şti. nin kuruluşundan itibaren sicil kayıtları celp edilerek incelenmiştir.Dava, dava dışı tasfiye halinde ... ŞTİ'nin tasfiye memuru olan davalının sorumluluğu kapsamında oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir.6102 sayılı TTK'nın 644b. maddesi atfıyla; TTK'nın 553/1.maddesinde; kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacakları,6102 sayılı TTK'nın 555/1. maddesinde; şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibinin isteyebileceği, pay sahiplerinin tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilecekleri,6102 sayılı TTK'nın 557/1. maddesinde; birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her birinin, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zararın şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olacağı düzenlemeleri yer almaktadır.Bilindiği gibi; Yasa ve ana sözleşmenin kendilerine yüklediği görevleri gereği gibi yerine getirmeyen tasfiye memurları bu yüzden oluşan zararlar nedeniyle ortaklığa, ortaklara ve ortaklık alacaklılarına karşı sorumludur. Yönetici/tasfiye memuru aleyhine açılacak sorumluluk davasında asıl dava hakkı ortaklığa ait olup, böyle bir davanın açılabilmesi genel kurulun bu yönde bir karar alması koşuluna bağlıdır. Ancak, zarar gören ortakların da dava açma hakkı bulunmaktadır. Ortak tarafından açılacak dava, ortaklığın dava açabilmesi için alınması gerekli genel kurul kararına bağlı da değildir.Ortakların dava açma hakkı da doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik gösterir.Bu nedenle, ortağın doğrudan zararı ile dolaylı zararın açıklanması gerekmektedir.6762 sayılı Türk Ticaret Kanununda çokça tartışılan doğrudan zarar ve dolaylı zarar kavramlarına 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda yer verilmemiştir. Ancak yeni Kanunda da şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara uğradıkları zararlar için dava açma hakkı tanınmıştır. Bu kişiler, uğradıkları doğrudan zararların tazmini için kusurlu yönetim kurulu üyelerine/tasfiye memuruna yönelebilirler. Ayrıca şirketin uğradığı zararlardan yansıma yoluyla zarar gören yani dolaylı zarara uğrayan pay sahibi ve alacaklılar da belli koşullarda sorumluluk davası açabilirler (TTK 553, 556).Doğrudan ve dolaylı zararlar, TTK'nun 553. Maddesi uyarınca açılacak sorumluluk davasında pay sahipleri ve alacaklılar bakımından önemli kavramlardır. Yönetim kurulu üyelerinin/tasfiye memurlarının kusurlu davranışlarının şirketin, pay sahibinin veya alacaklının alanında doğrudan yol açtığı zararlara doğrudan zarar denir. Kusurlu davranışlarının şirketin malvarlığına zarar verdiği ve bu zararın pay sahiplerini veya alacaklıları etkilediği zararlara da dolaylı zarar denir.Somut olayda öncelikle, söz konusu talebin davacının doğrudan mı yoksa dolaylı zararını mı oluşturduğu hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Doğrudan ve dolaylı zarar ayrımı anonim şirketler hukukunda sorumluluk çerçevesinde, ortağın veya alacaklının doğrudan kendi malvarlığında mı, yoksa şirketin zararı dolayısıyla “yansıma” bir zarara mı maruz kaldığı sorusunu cevaplamaya yarar. Bu iki kavram yalnızca ortakların ve alacaklıların zararı halinde kullanılır, zira sorumluluk hükümleri çerçevesinde anonim şirket yalnızca doğrudan zarara uğrayabilir, ortaklar ve alacaklılar bakımından ise hem doğrudan hem de dolaylı zarar söz konusu olabilir.Doğrudan doğruya zarar, şirket ortaklarının ve alacaklıların yönetim kurulu üyelerinin fiilleri sonucunda şirketin zararından bağımsız olarak uğradıkları zarardır. Şirketin ortakları ve alacaklıları, ortaklık zarar görmeden de bir zarara uğrayabilirler. İşte ortaklık malvarlığında herhangi bir azalma meydana gelmeden ortağın ve alacaklının malvarlığında meydana gelen azalmaya anonim şirketler hukukunda doğrudan zarar denilmekte ve bu durumda pay sahibine hükmedilecek tazminatın kendisine ödenmesi talebiyle dava açma imkanı tanınmaktadır. Ortakların veya alacaklıların doğrudan doğruya zararı, yönetim kurulu üyelerinin/tasfiye memurunun fiilleri sonucunda bu kimselerin ferdi ve hususi haklarının ihlali şeklinde ortaya çıkar. Ortakların ve alacaklıların doğrudan zararına ilişkin olarak başlıca şu örnekler verilebilir:Sermaye artırımında ortağın rüçhan hakkının kullanımının engellenmesi, ortağa payına uygun temettü ödenmemesi, ortağın genel kurul toplantısına katılmasına veya toplantıda oy kullanmasına haksız yere engel olunması, hazırlanan yanlış bilançoya istinaden ortağın hisselerini satması veya yeni hisse senedi alarak zarara uğraması, alacaklının yanlış bilgiye dayanarak şirkete kredi açması. Alacaklıların ve ortakların doğrudan zarar görmeleri nedeniyle uğradıkları zararın tazminini talep etmeleri, genel hukuk prensibi olan sorumluluğun bir sonucudur.Doğrudan doğruya uğranılan zararlardan dolayı açılacak davalarda ortaklar ve alacaklılar tazminatın kendilerine verilmesini talep edebilirler. Birden fazla pay sahibi veya alacaklı aynı fiille zarara uğramış olsalar dahi talep edilebilecek tutar bizzat uğradıkları zarar ile sınırlıdır Aslında ortakların ve alacaklıların doğrudan zararı anonim şirketler hukukuna özgü tipik bir sorumluluk davası olmayıp şirketin haksız fiilini teşkil eder. O nedenle bu davalarda anonim şirketlere özgü aktif ve pasif dava ehliyeti, doğrudan ve dolaylı zarar, farklılaştırılmış teselsül gibi özel düzenlemeler dışında esas itibarıyla haksız fiil sorumluluğuna ilişkin zarar, illiyet bağı, hukuka aykırılık ve kusura ilişkin kurallar uygulama bulur.Doğrudan zarara istinaden dava hakkı her bir ortağa ve alacaklıya direk ve kişisel olarak tanınmıştır. Diğer ortakların, alacaklıların veya şirketin tazminat talebinden tamamen bağımsızdır. Zararın doğrudan zarar olması halinde, ortak bu davayı tasfiye memuruna yöneltebilir.Dolayısıyla zarar olarak nitelendirilen zarar ile kastedilen, ortakların veya alacaklıların, yönetim kurulu üyelerinin ortaklık malvarlığını kötüleştiren davranışlarından şirketin zarara uğraması neticesinde uğradıkları zarardır (yansıma zarar). Burada doğrudan zarar gören şirket olmakla birlikte, onun malvarlığında azalma meydana getiren bütün işlemler, ortaklar ve alacaklılar bakımından dolayısıyla zarar teşkil etmektedir, çünkü bu zarar nedeniyle şirketin ödeme gücünde meydana gelen azalma, alacaklıların ve ortakların taleplerinde bir kayba yol açmaktadır.6102 s. TTK mülga TTK md. 309 dan farklı olarak dolaylı zarar kavramını kullanmamış, şirketin uğradığı zararın şirket ve ortaklar tarafından talep edilebileceğini belirterek dolaylı zarara üstü kapalı olarak yer vermiştir.Ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararından ancak şirketin zarara uğraması ve bu zararın ortakların ve alacaklıların malvarlığında bir azalmaya sebep olması halinde bahsedilebilir. Şirketin zararı ortakların ve alacaklıların dolayısıyla zararının “olmazsa olmaz” şartıdır.Dolaylı zararın talebi halinde ise davanın şirkete yöneltilmesi mümkün değildir. Zira bu durumda asıl zarara uğrayan şirketin kendisidir. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır. Ortak ile alacaklı, şirketin zararının giderilmesi talebiyle bu davayı açmaktadır.Yukarıda yapılan açıklama ve tespitler çerçevesinde, davacı tarafından basit yargılama usulüne tabi işbu davada, dava dilekçesi ile , “şirketin tasfiye meurunu olan davalının tasfiyeyi sürüncemede bırakmak ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmemek suretiyle şirketi zarara uğrattığı" yönündeki iddialara dayalı zararın tazmini talep edilmiş olup, davacının dava dilekçesi kapsamında iddia ettiği zararların dolaylı zarar niteliğinde olduğu anlaşılmakla hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesi talep edebileceği, ancak davacı zararının TTK'nun 553. md kapsamında davalıdan tahsili ile kendisine ödenmesini talep etmesi karşısında, benzer mahiyetteki Yargıtay 11. HD'nin 2018/3034 E. 2019/4617 K. Sayılı ilamı,İstanbul BAM 43. HD'nin 2021/1254 E. 2021/1540 K. Sayılı ilamı, İstanbul BAM 43. HD'nin 2021/827 E. 2021/830 K. Sayılı ilamı, İstanbul BAM 13. HD'nin 2020/758 E. 2020/974 K. Sayılı ilamındaki açıklamalar dikkate alınarak ve davacının iddianın genişletilmesi yasağı kapsamında görülen cevaba cevap dilekçesi başlıklı dilekçedeki beyan ve iddialarına itibar edilmeksizin davanın aktif dava ehliyeti yokluğu nedeniyle reddine dair aşağıdaki şekilde karar tesis edilmiştir." gerekçesiyle, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ.Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davalının halen ödenmemiş sermaye borcu bulunduğunu, 150.000,00 TL olan bu tutarın ödenmesine yönelik şirket tarafından ihtarat yapılmışsa da, işbu ihtarata karşın sermaye ödeme borcunun yerine getirilmediğini, dolaysıyla aynı zamanda şirket ortağı olan davalının TTK'nın 128 ve 573.madde hükmünü de ihlal ettiğini, davalının sermaye borcunu ifa etmemesinin şirkete karşı ne kadar sorumsuz hareket ettiğine ilişkin karine oluşturduğunu, mahkemece bunun nazara alınmadığını,davalının, davacının sermaye olarak ödediği sıcak parayı basiretsiz bir tacir gibi harcamak suretiyle öncelikle şirketi ve dolayısıyla davacıyı zarara uğrattığını, davalının hiçbir zaman davacıyla bilgi paylaşımında bulunmadığını,şirket defterlerini davacıdan gizlediğini, davacının bunları inceleyemediğini, ortaklık haklarını kullanamadığı, münferiden imzaya yetkili sıfatıyla müdür olarak görev yaptığı dönemler dahilinde, davalı tarafından gerçekleştirilmiş usulsüzlüklerin ve hukuka aykırı eylem ve davranışların davacı yanca tespit edildiğini, genel kurul tarafından alınan kararların ibra niteliği taşımadığını, davalının ilgili bilgi ve belgeleri saklaması neticesinde müvekkilinin işbu bilgi ve belgelerden yeni haberi olabildiğini, TTK’nın 424.maddesinde bu hususun “...bilançoda bazı hususlar hiç veya gereği gibi belirtilmemişse veya bilanço şirketin gerçek durumunun görülmesine engel olacak bazı hususları içeriyorsa ve bu hususta bilinçli hareket edilmişse onama ibra etkisini doğurmaz.” olarak ifade edildiğini, kanun maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere eksiksiz bir şekilde hazırlanmayan bilanço doğrultusunda alınan kararın ibra niteliği taşımayacağını, davalının şirket adına temsile yetkili olduğu dönem aralığında şirket tarafından keşide edilmiş 20/11/2009, 26/08/2010 ve 06/10/2015 tarihli faturalara ilişkin, alındığı ihtiva edilen mal ve hizmetlere ilişkin olarak şirket kayıtlarında ne bir bilgi ne de belgeye rastlanmadığını, davalının yetkili olduğu dönemde keşide edilen faturaların dayanağı belgelerin veya mal ve hizmetlerin söz konusu olmadığının tespit edildiğini, bu üç faturada salt “...” açıklaması yer aldığını, hangi sinema eserine ilişkin ödemenin yapılmış olduğunun belirsiz olduğunu, açıkça ilgili kanun maddesine aykırı faturalar keşide edildiğini, bir diğer yandan davalı tarafından keşide edilen faturalar arasında hayatın olağan akışına aykırı olarak, telif bedeli adı altında düzenlenen faturalarda ciddi bir tutarsızlık bulunduğunu, seri numarası... olan 06/10/2015 tarihinde keşide edilen faturanın sinema eserinin telif haklarına ilişkin bedelinin hiçbir şekilde bir sinema eserini almaya yetecek nitelikte bir tutar olmadığını, TTK'nın 644.maddesi hükmü uyarınca anonim şirketler için geçerli olan TTK'nın 553.maddesinin limited şirketler için de uygulama alanı bulacağını, TTK'nın 553.maddesi uyarınca kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumlu olacaklarını, dolayısıyla delillerinin değerlendirilmesi neticesinde fark edileceği üzere davalının davacının ortağı olduğu şirketi zarara uğrattığını, davacının şirkete karşı vermiş olduğu işbu zararı tazmin etme yükümü altında olduğunu, şirket müdürünün iş ve eylemlerinde gerekli tüm dikkat ve özeni gösterme zarureti bulunduğunu, sonuç olarak davalının bu fiiller incelendiğinde şirketi ve davacıyı zarara uğratmış olduğunun izahtan vareste olduğunu, davacının zararının olduğu bu kadar açıkken ve bu zararın mesuliyeti tamamıyle davalı taraftayken ve nihayetinde şirket genel kurulunun ve denetim mekanizmalarının kanuna ve hukuka uygun şekilde çalıştırılmasının davalı tarafça engellendiği de açıkça ortadayken davanın esasına girilmeksizin aktif husumet yokluğu ile davanın reddedilmiş olmasının, hukuka aykırı bir sonuç ortaya çıkardığını, davalının müdürlük görevini kötü niyetli olarak kullanmak suretiyle gerçekleştirmiş olduğu haksız ve hukuka aykırı eylemleri neticesinde müvekkilinin ortağı olduğu şirkete vermiş olduğu zararı tazmin etmesine yönelik haklı davasının usul ve esas olarak gerektiği gibi incelenmediğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne ve arabuluculuk vekalet ücreti de dahil olmak üzere, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TTK'nın 644/1 maddesinin atfıyla aynı yasanın 553 vd maddeleri uyarınca, davalının kusurlu davranışlarıyla davacının uğradığı zararların tazmini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın aktif husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.TTK'nın 553. maddesine göre, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerine aykırı olarak kusurlu fiil ve işlemleri sonucunda şirketin doğrudan uğradığı zarar sebebiyle şirkete, pay sahiplerine ve alacaklılara karşı zarardan sorumludurlar.Davacı vekili; dava dışı ... Şirketinde davalı ile davalının hissedar olduklarını davalının, dava dışı şirketin tasfiyesi kararı alındıktan sonra davalının tasfiye memuru olarak atandığını, davalının tasfiye memuru olarak görev yaptığı dönemde tasfiyeyi 7 yıldır bitiremediğini, davalının tasfiye memuru olarak üzerine TTK'nın 285, 286, 288 ve 289.maddelerinde yüklenen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davalı tarafından çok uzun yıllar kanuna aykırı şekilde şirketin tasfiye edilmemesi hasebiyle davacının zararı bulunduğunu, her geçen gün işbu zararının katlanarak devam ettiğini, bu nedenle fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmak kaydıyla davacının uğramış olduğu zarara ilişkin şimdilik 25.000,00 TL'nin davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiş, davalı vekili; davanın reddi gerektiğini savunmuştur.Mahkemece, davalının talep ettiği zararın dolaylı zarar olduğu, bunun kendisine değil şirkete ödenmesini talep etmesi gerektiği, davacının kendisine ödenmesini talep ettiği gerekçesiyle, davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilmiştir.Eldeki dava, TTK'nın 553 vd. maddeleri uyarınca ve özellikle 555.maddesi uyarınca şirket ortağı tarafından açılmış bir sorumluluk davasıdır. Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları aleyhine açılacak sorumluluk davası, doğrudan doğruya zarar ve dolaylı zarar durumuna göre değişiklik içerir. Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurlarının ortaklığın mal varlığını azaltan veya kötüleştiren yasa ve ana sözleşme hükümlerine aykırı davranışları, ortaklar ve alacaklıların dolaylı zarar görmesine yol açar. Yani davacı tarafın ortağı olduğu şirketin tasfiye memuru tarafından tasfiye sürecinin kötü yönetilmesi nedeniyle şirketin zarara uğratılması nedenine dayalı tazminat davasında, tasfiye memurunun eylemleri nedeniyle uğranılan zarar, şirket açısından doğrudan, davacı ortak açısından ise dolaylı zarar olup, dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 555. (6762 sayılı TTK'nm 309.) maddesi hükmü gereğince hükmedilecek tazminatın şirkete verilmesinin talep edilmesi gerekmektedir.Davacı ortağın doğrudan bir zararı varsa bu zararın ortağa ödenmesi istenebilir. Bu sebeple, söz konusu davanın açılıp görülebilmesi için, oluştuğu iddia olunan zararın doğrudan ya da dolaylı zarar niteliğinde olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Şirket ortağı konumunda olan kişilerin sorumluluk davası yolu ile kendileri adına istemde bulunabilmelerinin koşulu, oluştuğu ileri sürülen zararın, doğrudan zarar niteliğinde olmasıdır.Dolaylı zarar olarak nitelendirilebilecek hususlarda ortakların veya alacaklıların sadece yöneticilerin ödeyeceği tazminatın şirkete verilmesi yönünde istemde bulunmaları mümkündür. Somut olayda davacı, aynı zamanda ortak ve tasfiyesine karar verdikleri şirkete tasfiye memuru olarak atanan davalının hissedarı olduğu şirketi tasfiyeyi geciktirerek zarara uğrattığını ileri sürerek, zararının tazminini talep etmişse de; davacının dava dilekçesi kapsamında iddia ettiği zararların dolaylı zarar niteliğinde olduğu, iddianın ileri sürülüşü ve anlatımlar itibariyle şirketin uğradığı zararların talep edildiği anlaşılmaktadır. Bu halde hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesi talep edilmelidir.Davacı tarafça iddia edilen zarar kalemlerinin doğrudan zararlar olmayıp, dolaylı zararlardır. Davacı böyle bir davayı açabilirse de hükmedilecek tazminatın kendisine değil ancak şirkete verilmesini talep edebilir.Nitekim TTK'nın 555/1. maddesine göre, davacının, şirketin uğradığı zararın şirkete ödenmesini istemesi gerekirken dava dilekçesi sonuç ve istek kısmına göre kendisine ödenmesini talep ettiği nazara alındığında, davacının aktif husumet ehliyeti bulunmadığı anlaşılmaktadır.Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın aktif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle reddine karar verilesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Her ne kadar davacı vekili, istinaf dilekçesinde, davalının, davacıyı şirket üzerinden ve dolayısıyla zarara uğrattığını ileri sürmekte ise de; eldeki dava basit yargılama usulüne tabi olup HMK'nın 318.maddesine göre basit yargılama usulüne tabi davalarda, tarafları dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır.Cevaba cevap ve ikinci ceva dilekçesi verilemez. İddianın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı ise davanın açılmasıyla başlar.Yine HMK'nın 357.maddesi uyarınca ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmalar dinlenemez. Bu kapsamda, davacı vekilinin istinaf dilekçesinde, davacının şirket üzerinde zarara uğratıldığı iddiası anılan hükümler uyarınca nazara alınamaz. Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 157,75 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 12.12.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.