T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1534
KARAR NO: 2024/1509
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/01/2021
NUMARASI: 2019/428 E. - 2021/24 K.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit
Taraflar arasındaki menfi tespit davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin dava dışı ... Sosyal Yardımlaşma Derneğinin Yöneticileri olduğunu, dernek üyelerine konut yapmak için davalıların hissedarı olduğu Bozoğlu Köyü ... ada ve ... parselde bulunan 42.474 m2 miktarındaki arsanın 270.000,00 TL bedelle 5 hissedardan satın alınmasının kararlaştırıldığını, hissedarlarından ..., ... ve ...'nın hisselerine düşen 162.000,00 TL bedelden 150.000,00 TL'sinin bu kişilerin onayı ile davalı ...'nin ... Bankası Tuzla Şifa Mahallesi Şubesindeki hesabına yatırıldığını, 10.000,00 TL'nin ...'ye elden teslim edildiğini, 8.500,00 TL'nin ise, hissedarların ortak kullandığı Bozoğlu Köyündeki evlerine yaptırdıkları pimapen bedeli için ... Ltd. Şti.'nin ... Bankası Safranbolu Şubesi'ndeki hesabına yatırıldığını, diğer 2 hissedar ... ve ...'nın hisselerinin ise elden kendilerine ödenerek 25.09.2015 tarihli ibraname alındığını, satım bedelinin tamamının hissedarlara ödenmesine rağmen davalı ...'nin elinde bulunan bedelsiz senedin İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takibe konu edildiğini, borca itirazın İstanbul Anadolu 12. İcra Hukuk Mahkemesince reddedildiğini, ancak dar yetkili icra mahkemesinin genel mahkeme gibi delil değerlendirmesi yapmadan karar verdiğini ileri sürerek, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında müvekkillerinin, borçlu olmadığının tespiti ile % 20 oranında kötü niyet tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; dava dilekçesinde sözü edilen taşınmazın satımı konusunda tarafların anlaşmaya vardığını, taşınmazdaki diğer hissedarların satım bedelinin toplanarak dağıtılması konusunda müvekkiline verdiğini, paraların bu nedenle müvekkilinin hesabına yatırıldığını, dava dilekçesinde ikrar edildiği üzere, taşınmazın satım bedelinin 270.000,00 TL olduğunu, ancak müvekkilinin müvekkilinin hesabına yattırılan tutarın bu miktara ulaşmadığını, davacıların dava dışı ... ve ...'ya ibraname imzalattıklarını, ibranameye rağmen, davacıların bu kişilere ödeme yapmadığını, ...'nın payına düşen miktarın müvekkilinin hesabına yatan tutardan ödendiğini, bu nedenle davacının müvekkiline borcu bulunduğunu ve 110.000,00 TL' bedelli senedin 33.000,00 TL'lik kısmının takibe konu edildiğini, davacıların borçlu olmadıkları iddiasını yazılı delil ile kanıtlanması gerektiğini, banka dekontlarında paranın icra takibine konu bonoya karşılık ödendiğine ilişkin açıklama bulunmadığını savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Takibe konu senet incelendiğinde senet verilme nedeni olarak 'nakden' ifadesi olduğu görülmüştür.Davacılar vekili tarafından senedin taşınmaz satımı karşılığında verildiği belirtilerek senet metni talil edilmiş bir başka ifadeyle sebebe bağlanmıştır.Bedel kaydının borçlu tarafından talil edilmesi durumunda ispat yükü yer değiştirmez.Dolayısıyla senedin talil edilmediği durumda ispat yükü üzerinde olan borçlu,senedi talil ettiği durumunda da ispat yükünü üzerine almaktadır.Ancak cevap dilekçesi içeriği incelendiğinde senedin taşınmaz satışı üzerine verildiği davalının kabulündedir.Bu nedenle uyuşmazlığa konu senedin taşınmaz satımı hususunda verildiği ve taşınmazın satım bedeli konusunda bir uyuşmazlık bulunmayıp çözülmesi gereken husus davacılar tarafından satım bedelinin ödenip ödenmediği ve senedin bedelsiz kalıp kalmadığı hususudur.Davalı vermiş olduğu cevap dilekçesi ile senedin yalnızca 33.000,00 TL'lik kısmının takibe konulduğunu,bunun nedeninin ise dava dışı alacaklı ...'nın payına düşen bedelin kendisi tarafından ödendiğidir. Dosyaya sunulu ödeme dekontları ve ibranameler incelendiğinde,hükme esas alınabilecek yeterli teknik nitelikteki hesap raporu da göz önüne alınarak davacıların taşınmazın satımına ilişkin bedeli ödemiş olduğu ve senedin bedelsiz kalmış olduğu anlaşılmıştır.Kaldı ki davalı tarafından senedin bir bölümünün takibe konulması nedeni olarak davalı ...'nın ,dava dışı diğer alacaklı ...'nın payını ödemiş olması olarak belirtilmiştir. Dosya içerisinde yer alan ...'yaait ibraname incelendiğinde dava dışı ...'nın kendi payı olan 54.000,00 TL'yi tamamen almış olduğunun belirtildiği,kural olarak bu ödemelerin davacılar tarafından yapıldığının kabulünün gerektiği,karinenin aksini iddia eden (ödemenin davalı tarafından yapılmış olması iddiası) davalının iddiasını yazılı delille ispatlaması gerektiği ancak bu yönde bir delil bulunmadığı görülmüştür.Her ne kadar senet bedelinin ödendiği iddiasını ispatla yükümlü olan taraf davacılar ise de dava dosyası içerisinde bulunan dava dışı ...'ya ait ibraname ,davacıların ...'nın payını ödemiş olduğunu ispatlamaktadır.Nitekim satım sözleşmesinde bedel ödeme borcu satın alan tarafın üzerindedir.Dolayısıyla karine olarak satıcıya yapılan ödemelerin satın alan tarafından yapıldığı kabuş edilmelidir.Diğer taşınmaz paydaşlarından taşınmazın satımı ve ücretin tahsili konusunda yetki alan davalı ise ödemelerin borçlular tarafından değil de kendisi tarafından yapıldığını ispatla mükelleftir.Nitekim ...'ya ait ibraname göz önüne alındığında , ...'ya ait payın ödenmiş olduğu her iki tarafın da kabulünde olacaktır.Üzerinde anlaşılamayan husus bu ödemenin borçlular tarafından mı yapıldığı yoksa taşınmazın satımı ve ücretin tahsili konusunda yetki alan davalı tarafından mı yapıldığıdır.Nitekim yukarıda açıklandığı üzere satım sözleşmesi kapsamında ödemenin borçlular tarafından yapılmış olduğu karine olarak kabul edilmektedir.Davalının bu ödemeyi kendisinin yaptığını belirtmesi ise karinenin aksini iddia etmek olmakla ibraname göz önüne alındığında yapılan ödemelerin davacılar tarafından yapıldığı kanaatine varılmıştır. Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında davanın kabublüne ve İ.İ.K 72/5.maddesi uyarınca kötü niyet tazminatına..." gerekçesiyle davanın kabulü ile davacıların İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasından davalıya borçlu olmadıklarının tespitine, İİK 72/5. maddesi uyarınca takip miktarı olan 34.157,71 TL üzerinden hesaplanacak %20 kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacılara verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Müvekkili ile dava dışı ..., ..., ... ve ...’nun maliki oldukları taşınmazın 270.000,00 TL bedelle davacıların yöneticisi olduğu derneğe satılması hususunda anlaşmaya varıldığını, satış bedelinin tahsili ve dağıtılması hususlarında müvekkiline yetki verildiğini, davacıların, Ali Duvarcı’nın hissesine düşen miktarın ödendiği iddiası ile ...’ya ibraname imzalattıklarını, ancak ...’nın hissesine düşen bedelin davacılar tarafından ödenmediğini, bedelin müvekkilinin kendi hesabından ödemek zorunda kaldığını, bu nedenle davacıların verdiği bononun alacak miktarınca takibe konduğunu, davacıların icra mahkemesinde açtığı davanın kabulü üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 2017/1546 Esas – 2017/ 1626 Karar sayılı ilamı ile kararın kaldırılarak davanın reddine karar verildiğini, eldeki menfi tespit davasında alınan 14.12.2020 tarihli bilirkişi raporunda, “Satım bedeline karşılık senedin alındığının tarafların kabulünde olmasına göre, satım bedeli kaç para olursa olsun 110.000,00-TL’lik senet alınmasının artık taşınmazın satım bedelinden kalan ya da tarafların anlaşmasına göre, ödenecek satım bedeli bakiyesi karşılığı olması gerektiği …” şeklinde tespit yapıldığını, ancak bu tespitin aksine, senedin taşınmazın satış bedeline istinaden verildiğine dair dosyada bir beyan bulunmadığını, varsayıma dayalı olarak düzenlenen raporun hatalı olduğunu, raporun sonuç kısmında, “…senedin düzenleme tarihine, tüm ödemelerin senedin vade tarihinden sonra gerçekleşmesine göre, taşınmaz satım bedeli kapsamında düzenlenen senet borcu kapsamında yapılan ödeme olarak değerlendirildiği…” tespit edildiğini, oysa senedin 15.05.2015 düzenleme, 15.06.2015 vade tarihli ve 110.000,00 TL bedelli olduğunu, senedin vade tarihinden önce 02.06.2015 tarihinde 40.000,00 TL, 10.06.2015 tarihinde 25.000,00 TL olmak üzere toplam 65.000,00 TL tutarında ödeme yapıldığını, bu nedenle hükme esas alınan raporun eksik ve özensiz hazırlandığını, raporda, dava dışı ...’ya ait olduğu iddia edilen ibranamenin geçersiz olduğunu, ...’nın satış bedelinin tahsili konusunda vekaletname ile müvekkilini yetkilendirdiği ve ...’nın kısıtlı olduğu göz önüne alındığında, bu kişiye ödeme yapılmamasına rağmen, mahkemece buna ilişkin bir değerlendirme yapılmadan karar verildiğini, İbranamelerde, imzalayan veya parmak basan kişiler tarafından taşınmaz satışından kaynaklı alacaklarını tahsil beyanı yer almakla birlikte, ibranamelerin, ödemenin davacılar tarafından mı yoksa müvekkilince yapıldığına ilişkin bir belirleme içermediğini, buna rağmen ibranamede bulunan ödemenin davacılar tarafından yapıldığının kabul edilemeyeceğini, banka ve ödeme dekontlarının hiçbirinde ödemenin davaya konu senede istinaden yapıldığını gösterir herhangi bir ibare bulunmadığını, müvekkiline banka kanalı ile yapılan ödemenin senet borcuna ilişkin olduğu yönündeki iddianın davacı taraflarca ispatlanamadığını, Taşınmazın 270.000,00 TL karşılığında satıldığını, 5 hissedarın her birinin 54.000,00 TL alacağı bulunduğunu, satış bedeline istinaden davacılar tarafından banka aracılığı ile müvekkilinin banka hesabına toplam 150.000,00 TL, satış bedeline mahsuben hissedarların talebi üzerine ... Pvc’ye 8.500,00 TL olmak üzere toplam 158.500,00 TL ödeme yapıldığını, hissedarlar ... ve ...’ya hisse bedellerinin ödendiği iddia edildiğini ve bu bedelin 108.000,00 TL olduğunu, satış bedeline mahsuben müvekkiline elden 10.000 TL ödeme yapıldığı varsayımı ile hareketle (Davacı taraflarca satış bedeline istinaden müvekkilime elden 10.000,00 TL ödendiği iddia edilmiş ise de iş bu yöndeki gerçeği yansıtmayan iddianın ispatlanamadığı dosya kapsamı ile sabittir.) davacıların toplam 276.500,00 TL ödeme yaptığı sonucuna varılacağını, bu durumda satım bedelinden fazla ödeme yapıldığının kabulü gerekeceğini, bu kabul tarzının da hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE Dava, davalı tarafından davacılar aleyhine bonoya dayalı olarak başlatılan takip nedeniyle İİK'nın 72/3.maddesi uyarınca davacıların borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Dava, İİK'nın 72. maddesi uyarınca icra takibinden tarihinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davalı tarafından, davacılar aleyhine 15.05.2015 düzenleme ve 15.06.2017 vade tarihli 100.00,00 TL bedelli bonoya dayalı olarak, 33.000 TL asıl alacak ile 1.091 TL işlemiş faizin tahsili amacıyla kambiyo senetlerine özgü takip yoluyla icra takibi başlatılmıştır. Bonoda üç davacının da borçlu olarak yer aldığı görülmüştür. Takibin dayanağı olan bononun TTK'nın 776. maddesinde yazılı unsurlarının tam olduğu ve tüm unsurları bulunan bononun takibe konu edildiği anlaşılmıştır. Bonoda yazılı miktarın 100.000 TL olmasına rağmen, takibin 33.000 TL asıl alacak için başlatıldığı, bonoda yazılı olan miktardan daha az bir miktarın takibe konu edilmesinin hukuka aykırı olmadığı açıktır. TTK'nın 778/2-f maddesi uyarınca bonolar hakkında uygulanacak olan açık poliçeye ilişkin TTK'nın 680. maddesinde " Tedavüle çıkarılırken tamamen doldurulmamış bulunan bir poliçe, aradaki anlaşmalara aykırı bir şekilde doldurulursa, bu anlaşmalara uyulmadığı iddiası, hamile karşı ileri sürülemez; meğerki, hamil poliçeyi kötüniyetle iktisap etmiş veya iktisap sırasında kendisine ağır bir kusur isnadı mümkün bulunmuş olsun" düzenlemesi bulunmaktadır. Dava konusu bononun unsurlarının tam olarak düzenlendiği ve borçlu olan davacılar tarafından davalıya verildiği anlaşılmaktadır. Kıymetli evrak ve bu bağlamda bir kambiyo senedi olarak bono, içerdiği hakkın senetten ayrı olarak ileri sürülemediği ve başkalarına da devredilemediği vasıflı ve soyut bir borç ikrarıdır (eTTK m.557, TTK m.645 ve Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2.b., Ankara 1997, s.975; Kınacıoğlu, N.: Kıymetli Evrak Hukuku, 5.b., Ankara 1999, s.247). Bononun keşidecisi, bonoda gösterdiği belirli bir bedeli kayıtsız ve şartsız olarak bizzat ödemek konusunda soyut bir vaadde bulunmaktadır. Soyutluk (mücerretlik) ise senedin içerdiği hakkın doğumuna sebep olan temel hukuki ilişkinin senet metninden anlaşılamaması anlamına gelir. Soyutluğun senede yüklediği ilk özellik, hamilin artık senette gösterilen alacağın alacaklısı olduğu konusunda, senetten başka bir delil sunmasına gerek bulunmaması; alacağını sadece bu senetle ispatlayabilmesidir (Öztan, s.173; Poroy, R./Tekinalp, Ü.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, 15.b., İstanbul 2001, s.25). Bonolar kural olarak, birer kredi vasıtasıdır. Aksine sözleşme veya âdet bulunmadıkça edimlerin aynı anda ve karşılıklı olarak ifa edilmesine ilişkin genel ilkenin (TBK m.96) bir istisnası olarak, alt hukuki ilişkinin karşı edimini alan borçlu, para borcunu derhal ödemek yerine bir bono düzenleyerek karşı âkide verebilir. Hatta bu ödemeleri taksitler hâlinde ve ardışık vadelerde düzenlediği bonolara bağlayabilir. Böylelikle bono, keşidecisine ödeme konusunda zaman kazandırırken, lehdarına da ciro suretiyle ticari ilişkisini sürdürmek olanağı sağlar.Uygulamada bonoların teminat amacıyla da düzenlendiği görülmektedir. Gerçekten de taraflar arasındaki alt ilişkiden bir borç doğup doğmayacağı ve doğacaksa bunun tutarının ne olduğunun belli olmadığı hâllerde dahi taraflar bono düzenleyebilir ya da mevcut bir bonoyu bu amaçla ciro edebilirler (TTK m.689). Hemen belirtmek gerekir ki, kambiyo senetleri kural olarak mevcut bir borç için düzenlendiklerinden, teminat maksadıyla düzenlenmeleri istisnaidir ve bu durumun da soyutlukla yakından ilişkisi bulunmaktadır. Nitekim bono metnine teminat amacıyla verildiğinin yazılması hâlinde senedin soyutluğu ortadan kalkmakta ve devir kabiliyeti sınırlanmakta, bu ibarenin yazılmaması hâlinde ise keşidecinin teminat iddiasının ispatlanması, lehdarla sınırlı olmak üzere, yazılı delile ihtiyaç göstermektedir; lehdar dışındaki kambiyo alacaklılarına karşı teminat iddiası ise bunlar bonoyu kötü niyetle veya ağır kusur ile iktisap etmiş olmadıkça, ileri sürülememektedir (kıyasen TTK m.680). TTK’nın 776. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde bono veya emre yazılı senedin kayıtsız ve şartsız belirli bir bedeli ödeme vaadini içermesi gerektiği, 777. maddesinde de bu unsuru içermeyen bir senedin bono sayılmayacağı hükme bağlanmıştır. Bir kambiyo senedi olan bono üzerine bedel, faiz, protestodan muafiyet ve yetki şartı gibi kayıtların konulması kabul edilmekte ise de illetten mücerretlik veya muayyenlik niteliklerini ortadan kaldıran kayıtların bono üzerine konulması onun kambiyo niteliğini ortadan kaldırır.Bu çerçevede belirlilik (muayyenlik) kambiyo senetlerinin temel unsurlarından biridir. Tedavül kabiliyeti de dikkate alındığında, bononun bütün unsurlarının açık, net, yoruma elverişli olmayacak biçimde belirgin olması gerekir. ...'ın da ifade ettiği gibi poliçe ve bono keşidesi "şart kabul etmeyen" bir işlemdir (Öztan, F.: Kıymetli Evrak Hukuku, 2. B., Ankara 1997, s.451). Hukuk Genel Kurulunun 11.04.2018 tarihli ve 2017/19-819 E., 2018/771 K. sayılı kararında da benimsendiği üzere, 6762 sayılı TTK'nın 688. maddesinde belirtilen şekli koşulların yanında taraflar bononun ihdas nedeni (malen/nakden ya da teminat kaydı ile alındığını), uyuşmazlık durumunda aralarındaki anlaşmaya göre yetkili olacak mahkeme, faiz gibi bononun geçerliliğine etki etmeyecek ihtiyari unsurları belirleyerek senede ekleyebilirler. Sıralanan şekil şartlarından da anlaşıldığı üzere, kambiyo senetleri temel hukuki ilişkiden bağımsız bir nitelik taşır ve soyut bir borç ikrarı içerir. Bu nedenle de bono düzenlenirken temel ilişkinin kaynağına yönelik “bedelin malen-nakden ya da teminat olarak alındığına” ilişkin ibarelerin senede yazılması zorunlu değildir. Taraflar bu ibareleri ticaret hayatındaki olası bir uyuşmazlık durumunda ispat hukukunda karşılaşabilecekleri zorlukları daha kolay aşmak amacıyla ihtiyari olarak kayıt altına almaktadırlar. Yoksa elbette ki bu kayıtlar bağımsız borç ikrarı içeren senetlerin niteliğine etki etmez. Bir “teminat bonosu”ndan söz edilebilmesi için ya bonoyu düzenleyen kişinin temel ilişkiden kaynaklanan ediminin (cezai şart öngörülen durumlar dışında) doğrudan doğruya belirli bir para borcunun ödenmesi olmaması yani paradan başka bir edim olması ya da alacaklının uğrayacağı muhtemel zararları güvenceye bağlamak amacı ile bonoyu vermiş olması gerekir. Öğretide verilen örneklerde, örneğin bir müteahhidin inşaatı zamanında bitirememesi durumunda ödemek zorunda kalacağı cezai şart karşılığında verdiği bono bir teminat bonosu olduğu gibi, satın alınıp bedeli ödenmekle birlikte tapuda henüz devri yapılmadığı için satın alan kişinin adına tescil edilemeyen bir taşınmazın bedeline ilişkin olarak düzenlenip alıcıya verilen ve devir gerçekleştikten sonra karşılıksız kalacağı öngörülen bir bono da bu niteliktedir. Aynı şekilde, kiracının, kiralanana vereceği muhtemel zararların teminatı olarak kiralayana verdiği bono da bu anlamda bir teminat bonosudur (Türk, A.: Kambiyo Senedi Borçlusu Tarafından Açılan Bedelsizliğe ve Hükümsüzlüğe Dayalı Menfi Tespit Davalarının Gösterdiği Özellikler, Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Yıl 2005, Cilt 7, s. 329, 330). Hukuk Genel Kurulunun 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da benimsendiği üzere, bonoda teminat kaydı olsa bile, neyin teminatı olduğu belirtilmemiş ise bu kayıt bononun mücerrettik vasfını ortadan kaldırmaz. Sadece teminat olduğuna dair eklenen bu kayda doktrinde mücerret teminat kaydı denilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.03.2001 tarihli ve 2001/12-233 E., 2001/257 K.; 20.06.2001 tarihli ve 2001/12-496 E., 2001/534 K.; 24.02.2010 tarihli ve 2010/19-67 E., 2010/99 K.; 28.03.2018 tarihli ve 2017/12-1140 E., 2018/563 K. sayılı ile 11.02.2020 tarihli ve 2017/12-743 E., 2020/129 K. kararlarında da vurgulandığı üzere, bononun teminat amaçlı verildiğinin kabul edilebilmesi için, neyin teminatı olarak verildiğinin ya bononun önündeki veya arkasındaki yazılar veya ayrı bir belge ile teminat senedi olduğunun kanıtlanması gerekir. Bononun sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiası kişisel def'i olup, TTK’nın 778/a bendinin göndermesi ile uygulanması gereken TTK’nın 687. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kişisel defiler temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir. Senedin üçüncü kişiye ciro veya teslim yolu ile devredilmesi hâlinde bu definin iyi niyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi mümkün değildir. Eldeki davada davacılar vekili, takibe konu edilen senedin bedelsiz kaldığını ileri sürerek menfi tespit talebinde bulunmuştur. Senedin teminat senedi olmadığı, arsa satımı karşılığında ifa amacıyla verildiği, davacı beyanı ile cevap dilekçesinin 3. maddesindeki açıklamalardan anlaşılmaktadır. Davalı vekili, ...'nın arsa parasının ödenmemesine rağmen bu kişiden ibra alındığını, müvekkilinin de arsa sahiplerini temsil ettiğinden ...'ya isabet eden bir kısım paranın, müvekkiline yatırılan paradan ödendiğini, bu nedenle senedin 33.000,00 TL'lik kısmı yönünden takip başlatıldığını savunmuştur. Bu durumda bononun arsa bedelinin tahsili amacıyla verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlık, arsa bedelinin tamamının davacılar tarafından ödenip ödenmediğine ilişkindir. Davalı ...'nın bir kısım parasının kendisi tarafından ödendiğini savunmaktadır. Davacılar ise tüm ödemenin kendilerince yapıldığını ve ibraname aldığını ileri sürmektedirler. Dosya içerisinde bulunan ibranamede davacılardan ...'e satılan arsa bedelinin alındığı kabul edilmiştir. Ayrıca ... ve ... tarafından da ibraname verilmiştir. Cevap dilekçesindeki açıklamalara göre uyuşmazlığın sadece ...'nın bir kısım satım bedelinden kaynaklanması nedeniyle ...'nın kısıtlanmasına ilişkin bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir. Arsanın ortaklarından ...'nın satım bedelinin ödenmesi karşısında, ödemenin tamamının davacılar tarafından yapılıp yapılmadığı veya ödemenin takip miktarı kadar kısmının davalı hesabından yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. TBK'nın 207. maddesine göre satım sözleşmesinden kaynaklı edimlerin aynı anda ifa edilmesi asıldır. Satım sözleşmesinde, satım bedelinin de alıcı tarafından ödendiği kural olarak kabul edilmelidir. Ancak satım bedelinin bir üçüncü kişi tarafından ödendiğinin iddia edilmesi halinde bu iddianın kanıtlanması gerektiğinden, arsa sahibi Ali'ye yapılan ödemenin alıcılar tarafından yapıldığının kabulü gerekmektedir. Arsa sahiplerinden olan davalının, davacıların yerine diğer arsa sahibine ödeme yaptığını iddia etmesi halinde bu iddiasını usulüne uygun deliller ile kanıtlaması gerekmektedir. Belirtilen şekilde bir kanıt sunulmadığından, mahkemece davanın kabulüne karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Taraflar arasında İstanbul Anadolu 12. İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/784 Esas sayılı dosyasında görülen davada mahkemece takibe yönelik itirazın kabulüne karar verildiğini, istinaf başvurusu üzerine İstanbul BAM 22. Hukuk Dairesinin 2017/1546 Esas sayılı kararı ile icra mahkemesince belgeye dayalı olarak işlem yapılabileceği, tanık delili ile karar verilemeyeceği gerekçesiyle kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmiştir. Ancak dar yetkili olan ve sınırlı inceleme yetkisi bulunan icra mahkemesinin vermiş olduğu kararın kesin hüküm etkisinin bulunmadığı gibi bu uyuşmazlık açısından güçlü delil niteliğinde de olmadığı anlaşıldığından, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir. Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1. maddesi uyarınca, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harçlarının Hazineye gelir kaydına, bakiye 1.749,91 TL istinaf nispi karar harcının davalıdan tahsiline,3-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.24.10.2024
KANUN YOLU: HMK'nın 362/1.a. maddesi uyarınca, dava konusunun değerine göre karar kesindir.