T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1192
KARAR NO:2024/1545
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:24/03/2021
NUMARASI:2020/243 E. - 2021/200 K.
DAVANIN KONUSU:Haksız rekabetin tespiti- önlenmesi- Tazminat
Taraflar arasındaki haksız rekabet davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın reddine dair verilen karara karşı, davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, Sakarya ilinde özel bir göz hastanesi olarak faaliyet gösterdiğini, davalının reklam yasağı olmasına rağmen, yaklaşık 6 aydır, yazılı basında, televizyon kanallarında ve intenette yayınlanan sayısız reklamları ile göz sağlığı alanındaki rekabeti bozarak, milyonlarca lira haksız kazanç elde ettiğini, davalının ... adı altındaki hukuka aykırı reklamlarını, ülke genelinde yayın yapan ..., ... ve ... gibi önemli gazetelere tam sayfa reklam vererek gerçekleştirdiğini, sağlık alanındaki yasal düzenlemeler gereğince, kamu menfaati ve toplum sağlığını korumak amacıyla, sektöre reklam yasağı getirildiğini, halkın çıkar amaçlı olarak sömürülmesi ve yanlış tedavi uygulamalarının önüne geçilmek istendiğini, Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin 60.maddesinde, özel hastanelerin haksız rekabet teşkil edecek şekilde hasta temin etmeye yönelik her türlü reklam faaliyetlerinin yasaklandığını, bu hükmün ihlalinin ciddi müeyyidelere bağlandığını, Optisyenlik Müesseseleri Hakkındaki Yönetmeliğin 24.maddesinde'' İnsanları yanıltıcı, yanlış yönlendirici veya optisyenlik müesseseleri arasında haksız rekabete yol açacak şekilde, yazılı basın, televizyon, radyo veya diğer yayın araçları ile tanıtım ve reklam yapılamaz'' hükmünün olduğunu, Beşeri Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkındaki Yönetmeliğin 5/3.maddesinde ''Beşeri tıbbi ürünlerin intenet dahil halka açık yayın yapılan her fürlü medya ve iletişim ortamında program, film, dizi film, haber ve benzeri yollarla doğrudan veya dolaylı olarak topluma tanıtımı yapılamaz.'' hükmü bulunduğunu, davalının reklamlarının, bilgilendirme amacından uzak, tamamen talep yaratmaya yönelik olduğunu, genel olarak, sağlık sektöründe hastaneler, tedarikçiler ve üreticiler açısından bir reklam yasağı söz konusu iken, gazetelere tam sayfa reklam vererek ameliyat ve ürün tanıtımı yapan davalının TTK 55/e maddesinde yer alan, "İş Şartlarına Riayet Etmemek” suretiyle haksız rekabet kurallarını ihlal ettiğini, haksız rekabet niteliğindeki söz konusu reklamlarla ilgili olarak, Gümrük Bakanlığına bağlı Reklam Kurulunun, davalıya ceza yağdırdığını, reklamların yayınlanmaya başladığı 6 aylık süreç içerisinde davalının Reklam Kurulu tarafından 13 kez cezalandırıldığını, cezalara rağmen, yasa dışı reklamları aynı şekilde yayınlamaya devam eden davalının haksız rekabet yoluyla elde edilen gelirleri söz konusu hukuka aykırılığı finanse etmek için kullandığını, hukuka aykırı olarak sektördeki rekabeti ciddi şekilde bozan davalının tilyonlara varan para cezalarını da ödemekten çekinmediğini, Türk Tabipler Birliğinin müracaatı sonrasında, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, 01.11.2013 tarihli kararında ; ''Katarakt Ameliyatı ve Muayenesinde Fark Ücreti Yok'' iddiasıyla yayınlanan reklamların gerçek dışı olduğunun tespit edilerek davalı şirketin yayınlattığı yasa dışı reklamların tedbiren durdurulmasına karar verildiğini, söz konusu girişimlerin hukuka aykırı olduğunun, resmi kurumlarca açık ve net bir şekilde tespit edildiğini, bu hususların haksız rekabat eylemlerinin kanıtı olduğunu, Sağlık Bakanlığının 15.08.2013 tarih ve 2013/15 sayılı Genelgesi ile, dava konusu reklamların durdurulması ve halka açık alanlarda bulunan ilanların ve tanıtıma yönelik tabelaların kaldırılması için ilgililerin uyarılmasına karar verildiğini, Genelgenin birinci sayfasında ve 2.sayfa a) maddesinde; ''Ülke içinde talep oluşturacak şekilde tanıtım yapılamaz'' hükmünün olduğunu, Danıştay 15. Dairesinin 21.11.2011 tarih ve 2011/1472 Esas, 2011/4167 Karar sayılı içtihadında özel hastanelerin reklam yasağına riayet etmemesi nedeniyle Reklam Kurulunca verilen idari para cezalarının hukuka uygun bulunduğunu, Danıştay 10. Dairesinin 11.07.2008 tarih ve 2005/9179 Esas, 2008/5636 Karar sayılı içtihadında da ''Sağlık hizmeti sunan özel hastanelerin reklam niteliğinde ilan vermelerinin mümkün olmadığı'nın belirtildiğini, yasaya aykırı reklamları yayınlatan, ... Hastanesi yetkili temsilcisi ...'nun, ... Gazetesine verdiği 25.08.2013 tarihli röportajında "Yurtdışından 5-6 milyon dolarlık malzemeyi ücretsiz olarak aldıklarını'' beyan ettiğini, yurt dışından hibe olarak davalı şirkete aktarılan tutarın, yasa dışı reklamların finansmanı için kullanıldığını, davalının reklamlarında yasaya aykırı yöntemle, aynı zamanda dava dışı ''... AŞ'' ünvanlı firmanın göz içi mercek denilen ürünlerinin de pazarlandığını, reklamlarda, ''...'' ifadesinin kullanıldığını, dava dışı ... AŞ'nin dünya çapında göz merceği üreten global bir firma odluğunu, dava dışı şirketin, ürünlerini pazarlamak için hiçbir masraftan kaçınmadığını, bu amaçla, ... AŞ'nin davalı şirkete sağladığı 6.000.000 USD hibe ile söz konusu yasa dışı reklamları finanse ettiğinin düşünüldüğünü, davalının, ürünlerini haksız surette pazarlamak ve mevzuatta yer alan pek çok düzenlemeleri yasa dışı yöntemlerle aşmak amacıyla dava dışı ... AŞ ile ortak hareket ettiğini, davalının, yasaya aykırı reklamlar yoluyla, hastaların karar verme özgürlüğünü saldırgan satış yöntemleriyle kısıtladığını, reklam yasağı olan bir sektörde, ülke genelinde yayın yapan gazetelerde tam sayfa ilanlarla, katarakt ameliyatlarında kullanılan en iyi ürün kendisine aitmiş gibi tanıtım yapan davalının TTK'nın 55/8 maddesinde ver alan, müşterinin karar verme özgürlüğünü saldırgan satış yöntemleri ile engellemek fiilini gerçekleştirdiğini, davalının reklamlarda vaad ettiği hususların aldatıcı, yanlış ve yanıltıcı da olduğunu, davalının reklamlarında, katarakt ameliyatlarında SGK'lı hastalardan fark ücreti alınmayacağını vaad ettiğini, oysa, pratikte söz konusu reklamlara kanarak davalıya müracaat eden hastalardan, tetkik ücreti, doktor ücreti, optik tomografi ücreti adı attında pek çok ek ücret tahsil edildiğini, davalı şirketin gazete, internet ve televizyonlarda yayınlattığı tam sayfa ilanlara inanarak, ücretsiz katarakt ameliyatı olmak amacıyla, davalıya müracaat eden hastaların hayal kırıklığı ile karşılaştığını, ...com isimli internet sitesine durumu anlatarak davalı şirketten şikayetçi olan hastaların bulunduğunu, Türk Oftalmoloji Derneği Başkanı Prof Dr. ...'ın medimagazin isimli internet sitesine verdiği 12.09.2013 tarihli ropörtajında davalının yayınlattığı reklamları kastederek ''...'' şeklinde açıklamalarda bulunduğunu, katarakt ameliyatlarının gereksiz yapıldığı iddialarının da tamamen asılsız olduğunu belirttiğini, bundan da hastaların ticari amaçlarla kandırıldığının ve kar marjlarına kurban edildiğinin görüldüğünü, dava konusu reklamların mevzuat açısından rakip ürünleri kötüleyici ve karalayıcı mahiyette olduğunu, davalının yetkilisinin haksız rekabet niteliğindeki reklamlarının yayınlanması ile birlikte, aynı dönemde televizyon ve gazetelere verdiği beyanlarda ''...'' şeklinde açıklamalar yaparak, diğer tüm göz hastanelerini zan altında bıraktığını, davalının yazılı va görsel basında reklamlar yayınlarken müvekkiline başvuran hastaların neredeyse yarısında tereddütler oluştuğunu, müvekkilinin sürekli hastalara açıklama yapmak zorunda kaldığını, usulsüz katarakt işlemi yapan sağlık kuruluşları arasında olmadığını hastalara açıklamak ve kanıtlamak zorunda kaldığını, davalının, haksız ve gerçek dışı reklam ve haberler ile hasta kitlesini yanıltmak ve bilinçsiz hastaları kendi tarafına çekmeyi amaçladığını, bu sebeple davalının, TTK 55/5.maddesinde yer alan ''Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini, yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek '' suretiyle, haksız rekabete yol açtığını, reklamların içerik itibariyle de yanlış ve yanıltıcı olduğunu, davalının yasaya aykırı reklamlarında, ürünlerini ''FDA'' onaylı olarak tanıttığını, FDA'nın, ABD'de yer alan bir tıbbi kuruluş olduğunu, ancak Türkiyede piyasaya sunulan tıbbi ürünlerin, yasal düzenleme gereğince, Avrupa Topluluğu işareti olan CE onayına tabi olduğunu, 23.02.2012 tarihli ve 28213 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan, CE İşareti Yönetmeliği gereğince, tıbbi ürünlerde Avrupa Topluluğu mevzuatına uygun olarak CE işareti yer aldığını, Yönetmelik gereğince, tüm üreticiler ve ithalatçıların CE standardına uygun hareket ederek, ürünlerine bu işareti koymak zorunda olduğunu, müvekkilini katarakt ameliyatlarında kullanılan göz içi lenslerinin CE işareti taşıdığını, söz konusu düzenleme gereğince, tıbbi ürünler bu anlamda ciddi bir denetimden geçmekte ve kalite standardına sahip olmakta olduğunu, bu sebeple, FDA onayının ülkemiz açısından yasal bir zorunluluk olmadığını, davalının kendi ürünü üstün, diğer hastanelerinki kalitesiz ürünlermiş gibi reklamlar yaparak, diğer göz hastanelerini halk nezdinde zan altında bıraktığını, reklamlarında ürünlerinin FDA onaylı olduğunu belirterek, rakip ürünlerin hiçbir denetim mekanizmasından geçmediğini ve kendi ürününün bu anlamda daha güvenli olduğu izlenimini vererek haksız rekabete neden olduğunu, dava konusu yasaya aykırı reklamların yayınlanması ile birlikte müvekkilinin katarakt ameliyatları sayısının yarı yarıya azaldığını, davalının ise, yasaya aykırı bu reklamları nedeniyle hasta sayısını haksız surette arttırarak yasa dışı yollarla kar elde ettiğini, müvekkilini arayan hastaların katarakt ameliyatının bedava yapıldığını duyduklarını belirterek, ameliyatların bedava yapılmasını talep ettiklerini, oysa açıklandığı üzere, ameliyatların bedava yapıldığı iddialarının tamamen asılsız olduğunu, müvekkilinin bu reklamalar ve haberler nedeniyle üç ay boyunca kamu oyunu aydınlatma ve bilgilendirme amaçlı çalışmalar yaptığını, broşürler bastırarak hastaları ikna etmek zorunda kaldığını, bu süre içerisinde müvekkili hastanede görevli iki personelin asli görevlerini bırakıp her gün hastalar ile görüştüğünü, müvekkiline muayeneye gelen hastaların, ''Bu haberlerden çok etkilendik, bu nedenle bazı tanıdıklarımız Kocaeli İlindeki... Hastanelerinden randevu aldılar'' şeklinde beyanda bulunduğunu, yine müvekkilinin hastaların daha iyi şartlarda ağırlanması için yatırımlar yapmak üzereyken, bu yatırımlar ertelenmek zorunda kaldığını, hekim kadrosu güçlendirmek isterken bekleme kararı aldığını, yeni cihaz alımını durdurduğunu, hasta sayısının azalması, bu haberler sonucu bekletilen ve geç yapılan yatırımlar, altı ay boyunca bekletilen hekim kadroları ve hastaları bilgilendirmek için tahsis edilen ekstra personellerin maliyeti ile birlikte müvekkilinin en az 1.000.000,00 TL maddi zarara uğradığını, davalının haksız surette dahil olduğu reklamların yayını sonrasında elde ettiği veya elde edeceği muhtemel karın maddi tazminat olarak belirlenmesi gerektiğini, talep ettikleri maddi tazminatın yargılama sonucu ortaya çıkacağını, bu sebeple HMK'nın 107.maddesi gereği davayı belirsiz alacak davası olarak açtıklarını, davalının, basiretli tacir gibi davranmayarak, yasaya ve hukuka aykırı reklamları 6 ay boyunca yazılı, görsel ve tüm iletişim alanlarında yayınlayarak, sektördeki rekabetin haksız şekilde bozulmasına neden olduğunu, haksız eylemler nedeniyle, müvekkilinin ticari itibar kaybına uğradığını, yaptığı katarakt ameliyatlarının sorgulanmaya başladığını, bu reklamlardan dolayı büyük prestij kaybına uğradığını, bu şekilde manevi zarara uğradığı ileri sürerek, davalı şirketin gazete, TV ve internette yayınlanan yasaya aykırı reklamları ve haberlerinin haksız rekabet ettiğinin tespitine ve haksız rekabetin menine, şimdilik 10.000 TL maddi, 50.000,, TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 18.12.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile; maddi tazminat talebi yönünden fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla dava değerini arttırarak, 250.000 TL'nin davalıdan tahsilini istemiştir.Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkili şirketin eylemlerinin haksız rekabet teşkil edecek nitelikte olmadığını, davalının sunmuş olduğu malzeme ve hizmet kalitesi dikkate alındığında, ciddi bir maliyet yükü altına girerek, SGK hastalarından 1 yıl süre ile fark ücreti almama yönünde bir proje başlattığını, projenin amacının para kazanmak için gereksiz yere ameliyat edilmek suretiyle insanların daha fazla mağdur olmasını engellemek olduğunu, davalı tarafından söz konusu projenin tanıtımı yapılırken yasa ile davalıya tanınan bilgilendirme hakkından yararlanıldığını, Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 60.maddesinde ''Özel hastaneler tarafından; sağlığı koruyucu ve geliştirici nitelikteki bilgilendirme ve tanıtımlar yapılabilir. Bilgilendirme ve tanıtım faaliyetleri kapsamında, yanıltıcı, abartılı, doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış bilgilere ve talep yaratmaya yönelik açıklamalara yer verilemez. Özel hastaneler; hizmet alanları ve sunacağı hizmetler ile açılış bigileri ve benzeri konularda toplumu bilgilendirmek amacıyla tanıtım yapabilir ve ilan verebilir.'' Hasta Hakları Yönetmeliğine göre de hasta haklarının ''sağlık kurum ve kuruluşları turafından verilen her türlü hizmet ve imkanın neler olduğu ve müracaat edilen kuruluşta verilen sağlık hizmetlerinden faydalanma usulünü öğrenme haklarını da kapsadığı'' dikkate alındığında tanıtımlarda verilen bilginin hasta hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini, verilen ilanlar incelendiğinde, Sağlık Bakanlığının 15.08.2013 tarih ve Özel Sağlık Kuruluşlarının Bilgilendirme ve Tanıtım Faaliyetleri konulu (2013/15) Genelgesine uygun olarak yapıldığının görüleceğini, dava dilekçesindeki Optisyenlik Müesseseleri Hakkındaki Yönetmelik ve Beşeri Tıbbi Ürünlerin Tanıtım Faaliyetleri Hakkında Yönetmeliğin davalı ile ilgisi bulunmadığını, yine dava dilekçesinde sunulan Danıştay kararlarının huzurdaki dava ile herhangi bir ilgisi bulunmadığını, söz konusu kararların farklı reklam uygulamaları hakkında verilmiş olması sebebiyle huzurdaki dava bakımından emsal niteliği taşımadığını, kaldı ki davalı tarafından tanıtım sebebiyle uygulanan haksız idari işlemlere karşı iptal davaları ikame edildiğini, dava dilekçesinde belirtilen bir kısım röportaj alıntılarının herhangi bir reklam içermediğini, dava dilekçesinde ... tarafından verilen röportajlardan alıntı yapılarak, somut hiçbir delile dayanmayan, varsayımlara ve yorumlarla dayalı iddialarda bulunulduğunu, kaldı ki verilen röportajların tamamı incelendiğinde de görüleceği üzere, insanların bir kısım sağlık kuruluşları tarafından kandırılarak gereksiz yere katarakt ameliyatı oldukları ve büyük mağduriyet yaşandığı, SGK tarafından yapılan ödeme ile katarakt ameliyatlarının yapılmasının çok zor olduğu ve bu sebeple çok sayıda gereksiz katarakt ameliyatı yapılarak para kazanılmaya çalışıldığının ifade edildiğini, davacı vekilinin dava dilekçesinde belirttiği ve müvekkili şirketin kullanmakta olduğu mercekleri temin ettiği ... firmasının müvekkili şirkete reklam için 6.000.000 USD hibe ettiğine ilişkin iddiaların tamamen afaki beyanlar olup, hiçbir somut delile dayanmadığını, davacının, davalının gazetelere ilan vererek, katarakt ameliyatlarında kullanılan en iyi ürünlerin kendisine ait olduğuna dair reklam verdiği iddiasının da gerçeği yansıtmadığını, davalı tarafından bu ibareleri içeren bir tanıtım bulunmadığını, SGK ile davalı arasındaki Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesinin 3.1.3 maddesinin '' Sağlık kurumu kuruluşu muayene, tetkik ve tedavi amacıyla yapılacak her işlem öncesinde hasta veya hasta yakınının yazılı onayı alınarak, kurumca ödenecek ücret dışında kurumca belirlenen ilave ücretleri geçmemek kaydıyla ilave ücret talebinde bulunabilir.'' hükmünü içerdiğini, davalının, uzmanlık alanında Türkiye'nin en büyük ve en modern hastanelerinden biri olduğunu, hastalarına tetkik ve tedavi döneminde, sağlık hizmeti dışında ihtiyacı olabilecek her türlü hizmet ve donanımı hazır bulundurduğunu, hastalara sağlanan bu hizmetlerin otopark, vale hizmeti, yemek, güvenlik, ikramlar, kablosuz internet, hosteslik vs. otelcilik hizmetleri olduğunu, hizmetler ve bedelleri ile ilgili SGK hastaları gerekli bilgilendirme yapılarak kendilerinden söz konusu hizmetlerden yararlanmak istediklerine dair imzalı onay belgesi alındığını, bir başka anlatımla kurum ile yapılan sözleşme ile müvekkili şirketin, kurum hastalarında alınacak ilave ücret için, sadece tetkik ve tedavi amacıyla yapılan işlemler yönünden ilave ücret sınırlaması getirdiğini, hastane tarafından sunulan diğer otelcilik hizmetleri hususunda sözleşmede herhangi sınırlama bulunmadığını, ''Otobüslerle hasta taşınarak, katarakt ameliyatı ihtiyacı olmayan kişilere dahi operasyon yapılıyor.'' şeklindeki beyanda bir sağlık kuruluşunun ismi verilerek bu şekilde davrandığına ilişkin bir açıklama bulunmadığını, ancak açıklamadaki hususun gerçek olduğunun, davacı vekilinin dilekçe ekinde sunmuş olduğu Sözcü gazetesine ait haberde de, haberin yazarının ve annesinin otobüs ile bir sağlık kuruluşuna götürülerek, annesinin sağlam gözüne katarakt ameliyatı yapılması gerektiği yönünde teşhiste bulumulduğu yönündeki açıklamadan da görüldüğünü, şirket yetkilisi açıklamasında ülkemize katarakt ameliyatı aracılığıyla insanların kandırıldığı ve bunun önüne geçilmesi gerektiğinin ifade edildiğini, mağduriyet yaratan toplumsal bir durumdan bahsedildiğini, ayrıca SGK da kabul ederek sağlık kuruluşlarını katarakt ameliyatı kotası uygulaması getirdiğini, kullanılan merceklerin FDA onaylı olduğunu, verilen bilginin yanlış olmadığını, davalının hiçbir ilanında, diğer sağlık kuruluşlarının ürünlerin güvensiz, kalitesiz olduğuna dair bir ibare bulunmadığını, davalının tanıtımları ile iddia edilen zarar arasında somut bir illiyet bağı bulunmadığını, haksız rekabetin bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davacı taraf, davalının '...' , 'Katarakt ameliyatında SGK'lı hastalardan fark ücreti alınmayacağı..' vb. reklamları ile davalı şirket yetkililerinin bu doğrultuda vermiş olduğu bir takım ropörtajlarının haksız rekabet teşkil edecek şekilde hasta temin etmeye yönelik olarak yazılı ve görsel medyanın yanı sıra internet ortamında yer aldığını, bu reklam ve beyanların içerik itibarı ile hukuka ve dürüstlük kurallarına aykırı, yanlış, yanıltıcı ve aldatıcı olduğunu, bilgilendirme amacı taşımadığını, ayrıca Özel Hastaneler Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde getirilen reklam yasakları açısından da davalının eylemlerinin haksız rekabete yol açtığını, rakip ürünleri kötüleyici nitelikte olduğunu ve davalının iş şartlarına riayet etmediğini iddia etmiştir.Dava konusu uyuşmazlıkla ilgili düzenlemelere bakıldığında;Özel Hastaneler yönetmeliğinin 60. maddesinde; 'Özel hastaneler tarafından sağlığı koruyucu ve geliştirici nitelikteki bilgilendirme ve tanıtımlar yapılabilir.Bilgilendirme ve tanıtım faaliyetleri kapsamında yanıltıcı, abartılı, doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış bilgilere ve talep yaratmaya yönelik açıklamalara yer verilemez.' hükmü düzenlenmiştir.Yine aynı maddede ' Özel hastaneler; hizmet alanları ve sunacağı hizmetler ile açılış bilgileri ve benzeri konularda toplumu bilgilendirmek amacıyla tanıtım yapabilir ve ilan verebilir.' hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca bir kısım düzenlemelerle de özel hastanelerin tanıtım yapmasına ilişkin esaslar bu doğrultuda belirlenmiştir.Somut uyuşmazlığa ilişkin tüm düzenlemeler bir arada değerlendirildiğinde, özetle ; özel sağlık kuruluşlarının reklam yapmasının yasak olduğu ancak tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerine izin verildiği ve buna ilişkin sınırların yukarıda belirtilen maddeler ölçüsünde çizildiği anlaşılmaktadır. Sağlık hizmetlerinin özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilmesi ve bu alandaki kuruluşların sayısı gözetildiğinde, aynı alanda faaliyet gösteren müesseseler arasında rekabetin yüksek olması da kaçınılmazdır. Bu noktada, anılan kurumların mevcut yasal mevzuat hükümleri çerçevesinde kendilerine tanınan tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini yerine getirirken aynı zamanda reklam yapılmamasının ve tanıtım faaliyetlerinin sınırlarının belirlenmesi önem arzetmektedir.Bu kapsamda davacının iddiaları değerlendirildiğinde, davacı davalı ... Hastanesinin ''SGK'lı hastaların katarakt ameliyatı ve muayenesinden fark ücreti alınmadığı'' şeklindeki ilanlarının gerçeğe aykırı olduğunu ve yanıltıcı unsurlar içerdiğini belirtmiş ise de; dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, bu yönden davalı tarafından verilen bilgilerin ve tanıtımların yanıltıcı ve abartılı olduğunun kanıtlanamadığı anlaşılmıştır. Zira katarakt ameliyatlarına ilişkin gündemin kamuoyu nezdinde tartışıldığı zaman diliminde, kamusal yanı bulunan sağlık kuruluşlarının bu alan özelinde bilgilendirme yapma hakları mevcuttur. Bu kapsamda SGK'lı hastaların muayenesinden fark ücreti alınmayacağı davalının tanıtımlarında belirtilmiştir. Anılan tanıtımların davalı tarafından yalnızca katarakt tedavisine ilişkin olarak yapıldığı, hastanenin diğer tedavi ya da hizmetlerine ilişkin bilgilendirmenin yapılmadığı, ülke genelindeki katarakt tedavisinin tartışıldığı zaman diliminde tüm hastanelerin vatandaşları bilgilendirici faaliyetlerde bulunabileceği, davaya konu edilen tanıtımlar ve beyanlar -meydana geldiği zaman dilimi özelinde- bir bütün içerisinde değerlendirildiğinde, davalının bu faaliyetlerinin mevzuat hükümleri çerçevesinde yasaklanan reklam olarak nitelendirilemeyeceği, kaldı ki davacı tanığı olarak dinlenen ...'ın beyanlarında davacı hastanenin de zaman zaman ücretsiz muayene kampanyası düzenlediğini bildirmesi karşısında, hastanelerin belirli zaman dilimlerinde bilgilendirme faaliyeti kapsamında bir takım tanıtımlarda bulunabildiğinin anlaşıldığı, bu doğrultudaki bilgilendirmelerin -her olayın kendi özelinde mevcut durum ve şartlarına göre- sağlığı koruyucu ve geliştirici kabul edilebileceği, zira vatandaşların hastaneye ulaşılabilirliklerinin mevzuatın tanıdığı hükümler çerçevesinde kolaylaştırılması neticesinde, sonradan daha ağır tedavi gerektirebilecek hastalıkların önlenebileceği, gündemde tartışıldığı haliyle gereksiz ameliyatların önüne geçilebileceği ve doğru uygulama konusunda kamuoyunun bilinçlendirilebileceği anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle, davalının somut olay tarihi itibarı ile gündemde gerçekliği tartışılan tedavi yöntemlerine ilişkin tanıtımı, SGK ödeneği dışında kalan ve SGK'lı hastalardan talep edebileceği fark ücretinden bu hastalar lehine feragat ettiğini belirtir bir tanıtım değil de, katarakt ameliyat ve tedavisinde talep edeceği ücreti ya da indirim miktarını belirtir talep yaratıcı bir bilgilendirme içermesi durumunda haksız rekabet unsurlarının varlığından söz edilebileceği şüphesizdir. Zira SGK kapsamı dışında kalan bir çok hastanın varlığı da kuşkusuzdur.Ayrıca dosyadaki bilgi ve belge içeriklerine göre, anılan tarihlerde SGK'nın bu ameliyatlara ilişkin düzenleme yaptığı anlaşılmaktadır. 01.08.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanan Tebliğ'e göre, özel sağlık hizmeti sunan göz doktorlarının günlük bakabilecekleri hasta sayısının sınırlandırıldığı, ayrıca aynı gün katarakt ameliyatı yapan göz doktorunun günlük bakabileceği hasta sayısının daha da az olarak belirleneceği, bu sayıların üzerinde kalan hastalar yönünden SGK'nın ödeme yapmayacağı hususunun kararlaştırıldığı görülmektedir. Bu noktada davalı adına yapılan beyan ve tanıtımlar söz konusu düzenlemeyle birlikte değerlendirildiğinde, davalının eylemlerinin -açıklanan diğer unsurlarla birlikte- kamusal yönünün ağır bastığı anlaşılmaktadır.Davalının başka ücretler adı altında fark ücreti aldığı iddia olunmuş ise de, dosyadaki mevcut bilgi ve belgelere göre, davalı ile SGK arasında düzenlenen ''Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Hizmeti Alım Sözleşmesi'' madde 3.1.3.1 hükmü uyarınca hastaların onayı alınarak kurumca ödenecek ücret dışında yine kurumca belirlenen ilave ücretleri geçmemek kaydıyla hastanenin ilave ücret talebinde bulunabileceği hususunun kararlaştırıldığı, bu kapsamda davalının kararlaştırılan sınırlar çerçevesinde bir kısım ücretleri talep edebileceği, davalı...'ün beyanına aykırı bir şekilde hastalardan talep edildiği iddia olunan ek ücretin dosyadaki bilgi ve belgelere göre somutlaştırılamadığı ve bu ücretlerin aslında fark ücreti olduğu hususunun da kanıtlanamadığı anlaşılmıştır. Böylelikle davalı tarafından verilen bilgilerin yanlış ve yanıltıcı olmadığı anlaşılmaktadır. Anlatıldığı üzere hastanenin belirli şartlar altında anılan durumlardan bağımsız olarak ilave ücret talep etmesi mevcut hükümler karşısında mümkündür.Her ne kadar bilirkişi raporlarında davalının eylemlerinin haksız rekabet olarak tespit edilebileceği görüşüne yer verilmiş ise de, mahkememizce, anılan bilirkişi raporuna göre -kaldırma kararı öncesi- davanın kabulüne karar verildiği, ancak İstinaf kaldırma kararında mahkememiz kararının gerekçesine ilişkin olarak da belirtildiği üzere, mahkememizce hükme esas alınan bilirkişi raporlarında davalının hangi eylemlerinin haksız rekabete yol açtığının belirlenmediği, soyut ve genel ifadelerle davalının eylemlerinin haksız rekabet unsuru taşıyabileceğinin belirtildiği, yukarıda gerekçeli olarak anlatılan hususlar da bir arada değerlendirildiğinde raporun bu kısmına itibar edilemeyeceği anlaşılmıştır.Ayrıca her ne kadar reklam kurulu davalı hakkında bir takım idari yaptırımlar uygulamış ise de; yukarıda anlatılan bilgiler çerçevesinde anılan eylemlerin TTK'nın 55, 56 ve devamı maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturmadığı değerlendirilmiştir.Davalı tarafından yapılan bilgilendirmenin hizmet tanıtımı olduğu, bu noktada reklamdan bahsedilemeyeceği, sağlık hizmetlerinin kamusal niteliği düşünüldüğünde hastaların bilgilendirilmesinin ve kamunun menfaatinin ön planda tutulması gerektiği,davalı şirketin beyan edilen eylemlerinin kamusal alanda faaliyet gösteren hastanenin bilgilendirme hakkını kullanmaktan ibaret olduğu anlaşılmıştır. Dolasıyla davalının iş şartlarına uymadığı iddiası sübut bulmamıştır.Davacı taraf, davalı ... Hastanesi yetkilileri tarafından verilen ''otobüslerle adam taşınıyor ve katarakt ihtiyacı olmayanlar dahi ameliyat ediliyor. Katarakt ameliyatlarının %80 i gereksiz yapılıyor'' "merdiven altı katarakta karşı savaş başlattım" vb. ifadelerinin gerçeğe ve hukuka aykırılık teşkil ettiğini, diğer tüm göz hastanelerini zan altında bıraktığını ve rakiplerini kötülediğini ileri sürmüştür. Ancak yapılan değerlendirmede, anılan röportajlarda herhangi bir sağlık kuruluşu ya da göz hastanesinin adının yer almadığı, ayrıca dolaylı olarak da herhangi bir göz hastanesinin hedef gösterilmediği,yapılan/yapılacak tedavi ve ameliyatlarda yalnızca kendilerinin güvenilir olduğu yönünde de beyanın bulunmadığı, dosyadaki bilgi ve belgelere göre katarakt ameliyatlarına ilişkin olarak yetkili organlarca anılan tarihlerde hastanelere bir takım sınırlamaların getirildiği, basın-yayın organlarında yer aldığı tarih itibariyle güncel nitelikte bir konuya ilişkin olduğu anlaşılan dava konusu ifadelerin, gereksiz katarakt ameliyatının olumsuz etkileri konusunda kamuoyunu bilgilendirme ve kamuoyu oluşturma amacıyla sarfedildiği, davalı tarafından yapılan açıklamaların davacı kurumu hedef almadığı, Anayasa'da öngörülen ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırları içerisinde kaldığı, bu şartlar altında ifade özgürlüğüne sınırlama getirilmesini gerektirir demokratik bir toplum için gereklilik bulunmadığı, kamu yararına üstünlük tanınması gerektiği, yapılan beyanların ifade özgürlüğü kapsamında ve ayrıca kamusal bir bilgilendirme doğrultusunda yapıldığı anlaşılmaktadır. Aksi düşüncede, davalı şirket yetkilisinin davaya konu edilen beyanları doğrultusunda, ülke genelindeki tüm göz hastaneleriyle birlikte tüm göz doktorları ve ayrıca kendi göz hastanesinin dahi bu ifadede kendisine yer bulabileceği kaçınılmazdır. Zira %80 oranında gereksiz yapılan katarakt ameliyatı iddiasının somutlaştırıldığı ihtimalinde, -tarafların incelenen ticari defterlerine göre tespit olunan iş hacmi de göz önünde bulundurulduğunda- bu ameliyatların bir kısmının da davalı tarafından gerçekleştirilebilmiş olma durumu kuvvetle muhtemel hale gelecektir. Denilebilir ki ; davalının herhangi bir mağduriyetinin olmaması yukarıda yer verilen beyanların kullanılmasını gereksiz hale getirmiştir. Bu noktada davalının ifadeleri ; anılan tarihte gündemde var olan bir tartışmayla ilgili kamuoyunun dikkatinin çekilmesinin çarpıcı ama biraz abartılı ve dramatik bir yolu olarak görülebilir.Piyasa aktörlerinin, kamuoyunda yer almış bir uyuşmazlıkta seslerini duyurabilmeleri, kendi görüşlerini kamuoyuna aktarabilmeleri demokratik toplum düzenin oluşması ve sürdürülmesinde hayati bir öneme haizdir.Ayrıca röportajda belirtilen hususlar bir takım yayın organlarında da yer almıştır. Bunun yanında; dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre, davalı ... Hastanesi yetkililerinin beyanlarının mevzuata aykırılık taşımadığı hususu RTÜK Başkanlığı tarafından da tespit olunmuştur. Bu kapsamda beyanların, aktörleri nezdinde bilinen ve tartışılan bir gerçeğin kendi bakış açısına göre ifade edilmesi ve yorumlanmasından ibaret olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla burada en önemli husus, mahkememize getirilen uyuşmazlıkta bir "arka plan" yani "geçmiş" olmasıdır. Bu nedenle ilgili açıklamalarda yer alan konular değer yargısından ziyade olguya işaret etmektedir Burada amaç herhangi bir kişi ya da kuruluşu kötülemekten ziyade haksız olduğu düşünülen eylemleri ifade özgürlüğü çerçevesinde dile getirmek, eleştirmek ve kamuoyuna bunları aktarmaktır.Davacı taraf bir başka iddiasında ise; davalı ..'ün ürünlerini ''FDA'' onaylı olarak tanıttığını, ancak ülkemiz şartlarında ''FDA'' onayının yasal bir zorunluluk olmadığını, noktada davalı kendi ürününü üstün, diğer hastanelerin ürünlerini ise kalitesiz ürünlermiş gibi gösterdiğini ve böylelikle davalının tanıtımlarının içerik itibariyle yanlış ve yanıltıcı olduğunu belirtmiştir. Ancak,dosyadaki bilgi ve belgelere göre tanıtılan ürünlerin içerik itibarı ile yanıltıcı olduğunun kanıtlanamadığı, ürünlerin 'FDA' onaylı olduğu, başkaca bir piyasa aktöründen bahsetmeksizin, sunulan hizmetlerde ve kullanılan ürünlerde var olan -bir nevi 'malumu ilam' olarak da nitelendirilebilecek- bir takım mesleki onaylara ilişkin bilgi verme hususunun, diğer sağlık kuruluşlarının ürünlerinin ve hizmetlerinin kötülendiği anlamına gelmeyeceği de kuşkusuzdur. Başka bir deyişle, bir kuruluşun kendi ürünü veya hizmeti hakkında yanlış ve yanıltıcı olmayan tanıtım yapması başkalarının ürenlerini kötülediği söylenemez. Her ne kadar ülkemizde piyasaya sunulan tıbbi ürünlerin 'CE' onayına sahip olması gerektiğine ilişkin yasal düzenleme bulunsa da; bu düzenleme ile; ürünlerin sağlaması gerektiği asgari kalite standartlarının belirlendiği, ancak bunun yanında başka onaylara sahip olunamayacağına ilişkin herhangi bir düzenlemenin bulunmadığı, bu doğrultuda; ürünleri 'FDA' onaylı olan davalı şirketin, gerçek durumun tezahürü şeklinde yapmış olduğu tanıtımlarla 'FDA' onaylı olmayan ürünleri kötülediği söylenemeyecektir ve bu noktada saldırgan bir satış yönteminden de bahsedilemeyecektir.Dava konusu bakımından, davacı açısından matufiyet unsurları da oluşmamıştır. Zira direkt olarak davacının kendisine yönelen bir beyan, eylem ya da kötüleme unsuru mevcut değildir. Ülke genelindeki göz hastanelerinin sayısı da değerlendirildiğinde; Sakarya'da göz hastanesi bulunan davacının, davalının anılan beyan ve eylemlerinden ötürü kendisi açısından haksız rekabet oluştuğu iddiası dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle ispat olunamamıştır. Taraflar yalnızca aynı ilde/ilçede faaliyet gösteren iki ayrı hastane olsaydı ya da davalı tarafından yapılan tanıtımlar veya sarf edilen beyanlar yalnızca davacının hastanesinin bulunduğu bölge ile sınırlı tutulsaydı bu durumda matufiyet koşullarının varlığından bahsedilebilirdi. Ancak, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre somut uyuşmazlıkta davalının hangi eyleminin davacıda ne tür bir zarara yol açtığı hususunun somutlaştırılamadığı anlaşılmıştır. Yapılan bilirkişi incelemesi ve tarafların ticari defterlerinin de incelenmesi neticesinde davalının eylemleri ile davacının talebi arasında illiyet bağı kurulamamıştır.Her ne kadar davacının 2013 senesindeki karının bir önceki seneye oranla düşmüş olduğu bilirkişi raporları ile tespit olunmuş ise de; anılan yıl itibarı ile satışları bir önceki yıla oranla artan davacının, söz konusu yıldaki kar kaybının davalının haksız rekabet teşkil ettiği iddia olunan eylemlerinden ötürü olup olmadığı dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle tespit olunamamış, dosyada mevcut ve yukarıda detaylıca tartışılan deliller karşısında tanık beyanları ile de bu hususlar ispatlanamamıştır.Yukarıda da anlatıldığı üzere davalının eylemleri direkt olarak davacıya yönelmemiştir ve bilirkişi raporlarında da belirtildiği üzere anılan yıllardaki kar kaybı davalı eylemleri dışında bir çok etkene bağlı olarak gerçekleşebileceğinden, dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre davacının kar kaybı ile davalı eylemleri arasında illiyet bağı kurulamadığı anlaşılmıştır. Bu yüzden davacının maddi ve manevi tazminat talebi de uygun görülmemiştir.Sonuç olarak, açıklanan gerekçelerden ötürü, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü tüm hususların TTK'nın 55, 56 ve devamı maddeleri kapsamında haksız rekabet oluşturmadığı, ayrıca matufiyet koşulunun da bulunmadığı anlaşılmakla davanın tümden reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir." gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; iki ayrı bilirkişi raporunda da davalının haksız rekabet eylemlerinin açıkça tespit edilmiş olmasına rağmen, davanın reddedilmesinin haksız olduğunu, davalının yasa dışı reklamlarıyla, piyasa rekabetini bozduğunu, bu yolla milyonlarca lira haksız kazanç elde ettiğini, yıllardır, kanun ve hukuk tanımaz bir yaklaşımla hareket eden davalının bu eylemlerini görmezden gelen mahkemenin, bilirkişi asıl ve ek raporlarında yer alan açık tespitleri dikkate almadan hüküm kurmasının hukuksuz ve geçersiz olduğunu, mahkemenin dosyadaki belgelerin tamamını değerlendirmeden karar vermesinin tamamen haksız ve hukuka aykırı olduğunu, son derece şekilci bir bakış açısıyla değerlendirme yapıldığını, dosyadaki resmi belgelere tamamen aykırı bir karar verildiğini, haksız rekabetin varlığı bilirkişi ek raporu ve kök raporu ile tespit edildiğini, bundan sonra tazimat miktarının mahkemenin takdirine bağlı olarak her durumda belirlenebileceğini, Türk Ticaret Kanunu’nun 56/1 son fıkrası uyarınca, yapılacak araştırma neticesinde zararın miktarı tespit edilemiyorsa, TBK'nın 50. ve 51. maddelerinde yer alan ilkeler uyarınca uygun bir tazminatın mahkemece takdir edilmesi gerektiğini, davalının haksız rekabet eylemlerinin sabit olduğunu, dava konusu reklamların da 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı Sanatların İcrasına Dair Kanunun 24.maddesi, zel Hastaneler Yönetmeliği’nin 60.maddesi, Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmeliğinin 20.maddesi, Tüketici Kanununun 16.maddesi, Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün 15.08.2013 tarih ve 2013-15 sayılı Özel Genelgesi, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü’nün 8, 9, ve 39.maddeleri'ne aykırı olduğunu, davalının yaptığı söz konusu yasa dışı reklamlarla ilgili sayısız idari para cezası ve poliklinik kapatma cezaları verildiğini, Reklam Kurulu’nun verdiği idari cezaların dökümünün dosyada yer aldığını, ceza kararlarının, reklamların yasaya aykırı ve haksız rekabet niteliğinde olduğunu teyid ettiğini, davalı şirketin yetkilisi ...un, 22.10.2010 tarihinde, www...com.tr isimli internet sitesine verdiği beyanında herşeyi ikrar ettiğini, söz konusu röportajın başlığının ''...'' şeklinde olduğunu, ceza verileceğini bildiği halde, kasıtlı hareket ederek, piyasa rekabetini bozan ve hastaları yanlış bilgilendirerek haksız kazanç elde eden davalının bu yaklaşımının son derece ibret verici olduğunu, dava konusu reklamların mevzuat açısından rakip ürünleri kötüleyici ve karalayıcı mahiyette olduğunu, davacının bu sebeple ciddi mağduriyet yaşadığını, davalı yetkilisinin haksız rekabet niteliğindeki reklamlarının yayınlanması ile birlikte, aynı dönemde televizyon ve gazetelere verdiği beyanlarda ''...'' şeklinde açıklamalar yaparak, diğer tüm göz hastanelerini zan altında bıraktığını, söz konusu beyanlarda, sadece, ... Hastanelerinin doğru teşhis ve tedavi yaptığının vurgulandığını, davalının . denilen haksız rekabet niteliğindeki projesi kapsamında ... Hastanesi yazılı ve görsel basında reklamlar yayınlarken, müvekkili hastaneye başvuran hastaların neredeyse yarısında tereddütler oluştuğunu, sürekli hastalara açıklama yapmak zorunda kalan müvekkili hastanenin, haberlerde bahsedilen usulsüz katarakt işlemi yapan sağlık kuruluşları arasında olmadığını hastalara açıklamak ve kanıtlamak zorunda kaldığını, haksız ve gerçek dışı reklam ve haberlerin amacının hasta kitlesini yanıltmak ve bilinçsiz hastaları kendi tarafına çekmek olduğunu, bu sebeple davalı, TTK 54/1 maddesinde yer alan ''Başkalarını veya onların mallarını, iş ürünlerini, fiyatlarını, faaliyetlerini veya ticari işlerini, yanlış, yanıltıcı veya gereksiz yere incitici açıklamalarla kötülemek'' suretiyle, haksız rekabete yol açtığını, davalının, davacın da bulunduğu Sakarya iline, sadece 25 dakika uzaklıkta bulunan İzmit ilinde şubesi bulunduğunu, davalının haksız reklamlar yoluyla müvekkilinin hastalarını buraya yönlendirdiğini, bunun tanıkların beyanıyla da belirtildiğini, hasta algısını etkileyen davalının, kısa süre sonra Sakarya'da hastane açarak, eylemlerini haksız kazanca dönüştürdüğünü, söz konusu haksız reklamlar nedeniyle, müvekkili hastanenin, büyük maddi zarara uğradığını, sırf reklamlarda anlatılan hastaneden olmadığını kanıtlamak ve hastalara durumu izah edebilmek için ilave personel çalıştırmak zorunda kaldığını, bu haksız reklamlardan sonra, karlılığı ve cirosu hızla düşün müvekkilinin yatırımlarını da ertelemek zorunda kaldığını, davalının reklamlarının haksız olduğunun bir diğer göstergesinin de hastaların şikayeti olduğunu, internette yer alan şikayetler, davalı şirketin haksız reklamlarla hastaları yanlış yönlendirdiğini ve asıl amacın hastaları hastaneye çekmek olduğunun görüldüğünü, ... isimli internet sitesinde davalı hastane hakkında yapılan şikayetler in olayı tüm açıklığıyla ortaya koyduğunu, bilirkişi raporlarında yer alan açık tespitlerin neden dikkate alınmadığının kararda açıklanmadığını, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TTK'nın 56. maddesi uyarınca haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve maddi-manevi tazminat istemlerine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş; bu karara karşı, davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Mahkemece ilk olarak verilen 22.05.2018 tarih ve 2014/651 Esas, 2018/573 Karar sayılı davanın kısmen kabulüne dair karar, davalı vekilince istinaf edilmiş olup Dairemizin 04.03.2020 tarih ve 2018/1891 Esas, 2020/184 Karar sayılı kararı ile ''İlk derece mahkemesince, yargılamada alınan kök ve ek bilirkişi raporunda, davacının tazminat talepleri yönünden koşulların bulunmadığı sonuç ve kanaatine varıldığı belirtildiği ve mahkemenin gerekçesinde de bilirkişi raporunun sonuç kısmına aynen yer verildiği halde, doğruluğu kabul edilen ve hükme esas alınan bu bilirkişi raporuna aykırı olarak, rapordan ayrılma gerekçeleri de açıklanmadan davacının maddi ve manevi tazminat talepleri yönünden yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmadığı gibi davalının hangi eylemlerinin haksız rekabete yol açtığı karar yerinde tartışılmadan ve gerekçeleri ortaya konulmadan yazılı şekilde hüküm kurulması da doğru değildir.'' gerekçesiyle kararın HMK'nın 353/1.a.6 maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiş, yeniden yapılan yargılama sonucunda istinafa konu davanın reddine dair eldeki karar verilmiştir.Davacı vekili; davalının ... adlı reklamlarının ve tanıtımlarının, katarakt ameliyatlarından fark alınmadığına dair reklamlarının Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 60.maddesine aykırı olup bilgilendirme tanıtım amacından uzak, tamamen talep yaratmaya yönelik olduğunu, bunun TTK'nın 55/1.e maddesine aykırı olduğunu, rekalmaların içeriğinin de yanıltıcı olduğunu, aslında hastalardan bir çok ücret aldığını, davalı yetkilisinin gazetelerde yer alan ''...'' şeklindeki beyanatlarının diğer göz hastanelerini ve müvekkilini zan altında bıraktığını, reklamlarında FDA onayından bahsederek kendi ürünlerinin daha güvenilir olduğu izlenimi yaratarak TTK'nın 55/1.a.5 maddesine göre haksız rekabette bulunduğunu, davalının en iyi ürün kendisindeymiş gibi tanıtım yaparak TTK'nın 55/1-a-8 maddesine aykırı olarak müşterilerin karar verme özgürlüğünü saldırgan satış yöntemleri ile engellediğini, bu sebeplerle davacının zarara uğradığını ileri sürerek, haksız rekabetin tespiti, önlenmesine ve zarar bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.Haksız rekabet TTK'nın 54 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, TTK'nın 54/2.maddesinde, rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar haksız ve hukuka aykırı olarak nitelendirilmiştir. Dava dilekçesindeki vakıalara göre davacının iddiası TTK'nın 55/1.a.5, 55/1.a.8 ve 55/1.e maddeleri kapsamında ileri sürülmüştür. Bu maddelere göre; kendisini, mallarını, iş ürünlerini, faaliyetlerini, fiyatlarını, gerçeğe aykırı, yanıltıcı, rakibini gereksiz yere kötüleyici veya gereksiz yere onun tanınmışlığından yararlanacak şekilde, başkaları, malları, iş ürünleri veya fiyatlarıyla karşılaştırmak ya da üçüncü kişiyi benzer yollardan öne geçirmek; iş şartlarına uymamak, özellikle kanun veya sözleşmeyle, rakiplere de yüklenmiş olan veya bir meslek dalında veya çevrede olağan olan iş şartlarına uymamak; müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak şeklindeki fiillerin haksız rekabet sayıldığı anlaşılmaktadır.Mahkemece, davacının dava dilekçesinde belirttiği davalı eylemlerinin haksız rekabet teşkil etmediği, davacının bu konudaki iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir. Davacı vekili, rekabeti bozan reklamlar yaparak rekabet yasağının kapsamına aykırı hareket ettiğini, dava konusu reklamların mevzuat açısından rakip ürünleri kötüleyici ve karalayıcı mahiyette olduğunu, dava konusu davalı yetkilisinin röportaj içeriklerinin diğer tüm göz hastanelerini zan altında bıraktığını, gerçek dışı reklamlarla hastaları yanıltmak, bilinçsiz hastaları kendi tarafına çekmeye çalışarak haksız kazanç elde etme amacına yönelik hareket ettiğini ileri sürerek kararı istinaf etmiştir.İlk derece mahkemesi karar gerekçesinde de açıklandığı üzere davalının ''...'' hattı kurması, SGK'lı hastaların katarakt ameliyatı ve muayenesinden fark ücreti almayacağını ilan etmesi haksız rekabet niteliği taşımadığı gibi bunun aksinin yapıldığına dair herhangi bir delilin de dosyada mevcut olmadığı, yine dava konusu davalı yetkilisinin gazetelere verdiği röportaj içerikleri incelendiğinde beyan edilen hususların bilgilendirme ve tanıtım kapsamında olduğu ve talep yaratmaya yönelik olmadığı ve haksız rekabet niteliği taşımadığı görülmektedir. Dava konusu röportajlarda ''...'' şeklinde açıklamalar yer almakta olup bu ifadeler ve röportajın bütünü dikkate alındığında röportajda yer alan diğer ifadelerin de davacıyı ve diğer hastaneleri zan altında bırakacak, onları kötüleyecek içerikte olmadığı anlaşılmaktadır.Kaldı ki; röportaj içeriğinde davacıya yönelik bir ifade bulunmadığı gibi davacının adının geçmediği görülmektedir. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun olup aksi yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davacı vekili, bilirkişi kök ve ek raporlarının davacı lehine olduğunu, raporlarda, haksız rekabet teşkil eden eylemlerin açıkça tespit edildiğini, buna rağmen davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu da istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür.HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirir. Buna göre, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olup mahkemece diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirilerek hükme esas alınır. Mahkemece istinafa konu karar gerekçesinde, bilirkişi raporlarında davalının hangi eylemlerinin haksız rekabete yol açtığının belirlenmediği, soyut ve genel ifadelerle davalının eylemlerinin haksız rekabet unsuru taşıyabileceğinin tespit edildiği belirtilerek bilirkişi raporlarına itibar edilmediği anlaşılmaktadır. Gerçekten de bilirkişi kök ve ek raporunda; davalının sektörel reklam yasaklarını içeren Özel Hastaneler Yönetmeliğinde belirlenen hükümlere ve genel olarak reklam mevzuatı ile haksız rekabet eylemlerini düzenleyen TTK amir hükümlerine aykırı reklamlarda bulunarak işletmesini öne geçirdiği şeklinde bir kanaat belirtilmiş ancak bu konuda somut ve açıklayıcı bir tespite yer verilmemiştir. Bu haliyle söz konusu bilirkişi raporları hüküm kurmaya elverişli nitelikte de değildir. Somut olayda davacı iddiaları, davalı yetkilisinin röportajlarında yer alan ifadelere dayanmakta olup dosya kapsamı itibariyle bunların değerlendirilmesi özel ve teknik bilgi gerektirmeyip hakimin hukuk bilgisi ile de çözümlenebilecek nitelikte olduğundan mahkemece gerekçesi de belirtilmek suretiyle bilirkişi raporlarının aksi yönünde davanın reddine karar verilmiş olmasında usul ve yasaya aykırılık görülmemiştir. Bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmemiş ve istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraf vekillerine tebliğine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 31.10.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve temyizi kabil olmak üzere karar verildi.