T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1588
KARAR NO:2024/1540
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:27/04/2021
NUMARASI:2019/429 E. - 2021/314 K.
DAVANIN KONUSU:Alacak
Taraflar arasındaki asıl ve karşı davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı, davalı - karşı davacı vekili tarafından karşı davada verilen hükme yönelik olarak istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Asıl davada davacı vekili, asıl dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacının davalı tarafından açılan ... ihale kayıt numaralı katlı el havlusu alım ihalesine katıldığını, 19.01.2018 tarihinde düzenlenen ihaleyi kazanarak taraflar arasında 05.03.2018 tarihili kağıt el havlusu konulu 1 yıllık sözleşme akdedildiğini, sözleşme gereği davacının, davalı tarafın farklı muhitlerde yer alan depolarına 9.000 adet 12'li balya şeklinde 200 yapraklı kağıt havluyu teslim etmeyi taahhüt ettiğini, sözleşmenin bedelinin 323.460,00 TL olduğunu, sözleşmenin 11.maddesi ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu gereğince ihale bedelinin %6'lık kısmı olan 19.410,00 TL'nin davalı yükleniciye nakit teminat olarak ödendiğini, sözleşmede müvekkilinin üzerine yüklenilen edimleri yerine getirdiğini, 2018 yılının Ağustos ayında ülkede meydana gelen döviz kurundaki dalgalanmalar sonrasında ham maddesi ithalat yoluyla ülkeye getirilen kağıt el havlusunun üretim ve tedarik maliyetlerinin çok yüksek oranda artış gösterdiğini, bu sebeple davacının sözleşme gereğince üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmesinin imkansız hale geldiğini, kar etmek bir yana büyük zararlara uğradığını, davacının iyiniyetli ve sözleşmeyi devam ettirme yönündeki tutumuna rağmen davalının sözleşmeyi 05.10.2018 tarihli kararıyla "Müvekkil şirketin sözleşmenin kendisine yüklediği yükümlülükleri yerine getirmediği" gerekçesiyle feshettiğini, davacının davalıya nakit olarak teslim etiği 19.410,00 TL'lik teminat tutarını da gelir kaydettiğini ve davacıya iade etmediğini, ekonomik krizin sözleşme konusu iş kapsamında mücbir sebep sayıldığını, mücbir sebep nedeniyle sözleşmenin feshi halinde tüm teminat tutarının iadesi gerektiğini, ayrıca 18.01.2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğü giren 7161 sayılı Kanun'un 32.maddesiyle 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'na geçici 4. madde eklendiğini, geçici madde metninde de anlaşılacağı üzere yüklenici nezdinde meydana gelen ve yüklenici tarafından öngörülmesi mümkün olmayan imalat girdi fiyatlarındaki büyük artıştan dolayı yüklenici ile idare arasındaki sözleşmenin yükleniciye kolaylıklar sağlanarak feshi veya devrini ihtiva ettiğini, geçici maddenin düzenlenmesine neden olan olgular ve işbu maddenin ruhu dikkate alındığında yüklenicinin kendisinden kaynaklanmayan bir ekonomik darlığa girmesini engelleme ile sözleşmenin feshi yahut devri yoluyla hizmetlerin aksamasını önlemenin amaçlandığını, iş bu kanun hükmü gereğince davalı tarafa 29.01.2019 tarihli dilekçeyle başvurulduğunu, 19.140,00 TL tutarındaki nakit teminatın iadesinin talep edildiğini, ancak talebin reddedildiğini ileri sürerek, 19.410,00 TL'nin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği tarih olan 05.10.2018 tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı vekili, savunmasında özetle; davacının sözleşmeden doğan sorumluluklarını ve ifa yükümlülüklerini yerine getirmeksizin sözleşmenin feshi yönünde irade ortaya koyduğunu, bu iradesini yazılı oalarak müvekkiline ilettiğini, sözleşmenin feshedilmesinden kaynaklanan mali yükümlülüklerini de yerine getirmediğini, buna mukabil sözleşmenin feshinden yaklaşık 3 ay sonra çıkan bir kanuni düzenlemeden yararlanmak istediklerini, karşı taraf sözleşmenin feshini talep etmekte bu kadar aceleci davranmamış olsaydı bugün yeni mevzuat düzenlemesinden yararlanabileceğini,kusurların giderilmesi için firmaya on günlük süre tanınmış olmasına rağmen bu süre zarfında da davalının sözleşme kapsamındaki ifa yükümlülüğünü yerine getirmediğini, müvekkilince 08.10.2018 tarihinde sözleşme fesih kararının alındığını ve teminatın gelir kaydedilmesine fesih tarihi itibariyle doğmuş cezaların da düşülerek hesabın tasfiye edilmesine karar verildiğini, davacının teminatın iadesi talebinin yerinde olmadığını savunarak, asıl davanın reddini istemiştir.Karşı davada davacı vekili, karşı dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 05.03.2018 tarihli ve ... ihale kayıt nolu katlı el havlusu alımı konulu sözleşme imzalandığını, karşı davalının sözleşmeye istinaden (14.08.2018-17.08.2018) ve (10.09.2018- 14.09.2018) tarihlerinde müvekkilinin ana depolarına şartname gereği toplamda 1500 koli (200 yapraklı 12'li balya) kağıt havlu getirmesi gerekirken, mal sevkiyatını yapmadığını, 09.11.2017 tarihli teknik şartnamenin D maddesi uyarınca, ne kadar malzemenin nerelere ve kangi tarihlerde teslim edileceğinin açıkça belirtildiğini, müvekkili tarafından teslimatın zamanında yapılmadığına ilişkin tespit ve bilgilendirmenin 17.08.2018 tarihli tutanak ile karşı tarafa iletildiğini, ancak karşı tarafın ilgili tutanak ve uyarı sonrasında da eksik ifaya ilişkin kusurlarını gidermediğini, sözleşmenin 34.2.maddesinde ''Yüklenicinin sözleşmeye uygun olarak malın kısmi kabule konu olan kısmını süresinde teslim etmemesi halinde, İdare tarafından en üz on gün süreli yazılı ihtar yapılarak gecikilen her takvim günü için teslim edilmeyen kısmın bedelinin Bindebeş oranında gecikme cezası uygulanır'' hükmü gereğince davalıya 14.09.2018 tarihli ihtarname tebliğ edilip kusurlarını gidermesi için 10 günlük süre tanındığını, davalının ifa yükümlülüğünü yerine getirmediğini, aksine davalının fesih talep ettiğini, bunun üzerine müvekkilince sözleşmenin feshedildiğini ve teminat bedelinin de gelir kaydedilmesine karar verildiğini, feshe istinaden davalının müvekkiline toplamda 44.486,37 TL ceza borcu için 19.410,00 TL teminatın tazmin edildiğini, fakat teminat güncelleme bedeli olarak müvekkilinin 6.207,87 TL daha alacağı olduğunu, ayrıca sözleşmedeki fesih ceza tutarının da müvekkiline ödenmediğini, müvekkilinin 18.868,50 TL cezai şart alacağı olduğunu ileri sürerek, 25.076,37 TL'nin ticari faizi ile karşı davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Karşı davalı vekili, karşı davaya cevap dilekçesinde özetle; meydana gelen döviz kurundaki dalgalanmalar sonrasında ham maddesi ithalat yoluyla ülkeye getirilen kağıt el havlusunun üretim ve tedarik maliyetlerinin çok yüksek oranda artış gösterdiğini, bu sebeple müvekkilinin sözleşme gereğince üstlendiği yükümlülüklerini yerine getirmesinin imkansız hale geldiğini, karşı davacının sunduğu 17.08.2018 tarihli tutanaktan da müvekkilinin sözleşme konusu edimlerini döviz kurundaki artıştan dolayı gerçekleştiremediğinin net şekilde anlaşıldığını, müvekkilinin sözleşmenin revize edilmesini talep etmiş ise de karşı davacının bunu kabul etmediğini, sözleşmenin cezai şartı düzenleyen 34.maddesine göre karşı davacının bu cezayı uygulayabilmesi için müvekkiline 10 günlük süre tanıması gerektiğini, ancak bu konuda bir evrak sunmadığını, hesaplanan ve talep edilen miktarın da fahiş olduğunu savunarak, karşı davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "... Asıl dava taraflar arasında yapılan sözleşmenin feshi nedeni ile, davalı tarafından gelir kaydedilen teminat bedelinin davacı yana iadesi karşı dava ise sözleşme fesih bedeli ile teminat bedelinin güncellenmesine dair alacak davasıdır.Somut olayda, davalı tarafından ... ihale numarası ile ihale edilen katlı ev havlusu alım ihalesinin davacı tarafından 323.460,00 TL karşılığında alındığı, davacı tarafça ihale bedelinin %6'lık kısmı olan 19.410,00 TL tutarında nakit teminatın ihale sahibi davalı yana verildiği, davacı tarafından sözleşme devam ettiği sırada döviz kurunda yaşanan artışlar nedeni ile davacı tarafın edimlerinde aksaklıklar yaşandığı davalı tarafa gönderdiği 05.09.2018 tarihinde gönderdiği yazı ile davalıdan sözleşme teminat bedelinin iadesini talep ettiği, davalı tarafından 08.10.2018 tarihli tutanak ile davacının borcunu ifa etmediğini belirterek sözleşmeyi feshettiği anlaşılmıştır.Asıl dava yönünden; davacı, döviz kurunda yaşanan artışın kendisi yönünden mücbir sebep sayılması gerektiği ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'na eklenen geçici 4. Madde gereği teminat bedelinin kendisine iade edilmesi gerektiğini iddia etmektedir.Dosya kapsamında yer alan belgelere göre, sözleşme devam ettiği sırada edimlerini yerine getiremeyip, yatırılan teminatın iadesini talep eden davacı tarafın sözleşme fesih iradesi taşıdığı kabul edilmelidir.18/01/2019 tarih ve 30659 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair Kanunun 32. Maddesi ile 4734 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanununa eklenen geçici 4. Madde de "31/08/2018 tarihinden önce 4734 sayılı kanuna göre ihalesi yapılan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle devam eden sözleşmelerde imalat girdilerinin fiyatlarında beklenmeyen artışlar meydana gelmesi nedeniyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki 60 gün içinde yüklenicinin idareye yazılı olarak başvurması kaydı ile Hazine ve Maliye Bakanlığının görüşü alınarak idarenin onayına bağlı olarak fesh edilip tasviye edilebilir veya devredilebilir. Bu durumda devir alacaklarında ilk ihale şartları devir tarihi itibariyle aranacak olup devirden veya fesihten kaynaklanan kısıtlama ve yaptırımlar uygulanmaz...Sözleşmesi feshedilen veya sözleşmeyi devreden yüklenicinin teminatı iade edilir... " düzenlemesine yer verilmiş olup, maddenin uygulama alanı bulması için madde yürürlük tarihi itibariyle sözleşmelerin devam etmesi gerekmekte olup, somut olayda taraflar arasında ki sözleşme bu tarihten önce feshedilmiş olup bu maddenin davacı lehine uygulanması mümkün değildir.Davacı yanın döviz kurlarında yaşanan artışın mücbir sebep sayılması gerektiği yönündeki beyanlarına gelince Kanun'un 10. Maddesinde mücbir sebep sayılacak haller belirtilmiş olup bunlar; a) Doğal afetler.b) Kanuni grev.c) Genel salgın hastalık.d) Kısmî veya genel seferberlik ilânı.e) Gerektiğinde Kurum tarafından belirlenecek benzeri diğer haller.Süre uzatımı verilmesi, sözleşmenin feshi gibi durumlar da dahil olmak üzere, idare tarafından yukarıda belirtilen hallerin mücbir sebep olarak kabul edilebilmesi için; yükleniciden kaynaklanan bir kusurdan ileri gelmemiş olması, taahhüdün yerine getirilmesine engel nitelikte olması, yüklenicinin bu engeli ortadan kaldırmaya gücünün yetmemiş bulunması, mücbir sebebin meydana geldiği tarihi izleyen yirmi gün içinde yüklenicinin idareye yazılı olarak bildirimde bulunması ve yetkili merciler tarafından belgelendirilmesi zorunludur." Taraflar arasında yapılan sözleşmenin 25.1.1 maddesi ile mücbir sebep düzenlemesi yapılarak kanun metni tekrarlanmış olup döviz kurlarında yaşanan artışın davacı yönünden mücbir sebep olarak nitelendirilmesinin imkanı bulunmamaktadır. Sözleşmeyi fesih iradesi ile hareket eden davacının taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 35. 2 maddesi gereği teminatın iadesini talep etme hakkı bulunmamaktadır ve davalı teminatı gelir olarak kaydedebilir.Yapılan bu açıklamalar gereği asıl davanın reddine karar verilmiştir.Birleşen dava yönünden; mahkememizce yukarıda karşı davacı tarafın teminatı gelir olarak kaydetme hakkı olduğu ve davacı yüklenicinin teminatın iadesini talep ettiği tarih itibariyle fesih iradesi taşıdığı sözleşmenin bu tarih itibariyle feshedildiğinin kabulü gerektiği kabul edilmiştir. Bu durumda karşı davacı sözleşmenin 36.2 maddesi gereği davacı tarafından ödenen teminatın endekse göre güncellenmesini isteyebilecektir. Her ne kadar davacı yüklenicinin sözleşmeyi feshettiği kabul edilmişse de, karşı davacı teminat güncelleme tarihi olarak kendisi tarafından gönderilen ihtarname tarihi olan 09.10.2018 tarihini esas aldığından mahkememizce karşı davacı talebi ile bağlı kalınmıştır. Mahkememizce uyuşmazlığın uzmanlık gerektirmesi nedeni ile bilirkişiler ...'den alınan 07.05.2020 tarihli bilirkişi heyet raporu ile de 6.207,87 TL talep edebileceği belirlenmiş olup karşı davacının bu talep yönünden davasının kabulüne karar verilmiştir.Karşı davacının cezai şart bedeli alacağı talebine gelince; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 34. Maddesinde özetle yüklenici tarafından süresinde teslim yapılmaması halinde her takvim günü için teslim edilmeyen ürün bedelinin binde beşi oranında gecikme cezası uygulanacağı kararlaştırılmış olup, 06.01.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda bu bedel cumartesi ve pazar günleri dahil edilerek ve edilmeden alternatifli olarak hesaplanmış olup, tüm dosya kapsamı ile yüklenicinin teslim yapmadığı tarih aralığı ve sözleşmede ceza miktarının belirlenmesinde takvim günün kararlaştırılmış olması nedeni ile cumartesi-pazar günlerinin de dahil edilmesi gerektiği göz önüne alınarak karşı davacının 9.434,25 TL cezai şart talebinde bulunabileceği anlaşılmış buna ilişkin talebin ve karşı davanın kısmen kabulüne karar verilerek aşağıda ki şekilde hüküm kurulmuştur. " gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulü ile 6.207,87 TL teminat güncelleme farkı ile 9.434,25 TL cezai şart bedeli olmak üzere toplam 15.642,12 TL'nin karşı dava tarihi olan 26.07.2019 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte karşı davalıdan alınarak karşı davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.Bu karara karşı, davalı-karşı davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı - karşı davacı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; karşı davanın reddedilen kısmı bakımından yasaya ve usule aykırı olarak verilen kararı istinaf ettiklerini, asıl dava ve karşı davanın teminat güncelleme farkı yönünden mahkeme kararının yasaya ve usule uygun olduğunu, istinaf başvurularının konusu olmadığını, ancak gecikme cezası hesabına esas alınan birim ceza tutarının hatalı hesaplandığını, mahkemece, dosya kapsamında tanzim edilen 06.01.2021 tarihli ek raporun esas alındığını, ek bilirkişi raporunda cezai şart bedeli hesaplanırken gecikilen gün sayıları, ürün birim fiyatı ve cezai şart oranı doğru tespit edilmiş ise de, sözleşmeye konu ürünlerin miktarının hatalı tespit edildiğinden hatalı bir sonuca ulaşıldığını, ek raporda da belirtildiği üzere gecikme cezasının (cezai şartın) hesabında uygulanacak formülün [Ürün Miktarı] x [Birim Fiyat] x [Gecikilen (Fark) Gün] x [Ceza Oranı (Binde 5)] = Cezai Bedel olduğunu, "Birim Fiyat" "Gecikilen Gün" ve "Ceza Oranı" hususlarındaki tespitler doğru olmakla birlikte sözleşmeye konu ürün miktarının 1500 olmasına rağmen 750 olarak kabul edilerek hesaplanmasının hatalı olduğunu, sözleşmede fesih tarihine kadar teslim edilmesi gereken ürün miktarının 1.500 olduğunun açık olduğunu, dolayısı ile davalının sorumlu olduğu gecikme cezasının (cezai şartın) tutarı 18.868,50 TL iken, bu tutarın yarısı olan 9.434,25 TL'nin kabulü nün hatalı olduğunu, gecikme bedelinin hesabının ekte sunulan belgede gösterildiği şekilde olması gerektiğini, bu sebeple karşı davanın (tam) kabulü gerektiğini, bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl davanın reddine, karşı davanın tamamen kabulüne karar verilmesini istemiştir. Davacı - karşı davalı vekili, istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalı-karşı davacı tarafın istinaf başvuru dilekçesinde hesaplama formülü olarak beyan ettiği formülün, müvekkili tarafından davalı-karşı davacıya yapılması gereken sevkiyatın tarihi, sevkiyatta teslimi yapılması gereken ürün miktarının yanlış yorumlanmasından ötürü hatalı bir formül olduğunu, davalı-karşı davacı tarafın formülüne göre gecikme cezası hesaplaması yapılırsa iki farklı tarihte verilen ve şartname gereği iki farklı tarihte teslim edilmesi gereken 750'şer koli kağıt havlu siparişinin gecikme süresi tek bir siparişmiş gibi hesaplanmış olacağını, bu durumun somut duruma aykırı bir hesap sonucunu ortaya koyacağını, davalı-karşı davacının haksız tahsilat yaparak sebepsiz zenginleşmesine yol açacağını, iki ayrı sevkıyat durumu olduğundan toplam 1500 koli üzerinden hesap yapılamayacağını, ek raporun ve mahkeme kararının bu yönden hukuka aykırılık taşımadığını ileri sürerek, karşı davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmesini istemiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE: Asıl dava, teminat bedelinin iadesi istemine; karşı dava, sözleşmenin feshi sebebiyle teminat bedelinin güncelleme fark tutarı ile gecikme cezası bedelinin tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı - karşı davacı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, asıl davada davacı-karşı davalı vekilince istinaf talebinde bulunulmamış olup karar, karşı davada verilen hükme yönelik olarak davalı-karşı davacı vekilince istinaf konusu edilmiş olduğundan, istinaf incelemesi başvuru kapsamında yapılmıştır.Taraflar arasında 05.03.2018 tarihli ve 12 ay süreli sözleşme akdedildiği, sözleşme ile asıl davacının asıl davalıya 9.000 adet 12'li balya şeklinde 200 yapraklı kağıt havluyu teslim etme edimini üstlendiği, teknik şartnameye göre asıl davacının asıl davalının belirttiği teslim yerlerine aylık 750 koli (her bir koli 12'li balya) kağıt havlu teslim edeceğinin kararlaştırıldığı, sözleşmenin ifa güçlüğü şekilde asıl davacı yanca feshinin ve teminatın iadesinin talep edildiği, bunun üzerine karşı davacı tarafından sözleşmenin 09.10.2018 tarihi itibariyle fehsedildiği görülmektedir.Karşı davacı vekili, karşı davalının sözleşmeye istinaden (14.08.2018-17.08.2018) ve (10.09.2018- 14.09.2018) tarihlerinde müvekkilinin ana depolarına şartname gereği toplamda 1500 koli (200 yapraklı 12'li balya) kağıt havlu getirmesi gerekirken mal sevkiyatını yapmadığını, bunun karşı davalıya 17.08.2018 tarihli tutanak ile iletildiğini, ancak karşı tarafın edimini ifa etmediğini ileri sürerek, 18.868,50 TL cezai şartın tahsilini talep etmiş, mahkemece ek raporda hesaplanan şekilde 9.434,25 TL cezai şartın kabulüne karar verilmiştir. Sözleşmenin 34.maddesinde, yüklenici tarafından süresinde teslim yapılmaması halinde her takvim günü için teslim edilmeyen ürün bedelinin binde beşi oranında gecikme cezası uygulanacağı kararlaştırılmıştır. Karşı davacı vekili, cezai şart tutarı hesaplanırken teslim edilmeyen 1500 koli mal yerine 750 koli malın esas alındığını, bunun hatalı olduğunu ileri sürmüştür.Taraflar arasındaki teknik şartnamede, 2018 yılında aylık toplam 750 koli mal teslim edileceği hüküm altına alınmış, karşı davacı vekilince sunulan 17.08.2018 tarihli ve karşı davalının da karşı davaya cevap dilekçesinde kabul etmesi sebebiyle kabulünde olan tutanakta da 2018 yılı Ağustos ayında 14.08.2018-17.08.2018 tarihleri arasında karşı davalının sevkıyat yapacağının, ancak Ağustos ayında karşı davalının bu sevkıyatı yapmadığının belirtildiği görülmektedir. Karşı davalı vekilince dava dilekçesi ekinde sunulan bilgi formuna göre karşı davalının 10.09.2018-14.09.2018 tarihlerinde yapması gereken sevkıyatı da yapmadığı anlaşılmaktadır.Teknik şartnameye göre sevkıyatlar aylık olarak yapılmaktadır. Bu durumda Ağustos ayı sevkıyatının yapılması gereken 17.08.2018 tarihinden sözleşmenin feshedildiği 09.10.2018 tarihine kadar 750 koli, Eylül ayı sevkıyatının yapılması gereken 14.09.2018 tarihinden 09.10.2018 tarihine kadar 750 koli malın teslimi gerekirken teslim edilmemesi sebebiyle aylık sevkıyatlara göre ek bilirkişi raporunda ayrı ayrı hesaplama yapılması yerinde olmuştur. Bir diğer deyişle, karşı davacı vekilinin toplam 1500 koli üzerinden cezai şart hesaplanması talebinin, teknik şartnameye göre aylık 750 koli teslim yapılması düzenlemesi karşısında yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Kaldı ki, karşı davacı vekili, ek bilirkişi raporuna karşı sunduğu 27.01.2021 tarihli itiraz dilekçesinde de; sevkıyat tarihlerini 17.08.2018 ve 14.09.2018 olarak göstererek sevkıyatın iki ayrı sevkıyat olarak yapıldığını beyan ettikten sonra sevkıyatın geciktiği gün sayısının ek raporda eksik ve hatalı tespit edildiğini ileri sürmüş, ürün miktarına ilişkin bir itiraz da ileri sürmemiştir. Bu sebeplerle, karşı davada davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, karşı davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.Açıklanan bu nedenlerle, HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararı usul ve yasaya uygun olup davalı-karşı davacı vekilinin karşı davaya yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden, davalı-karşı davacı vekilinin karşı davada verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan gerekçelerle; 1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, davalı-karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, 2-Davalı-karşı davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; bakiye 368,30 TL istinaf karar harcının davalı-karşı davacıdan tahsiline, Hazineye gelir kaydına,4-Davalı-karşı davacı tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,5-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,6-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.31.10.2024