T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2024/400
KARAR NO:2024/1551
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:30/11/2023
NUMARASI:2019/508 Esas - 2023/1083 Karar
ASIL DAVA:Alacak
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET
MAHKEMESİNİN 2019/780 ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN
DAVA:Alacak (Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan)
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET
MAHKEMESİNİN 2020/791 ESAS SAYILI DOSYASI YÖNÜNDEN
BİRLEŞEN DAVA:Alacak (Taşınmaz Alım-Satım Kaynaklı)
Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın ve birleşen ilk davanın kısmen kabulüne, birleşen ikinci dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair verilen hükme karşı, asıl ve birleşen davalarda davacı ....Şirketi vekili ile asıl ve birleşen ilk davada davalı ...Şirketi vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:ASIL DAVADA Davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; davalı şirket ile dava dışı arsa sahibi .....A.Ş arasında Büyükçekmece ... da bulunan ... ada, ... sayılı parsel üzerinde kat karşılığı inşaat yapımı konusunda Bakırköy .... Noterliğinde 09.02.2006 tarihinde ... yevmiye sayılı “Düzenleme şeklindeki Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” imzalandığını, sözleşme uyarınca davalı yükleniciye düşen ... ve... numaralı bağımsız bölümler dışındaki taşınmazlara isabet eden tapu payları hariç kalan otopark ve alışveriş merkezinde 9050, konutlarda ise 9660 olmak üzere tüm payın 9610'nun davacı şirkete devri konusunda taraflar arasında görüşmelere başlanıldığını, 010 tapu payının devir bedeli olarak davalı şirkete dava tarihine kadar 2.448.168,00 USD ödeme yapıldığını, devrin gerçekleşememesi ve yapılan görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine ödenen paranın iadesinin istenilmek zorunda kalındığını, bu amaçla dava şirketin yönetim kurulu başkanı tarafından davalı şirkete Kadıköy.... Noterliğinden 10.08.2018 tarihinde gönderilen ... yevmiye sayılı uyarı ile ödenen tutarın 3 gün içinde müvekkili şirkete ödenmesinin istenildiğini, ihtarnameye yanıt verilmediğini ve ödenen satış bedeli haksız olarak davalı şirketin malvarlığında kaldığını, yapılan ödemelerin varlığının - davalı şirketin sunduğu - belgelerde de görüleceğini, davalı şirketin dava konusu projedeki bağımsız bölümlerin satışına devam ettiğini belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 60.000,00 USD nin 20.08.2018 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi uyarınca faizi ile birlikte davalıdan alınmasına, davalı taşınmazın içinde yer alan bağımsız bölümlerin, üçüncü kişilere devrinin önlenmesi ve tapu kayıtları üzerine “davalıdır” şerhi konulması yönündeki tedbir istemlerinin kabulüne karar verilmesini istemiştir.Davacı vekili 11.11.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle dava değerini 1.670.597 USD'ye çıkarmıştır.Davalı vekili, asıl davala karşı verdiği cevap dilekçesinde özetle; davacı şirketin bir aile şirketi olduğunu, ... tarafından gönderilen ihtarnamede davacı şirketin adının geçmediğini, bu konuda bir açıklamanın da yer almadığını, kendisi ile bir ticari ilişkileri olmadığını, bu nedenle bu kişinin bir alacağının da bulunmadığını, gönderilen ihtarnamenin açılan dava ile ilgisinin olmadığını, bu yüzden davalı şirketi bağlayıcı bir yönü bulunmadığını, delil olarak gösterilmesine de onay vermediklerini, davacı şirketin ödediğini iddia ettiği 2.448.168,00 USD nin kabulü anlamına gelmemek üzere, davacı şirketin...AVM de satın almayı düşündüğü tapu paylarına için bazı ödemelerde bulunduğunu, ancak bu ödemelerin USD olarak değil de TL. olarak yapıldığını, şirket kayıtlarının incelenmesi sonucu davacı şirketin davalı şirkete 2.300.000,00 TL. ödeme yaptığını ve karşılığında kendisine 2.300.000,00 TL. tutarında fatura kesilerek hesabın kapatıldığının anlaşılacağını, davacının projeden tapu payı almaktan vazgeçmesi üzerine davacıya 12.07.2017 tarihinde 260.000,00 USD ile 01.05.2017 tarihinde ise 1.351.162,24 TL gönderildiğini, bu ödemelerin davacı ödemelerine mahsubu halinde kendilerinin bir borcunun olmadığının aksine alacaklı olduklarının ortaya çıkacağını, iyi niyetle yapılacak görüşmeler sonucu hesapların incelenerek davacının davalı şirketten bir alacağı ortaya çıktığı taktirle bunu ödemeye hazır olduklarını belirterek haksız ve dayanıksız açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/780 ESAS SAYILI DOSYASINDA:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile dava dışı “.......A.Ş. ve ... A.Ş. arasında ... Mahallesi .. ada ... sayılı parselde kayıtlı 139.800,39 m2 alanlı arsada yapılacak inşatlarla ilgili olarak Bakırköy .... Noterliğinde 20.02.2013 tarihli ...yevmiye numaralı “düzenleme şeklinde arsa satışı karşılığı gelir paylaşımı sözleşmesi” imzalandığını, sözleşmenin “5.8” maddesine göre taşınmaz satışı sözleşmelerinin yüklenici ile alıcılar arasında imzalanması nedeniyle alıcılara yapılan satış bedelleri üzerinden alıcılar adına fatura düzenleme ve KDV mükellefiyetinin yükleniciye ait olduğunu, sözleşmenin imzalanması sonrasında dava dışı ... İnşaat ile Büyükçekmece...Noterliğinde 19.09.2013 tarihli ... yevmiye sayılı adi ortaklık sözleşmesi imzalandığını, davacı müvekkili şirketin adi ortaklıkta 9020, dava dışı ...İnşaatın ise 9080 pay sahibi olduklarını, adi ortaklık sözleşmesinin “7.3 maddesinde, “...satışı yapılan bağımsız bölümlerde tarafların mevcut hisseleri oranında müşterilere faturalar tanzim edileceği ve müşterilere faturaların, ortaklık tarafından değil ortaklığı oluşturan şirketler tarafından ve ortaklıktaki payları üzerinden tanzim edileceğinin..." yazılı olduğunu, davalı ... A.Ş. ile de dava konusu projede bulunan ; A2 Blok 15, A3 blok 15,16,17,18,20,21,22, B1 blok, 7, B3 blok 4, C1 blok, 6,7, C2 blok 4,5,6,7, C3 blok,3,4,5,6,7, E1 blok 1,2,3,4, E2 blok,1, E3 blok 1,2,3,4,5, D9 blok 33, B7 blok 21, D4 blok 1,2, D5 Blok 1 ve 2 nolu daireler olmak üzere 37 bağımsız bölümün satışı konusunda anlaşmaya varıldığını, karşılıklı güvene dayalı olarak bağımsız bölümlerin devrinin gerçekleştirildiğini, aradan geçen zamana rağmen üstelik bağımsız bölüm satış bedellerine ilişkin faturaların itirazsız kabul edilmesine rağmen davalı şirket tarafından kendilerine sadece 2.200,000,00 TL. ödemede bulunulduğunu, satış bedelinin kalan kısmı olan 5.303.750,62 TL'nin ödenmediğini belirterek 5.303.750,62 TL'nin tapu devirlerinin yapıldığı 13.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davalı şirketin taşınır ve taşınmazları ve üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini istemiştir.Davalı vekili, cevap dilekçesinde özetle; müvekkilin satın aldığı 37 adet bağımsız bölümün inşa edildiği arsanın sahibinin ..... AŞ olduğunu, arsa sahibi şirketin tapu devrine, satış bedelini tahsile, tahsil edilen bedelin %41,5 lik kısmını arsa sahibi olarak alarak kalan %58,5 payı yükleniciye devretmeye yetkili ve görevli olduğunu, satış ve pazarlama yetkisinin ise .. ... ..A.Ş. ile davacı şirketin oluşturduğu adi ortaklığa ait olduğunu, müvekkilinin ise satış bedelini ödeyerek taşınmaz satın alan üçüncü kişi sıfatını taşıdığını, müvekkilinin KDV dahil 30.631.000,00 TL satış bedelini arsa sahibi olan ... A.Ş. ye ödeyerek tapuları devir ve temlik aldığını, bu nedenle kendilerine husumetin yöneltilemeyeceğini, arsa sahibi şirket ile yüklenici şirketler arasında imzalanan 20.02.2013 tarihli “Düzenleme Şeklinde Arsa Satışı Karşılığı Gelir Paylaşımı “ Sözleşmesine göre üçüncü kişilere satılacak bağımsız bölümlerin satış bedellerinin arsa sahibi ve yükleniciler adına açılan, yönetim ve tasarruf yetkisi arsa sahibinde olan ortak banka hesabına yatırılacağını, ancak uygulamada banka kredisi kullanılması halinde bankalar doğrudan tapu sahibi kim ise ödemeyi de o kişiye yaptıkları için arsa sahibi olana ... A.Ş. hesabına yatırıldığını, arsa sahibi sözleşme uyarınca kendi payı olan 9041,5 kısmı aldıktan sonra kalanı adi ortaklık hesabına gönderdiğini, sözleşme uyarınca arsa sahibinin yüklenicilere arsa payı faturası keseceğini, yüklenicilerin ise satılan bağımsız bölümün satış bedeli üzerinden alıcıya adi ortaklık hisseleri oranında gayrimenkul satışına ilişkin fatura düzenleyeceklerini, 37 adet dükkanın KDV dahil satış bedeli olan 30.631.000,00 TL. banka kredisi kullanılmak suretiyle ödendiği için bu tutar doğrudan doğruya arsa sahibinin hesabına ödendiğini, bu şekilde sözleşmeye ve taraflar arasında kabul görmüş uygulamaya ve hukuka aykırı hiçbir durum olmadığını, davacı şirket ile davalı şirket arasında davacının payına düşen satış bedelinin doğrudan davacı şirkete yapılacağına dair bir sözleşme hükmü bulunmadığını, 37 adet bağımsız bölümün tapu devrenin gerçekleşmiş olmasının bedelin ödendiğinin açık göstergesi olduğunu, tapu satış senedinde de satış bedelinin tümü ile ödendiğinin açıkça belirtildiğini, dava dışı arsa sahibi şirketin kendi payına düşen kısım dışında kalan satış bedelini davacıya göndermemesi davalı alıcı şirketin sorumluluğu altında bulunmadığını, haricen öğrendiklerine göre arsa sahibi şirketin satış bedelinden 1.500.000,00 TL. Sini davacının hesabına, 13.944,250,00 TL. sini ise adi ortaklık hesabına gönderdiğini, davacının davalı adına sözleşme hükümleri uyarınca fatura düzenlediğini, 37 adet bağımsız bölüm için düzenlenen davacı faturaların KDV dahil toplam tutarının 7.503.750,62 TL. olduğunu, buna göre toplam satış bedelinin KDV dahil 37.518,753,29 TL. olacağını, bunun %41,5 lik kısmı 15.570.282,62 TL.nin arsa sahibine, kalan 21.948.470,67 TL. sinin ise adi ortaklığa ait olacağını, davacı şirketin adi ortaklıkta %20 payına göre kendisine 4.389.694,13 TL. düşeceğini, davacı şirkete arsa sahibi tarafından doğrudan 1.500.000,00 TL. gönderildiğini, adi ortaklığa gönderilen 13.944.250,00 TL. Den davacı şirketin %20 payına isabet eden 2.788.850,00 TL. ile birlikte davacı şirkete toplamda 4.288.850,00 TL. ödenmiş olduğunu, yukarıda açıklanan şekilde davacı payına düşmesi olası 4.389.694,13 TL'den yapılan ödeme düşüldükten sonra davacıya kabul anlamına gelmemek kaydı ile en fazla (4.389.694,13 — 4.288.850,00) 100.844,13TL eksik ödeme yapılmış gözüktüğünü, davacının tapuda satış sırasında arsa sahibine nakit olarak ödenen bedelden de kendi payına düşen tutarı aldığı düşünüldüğünde davacının bu satış ile ilgili talep edebileceği bir bedel kalmadığını, kalmış ise de bunu ancak ve ancak arsa sahibine karşı ileri sürebileceğini, arsa sahibinin satış bedelini alarak tapuları devir ettiğini, basiretli bir tacir olması gereken davacı şirketin düzenlediği faturalar içinde arsa sahibine düşen %41,5 payın da bulunduğunu, bunun arsa sahibine ödenmiş olduğunu bilebilecek durumda olduğunun kabulü gerektiğini, belirterek açılan davanın husumet ve esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir.
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2020/791 ESAS SAYILI DOSYASINDA:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkil şirketin davalı ... Şirketi'ne karşı dava açtığını, ilk derece mahkemesinin 2019/508 E sayılı dosyasında verdiği 08.10.2020 tarihli ara kararıyla "Davacının dava dışı ... ...AŞ ile yapmış olduğu adi ortaklık sözleşmesi uyarınca satılan taşınmazların bedelini talep ettiği, adi ortaklıkta, adi ortaklar elbirliği mülkiyeti hükümlerine göre davada mecburi dava arkadaşı olup davanın tüm ortaklar tarafından açılması gerektiği" gerekçesiyle, davaya adi ortak ...Şirketi'nin muvafakatinin sağlanması, sağlanamaması hâlinde ise anılan adi ortak aleyhine bu davayla birleştirilmek üzere dava açılması i çin süre verildiğini, ... ile ana davada davalı ... arasında organik bağ bulunması nedeniyle muvafakat alınması mümkün olmadığından, ilk açılan birleşen davaya ...'ın muvafakatinin alınmaması nedeniyle, taraf teşkilinin sağlanması amacıyla ve ara kararı uyarınca bu davayı açmak durumunda kaldıklarını belirterek, davanın Bakırköy 3 Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/508 esas sayılı dosya ile birleştirilmiş olan 2019/780 E sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine, adi ortaklık tarafından inşa edilen ve ana davada davalı şirkete devredilmiş olmasına rağmen ödenmeyen satım bedellerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; .... A.Ş. ortak hesabına satış bedelinin 30.631.000,00 TL'lik kısmının banka kredisi ile geri kalanın ise tapuda nakit olarak ödendiğini, taşınmazların toplam satış bedelinin iddia edildiği gibi 64.136,612 TL. olmayıp 37.518.753,29 TL. olduğunu, hasılat paylaşımı sözleşmesinin 5. maddesinde satış bedellerinin arsa sahibi ile ortak açılan hesaba yatacağı, arsa sahibinin arsa payı karşılığı gelir faturasını yükleniciler adına keseceği, satış sözleşmesinin yüklenici ile alıcılar arasında imzalanması sonrası alıcılara yapılan satış bedelleri üzerinden alıcılar adına fatura düzenleme ve KDV mükellefiyeti sorumluluğunun yükleniciye ait olduğunun yazılı bulunduğunu, satış bedelinin arsa maliki ortak hesabına yatırılmasından sonra, arsa malikinin arsa payı karşılığı olan %41,5 gelir faturasını yüklenicilerin oluşturduğu adi ortaklık adına kestiğini ve adi ortaklık ticari defterlerine işlenmesini müteakip 3. Kişi durumundaki ... A.Ş. ye taşınmazın tamamının maliki olarak (%41,5 arsa sahibi + %58.5 adi ortaklık) adi ortaklıktaki payları oranında fatura kesildiğini, bu durumun taraf ticari defter kayıtlarının incelenmesi ile ortaya çıkacağını ileri sürmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Taraflar arasında kurulmuş bulunan bir sözleşmenin taraflarından biri süresinde edimini ifa etmezse borçlunun temerrüdü kavramı karşımıza çıkar.Geniş anlamda borçlu temerrüdü (borçlunun direnimi) borçlunun sözleşmeye aykırı davranması, borcunu ifa etmemesi demektir. Bu hâlde ifa olanağı bulunmasına rağmen kararlaştırılan zaman geldiği ve uyarıldığı hâlde borçlu borcunu ifa etmemektedir.Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesine göre karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteyebileceği gibi (m. 125/1) borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir (m. 125/2). Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir (m.125/3).Sözleşmeden dönme hâlinde alacaklının sözleşmenin hükümsüz kalması nedeniyle uğradığı zarar menfi zarardır. Menfi zarar ise, sözleşmenin kurulmamasından yahut geçersiz olmasından doğan zarardır ve bu bağlamda sözleşmenin kurulduğuna veya geçerli olarak kurulmuş bulunduğuna duyulan güvenin boşa çıkmasından doğan bir zarar söz konusudur. Alacaklının malvarlığının hâlihazır durumu ile sözleşme yapılmamış olsaydı arz edeceği durum arasındaki fark, menfi zararı meydana getirir. Menfi zarar da tıpkı müspet zarar gibi fiili zarar ve yoksun kalınan kâr yani kaçırılan fırsattan oluşur. Bu bağlamda yapılan sözleşmenin geçerliliğine güvenerek başka bir sözleşme yapmamak suretiyle kaçırılan fırsatlar da menfi zararın bir türünü oluşturur (Fikret EREN: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2019, s.1186).Davacı vekili dava dilekçesinde ,davalı şirket ile dava dışı arsa sahibi ...A.Ş arasında Büyükçekmece .... da bulunan 852 ada, 2 sayılı parsel üzerinde kat karşılığı inşaat yapımı konusunda 09.02.2006 tarihinde Bakırköy .... Noterliğinde .... yevmiye sayılı “Düzenleme şeklindeki Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” imzalandığını,Sözleşme uyarınca davalı yükleniciye düşen ... ve ... numaralı bağımsız bölümler dışındaki taşınmazlara isabet eden tapu payları hariç kalan otopark ve alışveriş merkezinde %50, konutlarda ise %60 olmak üzere tüm payın %10'nun davacı şirkete devri konusunda taraflar arasında görüşmelere başlanıldığını, %10 tapu payının devir bedeli olarak davalı şirkete dava tarihine kadar 2.448.168,00 USD ödeme yapıldığını,Devrin gerçekleşememesi ve yapılan görüşmelerden sonuç alınamaması üzerine ödenen paranın iadesinin istenilmek zorunda kalındığını, bu amaçla dava şirketin yönetim kurulu başkanı tarafından davalı şirkete Kadıköy ... Noterliğinden 10.08.2018 tarihinde gönderilen .... yevmiye sayılı uyarı ödenen tutarın 3 gün içinde müvekkili şirkete ödenmesinin istenildiğini, ihtarnameye yanıt verilmediğini ve ödenen satış bedeli haksız olarak davalı şirketin malvarlığında kaldığını ileri sürerek yapılan ödemelerden kalan alacağı olarak belirlediği kısımdan önce 60.000,00 USD nin, sonrasında ise 1.610.597,00 USD nin davalı şirketten alınmasına karar verilmesini istemiştir.Taraflar arasında açıklanan tapu paylarının devri konusunda yazılı bir sözleşme bulunmadığı çekişmesizdir. Tarafların ticari defter kayıtlarının incelenmesinde, asıl dava konusu ödemeler kayıtlı olmayıp, ticari defterlerdeki işlemlerle yargı denetimine elverişli bir sonuca ulaşmak mümkün değildir.Davacı vekili davalı şirkete tapu pay devri için yapılan ödemeleri kanıtlamak amacıyla “...” adresinden gönderilen e-mail ekindeki hesaplamalara davanmaktadır.Davacı delilleri arasında yer alan bu “excell tablosuna göre” davacı şirket yetkilisi ...'ın davalı şirkete nakden yapılan ve tahakkuk ettirilen alacaklardan kaynaklı bakiye alacağı 2.194.819,00 USD olarak gözükmektedir.Davalı şirketin bu tabloda alacaklı olarak gözüken davacı şirket yönetim kurulu başkanının kendilerinden alacaklı olduğuna ilişkin bir itiraz ve savunması bulunmamaktadır.Davalı vekili davaya cevap dilekçesinde “...Şirket kayıtlarının incelenmesi sonucu davacı şirketin davalı şirkete 2.300.000,00 TL. ödeme yaptığını ve karşılığında kendisine 2.300.000,00 TL. tutarında fatura kesilerek hesabın kapatıldığının anlaşıldığını...”Davacının - projeden tapu payı almaktan vazgeçmesi üzerine davacıya 12.07.2017 tarihinde 260.000,00 USD ile 01.05.2017 tarihinde ise 1.351.162,24 TL. gönderildiğini, bu ödemelerin davacı ödemelerine mahsubu halinde kendilerinin bir borcunun olmadığının aksine alacaklı olduklarının ortaya çıkacağını..." ileri sürmüştür.Dosya içinde yer alan açıklamalardan ve bilgilerden davacı şirketten 25.08.2011 tarihinde 2.300.000,00 TL'lik çek girişi yapıldığı, karşılığında 04.03.2013 tarihinde 2.300.000,00 TL'lik fatura kesildiği anlaşılmaktadır. Ancak gerekbu faturada yazılı ve gerekse dava dilekçesinde yazılı bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının devredilmediği her iki tarafın kabulündedir. Bir başka anlatımla alınan çekler ve karşılığında kesilen faturalar dava konusu borç/alacak ilişkisi dışında kalmıştır.Yine dosyadaki kanıtlardan davalı yanca iddia edilen 12.07.2017 tarihinde değil de 12.07.2012 tarihinde, davacı şirketin eski ticari ünvanı olan “.....” adına 260.000,00 USD nin üzerinde herhangi bir açıklama yer almaksızın havale yoluyla gönderildiği, bu gönderinin aynı tarih itibariyle yukarıdaki excell tabloda davacı şirketin alacağından düşüldüğü görülmektedir.Diğer yandan davalı vekili cevap dilekçesinde davacı şirkete 01.05.2017 tarihinde 1.351.162,24 TL. gönderildiğini, bu ödemelerin davacı ödemelerine mahsubu halinde kendilerinin bir borcunun olmadığının aksine alacaklı olduklarının ortaya çıkacağını...”ileri sürmüştür.Bu itirazla ilgili olarak ise davacı vekili ikinci yanıt dilekçesinde “...Davalı şirket tarafından ödenen diğer 1,351.162,24 TL. ise davacı şirket tarafından davalı şirkete kesilen 20.03.2017 tarihli 950.000,00 TL. bedelli, 31.03.2017 tarihli 401.162,24 TL. bedelli inşaat Malzemesi satışına ilişkin olduğunu, her iki fatura tutarının 1.351.162,24 TL. ye denk geldiğini, bu bedeller kendilerince alındıktan sonra satışın iptali edilmesi üzerine davalı şirketin verdiği talimat uyarınca 930.000,00 TL. si Beylikdüzü Belediyesine, 400.000,00 TL.si ile davalı şirketin ortaklarının ortak olduğu... A.Ş. ye gönderildiğini ileri sürmüştür...”Dava dosyasına bu iddiayı kanıtlamak için faturalar ve ödeme dekontları sunulmuştur. Sunulu her iki faturanın toplamı (950.000,00 + 401.162,24-) gönderildiği ileri sürülen 1.351.162,24 TL. ile tümü ile uyuşmaktadır. Davalı vekilinin Beylikdüzü Belediyesine ve dava dışı gurup şirketi... A.Ş. gönderilen ödemelerin gerçek olmadığına ilişkin bir itirazı olmadığı anlaşılmaktadır.Asıl dava yönünden halli gereken uyuşmazlık konularının:1. Davacı tarafından gerçekleştirilen ödemelerin TL cinsinden mi yoksa USD cinsinden mi gerçekleştirildiği ve dolayısıyla davacı şirket tarafından sunulan hesap tablosunun asıl dava yönünden ispat amacına hizmet edecek bir delil olup olmadığının,2. ... Şirketi adına “Türkiye .... Kredi Ödemesi” olarak gerçekleştirilen 1.351.162,24-TL'lik ödemenin davacının iddia ettiği alacaktan mahsup edilmesinin mümkün olup olmadığının,3. Davalı tarafça dava tarihinden sonra yapılan 4.500.000,00-TL'nin hangi kur üzerinden hesaplanması gerektiğinin, tespiti noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. - Dolayısıyla asıl dava yönündenDavacı Tarafından Gerçekleştirilen Ödemelerin TL Cinsinden Mi Yoksa USD Cinsinden Mi Gerçekleştirildiği; Dolayısıyla Davacı Şirket Tarafından Sunulan Hesap Tablosunun Asıl Dava Yönünden İspat Amacına Hizmet Edecek Bir Delil Olup Olmadığına İlişkin İncelemeTarafların ticari defterlerinde davacının davalıya yaptığını iddia ettiği ödemelere ilişkin herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Davacı, davalıya ödenen bedellere ilişkin, ... adresinden gönderilen e-mail ekindeki hesaplamalara dayanmaktadır. Dosyaya sunulan 07.02.2018 tarihli e-mail ve eki excell tablosuna göre davacı şirket yetkilisi ... davalı şirkete nakden yapılan ve tahakkuk ettirilen alacaklardan kaynaklı bakiye olarak 2.194.819,00 USD alacaklı gözükmektedir.İspat, genel manasıyla bir iddianın doğru ve gerçek olup olmadığı konusunda mahkemenin ikna edilmesidir. Daha geniş bir anlatımla ispat, yargılama sürecinde taraflarca iddia edilen yahut hâkim tarafından re'sen gözetilecek olan ve talebin konusu ile ilgili olarak uygulanacak hukuk normunun koşullarını karşılamaya elverişli olan somut vakıaların iddia edildiği gibi olduğu konusunda hâkimde kanaat uyandırmak üzere yapılan delil ikamesi faaliyeti olarak ifade edilebilir. Davada taraflarca ileri sürülen iddia ve savunmalar birtakım vakıalara dayanır. Eğer bu vakıalar, taraflar arasında çekişmeli ise, bir başka deyişle vakıa iddialarının doğruluğu yahut gerçekliği taraflar arasında tartışmalı ise bu vakıaların ispatı gerekir. Buna karşın ikrar, iddia olunan vakıayı çekişmeli olmaktan çıkarıp, delil ikamesine gerek bırakmayan bir taraf usül işlemi olarak kabul edilmektedir.Bir dava dolayısıyla hakim önünde sözle veya mahkemeye verilen dilekçelerde yazı ile yapılmış olan ikrara, mahkeme içi ikrar denir. Mahkeme içi ikrar, yazılı ya da sözlü olarak yapılabilir. Nitekim davaya ilişkin belgelerde, örneğin dilekçelerde yapılan ikrar, yazılı nitelikte ikrar niteliğini haiz iken, beyan suretiyle gerçekleştirilen ikrar ise sözlü ikrar niteliğindedir. Gerek yazılı gerekse de sözlü bir biçimde gerçekleştirilmiş olan mahkeme içi krar, daima kendisine konu olan vakıaları çekişmeli olmaktan çıkarır ve bu vakıanın ispatına gerek kalmaz. Bu nedenle, lehine ikrarda bulunan taraf, ikrar edilen vakıa için başka delil göstermek ve o vakıayı ispat etmek zorunda da değildir.Davacı 07.02.2018 tarihli e-mail ve eki excell tablosuna dayanmakta olup davalı tarafından sunulan tabloya bir itiraz söz konusu olmayıp davacı tarafından sözleşme uyarınca verilen paranın geri ödendiği savunulmaktadır.Kaldıki dayanmamaktadır- excelde tutulan bir cari hesap ilişkisine dayanmaktadır. Davalı yan İstanbul BAM 7. Hukuk Dairesi 2020/1559 E. sayılı dosyadaki keşif tutanağında sunduğu belgeler ile birebir davacının iddia ettiği bu ticari ilişkiyi kabul etmektedir. Yine gönderilen bu excel listeler, davacı tarafından hazırlanan değil, ... adresinden gönderilen excel listeleri olması gözönüne alındığında davacının,davalı ile yapmış olduğu sözleşme uyarınca yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmiştir.Diğer yandan taraflar arasındaki ilişkinin yabancı para cinsinden olup olmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 2020/1559 E. sayılı dosya içerisinde yer alan, ....tarafından 20.04.2016 tarihli keşifte sunulan belgelerin klasör halinde fotokopileri celp ettirilmiş, belgelerin incelenmesinde; Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014 /334 E. sayılı dosyanın (davalı olarak ....'ın yer aldığı) 20.04.2016 tarihli keşif tutanağında, davalı .... vekili tarafından bir klasör harcama belgelerinin dosyaya sunulduğunun keşif tutanağında yazıldığı görülmüştür. Öte yandan davacı şirkete gerçekleştirilen ödemeleri gösteren ödeme tablosunun davacı şirketle birlikte davalı şirketin yönetim kurulu başkan yardımcısına da gönderildiği anlaşılmaktadır.Söz konusu belgelerin incelenmesinde; davacı şirket yetkilisi ...'ın 2009 yılı sonunda yaptığı toplam ödemelerin 2.448.167,00 USD olduğu, 11.07.2012 tarihinde ..... tarafından ...'a 260.000,00 USD ödenmesi ile ...'ın 2.188.167,00 USD alacak bakiyesi kaldığı gözükmektedir. Söz konusu dava 2014 yılında açılmış olup, davacının sunduğu son excell tablosu 07.02.2018 tarihindeki mail ekindeki tabloyu ihtiva ettiğinden, davacının sunuduğu excell tablosuna göre davacı davalıdan 2.194.819,00 USD alacaklı gözükmektedir.Dolayısıyla bu noktada her ne kadar davalı şirket tarafından, davacının bedelleri Türk Lirası cinsinden gönderdiği iddia edilmişse de, İstanbul BAM 7. Hukuk Dairesi'nin 2020/1559 E.sayılı dosyasına yine davalı tarafından sunulan belgelerde, bedellerin esasında USD olarak kaydedildiği anlaşılmaktadır. Davalı şirket tarafından bir başka ihtilafa sunulan belgelerde alacağın cinsinin, yabancı para cinsinden olduğunun ifade edilmiş olması mahkeme içi ikrar niteliğini haizdir. Bu yönü ile kesin bir delil olarak nitelendirilebilecek olan belgelerin huzurdaki davaya konu alacağın yabancı para cinsinden (USD) tahsilinin mümkün olduğu görülmektedir...... Şirketi Adına “Türkiye ....Kredi Ödemesi” Olarak Gerçekleştirilen 1.351.162,24-TL'lik Ödemenin Davacının İddia Ettiği Alacaktan Mahsup Edilmesinin Mümkün Olup Olmadığına İlişkin İncelemeDavalı tarafından davacıya 2017 yılında 1.351.162,24 TL ödendiği iddia edilmektedir. Davacı ise bu ödemelerin davalıdan geldiğini daha sonra ise davacı adına giderlerde kullanıldığını iddia etmektedir. Dosya içerisindeki dekontlardan davalının davacıya 20.03.2017 tarihinde 950.000,00 TL, 31.03.2017 tarihinde ise 401.162,24 TL gönderdiği gözükmektedir. Davalının davacıya ödediği 1.351.162,24-TL her iki taraf ticari defterlerinde de kayıtlıdır.Dosyaya mübrez dekont suretindendan ödemenin kredi ödemesi amacıyla gerçekleştirildiği görülmektedir. Gerçekten de anılan dekontun havale açıklamasında aynen şu ifadelere yer verildiği görülmektedir.“...ŞİRKETİ ADINA TÜRKİYE .... KREDİ ÖDEMESİ”Bu yönü ile anılan bedelin kredi ödemesi amacıyla gerçekleştirildiği bu nedenle davacı lehine yapılmış bir borç ödemesi olduğunun kabulünün mümkün olmadığı ve dolayısıyla davacının iddia ettiği alacaktan mahsubunun söz konusu olamayacağı sonucuna varılmıştır.Bu noktada anılan ödemelerin borç ödeme amacı ile gerçekleştiği hususunda ispat yükünün davalı şirkete aittir.Kaldı ki davacının 2.194.819,00 USD alacaklı olduğuna ilişkin e-mailin gönderilme tarihi 07.02.2018 tarihidir. Davalının yaptığı ödemeler ise 20.03.2017 ve 31.03.2017 tarihlidir. Dolayısıyla davalı bu ödemeleri davacının 2.194.819,00 USD alacağına karşılık yapmış olsa idi, 07.02.2018 tarihinde e-mail ile gönderilen -davacının cari hesap alacağını gösteren- tablodan düşülmesi gerekir idi. Davalı söz konusu ödemelerin,davacı tarafından kendisine gönderiline paranın geri ödemesi olduğunu yazılı bir delil ile ispat edemediğinden kendisine yemin delili hatırlatılmış davalı tarafından sunulan yemin davacı şirket yetkilisi tarafından eda edilmiş olup davalı şirket söz konusu ödemenin savunmasında belirttiği gibi bir ödeme olduğunu ispat edememiştir.Davalı Tarafça Dava Tarihinden Sonra Yapılan 4.500.000,00-TL'nin Hangi Kur Üzerinden Hesaplanması Gerektiğine İlişkin İnceleme... Bankasınca açıklanan kurlar saat 15.30 itibari ile belirlenmiş olup, bir sonraki günün kurunu göstermektedir. Davacı vekilinin itirazlarından birebir ödemenin yapıldığı günkü kuru dikkate aldığı anlaşılmaktadır. Ancak ödemelerin yapıldığı tarihteki kur bir sonraki günün kurunu göstermektedir. Yapılması gereken örneğin 01.10.2019 tarihli kur için 30.09.2019 tarihindeki kura bakmak gerekmektedir. Eğerki 30.09.2019 tarihi tatil gününe denk geliyorsa bu sefer 01.10.2019 tarihinde önceki ilk iş günü kuruna bakmak gerekmektedir. Örneğin davalının 07.10.2019 tarihinde yaptığı ödeme için 05.10 ve 06.10 tatil dününe denk geldiğinden 04.10.2019 tarihli kur dikkate alınmıştır.Bu nedenle bilirkişi kurulu tarafından yapılan hesaplamanın doğru olduğu ve davalının dava tarihinden sonra yaptığı 4.500.000,00 TL ödemenin USD karşılığı 781.438,97 USD yaptığı sonucuna varılmıştır.Yukarıda yapılan tespitler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;taraflar arasındaki sözleşme uyarınca davacı tarafından davalıya 2.448.168,00 USD ödeme yapılmasına rağmen davalının sözleşmede belirtilen edimlerini yerine getirmediği,bunun üzerine davacının gönderdiği ihtarname ile ödediği sözleşme bedelinin iadesini istediğidavalı tarafından davadan önce bu borç için yapıldığı savunulan ödemenin sözleşmenin yerine getirilmemesi nedeniyle iadesi gereken paraya istinaden ödendiğinin usulüne uygun deliller ile davalı tarafından ispat edilmediği,davalı tarafından davacıya 4.500.000,00.-TL ödendiği,bu paranın ödeme tarihi itibariyle USD karşılığının 781.438,97 USD olduğu,tarafların kabulünde olan excell tablosuna göre davalının davacıya 2.194.819,00.-TL borçlu olduğu,davalı tarafından davadan sonra ödenen miktarın düşülmesi ile davalının borcunun 1.413.380,03 USD olduğu anlaşıldığından davacı tarafından açılan davanın kısmen kabulü ile 1.413.380,03 USD alacağın 60.000,00 USD'sine dava tarihinden,kalan 1.353.380,03 USD'sine ise ıslah tarihi olan 11/11/2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden 1 yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki ... bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 4.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2019/780 ESAS SAYILI DAVAYA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER:Birleşen Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/780 E. sayılı yargılamasında; Davacı ve dava dışı... A.Ş. ile ... A.Ş. arasında ...'nin maliki olduğu, İstanbul İli, Beylikdüzü İlçesi, ... ve tapunun f... Numaralı ve 139.800,38 m2 alanlı ve imarlı kadastral arsada inşası gerçekleştirilecek yapılarla ilgili olarak Bakırköy .... Noterliği'nin 20.02.2013 tarihli, ... yevmiye numaralı, düzenleme şeklinde arsa satışı karşılığı gelir paylaşımı sözleşmesi akdedildiği, söz konusu projeden davalıya 37 adet bağımsız bölümün satıldığı, davacının bağımsız bölüm satışlarından davalıdan bakiye alacağı olarak 5.303.750,62 TL'sinin tapu devirlerinin yapıldığı 13.07.2015 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile tahsili talepli huzurdaki alacak davasını açtığı görülmektedir.Dava konusu 37 adet bağımsız bölümün 13.07.2015 tarihinde arsa sahibi olan ...A.Ş. tarafından davalı şirkete satıldığına, öncesinde davacı ile arsa sahibi bu şirket ve birleşen davalı ...AŞ. arasında Bakırköy .... Noterliğinde 20.02.2013 tarihli, .... yevmiye numaralı, “Düzenleme Şeklinde Arsa Satışı Karşılığı Gelir Paylaşımı Sözleşmesi” imzalandığı, davacı şirket ile birleşen davalı ...AŞ. arasında adi ortaklık sözleşmesi imzalandığı, adi ortaklığı oluşturan şirketlerin yüklenici olarak inşaatı yapmayı ve pazarlamayı üstlendikleri, gelir paylaşımı sözleşmesinde satıştan elde edilecek gelirlerin %41,5 nin arsa sahibine, kalan %58,5 nin ise yüklenicilere ait olacağı, adi ortaklık sözleşmesine göre yüklenicilere düşen %58,5 gelir payının %080 nin ve birleşen davalı ...AŞ. ye, kalan %20 sinin ise davacı şirkete ait olacağı, buna göre elde edilecek satış gelirinin (58,5 :100 x 80) % 46.8 nin birleşen davalı ....AŞ. ye,(58.5 :100 x 20) %11,7 sinin davacı şirkete verileceği konularında bir çekişme bulunmamaktadır.Gelir paylaşımı sözleşmesinde kat irtifak tapularının arsa sahibi adına kayıtlanacağı da açıkça yazılıdır.Dava dosyasına taraf vekillerinde sunulan ve varlığı çekişmesiz faturalara göre gerek davacı şirket ve gerekse birleşen davalı adi ortak....AŞ., davalı ... A.Ş. ye satılan 37 ayrı bağımsız bölüme ilişkin kendi gelir paylarına uygun şekilde 4 er adet fatura düzenlemişlerdir.Davacı şirket tarafından davalıya satılan 37 adet bağımsız bölümlerle ilgili kendi hissesine düşen %20 pay oranına dayalı olarak düzenlediği 4 ayrı faturada KDV dahil toplam 7.503.750,00 TL. satış bedeli gözükmektedir.Birleşen davada davalı adi ortak....A.Ş. tarafından diğer davalı ....A.Ş. adına satılan 37 adet bağımsız bölümler için düzenlenen 4 adet faturanın toplamı KDV dahil 30.015.002,67 TL. olarak gözükmektedir.Söz konusu faturaların toplamı olan 37.518.752,00 TL. satış bedellerinin her bir adi ortağın gelir paylaşım sözleşmesine göre alacakları gelir payı oranına bölünüp 100 ile çarpıldığında davacı vekilince ileri sürülen 64.134.620,68 TL. toplam Ssatış bedeline ulaşılmaktadır.(7.503.750,62: 11,7 x 100<) 64.134.620,68 TL.(30.015.002,17: 46.8 x 100-) 64.134.621,08 TL.Açıklanan hesaplama yöntemine göre arsa sahibi olan . ...AŞ ye düşen satış gelir payı ise (64.134.621,08: 41,5 x 100-) 26.615.867,74 TL. olarak hesaplanmaktadır.Davalı ....A.Ş. vekili ve birleşen davada davalı ... A.Ş. vekili KDV dahil 37.518.753,29 TL. satış bedelinin banka kredisi kullanılması nedeniyle arsa sahibi .... A.Ş. hesabına geçtiğini ileri sürmektedirler.Gelir paylaşımı sözleşmesinin 7. Maddesine göre normal işleyişte bağımsız bölüm alıcıların satış bedelini sözleşmenin tarafları adına açılan ortak hesaba yatırılması gerekmektedir.Nitekim davacı vekili tarafından sunulan ortak hesap banka hesap ekstrelerinde dava dışı alıcılar tarafından yatan satış bedelleri açıkça görülmektedir.Davacı vekili dava dışı arsa sahibi ... A.Ş. hesabına yatan paranın arsa sahibinin payına isabet eden kısım olduğunu, kendilerinin payına düşen satış bedelinin ödenmediğini iddia etmektedir.Birleşen 2019/780 E. sayılı dava yönünden halli gereken uyuşmazlık konularının:1. Adi ortaklık kapsamında 37 adet bağımsız bölümün satış tarihinde gerçek değerleri üzerinden satışa çıkıp çıkmadıklarının, bu yönü ile ortada muvazaalı bir işlemin mevcut olup olmadığının,2. Taşınmazların gerçek bedelleri üzerinden satılmadığı ihtimalinde satış bedelinin 9020 talep hakkını haiz olan davacının, herhangi bir alacağının bulunup bulunmadığının,tespiti noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Arsa sahibi ...Cari Hesabına Kaydedilen 10.000.000,00 TL'nin Zuhulen işlenip işlenmediğine ilişkin değerlendirme;Ek raporda ayrıntılı tespit edildiği üzere; ...'nin 320.01.344 hesap kodu ile takip edilen hesabında, ...'nin ortak havuz hesaptan aldığı paralar ...'nin borcuna işlenmektedir.14.07.2015 tarihinde ...'nin gönderdiği 13.944.250,00 TL ise adi ortaklık hesabına gelmiş ve ...'ye alacak verilmişken, 15.07.2015 tarihinde ...'ye borç işlenen 10.000.000,00TL'de ortak havuz hesaptan değil, adi ortalık banka hesabından elden çekilip, sonrasında ...'ye borç işlenen bir bedeldir. Eğer ki ...'ye 10.000.000,00 TL ortak havuz hesaptan gönderilmiş olsa idi, o zaman 13.944.250,00 TL gelen bedel ile ilişkilendirilemeyecek, taraflar arasındaki paylaşımda ortak havuz hesaba gelen paranın paylaşımı olarak nitelendirilecekti.Ancak ...'ye borç işlenen 10.000.000,00 TL ortak havuz hesaptan değil, adi ortaklık banka hesabından nakden çekildikten sonra borç işlenmiştir. Dolayısıyla ...'nin gönderdiği gerçek bedel 3.944.250,00 TL'dir.Davalı vekili her ne kadar bu hususun ... ticari defterlerinden teyit edilmesi gerektiğini iddia etmiş ise de, söz konusu işlem zaten resmi ticari defterlere yansıyan işlem olsa idi, adi ortaklık bu bedeli elden nakit çekip ... borcuna işlemez, resmi olarak ...'ye havale ederdi. Ancak tekrarla birlikte, dava konusu ihtilaf zaten 37 adet bağımsız bölümün satış bedelinin resmi faturalardaki kadar değil, daha yüksek bedelle satıldığına ilişkindir. Bu nedenle adi ortaklığın elden kasaya çekilen gibi banka hesabından çektiği 10.000.000,00 TL'nin ... ticari defterlerinde yer alması söz konusu değildir. Çünkü ...'de gelir paylaşımını resmi kesilen faturalardaki kadar almış gözükmektedir.Adi Ortaklık Kapsamında 37 Adet Bağımsız Bölümün Satış Tarihinde Gerçek Değerleri Üzerinden Satışa Çıkıp Çıkmadıklarının, Bu Yönü ile Ortada Muvazaalı Bir İşlemin Mevcut Olup Olmadığına İlişkin İncelemeDava konusu olayın temelinde, 37 adet bağımsız bölümün satış bedelinin 37.518.753.10'TL'mi yoksa, davacı iddialarında olduğu gibi 64.136.620,68 TL'mi olduğu yatmaktadır. Bilirkişi raporundaki teknik incelemeler neticesinde dava konusu 37 adet bağımsız bölümün satış tarihindeki rayiç değeri 66.325.000,00 TL tespit edilmiştir. Varılan bu tespit, taşınmaz satışlarının muvazaalı olarak yapıldğına işaret etmektedir. Taşınmazların Gerçek Bedelleri Üzerinden Satılmadığı hususunun tespiti üzerine Satış Bedelinin %20 Talep Hakkını Haiz Olan Davacının, Herhangi Bir Alacağının Bulunup Bulunmadığına İlişkin İnceleme Bilirkişi raporunun teknik incelemelerde dava konusu 37 adet bağımsız bölümün satış tarihindeki rayiç değeri 66.325.000,00 TL tespit edilmiştir. Yanlar arasındaki gelir paylaşım sözleşmesine göre, ... toplam satış bedelinin %41,5'nu, davacı ve davalı ise kalan %58,5'u %80-%20 olarak paylaşacaktır.Dava konusu Bağımsız bölüm satışlarından adi ortaklığa gelmesi gereken bedel 66.325.000,00 / 100 x 58,5- 38.800.125,00 TL'dir. Adi ortaklığa gelen bedel ise 3.944.250,00 TL 1.500.000,00 TL - 5.444.250,00 TL olmakla, adi ortaklığa 37 adet bağımsız bölüm satışından 38.800.125,00 TL - 5.444.250,00 TL - 33.355.875,00 TL daha ödenmesi gerekmektedir. Artık Adi ortaklığa gelmesi gereken 33.355.875,00 TL'nin içinde artık ...'nin payı bulunmamaktadır. Çünkü ... kendi payına düşen bedeli almıştır. Dolayısıyla ödenmeyen 37 adet bağımsız bölüm satış bedelinden davacının payına düşen tutar 33.355.875,00 TL x %20- 6.671.175,00 TL'dir. Davalı tarafından davacıya 15.07.2015 tarihinde 2.200.000,00 TL ödeme yapılmış, davacıda bu bedeli 20.07.2015 tarihinde adi ortaklık hesabına göndermiştir. Ancak taleple bağlılık esası gereğince davacı 2.200.000,00 TL'nin 37 adet bağımsız bölüm satışı için kendisine gönderildiğini kabul etmektedir. Dolayısıyla davacının alacaklı olduğu 6.671.175,00 TL - 2.200.000,00 TL = 4.471.175,00.-TL davacının davalıdan alacak bakiyesi kaldığı anlaşıldığından birleşen davanın kısmen kabulü ile 4.471.175,00.-TL alacağın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,davacının fazlaya ilişkin talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 5.ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2020/791 ESAS SAYILI DAVAYA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER:Davacı ve dava dışı ... Taahhüt ve Ticaret A.Ş. ile ... A.Ş. arasında ...'nin maliki olduğu, İstanbul İli, Beylikdüzü İlçesi, ... Mahallesi ve tapunun ... pafta, ... Ada, ... Numaralı ve 139.800,38 m2 alanlı ve imarlı kadastral arsada inşası gerçekleştirilecek yapılarla ilgili olarak Bakırköy .... Noterliği'nin 20.02.2013 tarihli, .... yevmiye numaralı, düzenleme şeklinde arsa satışı karşılığı gelir paylaşımı sözleşmesi imzalanmış olup,davacı ile davalı adi ortaklığın ortaklarıdır.Bu nedenle adi ortaklık için açılacak davanın birlikte açılması gerekli olup davalı olan diğer adi ortağın Birleşen Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/780 esas sayılı davaya muvafakat etmediğinden davacı tarafından taraf teşkilinin sağlanması amacıyla huzurdaki davanın açıldığı anlaşıldığından ,bu davada,davanın esası ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak aşağıdaki gibi hüküm fıkrası oluşturulmuştur." gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 1.413.380,03 USD alacağın, 60.000,00 USD'lik bölümüne dava tarihinden itibaren, kalan 1.353.380,03 USD'lik bölümüne ise ıslah tarihi olan 11/11/2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden bir yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki ... bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk lirası karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine; birleşen Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/780 esas sayılı dosyasında davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 4.471.175,00 TL alacağın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili iledavacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine; birleşen Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/791 esas sayılı dosyasında, davanın taraf teşkilinin sağlanması amacıyla açıldığı anlaşıldığından davanın esası ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir.Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı .... AŞ vekili ile asıl ve birleşen davalarda davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Asıl ve Birleşen davalarda davalı ...vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; asıl ve birleşen davaları özetledikten sonra,Asıl davaya ilişkin olarak;Davacı tarafından öne sürelen exel hesap tablosunun ispat gücü olan bir delil niteliğinde olmadığını, ilk derece mahkemesince bu belgenin dayanak alınmasının ve bunu esas alan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında yazılı sözleşme bulunmamasına karşın müvekkilinin iyi niyetli ve dürüst davranarak asıl davadaki akdî ilişkiyi kabul ettiğini, geçerli olmayan şifai satış vaadi sözleşmesinden davacının vazgeçmesi nedeniyle ödediği bedelin iadesi istemine ilişkin esas davada, davacı tarafından davalıya yapılan ödemelerin bir tanesi hariç hepsinin TL cinsinden olduğunu, buna rağmen mahkemenin USD alacağı hesapladığını, ilişkinin USD üzerinden kurulduğuna ilişkin yazılı belge bulunmadığı gibi davacı yanca sözleşme veya mutabakat sunmadığını, buna karşın mahkemece delil değeri bulunmayan exel tablosunu esas alarak USD üzerinden hüküm kurmasının hukuka aykırı olduğunu, davacının dolar kurunun artışından istifade niyeti taşıdığını,Davacının sözleşmeden vazgeçmesi üzerine, müvekkili tarafından davacıya 12.07.2012 tarihinde 260.000 USD (1.508.000 TL) ile 01.05.2012 tarihinde 1.351.162,24 TL ödeme yaptığını, böylece davacı ile hesabın kapandığını, ayrıca bu satışla ilgili olarak 28.11.2011 tarihli 2.300.000 TL bedelli çeke karşılık 04.03.2013 tarihli 2.300.000 TL fatura kesildiğini, devamında akraba olan şirketle ticari ilişkisinin devam etmesi sebebiyle 2019 yılının 10. ayında ilaveten 4.160.766,00 TL verildiğini, böylece davacı şirkete herhangi bir borcun kalmadığını, Davacı iddialarının, dava değeri itibariyle HMK'nın 200. maddesi uyarınca senetle ispatının zorunlu olduğunu, ticari defterlerde ilişkinin TL olarak takip edildiğini, ticari defterlerin aksinin takdiri delil olan bilirkişi raporu ile ispatının mümkün olmadığını, Mahkemeden ısrarlı taleplerine rağmen yeni bilirkişi kurulundan rapor alınması taleplerinin reddedildiğini, bu şekilde HMK'nın 27. maddesindeki hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini,Davacının delil olarak dayandığı e posta yazışmalarının HMK'nın 202. maddesi uyarınca delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceğini, bir şirkete ait bilgisayardan şirket yöneticilerinin haberi olmaksızın elektronik posta metinlerinin şirkete karşı kullanılamayacağını, somut olayda delil başlangıcı olarak kabul edilen elektronik belgenin müvekkili davalı şirketin kurumsal e-mailinden gönderilmediğini, e-posta ve ekindeki exel tablosunun şirket ortakları arasındaki ilişkilerin takibi için düzenlendiğini, davacının bu inşaat projesinin ortağı olmadığı hâlde müvekkili şirkete düşecek taşınmazların %10'unu satın almademelerinin USD cinsinden olduğunun kabul edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkeme içi ikrar olarak benimsenen belgenin davacıya yönelik açık bir ikrar içermediğini, Müvekkili şirket tarafından davacıya gönderilen toplam 1.351.162,24 TL'nin, davacının davaya konu ettiği alacaktan mahsup edilmemesinin doğru olmadığını, mahkemece usulsüz yemin deliline dayanılarak hüküm kurulduğunu, bu ödemenin davacıya, davaya konu alacağına karşılık yapıldığını, müvekkiline teklif ettirilen yeminin usulsüz olduğunu, zira bu konudaki ispat yükünün davacıda olduğunu, bu nedenle müvekkiline yemin teklif ettirilmesinin usule aykırı olduğunu, ayrıca davacının yemin metnine sadık kalmadığını, yeminin usulünce icra edilmediğini,Mahkemece dava tarihinden sonra yapılan 4.500.000 TL'lik ödemenin hangi kur üzerinden dövize çevrilmesi gerektiğine ilişkin ortaya konulan gerekçenin hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki müvekkilinin borcunun döviz değil TL olması nedeniyle böyle bir değerlendirmenin usule aykırı olduğunu,Birleşen 2019/780 E sayılı davaya ilişkin olarak;İlk derece mahkemesinin hatalı bilirkişi raporunu esas alarak eksik incele ile hüküm kurduğunu, dava dışı arsa sahibi ... cari hesabına kaydedilen 10.000.000 TL'nin zuhulen işlenip işlenmediğine ilişkin değerlendirmenin hukuka aykırı olduğunu, Hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişilerin hesaplamada açık hataya düştüklerini, mahkemeye ödemeleri ticari defterler ile somut olarak ispat etmelerine rağmen, ... adi ortaklığı hesabından her iki ortağın yetkili temsilcilerinin imzalarını içeren sonraki gün 10.000.000 TL çekilmesi hususunu eldeki uyuşmazlıkla nasıl ilişkilendirdiklerinin anlaşılmadığını, 10.000.000 TL'nin ortak havuzdan değil adi ortaklık banka hesabından çekilmiş olması, ...'nin gönderdiği gerçek bedelin 13.944.250,00 TL olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini, bu durumun yapılan gelir paylaşım sözleşmesi ile veya müvekkili davalı şirketle hiçbir illiyet bağının bulunmadığını, davacı ile davalı müvekkili arasında adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunu ve tarafların müşterek sorumluluğu bulunduğunu, bu durumda 10.000.000 TL'nin sadece müvekkili davalıya yüklenmesinin hukuka aykırı olduğunu, HMK'nın 222. maddesi uyarınca defter kayıtlarının kesin delil olduğunu, aksinin takdiri delil niteliğindeki bilirkişi raporu ile kanıtlanamayacağını, HMK'nın 25. maddesine göre mahkemenin, taraflardan birinin ileri sürmediği hususu resen dikkate alamayacağını, taraflarca ikame edilmemiş delilerin değerlendirilemeyeceğini, satış bedelinde muvazaa bulunmamasına rağmen mahkemece yapılan satışların muvazaalı olduğu kanısıyla hüküm kurulduğunu, mahkemece muvazaaya dayalı olarak yapılan değerlendirmelerin de hatalı olduğunu, zira bir tarafın kendi muvazaasına dayanarak talepte bulunamayacağını, Yargıtayın yerleşik içtihatlarının da bu yönde olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin asıl davaya ve birleşen 2019/780 E sayılı davaya ilişkin hükmünün usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına asıl dava ile anılan birleşen davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Asıl ve Birleşen davalarda davacı...Şirketi vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; asıl ve birleşen davalarda verilen ilk derece hükmünü özetlemiş ve;Asıl dava yönünden, Müvekkili davacı tarafından, davalıya 2.448.167 USD ödeme yapıldığının sabit olduğunu, ıslahla belirledikleri alacak tutarının tamamının tahsiline karar verilmesi gerekirken davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, bilirkişi raporları ile tespit edildiği üzere taraflar arasındaki ilişkinin ticari defterlere kaydedilmediğini, ancak davalı tarafça gönderilen hesap kayıt tablolarının dosyaya sunulduğunu, anılan kayıtları içeren e-postaların müvekkili şirket yetkilisi ile birlikte davalı şirket yetkililerine gönderildiğini ve hatta bizzat davalı tarafından başka dava dosyalarına delil olarak sunulduğunu, bu hususun bilirkişi raporları ile tespit edildiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 2.194.819 USD alacağın tespit edildiğini, mahkemece İstanbul BAM 7. Hukuk Dairesinin 2020/1559 E sayılı dosyası içinde yer alan davalı şirket tarafından 20.04.2016 tarihli keşifte sunulan belgelerin bir klasör hâlinde celp edilen belgelerin incelenmesinde davalı vekilleri tarafından sunulan belgeler içinde davalı şirket yetkilisinin 2009 yılı sonunda yaptığı toplam ödemelerin 2.448.167 USD olduğunun 11.07.2012 tarihinde davalı tarafından 260.000 USD ödeme yapılması ile bakiye alacağın 2.188.167 USD olduğunun tespit edildiğini, yine raporda tespit edildiği üzere, davacının alacağına dayanak olarak sunduğu belgede 2.194.819 USD alacaklı olduğuna dair tespit yapıldığını, ilk derece mahkemesince dava açıldıktan sonra davalı tarafından 4.500.000 TL ödendiği, ödeme tarihindeki kur karşılığının 781.438,97 USD olduğunun tespit edildiği, bu tutarın 2.194.819 USD'den düşünmesi üzerine bakiye alacağın 1.413.380,03 USD olarak hesaplandığını, bununla birlikte hesaplamaya esas alınan tabloların davalı tarafça tek taraflı düzenlendiğini, müvekkili tarafından yapılan ödemenin 2.448.167 USD olduğunu, davalının ödeme yapmaması üzerine noter ihtarı çekildiğini, davalı tarafından 12.07.2017 tarihinde 260.000 USD ödeme yapıldığının iddia edildiğini, oysa bu ödemenin gerçekte 11.07.2012 tarihinde yapılmış olup, bu ilişki kapsamında yapıldığının kabul edilemeyeceğini, ayrıca davalının ödeme savunmasına konu 1.350.000 TL'nin de dava konusu alacağa mahsuben yapılmış ödeme olduğunun mahkemece kabul edilmediğini, ilk derece mahkemesince 260.000 USD'lik ödemenin alacaktan düşüldüğünü, müvekkili tarafından keşide edilen 10.08.2018 tarihli ihtarnamede, 2.246.903 USD alacak talep edildiğini, davalının ödemelerinin bu alacaktan tenkisinin mümkün olmadığını, bu nedenle asıl davanın ıslah doğrultusunda tümüyle kabulü gerekirken, kısmen reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu,Birleşen 2019/780 E sayılı dava yönünden;Müvekkili şirket alacağının talebin üzerinde ispat edilmesine rağmen taleple bağlılık ilkesi gerekçe gösterilmek suretiyle talebin altında bir tutara hükmedilmesinin hatalı olduğunu, anılan birleşen davada, müvekkili şirkete ödenmeyen satım bedeli olan 5.303.750,62 TL'nin talep edildiğini, müvekkili alacağının yargılama sonucunda 6.671.175,00 TL olarak hesaplandığını, buna karşın taleple bağlılık ilkesi dikkate alınarak 4.471.175,00 TL bakımından kabul kararı verildiğini, böylece talebin altında bir miktara hükmedilmiş olduğunu, mahkemece 5.303.750,62 TL alacağa hükmedilmesi gerektiğini, bilirkişi raporlarında davacı alacağının 6.671.175,00 TL hesaplandığını, bu tutardan düşülen 2.200.000 TL'nin adi ortaklığı iade edildiğinden davanın kısmen reddine karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, bu nedenlerle birleşen 2019/780 E sayılı davada verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu,Birleşen 2020/791 E sayılı dava yönünden;Davalı ... şirketi aleyhindeki davanın, ilk derece mahkemesinin 08.10.2020 tarihli celsesinde verilen ara karar uyarınca açıldığını, muvafakatin sağlanamaması hâlinde adi ortak aleyhine dava açılmak üzere bir ay süre verildiğini, bunun üzerine davanın açıldığını, her iki davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunu, aralarında sürekli para alış verişi bulunduğunun tespit edildiğini, ticari defter kayıtlarına göre bilirkişilerce 31.12.2015 tarihi itibariyle davalı ... diğer davalı ...tan 6.084.726,12 TL alacaklı iken... alacak bakiyesinin ortaklar cari hesabına virman edilerek kapatıldığının tespit edildiğini, bu nedenle bu ikinci birleşen davadaki davalının da sorumlu olduğunu, ilk derece mahkemesince bu dava bakımından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu,Yukarıda açıklanan gerekçelerle, asıl davada davanın kısmen reddine ilişkin bölümünün, birleşen ilk davada davanını kısmen reddine ilişkin bölümünün ve ikinci birleşen davada verilen hükmün tümüyle hukuka aykırı olduğu belirtilerek kararın kaldırılmasına, asıl ve birleşen davaların kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE.Asıl dava, hukuki niteliği itibariyle, gerçekleşmeyen taşınmaz satış vaadi uyarınca yapılmış olan ödemelerin geri tahsili istemiyle açılmış alacak davasıdır. Birleşen 2019/780 E sayılı dava, hukuki niteliği itibariyle, davacı ile dava dışı arsa sahibi ve diğer birleşen davadaki davalı ... arasında imzalanan gelir paylaşım sözleşmesi uyarınca, davalıya satılan 37 adat taşınmaz nedeniyle davacıya ödenmesi gereken bakiye alacağın tahsili istemiyle açılmış bir alacak davasıdır. Birleşen 2020/791 E sayılı dosya ise Büyükçekmece .... Noterliğinin 19.09.2013 tarihli,... sayılı işlemiyle düzenlenen adi ortaklık sözleşmesinin tarafı olan ...Şirketi'nin, mahkemenin ana dava üzerinden verdiği 08.10.2020 tarihli ara karar doğrultusunda, birleşen 2029/780 E sayılı davada taraf teşkilinin sağlanması amacıyla açılmış bir dava olduğu anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda: Asıl davada, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile 1.413.380,03 USD alacağın 60.000,00 USD'sine dava tarihinden,kalan 1.353.380,03 USD'sine ise ıslah tarihi olan 11/11/2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4/a maddesi uyarınca kamu bankalarının aynı yabancı para türünden 1 yıl süreli mevduata uyguladıkları en yüksek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki ... bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine; birleşen Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/780 esas sayılı dosyasında: Davanın kısmen kabul kısmen reddi ile;4.471.175,00.-TL alacağın dava tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebinin reddine, birleşen Bakırköy 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/791 esas sayılı dosyasında: Açılan davanın taraf teşkilinin sağlanması amacıyla açıldığı anlaşıldığından davanın esası ile ilgili olarak karar verilmesine yer olmadığına, karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı .... A.Ş vekili ile asıl ve birleşen davalarda davacı vekilince yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl davada davalı ...vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Taraflar arasında asıl davaya konu harici ve sözlü taşınmaz satım ilişkisinin mevcudiyeti konusunda ve bu ilişki kapsamında davacının davalıya ödemeler yaptığı, daha sonra bu satım ilişkisinin gerçekleşmediği hususları ihtilafsızdır. Asıl davada davalı vekili, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan e-mail ve ekli exel tablolarının delil değeri bulunmadığını, davalı ödemelerinin bir tanesi dışında TL olduğunu, ilk derece mahkemesince davacının ödemelerinin döviz olarak kabul edilip, döviz üzerinden hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Dosyada örneği bulunan ve ... hesabından gönderildiği anlaşılan 07.02.2018 tarihli e-posta ekinde " ... ın yaptığı harcamalar" başlığı altında exel tablosu sunulduğu, bu tabloda toplam 466.922,00 TL ödemesi ile doğrudan döviz ödemesi kayıtlarına yer verildiği, TL ödemelerinin o günkü kur üzerinden döviz karşılıklarına yer verildiği, davacı şirket yetkilisi ...'dan tahsil edilen toplam tutarın 2.448.167 USD olarak gösterildiği, bu tutardan 11.07.2012 tarihinde ... banka hesabına 260.000 USD'nin düşümü sonucunda kalan tutarın 2.227.800 USD olarak hesaplandığı anlaşılmaktadır. Bu exel tablosunun davalı ... aleyhine açılan Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/334 E sayılı (İstanbul BAM 7 HD nin 2020/1559 E) dosyasına, davalı yanca delil olarak sunulduğu anlaşılmaktadır. Klasör halindeki bu belgeler dava dosyası arasına alınmıştır. Bu exel tablosu, davacı tarafından davalıya yapılan ödemelerin USD üzerinden kayıt altına alındığı ve ilişkinin döviz üzerinden tesis edildiği iddiasını doğrulamaktadır. Davalı taraf bu belgeyi kendisi başka bir yargılama dosyasına bizzat sunmuş ve belge içeriğini ikrar etmiş durumdadır. İlk derece mahkemesinin bu konudaki gerekçeleri oldukça ayrıntılı ve isabetli bulunmuştur. Davalının kendi kabulünde olan exel tablosuna göre taraflar arasındaki ilişkinin döviz üzerinden kurulduğu sabit olup, davalı vekilinin aksi yönde ileri sürdüğü istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Nitekim davalı tarafından davacıya 260.000 USD'lik bir geri ödeme yapılmış olması da ilişkinin döviz üzerinden kurulduğunu ortaya koymaktadır.Taşınmaz satımı konusundaki anlaşma geçerli bir şekilde kurulmadığından, davalı taraf aldığı tutarları iade etmekle hükümlüdür. İlişki döviz üzerinden kurulduğu kabul edildiğinden davalının iade borcunun da döviz üzerinden yerine getirilmesi gerekir. Davalı vekilinin exel tablosunu başka bir dosyaya delil olarak sunmasının ikrar niteliğinde olmadığı, bu tablonun ortaklık ilişkisi içinde alacak ve borç durumlarını göstermek üzere düzenlenmiş tablo olduğu yönündeki istinaf nedenleri de aynı gerekçelerle yerinde görülmemiştir. Davalı vekili, müvekkili tarafından davacıya 12.07.2012 tarihinde 260.000 USD (1.508.000 TL) ile 01.05.2012 tarihinde 1.351.162,24 TL ödeme yaptığını, böylece davacı ile hesabın kapandığını, ayrıca bu satışla ilgili olarak 28.11.2011 tarihli 2.300.000 TL bedelli çeke karşılık 04.03.2013 tarihli 2.300.000 TL fatura kesildiğini, devamında akraba olan şirketle ticari ilişkisinin devam etmesi sebebiyle 2019 yılının 10. Ayında ilaveten 4.160.766,00 TL verildiğini, böylece davacı şirkete herhangi bir borcun kalmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.Öncelikle delil olarak kabul edilen ve yukarıda açıklanan exel tablo içeriğine göre davalının 260.000 USD'lik ödemesi hesaplamada mahkemece dikkate alınmıştır. Bu tutar yine exel tablosunda yer alan toplam USD alacağından düşüldüğünde bakiye alacak hesabı yapılmışıtır. Exel tablosundaki hesaplama davalının kendisi tarafından yapılmıştır. Bu tabloda, 260.000 USD ödeme düşüldükten sonra bakiye alacak hesabı yer almaktadır. Dolayısıyla davalı vekilinin 260.000 USD'lik ödeme ile borcun sona erdiğine dair istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Yine davalı vekili 01.05.2012 tarihinde 1.351.162,24 TL ödeme ile borcun sona erdiğini ileri sürmüş ise de ilk derece mahkemesi karar gerekçesinde de belirtildiği üzere; dosya içerisindeki dekontlardan davalının davacıya 20.03.2017 tarihinde 950.000,00 TL, 31.03.2017 tarihinde 401.162,24 TL gönderdiği anlaşılmaktadır. Davalının davacıya ödediği 1.351.162,24 TL her iki taraf ticari defterlerinde de kayıtlıdır. Dosyaya sunulan, dekontların havale açıklamasında görüldüğü üzere, “... ŞİRKETİ ADINA TÜRKİYE ... KREDİ ÖDEMESİ” açıklamasının yazıldığı, dekont içeriklerine göre bu ödemelerin kredi ödemesi amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu açıklamalara göre 1.351.162,24 TL'lik bedelin kredi ödemesi amacıyla gerçekleştirildiği, bu nedenle asıl davaya konu borcun ifasi amacıyla yapılmış bir ödeme olduğunun kabulünün mümkün olmadığı ve dolayısıyla davacının iddia ettiği alacaktan mahsubunun söz konusu olamayacağı sonucuna varılmıştır. Varılan bu sonucu destekleyen diğer bir husus ise davacının 2.194.819,00 USD alacaklı olduğuna ilişkin e-mailin gönderilme tarihinin 07.02.2018 olmasıdır. Davalının yaptığı ödemeler 20.03.2017 ve 31.03.2017 tarihlidir. Dolayısıyla davalı bu ödemeleri, davacının 2.194.819,00 USD alacağına karşılık yapmış olsa idi 07.02.2018 tarihinde e-mail ile gönderilen -davacının cari hesap alacağını gösteren- tablodan düşülmesi gerekir idi. Anılan ödemelerin davaya konu borcun ifası amacıyla yapıldığına dair savunmayı ispat yükünün davalı şirkete ait olup, davalı, söz konusu ödemelerin, davacı tarafından kendisine gönderilin paranın geri ödemesi olduğunu yazılı bir delil ile ispat edemediğinden ve bu konuda teklif edilen yemin davacı yetkilisi tarafından eda edildiğinden, davalı vekilinin bu ödemelerin de asıl davaya konu alacaktan düşülmesi gerektiğine ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Davalı vekilince, müvekkili şirket tarafından davacıya gönderilen toplam 1.351.162,24 TL nin, davacının davaya konu ettiği alacaktan mahsup edilmemesinin doğru olmadığını, mahkemece usulsüz yemin deliline dayanılarak hüküm kurulduğunu, bu ödemenin davacıya, davaya konu alacağına karşılık yapıldığını, müvekkiline teklif ettirilen yeminin usulsüz olduğunu, zira bu konudaki ispat yükünün davacıda olduğunu, bu nedenle müvekkiline yemin teklif ettirilmesinin usule aykırı olduğunu, ayrıca davacının yemin metnine sadık kalmadığını, yeminin usulünce icra edilmediğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Yukarıda açıklandığı üzere, bu ödemelerin yapılış sebebi dekontlarda açıkça belirtilmiş olup, bu dekontlardaki kayıtların aksini iddia eden yani bu ödemelerin asıl davaya konu alacağa karşılık yapıldığını iddia eden davalının, bu savunmasını ispat yükü altında olduğu açıktır. Davalının yemin deliline dayanmış olması nedeniyle mahkemece yemin delilinin kullandırılmasında usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Yeminin icra ediliş tarzı bu uyuşmazlığı çözemeye yeterli nitelikte olup, kararın esasını etkileyecek nitelikte bir usule aykırılık tespit edilmemiş, yemin deliline dair davalı vekilinin istinaf nedenleri bu nedenle yerinde görülememiştir. Davalı vekili bu satışla ilgili olarak 28.11.2011 tarihli 2.300.000 TL bedelli çeke karşılık 04.03.2013 tarihli 2.300.000 TL fatura kesildiğini ve ödemenin bu şekilde fatura ile karşılandığını ileri sürmüş ise de; taraflar arasında ticari ilişkinin gerçekleşmediği yani taşınmaz satışının gerçekleşmediği sabit olup, fatura kesmek suretiyle borcun kapatıldığına dair istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Bu konuda ilk derece mahkemesinin gerekçesi de isabetli bulunmuştur.Davalı vekili, davacı iddialarının, dava değeri itibariyle HMK'nın 200 maddesi uyarınca senetle ispatının zorunlu olduğunu, ticari defterlerde ilişkinin TL olarak takip edildiğini, ticari defterlerin aksinin takdiri delil olan bilirkişi raporu ile ispatının mümkün olmadığını ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. İspat faaliyeti, ilk derece mahkemesi kararında da belirtildiği üzere, ihtilaflı noktalar hakkında yapılır. Davalı tarafından kendisinden sadır belge ile yani exel tablosu ile davacının iddiaları kanıtlanmış olup ayrıca HMK'nın 200. maddesine müracaatla senetle ispatın aranması söz konusu değildir. Davacı vekili aynı istinaf dilekçesinde ticari defterlerdeki kayıtların aksinin yazılı belgelerle kanıtlanması gerektiğini ileri sürmüşse de bilirkişi raporlarında belirtildiği üzere, davaya konu harici satım ilişkisinin ve davacının bu ilişkiye dayalı ödemelerinin ticari defterlere intikal ettirilmeyip, defter dışı kayıtlarla takip edildiği sabit olmakla, defter kayıtlarının aksinin kesin delillerle kanıtlanması gerektiği yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir.Davalı vekili, mahkemeden ısrarlı taleplerine rağmen yeni bilirkişi kurulundan rapor alınması taleplerinin reddedildiğini, bu şekilde HMK'nın 27. maddesindeki hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. HMK'nın 282. maddesi uyarınca bilirkişi raporları takdiri delillerden olup, mahkemece serbestçe değerlendirilir. Hüküm için gerekli olan ticari kayıt içerikleri, bilirkişi raporları ile ortaya konulmuştur. Delillerin değerlendirilmesi ve hukuki konulardaki değerlendirmeler, mahkemece yapılması gereken değerlendirmelerdir. Mahkemece, alının ve hükme esas tutulan bilirkişi raporları gerekçeli ve denetime elverişli olup, mahkemece varılan kanaatin gerekçeleri denetime elverişli şekilde ortaya konulduğundan, başka bilirkişi raporlarının alınmamış olması davalının hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder nitelikte görülmemiş, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Davalı vekilince, mahkemece dava tarihinden sonra yapılan 4.500.000 TL'lik ödemenin hangi kur üzerinden dövize çevrilmesi gerektiğine ilişkin ortaya konulan gerekçenin hukuka aykırı olduğunu, kaldı ki müvekkili borcunun döviz değil TL olması nedeniyle böyle bir değerlendirmenin usule aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. İlk derece mahkemesince bu ödemeler ödeme tarihlerindeki kur karşılıkları üzerinden dövize çevrilmiş olup, yapılan hesaplamada usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Dosya kapsamına göre bu 4.500.000 TL'lik ödemenin ıslah ile neticei talebin arttırıldığı 11.11.2019 tarihinden önce 2019 yılı Ekim ayı içinde yapıldığı anlaşılmakta olup, bu ödemeler dikkate alınarak bakiye alacak hesabı yapılmasında usul ve yasaya aykırılık görülmemiş, bu yöne ilişkin istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Davalı vekilinin Birleşen 2019/780 E sayılı davaya ilişkin olarak istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;İlk derece mahkemesinin hatalı bilirkişi raporunu esas alarak eksik inceleme ile hüküm kurduğunu, dava dışı arsa sahibi ... cari hesabına kaydedilen 10.000.000 TL'nin zuhulen işlenip işlenmediğine ilişkin değerlendirmenin hukuka aykırı olduğunu, hükme esas alınan raporu düzenleyen bilirkişilerin hesaplamada açık hataya düştüklerini, mahkemeye ödemeleri ticari defterler ile somut olarak ispat etmelerine rağmen,... adi ortaklığı hesabından her iki ortağın yetkili temsilcilerinin imzalarını içeren sonraki gün 10.000.000 TL çekilmesi hususunu eldeki uyuşmazlıkla nasıl ilişkilendirdiklerinin anlaşılmadığını, 10.000.000 TL'nin ortak havuzdan değil adi ortaklık banka hesabından çekilmiş olması, ...'nin gönderdiği gerçek bedelin 13.944.250,00 TL olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğini, bu durumun yapılan gelir paylaşım sözleşmesi ile veya müvekkili davalı şirketle hiçbir illiyet bağının bulunmadığını, davacı ile davalı müvekkili arasında adi ortaklık sözleşmesi bulunduğunu ve tarafların müşterek sorumluluğu bulunduğunu, bu durumda 10.000.000 TL'nin sadece müvekkili davalıya yüklenmesinin hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.Davalı vekili hesaplamaya dair bu itirazlarını bilirkişi raporuna karşı da ileri sürmüş olup bu itirazların 10.05.2023 tarihli ek raporun 18 ve 19. sayfalarında ayrıntılı olarak değerlendirildiği anlaşılmıştır. Yine ilk derece mahkemesinin gerekçeli kararında 14 ile 16. sayfalarında birleşen 2019/780 E sayılı davaya konu alacağın ne şekilde hesaplandığı ayrıntılı olarak açıklanmış olup, bu açıklama ve gerekçeler Dairemizce isabetli bulunmuş, davalı vekilinin istinaf nedenleri bu nedenle yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin birleşen 2019/780 E sayılı dosyada verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Davacı vekilinin asıl dava yönelik istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde;Müvekkili davacı tarafından davalıya 2.448.167 USD ödeme yaptığının sabit olduğunu, bu tutarın tahsiline karar verilmesi gerekirken davanın 1.413.380,03 USD üzerinden karar verilmesinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde de yer verdiği üzere, ilk derce mahkemesince bilirkişi raporundaki tespit ve hesaplamalar ışığında sonuca vardığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi raporları ile tespit edildiği üzere, İstanbul BAM 7. Hukuk Dairesinin 2020/1559 E sayılı dosyası içinde yer alan davalı şirket tarafından 20.04.2016 tarihli keşifte sunulan belgelerin bir klasör hâlinde celp edilen belgelerin incelenmesinde davalı vekilleri tarafından sunulan belgeler içinde davacı şirketin 2009 yılı sonunda yaptığı toplam ödemelerin 2.448.167 USD olduğunun anlaşıldığı, 11.07.2012 tarihinde davalı tarafından 260.000 USD ödeme yapılması ile bakiye alacağın 2.188.167 USD olduğunun tespit edildiği, yine raporda tespit edildiği üzere, davacının alacağına dayanak olarak sunduğu belgede 2.194.819 USD alacaklı olduğuna dair tespit yapıldığı, ilk derece mahkemesince dava açıldıktan sonra davalı tarafından 4.500.000 TL ödendiği, bu ödemelerin ödeme tarihindeki kur karşılığının 781.438,97 USD olduğunun tespit edildiği, bu tutarın 2.194.819 USD den düşünmesi üzerine bakiye alacağın 1.413.380,03 USD olarak hesaplandığı ve bu tutar üzerinden hüküm kurulduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili, davalının tek taraflı düzenlediği hesap tablosunun esas alındığını, 260.000 USD'nin düşülmemesi gerektiğini ileri sürmekte ise de davalının borcundan düşülen 260.000 USD'nin hangi sebeple düşülmemesi gerektiğine dair somut bir olguyu ortaya koymamıştır. Bu ödemenin başka bir alacğa ilişkin olduğu da kanıtlanmamıştır. Bu durumda, davacının hüküm altına alınan tutardan daha fazla alacaklı olduğu iddiası kanıtlanmadığından, davacı vekilinin, asıl davada reddedilen tutar yönünden ileri sürdüğü istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir.Davacı vekilinin Birleşen 2019/780 E sayılı davaya yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde; Müvekkili şirket alacağının talebin üzerinde ispat edilmesine rağmen, taleple bağlılık ilkesi gerekçe gösterilmek suretiyle talebin altında bir tutara hükmedilmesinin hatalı olduğunu, anılan birleşen davada, müvekkili şirkete ödenmeyen satım bedeli olan 5.303.750,62 TL'nin talep edildiğini, müvekkili alacağının yargılama sonucunda 6.671.175,00 TL olarak hesaplandığını, buna karşın taleple bağlılık ilkesi dikkate alınarak 4.471.175,00 TL bakımından kabul kararı verildiğini, böylece talebin altında bir miktara hükmedilmiş olduğunu, mahkemece 5.303.750,62 TL alacağa hükmedilmesi gerektiğini, bilirkişi raporlarında davacı alacağının 6.671.175,00 TL hesaplandığını, bu tutardan düşülen 2.200.000 TL nin adi ortaklığı iade edildiğinden davanın kısmen reddine karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, bu nedenlerle birleşen 2019/780 E sayılı davada verilen hükmün hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde de belirtildiği üzere, davalı tarafından davacıya 15.07.2015 tarihinde 2.200.000,00 TL ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Davacının da bu bedeli 20.07.2015 tarihinde adi ortaklık hesabına gönderdiği, bu tutarın 37 adet bağımsız bölüm satışı için kendisine gönderildiğinin benimsenmesi gerektiği, davacının tespit edilen bakiye 6.671.175,00 TL alacağından bu tutarın tenzili ile tespit edilen bakiye alacağın 4.471.175,00 TL olduğu kabulü ile kurulan hüküm isebetli bulunmuştur. Davacı vekili, birleşen 2019/780 E sayılı davanın dava dilekçesinde açıkça, davalı şirketin davaya konu borcuna karşılık sadece 2.200.000 TL ödeme yaptığını açıkça belirtmiştir. Davacının açık kabulünde olan bir ödemenin kararda dikkate alınmaması ve bilirkişilerce tesit edilen alacak miktarından düşülmemesi mümkün olmayıp bu konuda bilirkişi raporlarındaki tespitler ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi heyeti 2. Ek raporundaki hesaplama ışığında ilk derece mahkemesinin kararı ve gerekçesi isabetli bulunmuştur. Bu nedenle davacı vekilinin, birleşen bu davaya yönelik istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Davacı vekilinin birleşen 2020/791 E sayılı davaya yönelik istinaf başvurusunun incelenmesinde;
Davalı... şirketi aleyhindeki davanın ilk derece mahkemesinin 08.10.2020 tarihli celsesinde verilen ara karar uyarınca açıldığını, muvafakatin sağlanamaması hâlinde adi ortak aleyhine dava açılmak üzere bir ay süre verildiğini, bunun üzerine davanın açıldığını, her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunduğunu, aralarında sürekli para alış verişi bulunduğunun tespit edildiğini, ticari defter kayıtlarına göre bilirkişilerce 31.12.2015 tarihi itibariyle davalı ... diğer davalı ... İnşaattan 6.084.726,12 TL alacaklı iken ... alacak bakiyesinin ortaklar cari hesabına virman edilerek kapatıldığının tespit edildiğini, bu nedenle bu ikinci birleşen davadaki davalının da sorumlu olduğunu, ilk derece mahkemesince bu dava bakımından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek kararı istinaf etmiştir. Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde de belirtildiği üzere, iş bu birleşen davanın ilk derece mahkemesinin 08.10.2020 tarihli duruşma ara kararının 7. maddesi uyarınca davacıya, diğer adi ortağın mecburi dava arkadaşı olup,...şirketinin davaya muvafakati sağlanması muvafakat alınmaması halinde ise adı geçen adi ortak aleyhine bu dava ile birleştirilmek üzere dava açması için kesin süre verilmesi üzerine açıldığı anlaşılmaktadır. Anılan birleşen dava dilekçesinde davacı vekili, öncelikle birleştirme talebinde bulunmuş herhangi bir miktar belirtmeksizin dava açmıştır. Görülüğü üzere davacının bu birleşen davadaki asıl amacının diğer birleşen 2019/780 E sayılı dava bakımından muvafakatin alınamamış olması nedeniyle taraf teşkilinin sağlanması amacına yöneliktir. Anılan birleşen dava dilekçesinde davalı ... ile ... arasındaki organik bağdan bahsedilmiş ise de bu açıklamanın, birleşen 2019/780 E sayıl dava için ... muvafakatinin alınmasının mümkün olmadığını açıklamak üzere yapıldığı anlaşılmaktadır. Yani davacının, birleşen 2020/791 E sayılı dava dilekçesinde perdenin aralanmasına dayalı bir alacak talebi bulunmayıp talep tamamen, mahkemenin ara kararında olduğu gibi, adi ortaklar bakımından taraf teşkilinin sağlanmasına yöneliktir. HMK'nın 257. maddesi uyarınca, ilk derece yargılamasının konusu olmayan iddiaların istinaf aşamasında ileri sürülmesi mümkün değildir.2019/780 E sayılı dosyada davacı, satış bedellerinden kendi payına düşen bakiyeyi istemektedir. Adi ortaklığın tasfiyesi ile ilgili ayrı bir dava mevcut olup, adi ortakların birbirleriyle olan ilişkisi o davada değerlendirilecek bir husustur. Nitekim davacı vekili 19.10.2020 tarihli dilekçesinde davacının adi ortaklığın tasfiyesi istemiyle Bakırköy 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/592 E sayılı dosyası ile dava açıldığını bildirmiştir. Adi ortaklar arasındaki ilişkinin tasfiyesinin bu davada yapılacağı açıktır. Esasen davacının ...E sayılı davaya konu alacağın tahsili talebi mevcut değildir. Davacının, ... muvafakat alamayacağı gerekçesiyle ve adi ortaklık bakımından taraf teşkilinin sağlanması amacıyla bu davanın açıldığı açıktır. ... ve .... arasındaki ilişki ve ortaklık yapıları itibariyle, birleşen ... E sayılı davaya ... muvafakatinin alınmasının mümkün olmadığı, adi ortaklık bakımından zorunlu dava arkadaşlığı bakımından ... davalı olarak göstermekten başka yol bulunmadığı, birleşen ...E sayılı dava ile amacın hasıl olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle bu birleşen dava bakımından usul ve yasaya aykırılık görülmemiş, aksi yöndeki davacı vekili istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Açıklanan bu gerekçelerle HMK'nın 353/1.b.1 hükmü uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davalarda davacı...AŞ vekilinin ve asıl ve birleşen davalarda davalı ...AŞ vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine,2-Davacı vekili tarafından asıl dava ile birleşen iki dava için yatırılan istinaf başvuru ve peşin harçlarının Hazineye gelir kaydına,3-Asıl davada davalı ... AŞ tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 419.503,79 TL karar harcının bu davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 4-Birleşen Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2019/780 Esas sayılı dosyasında davalı . ... AŞ tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 229.069,47 TL karar harcının bu davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, 5-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 6-Gerekçeli kararın, Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 31.10.2024 tarihinde, oy birliğiyle temyizi kabil olmak üzere karar verildi.