T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1317
KARAR NO:2024/1493
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:01/10/2019
NUMARASI:2016/958 E. - 2019/999 K.
DAVANIN KONUSU:Rekabet yasağının ihlali nedeniyle ceza koşulu alacağı
Taraflar arasındaki alacak davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, davacı ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirketin ... sitesi üzerinden doktor randevu ve tercih portalı olduğunu, ...'un da Türkiye'deki temsilcisi olduğunu, davalının 02.01.2015 tarihinde akdedilen iş sözleşmesi uyarınca Saha Satış Sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, davalının 30.05.2016 tarihinde iş sözleşmesini feshettiğini ihbar ederek işyerinden ayrıldığını, ardından bir ay geçmeksizin müvekkili ile aynı sektörde olan ... A.Ş.'de müşteri hizmetleri temsilcisi olarak çalışmaya başladığını, müvekkili şirket ile davalı yanın akdettiği iş sözleşmesinin 12. maddesi uyarınca müvekkili ile aynı faaliyetleri gösteren rakip firmada çalışması sonucu fesih tarihinden önceki ayda almış olduğu brüt maaşının üç katı cezayı ödemekle yükümlü olduğunu, davalının müvekkili şirket yanında müvekkili şirketin müşterilerini tanımış olduğunu, işin bütün detaylarına ulaşma imkanı olduğunu, sahada aktif rol aldığını, davalının rakip firmada çalışmaya başlayarak taraflar arasındaki sözleşme hükmünü ihlal ettiğini iddia ederek, belirtilen sebeplerle rekabet yasağının davalı tarafından ihlal edildiğinin tespiti ile 10.547,67 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının gizli bilgilerin ifşası hususunda da cezai şarta hükmedilebilmesi ve müddeabihin yargılama sürecinde artırılması amacı ile müvekkili şirketin gizli bilgilerinin ifşasının tespitine karar verilmesini dava ve talep etmiştir. Davalı vekili, savunmasında özetle; müvekkilinin davacı şirketteki görevinin doktorları şirket bünyesine dâhil etmek adına görüşmeler yapmak ve kendileri ile birtakım anlaşmalar yapmak olduğunu, davalının, davacı şirkette çalışmaya başladıktan uzun bir süre sonra yeni satış müdürü olarak göreve gelen ... tarafından yersiz olarak gerek sözlü gerek yazılı uyarılar verilerek moral ve motivasyon düşürücü hareketlere maruz kaldığını, şirketin satışlarının artması ve portföy genişlemesi için büyük çaba sarf etmiş olmasına rağmen yıldırma ile istifaya zorlandığını, mobing uygulandığını, en sonunda davacı şirketin bildirim ve talebi üzerine işten çıktığını ve davacı şirket tarafından da 17.624 TL tazminat ödemesi yapıldığını, iş sözleşmesinin davacı şirket tarafından feshedildiğini, tazminat bedellerini ödeme için müvekkilinin istifa koşulunun öne sürüldüğünü ve istifa dilekçesi ve ibranameyi vermek zorunda kaldığını, davacının tazminat ödemesinin kendisi tarafından sözleşmeyi feshettiğinin kanıtı olduğunu, müvekkilinin hâlen çalıştığı işyerinin davacı ile aynı iş kolunda olmadığını, şirkette saha görevi yürütmediğini, doktorlarla birebir görüşme yapmadığını, sözleşmede yer alan rekabet yasağına ilişkin maddenin haksız fesih nedeniyle geçersiz olduğunu, müvekkilinin davacı şirkete ait gizli verileri ve sırlarını açığa çıkartacak herhangi bir işlemde veya bilgi aktarımında bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Davalının davacı firmada çalıştığı süre zarfında çalıştığı konumu, yaptığı işi, davacı şirkette çalıştığı süre nazara alınarak ve Türk Borçlar Kanununun ''Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi'' başlıklı 182. maddesinin son fıkrası uyarınca, Hakimin, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indireceği hükmü birlikte değerlendirilmek suretiyle sözleşme ile kararlaştırılan ve bilirkişi tarafından hesaplanan cezai şarttan 1/2 oranında indirim yapılarak ve uygulanması gereken faizin yasal faiz olduğu gözetilerek davacının davasının kısmen kabulüne ve davacı tarafça talep edilen cezai şarttan Mahkemece takdiri indirim yapıldığından davalı lehine ve davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği düşünülerek ..." gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takdiren 5.273,84 TL'nin davalıdan dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili, katılma yoluyla istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Gerekçeli kararda TBK'nın 182. maddesi gereğince yapılan cezai şart indirimi ile faiz düzenleme sebebinin açıklanmadığını, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, Anayasa'nın ilgili maddeleri ile HMK'nın 297. maddesinde mahkeme kararında hangi hususların yer alması gerektiğinin açıklandığını, cezai şart indiriminin somut olayın özellikleriyle bağdaşmadığını, gerekçeli kararda isabetli olarak taraflar arasında akdedilen iş sözleşmesindeki rekabet yasağı hükmünün şeklî unsurları bakımından TBK'nın 445. maddesine uygun olduğunun tespit edildiğini, davacının işten ayrıldıktan 13 gün gibi kısa bir süre içerisinde aynı piyasada rakip olan firmada işe başlaması hususlarının birlikte değerlendirilerek gerçekçi bulunmadığının ifade edildiğini, TBK'nın 182. maddesinin son fıkrası uyarınca 1/2 oranında indirilmesininde ve yasal faiz uygulanarak davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, doktrinde bir sözleşmede yer alan cezai şartın hangi hâllerde aşırı olacağı ve indirimi yapılırken göz önünde bulundurulacak kriterlerin neler olması gerektiği konusunda görüş birliğinin mevcut olduğunu, bu nedenlerle ilk derece mahkemesince davanın tenkis sonucu kısmen reddine dair verilen kararın usule ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve davanın tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;İş sözleşmesi uyarınca müvekkilinin davacı iş yerinde satış sorumlusu olarak çalışmaya başladığını, şirketteki görevinin doktorları şirket bünyesine dâhil etmek adına görüşmeler yapmak ve kendileriyle bir takım anlaşmalar sağlamak olduğunu, bir süre sonra dava dışı gerçek kişinin satış müdürü olarak şirkette göreve başladığını ve müvekkiline devamlı ve yersiz olarak sözlü ve yazılı uyarılar vererek moral ve motivasyonunu düşürücü hareketlerde bulunulduğunu, satış müdürünün sürekli müvekkilini yıldırmaya çalıştığını ve istifaya zorladığını, hatta müvekkilinin istifası hâlinde kendisine tüm hakların ödeneceğine dair telkin etmeye başladığını, kısacası müvekkiline mobing uygulandığını ve davacı şirketin talebi üzerine müvekkilinin şirketten gönderildiğini, devamında imzalanan tarihsiz ibraname kapsamında kendisine işçi alacakları karşılığı 17.624,00 TL tazminat ödemesi yaptığını, sözleşmenin davacı şirket tarafından feshedildiğini, söz konusu ibranamenin mahkeme tarafından değerlendirme konusu yapılmaması gerekmesine rağmen mahkemenin müvekkiline zorla imzalatılan ibranameyi dikkate alarak karar verdiğini, müvekkilinin davacı şirket tarafından işten çıkarıldıktan sonra rekabet yasağına ilişkin hükmün geçersiz ve uygulanamaz olduğunu, TBK'nın 447/2 maddesi uyarınca iş sözleşmesinin haklı bir neden olmaksızın işveren tarafından feshedilmesi hâlinde rekabet yasağının sona ereceğini, davacı şirketin İş Kanunu'nun 25. maddesinden kaynaklanan herhangi bir haklı nedeni ileri sürmediğini, istifa dilekçesi yazdırarak ve ibraname imzalatarak kendisine tazminat ödendiğini, müvekkilinin hâlen çalıştığı iş yerinin davacı şirket ile aynı iş koluna hizmet vermediğini, doğrudan veya dolaylı rakibi olmadığını, davacı şirkette saha satış sorumlusu görevindeyken yeni çalıştığı şirkette müşteri hizmetleri uzmanı görevini ifa ettiğini, davacı şirkette olduğu gibi saha görevini yürütmediğini, hiçbir doktorla görüşme yapmadığını, ... olarak adlandırılan müşterilerle ilgili bağlantıları gerçekleştirmediğini, müvekkilinin davacı şirkete ait gizli verileri ve sırlarını açığa çıkartacak herhangi bir işlemde veya bilgi aktarımında bulunmadığını, taraflarına vekalet ücreti hükmedilmesi gerekir iken dayanaktan yoksun olarak lehe vekalet ücretine hükmedilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu iddia ederek, kararın kaldırılmasını ve savunmaları doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:Dava, TBK'nın 444 vd maddeleri gereğince rekabet yasağından kaynaklanan ceza koşulu alacağının tahsili istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davacı ve davalı vekillerince, yasal süreleri içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Taraflar arasında, iş sözleşmesinin varlığı, davalı işçinin davacı şirketten ayrıldıktan sonra başka bir iş yerinde çalışmaya başladığı konularında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık, davalının kendi rızası ile işten ayrılıp ayrılmadığı, davacının ceza koşulu talep hakkının doğup doğmadığı, mahkemenin kabulü ile takdir edilen ceza koşulu ve faizin niteliğinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı hususlarına ilişkindir.Dosya kapsamından, taraflar arasında 02.01.2015 tarihinde iş sözleşmesinin düzenlendiği, sözleşmede davalının çalışan olarak yer aldığı, 2. maddede çalışanın saha satış sorumlusu sıfatıyla çalışacağı, şirketin talimatları doğrultusunda kendisine verilen görevleri yerine getireceğine yer verildiği, davalının işe başlama tarihinin 4. maddede 30.07.2013 tarihi olarak belirlendiği, sözleşmenin 12. maddesinde fesih halinde yükümlülükler ve rekabet yasağı düzenlemesine yer aldığı, 12/3. fıkrada çalışanın şirket nezdinde çalışmış olduğu dönemde şirketin iş sırlarını ve müşteri çevresini nüfuz etmesi nedeniyle, şirkette çalıştığı süre zarfında ve şirket ile olan hizmet akdinin herhangi bir sebeple feshi halinde sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren altı aylık bir süre ile (rekabet yasağı süresi) doğrudan ya da dolaylı olarak çalışanın görevini ifa ettiği bölgede sağlık konusunda faaliyet yapan internet şirketlerinde çalışmayacağını, bunlara rekabet yasağı süresi dâhilinde çalışmak için başvurmayacağını ve bunlardan gelen teklifleri kabul etmeyeceğini, kendi adına böyle bir işi yürütmeyeceğini ya da böyle bir işle ilgilenmeyeceğini kabul ettiğini, 12. maddenin son fıkrasında rekabet etmeme yükümünün çalışan tarafından ihlal edilmesi hâlinde (cezai tazminatı aşsın ya da aşmasın) şirkete verilen zararın derecesine göre diğer tazminat veya tedbir hakları saklı kalmak kaydıyla çalışanın 3 aylık maaşı tutarında ceza tazminatının çalışanın ödeyeceği, çalışanın iş bu madde altında yükümlülüğüne uygun davranma borcundan kurtarmayacağı, bu hükmün ihlalinin şirket açısından cezai hükümlere engel olmamak kaydıyla aynı zamanda haklı fesih nedeni olduğunun belirtildiği; davalının 30.05.2016 tarihli yazılı dilekçe ile davacı şirketin insan kaynaklarına hitaben 30.07.2013 tarihinde başlamış olduğu görevinden kendi isteği ile ayrıldığını bildirerek gereğinin yapılmasını rica ettiği, ibraname başlıklı belgenin düzenlendiği, ibranamede tarihin belirtilmediği, davalının isim ve imzasının yer aldığı, ibranamenin içeriğinde hak kazanmış olduğu ücretlerden dolayı hiçbir hak ve alacağının kalmadığını, İş Kanunu'nun 20 ve 21 madde hükümleriyle ilgili talepte bulunmayacağını, her türlü dava haklarından feragat ettiğini, işveren ve vekilini tamamen serbest iradesiyle ibra ettiğini belirttiği, davalının davacı şirketten ayrılmasından yaklaşık bir ay sonra ... AŞ'de müşteri hizmetleri temsilcisi olarak çalışmaya başladığı, davacı tarafça bu sebeple 18.08.2016 tarihli dava dilekçesiyle sözleşmenin ilgili hükmü gereğince davalının gizlilik koşulunu ihlal ettiği, cezai şart alacağının doğmuş olduğu iddialarıyla iş bu davayı açmış olduğu anlaşılmıştır. Tarafların delillerini dosyaya celp ve ibraz etmesi aşamasından sonra, tarafların göstermiş olduğu tanıklar dinlenilerek, bilirkişi raporu alınmıştır.Bilirkişi heyet raporunda; davacı ve davalı arasında yapılan sözleşmenin hükümleri incelendiğinde, bölge ve süre yönünden sözleşmede kararlaştırıldığı şekliyle çalıştığı bölge tanımı ile sözleşme maddesinde aynı bölgede çalışma sınırlamasının mevcut olduğunun belirlendiği, yine aynı hususta altı aylık bir süre için söz konusu yasağın getirildiği, sağlık konusunda faaliyet yapan internet şirketlerinde rekabet etmeme yükümlülüğünün getirildiği, davacı şirkette satış yöneticisi konumunda olan davalının davacı şirketin müşteri çevresi hakkında bilgi edindiği ve bu bilgilerin kullanımının davacı şirket aleyhine zarar doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşıldığı, davalının bildirdiği TBK'nın 447. maddesi kapsamında davacı iş veren tarafından haksız fesih olduğu iddiası incelendiğinde, bu hususta bir kısım davalı şahitlerin beyanlarına dayanılmakta olduğu, 30.05.2016 tarihli dosya içerisindeki "kendi isteğim ile istifa ediyorum" şeklindeki davalı beyanı kapsamında, dosya durumuna göre bu hususun dayanaklı olup olmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu, teknik bilirkişi tarafından yapılan incelemede, savunmanın aksine davacı şirketle davalının sonradan çalışmaya başladığı şirketin aynı mahiyet ve içerikte hizmet verdiklerinin tespit edildiği, davacının davalının saha görevlisi olduğunu bildirdiği, taraflar arasındaki sözleşmede de davalının çalışma kapsamı saha satış sorumlusu olarak belirlenmiş olduğu, şirketin sırlarına ve müşteri çevresine nüfuz etmesi nedeniyle cezai şartın kararlaştırılmış olduğu, sözleşme kapsamında davalının sözleşme sonlandıktan sonra aynı mahiyette çalışma koşullarında çalıştığı, davacı şirkette saha satış sorumlusu konumunda olan davalının davacı şirketin müşteri çevresi hakkında bilgi edindiği ve bu bilgilerin davacı şirket aleyhine zarar doğurabilecek nitelikte olduğu, tespit edilen madde kapsamında sözleşmenin 12. maddesinde yer alan bir aylık brüt ücret 3.515,89 TL olmak üzere üç aylık maaş tutarı 10.547,67 TL cezai şart hesabının yapıldığı belirtilmiştir. Davalı vekili tarafından bilirkişi raporuna karşı itiraz edilerek, yeniden rapor alınması aksi takdirde kötü niyetli davanın reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Mahkemece, yukarıda yer verilen gerekçelere istinaden, TBK'nın 182. maddesinin son fıkrası gereğince cezai şart miktarından 1/2 oranında indirim yapılarak davanın kısmen kabulü ile kabul edilen miktarın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile davalıdan tahsiline dair hüküm tesis edilmiştir.TBK'nın 444. maddesinde, rekabet yasağı düzenlenmiştir. 444/1 fıkrada; fiil ehliyetine sahip olan işçinin işverene karşı sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede çalışmaktan veya bunların dışında rakip işletme ile başka türden bir menfaat ilişkisine girmekten kaçınmayı yazılı olarak üstlenebileceği düzenlenmiştir. 2.fıkrada ise, rekabet yasağı kaydının ancak hizmet ilişkisinin işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı işler kapsamında bilgi edinme imkanı sağlıyorsa aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması, işverenin önemli bir zararına sebep olabilecek nitelikte ise geçerli olduğuna yer verilmiştir. Aykırı davranışların sonuçları ise TBK'nın 446. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddenin 1. fıkrasında, rekabet yasağına aykırı davranın işçinin bunun sonucu olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlü olduğu, 2. fıkrada ise yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna bağlanmışsa sözleşmede aksine bir hükümde yoksa işçinin öngörülen miktarı ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabileceği ancak işçinin bu miktarı aşan zararı gidermekle zorunlu olduğu belirtilmiştir. TBK'nın 447. maddesinde, sona erme hususuna yer verilerek 1.fıkrada, rekabet yasağının işverenin bu yasağı sürdürmesinde gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona ereceği, 2.fıkrada ise sözleşmenin haklı bir sebep olmaksızın işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından feshedilirse rekabet yasağının sona ereceği belirtilmiştir.Somut olayda, taraflar arasındaki iş sözleşmesinde rekabet yasağı kaydı mevcuttur. Davalı çalışan tarafından kendi iradesi ile davacı iş yerinden ayrılarak bilirkişi raporunda tespit edildiği ve dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı üzere, davacı ile aynı iş kolunda faaliyet gösteren iş yerinde bir ay gibi kısa bir süre içerisinde işe başlamıştır. Sözleşmede belirlenen altı aylık sürenin dolmasından önce sağlık konusunda faaliyet yapan şirkette işe başlayarak rekabet kaydı yasağını ihlal etmiş olduğu anlaşılmaktadır.Davalı tarafça her ne kadar TBK'nın 447/2 hükmü gereğince sözleşmenin haklı sebep olmaksızın davacı işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle feshedildiği ve rekabet yasağının sona erdiğini savunulmuş ise de buna dair yeterli bir bilgi ve belge ibraz edilmemiştir.Davalının kendi iradesiyle istifa ettiğine dair belge mevcuttur. Bu nedenle, mahkemenin davalı tarafın sözleşmede kararlaştırılan rekabet yasağını ihlal etmiş olduğuna ilişkin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Davalı vekilinin istinaf nedenlerinden bir diğeri ise cezai şarta mahkeme tarafından takdiri indirim yapıldığı gerekçesi ile davalı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesine yönelik karar verilmesinin isabetli olmadığına ilişkindir. Mahkemenin kabulü taktiri indirime ilişkindir. Bu şekilde oluşturulan kararda gerçek anlamda reddedilen bir miktardan söz edilemeyecektir. Mahkemenin takdiri neticesinde söz konusu miktarın tenkis sonucu reddine dair kararda, davalı yararına vekalet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesi HMK'nın 326. maddesine uygun düşmeyecektir. Çünkü davacının, davayı açarken mahkemece ceza koşulu alacağından resen tenkis yapılıp yapılmayacağını ve yapılacak ise miktarını önceden bilmesi kendisinden beklenemez. Bu nedenle davalı vekilinin bu konudaki istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir. İlk derece mahkemesi hükmünde yargılama giderleri taraflar arasında dağıtılmış ancak davacı taraf bu yöne ilişkin bir istinaf nedeni ileri sürmediğinden, hükmün bu bendi aynen muhafaza edilmiştir. TBK'nın 182/3 hükmü uyarınca hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu kendiliğinden indirebilir. Somut olayda, mahkemece TBK'nın 182/3 hükmü gereğince tespit edilen ceza miktarından 1/2 oranında indirim yapılarak karar verilmiştir. Tarafların sıfatı, ekonomik durumları ile somut olay dikkate alındığında indirim oranında bir isabetsizlik görülmemiştir. Davacı vekilinin buna yönelik istinaf başvurusunun reddi gerekmiştir.Davacı tarafça dava dilekçesinde, kabul edilecek cezai şart alacağının avans faizi ile birlikte tahsili talep edilmiş olmasına rağmen, gerekçesi açıklanmaksızın yasal faize karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir. TTK'nın 3. maddesinde, bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiillerin ticari işlerden olduğu, aynı yasanın 8. maddesinde ise ticari işlerde faiz üst başlığı ile 1. fıkrasında, ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceği ifade edilmiştir. Tarafların akdî faiz oranı kararlaştırmadıkları durumlarda ise faiz oranın, ticari işler için öngörülen 3095 sayılı Kanun'un 2/2 hükmü uyarınca avans esasına göre belirlenmesi gerekir. Somut olayda davacı tacir olup uyuşmazlık onun yönünden ticari nitelikte olduğundan, mahkemece yasal temerrüt faizine hükmedilmesi kanuna aykırı olmuş, davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun kabulü gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 hükmü uyarınca kısmen kabulü ile temerrüt faizinin türü yönünden düzeltilmek üzere ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına ve davanın esası hakkında yeniden karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;Davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının faizin türü yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;1-Davanın kısmen kabulü ile takdiren belirlenen 5.273,84 TL ceza koşulu alacağının, dava tarihinden itibaren işleyecek ve 3095 sayılı Kanun'un 2/2. maddesi uyarınca avans esasına göre hesaplanacak temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin alacak talebinin tenkis nedeniyle reddine,2-Alınması gerekli 427,60 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 180,13 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 247,47 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, 3-Davacı tarafından dava açılırken yatırılan 29,20 TL başvurma harcı, 180,13 TL peşin harcın toplamı olan 209,33 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından harç dışında sarf edilen toplam 1.627,00 TL yargılama giderlerinin, davanın kabul ve red oranına göre hesaplanan 813,50 TL'lik kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Kullanılmayan gider avans bakiyelerinin, karar kesinleştikten sonra ve talep hâlinde, yatıran tarafa iadesine,6-Avukatlık asgari ücret tarifesine göre davacı taraf için takdir olunan 5.273,84 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Dava konusu ceza koşulundan takdiren indirim yapıldığından, davalı yararına vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına,8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden;a-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davacı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,b-Davacı tarafından harcanan 162,10 TL başvuru harcı gideri ve 42,50 posta gideri olmak üzere toplam 204,60 TL kanun yolu giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,c-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; ilk derece mahkemesinin hükmü kaldırılıp yeniden hüküm verildiğinden, davalının yatırdığı istinaf peşin karar harcının, talebi hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine, d-Davalı tarafından yapılan kanun yolu giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,9-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,10-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair; HMK'nın 353/1.b.2. maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 24.10.2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.