T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2407
KARAR NO: 2024/1550
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi
TARİHİ: 04.10.2022
NUMARASI: 2018/1479 Esas - 2022/682 Karar
DAVA: Alacak (Ticari satımdan kaynaklı)
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, her iki taraf vekillerince tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin moda tasarımcısı olduğunu, davalının müvekkiline ait bazı tasarımlarını beğendiğini, siparişler verdiğini, siparişlerin davalı şirkete teslim edildiğini, davalı şirket ürünleri almaktan vazgeçerek müvekkiline yapılması gereken ödemeleri yapmadığını, müvekkilinin davalı şirketten 72.080,98 TL alacağı bulunduğunu, müvekkiline hiçbir ödemenin yapılmadığını, müvekkili tarafından İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile yasal takibe geçildiğini, davalı şirket tarafından yasal takip dosyasına kısmen itiraz edildiği, 1.616,96 TL lik kısmı ödendiğini, dava konusu alacağına ilişkin yapılan bir mutabakat olduğunu, davalı tarafından mutabakatta belirtilen bedelin ödenmediğini belirterek davanın kabulüne, 70.464,02 TL nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiş, davanın tam ıslahı şeklindeki dilekçesinde özetle; taraflar arasında yazılı olmayan sözleşmeye göre müvekkilinin davalıca beğenilen tasarımları dolayısıyla davalıya belli sayıda mal imal edip teslim ettiği, birtakım basın bültenlerinde müvekkilin davalıya iş yaptığı yolundaki açıklamalarını gerekçe gösteren davalının keyfi bir şekilde bunu iade nedeni sayarak malları iade etmeye yönelik faturalar düzenlemeye başladığı (davalının 14.03.2012 tarihi iade faturası), diğer yandan sonraki bir tarihte tarafların 31.03.2012 tarihli mutabakatı yaptıkları, buna göre müvekkilin 72.080,98 TL alacaklı olduğu konusunda tarafların mutabık oldukları, davalının keyfi bir şekilde müvekkilin birtakım basın bültenlerinde davalıya iş yaptığından bahisle iade faturaları düzenlemeye yine devam ettiği, malların müvekkile iade edildiği, müvekkilin İstanbul Anadolu .... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosya ile icra takibine başvurduğu, davalının kısmen itiraz ile mağazalarında satımı yapılan mallar ile ilgili 1.616,96 TL'nin icra dosyasına yatırıldığı, davalının icra dosyasına yaptığı itirazında bahsi geçen mutabakat metninin eski tarihli olduğunun iddia edildiği anlaşılmakta olup, müvekkilince Sayın Mahkemeden alacak talep edildiğini, Sayın Mahkeme ilk duruşmada sehven görevsizlik kararı verdiği, buna karşı taraflarınca usul hukukuna aykırı karar nedeniyle istinaf yoluna gidildiğini, istinaf süreci lehe sonuçlanarak Sayın Mahkemenin görevli olduğuna dair karar verildiğini, davalı yan ise davaya verdiği cevap dilekçesiyle; taraflar arasında 31.03.2018 tarihinde mutabakat yapıldığını, bu tarihten önce yani 14.03.2012 tarihinde iade faturaları düzenleyerek malları iade etmeye başladıklarını ifade ettiği, davalı şirketin buradan bile keyfi hareket ettiği açık olduğunu, davalı yan müvekkilin satım konusu malları başka mecralarda da satışa sunduğu gerekçesiyle iade yaptıklarını ifade ettiğini, bu gerekçe de gerçeğe tamamen aykırı olduğunu, ilk olarak, bu durum yani malların internette satışa sunulması müvekkile malların iade edilmesi sonrasında yapılmış zararın telafisine yönelik olduğunu, aksi de davalıca ispat edilemediğini, sadece bir takım görseller sunulmuş bunların da hangi tarihli oldukları incelendiğinde anlaşılamadığını, ancak delil olarak sunulan diğer davalı delilleri dikkatlice incelendiğinde internet çıktılarının davaya cevap sürecinde alındığı, davalının da zaten cevap dilekçesinin 5 numaralı paragrafında sundukları Ek-5 deliline işaret ederek; ürünlerin aradan geçen süreye rağmen hala satışa sunulduğunu ifade ettiğini, buradan iade tarihi ile bahsi geçen tarih yani davaya cevap tarihi aralığına bakılırsa davalının müvekkile verdiği zararların senelerce telafi edilemediği ve edilemeyeceği anlaşılacağını, ikinci olarak da kimi malların davalıca yapılan iadeden önce belirtilen sitelerde satışa sunulmuş olması dahi malların iadesine haklılık vermeyeceğini, zira ortada malların satımının sadece davalı şirkete yapılacağı yönlü taraflar arasında herhangi bir anlaşma bulunmadığını, davalının savunduğunun aksine "..." markasına özgü bir kreasyon yapılması konusunda ortada malların satımının sadece davalı şirkete yapılacağı yönlü taraflar arasında herhangi bir anlaşma bulunmadığını, davalının savunduğunun aksine "..." markasına özgü bir kreasyon yapılması konusunda taraflar arasında bir anlaşma olmadığını, böyle bir anlaşmanın varlığı da davalı tarafından yazılı delille ispatlanamadığını, müvekkilinin bir tasarımcı ve kendisine ait tasarımlar beğenildiği için malların sipariş edilmesi ve tarafların mutabakatı dosya kapsamında açık olduğunu, ancak yine de belirtmek gerekir ki malların müvekkile iade edilmesinden önce söz konusu mallar internet ortamında veya başka bir mecrada başkaca şahıslara satılmak üzere arz edilmediğini, bunun sonra yapılmaya başlandığını, davalı savunmasının zaten mantıken de mümkün olmadığını, asıl iade nedeni olarak davaya cevap dilekçesine ekli davalı delillerinde bulunan ve altı çizilen röportajlar olduğunu, bahsi geçen röportajların tamamen röportajı yapanı bağlayacağı, kaldı ki müvekkil ile davalı arasında müvekkilin tasarımlarının davalıca beğenildiği ve davalının mal sipariş ettiği şeklindeki bir açıklama yapmasını yasaklayan, aksi halde malların iade edileceği yönlü bir anlaşma bulunmadığını, bu yönlü bir savunmayı haklı kılacak yazılı bir anlaşma ve delil olmadığı gibi davalıca da dosyaya sunulmadığını, davalıca beğenilen tasarımlar nedeniyle sipariş edilen ürünlerin imali için İtalya'dan mal tedarik eden firmalardan iplik ve ipek kumaş alarak masraf yaptığını, müvekkilin sipariş ettiği zaman Euro-TL karşılaştırması yapıldığında bugün aynı ham maddelerin ithali ve malların tekrar imali büyük bir bütçeyi gerektireceğini, müvekkil sanatçılığını, ustalığını, işçiliğini, emeğini kullanarak çeşitli desen, ölçü, renk vb. vasıflarda ürün imal ettiğini, yaptığı baskı tasarımı maliyeti bugün yaklaşık 10.000 Euro değerinde olduğunu, "Moda Tasarım, tekstil" alanında bir bilirkişi seçildiğinde bu durum keşif esnasında da tespit edilebileceğini, bu tasarımlar davalıca da ele geçirilmiş ve müvekkilin fikri anlamda da kaybı söz konusu olduğunu, müvekkil imal ettiği malları teslim etmiştir ancak denildiği üzere bu mallar davalıca müvekkile iade edildiğini, bu nedenle müvekkil maddi ve manevi olarak zarara uğradığını, davalının siparişi üzerine müvekkilce imal edilen ve davalıya teslim edilen malların davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak iade edilmesi şeklinde cereyan eden davalıca yapılan feshin geçersizliğinin tespiti ile terditli olarak; müvekkilin müspet zararının hesaplanmasını şimdilik zarar olarak bakiye fatura bedeli 70.464,02 TL'nin müvekkile verilmesini, aksi takdirde müvekkilin bu nedenle uğradığı menfi zararın hesap edilerek şimdilik 70.464,02 TL'nin davalıdan tazminini, davalının siparişi üzerine müvekkilce imal edilen ve davalıya teslim edilen malların davalı tarafından haksız ve hukuka aykırı olarak iade edilmesi şeklinde cereyan eden davalıca yapılan feshin geçersizliğinin resen aksi takdirde bilirkişi marifetiyle tespitini, işbu tespit sonrasında terditli olarak; bakiye fatura bedeli olan 70.464,02 TL'nin müspet zarar olarak temerrüt tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte müvekkile verilmesini, aksi takdirde davalının haksız feshi, malların iadesi nedeniyle müvekkilin uğradığı menfi zararın yerinde inceleme yapılıp hesap edilerek 70.464,02 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren ticari faiziyle birlikte müvekkile verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya tahmilini arz ve talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; davacı moda tasarımcısı olan ... ile Müvekkil Şirket 2012 yılında, Müvekkil Şirket’e ait olan “...” markası için ve yalnızca bu markaya özgü olacak şekilde bir kreasyonun Müvekkil Şirket’in yönlendirmesi ile meydana getirilmesi konusunda anlaştıklarını, müvekkil Şirket davacının tasarımlarını beğenerek sipariş vermediğini, tam tersine Müvekkil Şirket’in yönlendirmeleri ile yalnızca “...” markasına özgü bir kreasyonun davacı tarafından meydana getirilmesi hususunda taraflarca anlaşmaya varıldığını, ayrıca, bu kapsamda ürünlerin sadece “...” markası adı altında ve “...” mağazalarında satışa sunulması ve davacının isminin herhangi bir mecrada yer almaması hususlarında da taraflar mutabık kaldıklarını, dava konusu ürünlerin Müvekkil tarafından teslim alınması ve satılmak üzere mağazalara gönderilmesi ile de taraflar arasında 31.03.2012 tarihli mutabakat yapıldığını, ancak bu mutabakat söz konusu ürünlerin davacı’ya iadesinden önce yapıldığını, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasına yapılan itiraz dilekçesinde belirtildiği gibi eski tarihli olduğunu, kreasyonun ... mağazalarına dağıtımının yapılarak satışa sunulmasından kısa bir süre sonra ise Müvekkil müşterilerinden ürünlerin başka yerlerde de satışa sunulduğu hakkında şikayetler gelmesi ve bu durumun da Müvekkil tarafından tespit edilmesi sonucu Müvekkil nezdinde bulunan ürünlerin tümü Davacı’ya iade edildiği ve söz konusu iadelere ilişkin 14.03.2012 tarihli 658,80TL bedelli, 06.04.2012 tarihli 17.852,40TL bedelli, 06.04.2012 tarihli 52.088,84 TL bedelli, 13.04.2012 tarihli 261,39TL bedelli, 04.05.2012 tarihli 158,79TL bedelli, 18.05.2012 tarihli 102,60TL bedelli toplam 6 adet iade faturası da kesildiğini, davacı tarafından teslim alınan iade faturalarına, TTK uyarınca 8 günlük yasal süresi içerisinde herhangi bir itirazda bulunulmadığını, faturalar davacı tarafından kabul edildiğini, davacı tarafından başlatılan icra takibi tarihinde ise Müvekkil’in, dağıtımı yapılan ve mağazalara gelen müşterilere satımı yapılan ürünler dolayısı ile, Davacı tarafa ödemesi gereken miktar olan 1.616,96TL ödendiğini, Müvekkil’in başkaca bir borcu bulunmadığını belirterek davanın Müvekkil Şirket yönünden reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına, karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Yargıtay 15. Hukuk Dairesi - 2014/3199E. - 2015/1875K. Sayılı ilamında da belirtildiği üzere; olumlu zarar (pozitiv interesse), sözleşmenin, hiç veya gereği gibi yahut vadesinde yerine getirilmemesinden kaynaklanan zarar olarak tanımlanabilir. Bu nedenle müsbet zarar üzerinde de durulmalıdır. Olumlu zarar, alacaklının, ifaya olan çıkarının beklentisinin gerçekleşmemesi nedeniyle uğradığı zarar olarak da tanımlanabilir. Başka bir anlatımla alacaklının malvarlığının mevcut durumu ile sözleşmenin tam ve gereği gibi yerine getirilmiş olsaydı ulaşacağı durum arasındaki farktır. Kural olarak, cebe girmesi beklenen paradır. Davacının kar kaybı, yoksun kalınan kar, yapmaktan kurtulunan masraflar vs.gibi zarar kalemlerini ispatlaması koşuluyla müspet zarar olarak talep edebileceği ( kısa kararda her ne kadar menfi zarar kalemi talebi kabul edildiği yazılmış ise de esasında müspet zarar talebin kabul edildiği gerekçede belirtilmekle yetinilmiştir), somut olayda ürünler karşılığı davalıdan aldığı miktar ile iade nedeniyle elinde kalan ürünleri 3. kişilere piyasa malı olarak satabileceği bedeli arasındaki farkın zararı olduğu ve talep edebileceği, ilk rapor ekinde yer alan davacı nezdinde bulunan ürünler ile ikinci raporda tespit edilen miktarlar arasında bir kısım çelişkinin bulunduğu ( 2. Raporda 132 nolu elbisenin 1 adet fazla, 135 nolu model ürünün 2 adet eksik sayıldığının görüldüğü), ilk sayımda davalının bulunmadığı, ikinci tespitte davalı tarafın da bulunduğu, ilk sayıma davacı tarafın itirazının olmadığı, eksik ürün çıkmasının sebebinin satılmış olabileceği, bu bedelin hesaplamada esas alınmasında sakınca bulunmadığı, fazla tespit edilen ürünle ilgili az olan önceki tespit sayısının esas alınması gerektiği, bu nedenle bilirkişi raporunda hesaplanan toplam 22.377,00 TLden 132 nolu modelin 57 olarak esas alınması sonucu aradaki farkın düşümü sonucu kadar davacının zararını talep edebileceği, yine iade edilen ürünler satılmış ise 3. Kişilere sattığı bedel ile davalı ile anlaştığı bedel arasındaki farkı talep edebileceği ancak davalı tarafça iade edilmiş olup ta 3. Kişilere ( ...AŞ.) satış yaptığına dair sunduğu belgelerde ayırt edici özellik bulunmadığı, bu ürünlerin davalının iade ettiği ürünler olduğunun net olarak anlaşılamadığı, yine davacının bahse konu ürünleri meydana getirmek üzere satın aldığı kumaş bedeli , çekmiş olduğu kredi bedeli vs. gibi alacak taleplerinin yerinde olmadığı zira sonuçta ortaya çıkan ürünleri davalı dışında satışa sunabileceği ve ticari işlemini gerçekleştirebileceği, ürünleri bekletmek durumunda kaldığı yerin kirasının da muhafaza gideri olarak zarar olduğunun ileri sürüldüğü ancak basiretli tacirin ve tazminat alacaklısının masrafı arttırmama yükümlüğü kapsamında bu talebin de kabul edilemeyeceği, yerinde yapılan incelemede davacı nezdinde bulunan ürünlerin davalıya satış bedeli ile piyasa malı olarak satış bedeli farkından, davacı vekilinin de açıkça 07/12/2021 tarihli beyan dilekçesi ikinci sayfasında belirtildiği..." gerekçesiyle, davacının terditli olarak açtığı eldeki davada asli talebi olan bakiye fatura bedeline ilişkin 70.464,02 TL alacak talebinin esastan reddine, davacının terditli olarak açtığı eldeki davada feri talebi olan sözleşmenin haksız feshi nedenine dayalı menfi zarar kalemlerine ilişkin 70.464,02 TL alacak talebinin kısmen kabul kısmen reddi ile 20.677,04 TL'nin 12/03/2012 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya dair talebinin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, her iki taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Taraflar arasındaki sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, davacı tarafça ürünlerin ne kadar üretildiği ve müvekkilinin ürünleri davacıya iadesi sonrasında iade edilen kaç ürünün satıldığı konusunda belirsizlik bulunduğunu, İlk derece mahkemesince temerrüt tarihi olarak müvekkilinin ürünleri ilk iade ettiği tarihin esas alınmasının hatalı olduğunu, kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunduğunu, Emsal nitelikteki Yargıtay 18.H.D.'nin 2007/549E. ve 2007/2440K. sayılı kararını dilekçe ekinde sunduklarını, İlk derece mahkemesinin kararında hem usuli hem de esas yönünden bozma sebepleri mevcut olup kararın bozulması gerektiğini, kısa karar ile gerekçeli karardaki çelişkinin göz ardı edilmesi halinde ise ilk derece mahkemesinin de gerekçeli kararında yer aldığı üzere davacının her ne kadar hem müspet hem menfi zararlarını talep ettiği ancak aynı anda işbu zarar kavramlarının hukuki sebebine göre talep edilmesinin mümkün olmadığı, haksız fesihe dayalı olarak ancak müspet zararlarını talep edebileceğinden terditli taleplerinden asıl talebi olan bakiye fatura bedeli ( esasında aynen ifa) olan 70.464,02 TL'nin aynen ifayı talep edememesi sebebi ile ilk derece mahkemesinin hüküm kısmında menfi zarar bedeli olarak ödenmesine karar verdiği asıl alacak yönünden 20.677,04 TL 'ye hükmedilemeyeceğinden ilk derece mahkemesinin kararına bu yönüyle de istinaf ettiklerini, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tümüyle reddine karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Mahkeme tarafından davalının feshinin haksız olduğu konusundaki tespiti yerinde olup davalının buna itiraz etmesi son derece manasız olduğunu, davalının feshinin tek ve yegane nedeni müvekkilinin bir röportajı olduğunu, dosya kapsamında süreç içindeki davalı davranışları da bunu açıkça ortaya koyduğunu, diğer nedenlerin tamamen gerçeğe aykırı ve hedef saptırmaya yönelik olduğunu, Malların davalıca iadesinden önce kesinlikle belirtilen sitelerde veya herhangi bir suretle satışa sunulmadığının ifade edildiğini, mutabakat formunda müvekkilinin 72.080,98 TL alacaklı olduğu konusunda tarafların mutabık oldukları belirtildiğini, ancak davalının yine iade faturaları düzenlediğini ve malları müvekkiline gönderdiğini, müvekkilinin anlaşma zemini bulamayıp ödemeleri de gecikince çok sonraları elinde kalan malları satmaya çalıştığını ve bir çoğunun da halihazırda elinde olduğunu, Bilirkişilerce kalan malların adedinin tespit edildiğini, tespite davalı vekili aracılığıyla katılmış olup sayıma her hangi bir itirazda bulunmamasına rağmen istinaf dilekçesinde bu denli bir itirazda bulunmasının kabul edilebilir olmadığını, malların resimlerde dahi anlaşıldığı üzere poşetlendiği kutu ve valizlerde tutulduğunun anlaşıldığını, Davalının ilk rapora atıfta bulunduğunu ve hakim konumunu örf ve adet olarak nitelemeye çalıştığını, malların iade edilmesinin müvekkilinin tasarım emeğinin de ziyan edildiği sonucunu doğurduğunu, bu zararın hesaplanmasında dikkate alınmamış olup buna itiraz ettiklerini, Temerrüt tarihinin ıslah tarihi olamayacağı çok açık olup bu nedenle yapılan itirazın anlamı olmadığını, 12.03.2012 tarihinde malların çıkışı olduğu ve iade edilerek haksız feshin yapıldığı ve zararın doğduğu belli olduğunu, Kısa karar ve gerekçeli karar arasında mübayenet olmadığından dolayı itiraz etmekle ıslah dilekçesi doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini, hükümde müspet zarar talebi reddedildiğini, ancak gerekçeli kararda buna da atıf yapıldığını, hak kaybına uğramamak adına buna itiraz ettiklerini, Müvekkilinin ürünleri saklaması ve muhafaza etmesinin, haksız fesih nedeniyle ticari hayatının mahvolması gibi gibi hususlar da zarar kalemleri olduğunu, sunulan ve bahsi geçen deliller raporlarda ele alınmadığını ve hükümde doğru sonuç elde edilmediğini, davalının hakim konumunu kötüye kullanarak keyfi olarak bir neden yaratıp müvekkilinin akdini feshetmesinin müvekkilinin ticari hayatını bitirdiğini ve dahi hayatında olumsuz bir tablo yarattığını, malların yıllarca müvekkilinin elinde kaldığını, bir kısmının zararına satıldığını, elinde kalan önemli bir kısmının da satılamayacağı gerçeğinin de ortada olduğunu, müvekkilinin zararının bakiye fatura bedelini aştığının açık olup bu gözetilmeden verilen karar hükme esas kabul edilemeyeceğini, Bilirkişi raporunun seçenekli yapılmış olup takdire bırakıldığını, belirttikleri hususların dikkate alınmadığını, hükümde de raporun bir kısmı esas alındığını, takdire bırakılan hususların hüküm dışı bırakıldığını, aynı zamanda dilekçeden bahsedilerek bir kısım mahsup yapılmış olmasının da talebe uygun olmadığını, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın talepleri gibi tam kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, tasarlanıp üretildiği ve teslim edildiği iddia edilen ürünlerin davalı yanca sözleşmenin (nitelikli satış sözleşmesinin) haksız feshi ile iadesi nedenine dayalı olarak, bakiye alacağın tahsili istemine ilişkindir. Yargılama sürecinde davacı vekilince davanın ıslah ile sonuç olarak sözleşmenin haksız feshi nedeniyle bakiye fatura bedeli olan müspet zararın tahsili, aksi hâlde aynı tutar esas alınarak menfi zararın tahsili talep edilmiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davının kısmen kabul-kısmen reddine karar verilmiş; bu karara karşı, her iki taraf vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davacı yan, tasarlayıp ürettiği ürünlerin davalıya teslimini yaptığını, ancak ürünleri teslim alan davalının daha sonra iade faturaları ile ürünleri iade ettiğini, bu surette davalının aralarındaki sözleşmeyi haksız feshettiğini ileri sürerek, ıslah doğrultusunda önce müspet zararı, aksi halde menfi zararı olarak fatura bakiye alacağının tahsilini talep etmiş, davalı ise davacının kendisine kreasyon hazırlama borcu altında olduğunu, sattığı ürünlerle ilgili olarak üçüncü kişilere açıklama yapıp ayrıca kendisi tarafından da ürünlerin satışa sunulduğunu, bunun üzerine haklı olarak satılanlar dışında kalan ürünlerin davacıya iade faturaları ile geri iade edildiğini ileri sürerek, davacıya karşı müspet veya menfi zarar giderim borcu bulunmadığını savunmuştur. İlk derece mahkemesince bilirkişi raporu da alınarak davanın müspet zarar talebi kapsamında davanın kısmen kabulüne karar verildiği anlaşılmıştır. Davacı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde; Davacı vekilince hükümde menfi zarar isteminin kabulüne karar verildiği, ilk talepleri olan müspet zarar isteminin reddedildiğinin anlaşıldığını ancak müspet zarar tutarına karar verildiğinin gerekçede belirtildiğini, hak kaybı olmaması için bu yönden karara itiraz ettiklerini bildirdiği anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince hükümde menfi zarar isteminin kısmen kabulüne denerek hüküm oluşturulduğu anlaşılmakla birlikte, davacının ıslahla terditli taleplerinden ilki olan müspet zarara ilişkin istiminin kabul edildiğinin gerekçede belirtildiği, yine gerekçede bu hususa işaret edilerek " kısa kararda her nekadar menfi zarar kalemi talebi kabul edildiği yazılmış ise de asasında müspet zarar talebinin kabul edildiğinin" gerekçede belirtildiği anlaşılmıştır. Bu yöndeki hatanın gerekçeli kararda ifade edilip, kısa karardaki menfi zarar kavramının müspet zarar olarak düzeltildiği de gözetildiğinde, kısa karardaki bu hatanın gerekçede açıklandığı gözetildiğinde , bu husus kararın kaldırılması nedeni yapılmamıştır. İlk derece mahkemesince alınan 09.08.2020 tarihli bilirkişi raporundaki tespitler ışığında, davalı yanca ürünlerin iadesinin, dolayısıyla davalı feshinin haksızlığı tespit edildikten sonra, davacıya iade edilen ürünler kapsamında, ürünlerin davalıya yapılan satış ile piyasa malı olarak satılması arasında davacının uğrayacağı zararın 22.377 TL olabileceği, davacının bu ürünlerden ... firmasına sattığını iddia ettiği ürünler bakımından sunduğu belgelerde ayırt edici özellik bulunmadığı, bu ürünlerin davalının iade ettiği ürünler olduğunun net olarak anlaşılamadığı, dolayısıyla davacının ispatı sağlayamadığı, yine 3. Kişi Tepegül firmasına vermek zorunda kaldığın iddia ettiği ürünlerle ilgili de ispat yükünü yerine getiremediği sonucuyla, davacının kanıtladığı müspet zararın hüküm altına alındığı anlaşılmakla, davacı vekilinin terditli taleplerinden ilki olan müspet zararına ilişkin talebin kabulüne karar verildiği anlaşılmakla, davacı vekilinin menfi zarar olarak istenebilecek ( ürünlerin maliyeti, çekilen krediler, ödenen faizler, tedarik e üretimi için kesilen faturalar, borca karşılık verilen senetler, zararına yapılan satışlar, heba olan tasarım emeği, ürünlerin saklama ve muhafaza giderleri vb. zararlarının değerlendirilmediği yönündeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin istinaf başvuru nedenlerinin incelenmesinde; Öncelikle vurgulanmalıdır ki taraflar arasında yazılı olmayan nitelikli satış sözleşmesi bulunduğu anlaşılmaktadır. Buna göre mahkemece sözleşmenin eser sözleşmesi olarak adlandırılmasının sonuca etkisi bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesinin sözleşmenin niteliği konusundaki hatalı değerlendirme sonuca etkili olmayıp, eleştirilmekle yetinilmiştir. Davalı vekilince de gerekçeli kararda müspet zarar isteminin kabul edilmesine rağmen kısa kararda menfi zarar isteminin kısmen kabulüne karar verildiğinin yazılmış olması istinaf nedeni alarak ileri sürülmüştür. Yukarıda davacı vekilinin bu konuda ileri sürdüğü itiraz ve istinaf değerlendirilmiş olup, ayrıca davalı vekilinin bu yöndeki istinafını tekrar değerlendirmeye gerek kalmamıştır. İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde de açıklandığı üzere, taraflar arasındaki satım ilişkisinin yazılı olarak düzenlenmediği de gözetildiğinde, davalının, davacı yanca üretilen ürünler ile ilgili olarak davacının röportaj gibi başka mecralarda adının yer almaması konusunda taraflar arasında anlaşma olduğunun kanıtlanmadığı, davacı yanca davalıya yapılıp satılan ürünlerin başka yerlerde satışının yapılmayacağına yönelik davacı taahhüdünün de kanıtlanmadığı, kaldı ki davalı yanca bu yönde delil olarak sunulan üçüncü kişi ...Com isimli sayfada satışa sunulan ürünler kapsamında, satışa sunma tarihlerinin belirli olmadığı, davacı tarafça bu surette satışa sunulan ürünlerin davalı yanca iade edilmesinden sonra bu satışların zararlarını karşılamak amacıyla yapıldığının ileri sürüldüğü, bu haliyle davalının, davacıya ürünler iade edilmeden önce davacının aradaki anlaşmaya aykırı davranılarak satışa çıkardığı iddiasını da ispatlayamadığı gerekçesiyle sözleşmenin davalı yanca haksız fesh edildiği sonucuna varılması isabetli olup, davalı vekilinin sözleşmenin haklı fesh edildiğinin kabulü gerektiği yönündeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. İlk derece mahkemesince, davacı yanca üretilip davalıya satışı yapılan ancak sonrasında iade edildiği ihtilafsız ürünler kapsamında taraf vekillerinin de hazır bulunduğu yerinde inceleme sonucu ürünlerin sayı ve miktarları belirlenip, 09.08.2022 tarihli bilirkişi raporu ile bu ürünlerin davalıya satışı ile iadesi sonucu piyasaya satışları kapsamında davacının uğrayacağı zarar hesabıyla hüküm kurulduğu anlaşılmakla, davalı vekilinin davacı yanca üretilen ancak iade edilen ürün ve sayıları yönünden ileri sürdüğü istinaf nedenleri de yerinde görülmemiştir. Taraflar arasında yazılı olmayan sözleşme kapsamında davalıya teslim edilen ürünlerin, davalı yanca sözleşmenin haksız feshi ile ilk iade edildiği tarihte davalı temerrüdünün gerçekleştiği gerekçesiyle faiz uygulanması isabetli görülmüştür. Taraf vekillerinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ayrı ayrı esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, her iki taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 346,90 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 1.059,34 TL istinaf karar harcının davalıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,4-Taraflarca yapılan kanun yolu giderlerinin kendilerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 31.10.2024