T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
14. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1928
KARAR NO:2026/923
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:21/06/2022
NUMARASI:2021/756 Esas - 2022/459 Karar
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle davanın kabulüne dair verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili firma tarafından davalı şirkete cari hesap ilişkisi çerçevesinde sevk irsaliyelerinde ve faturalarda yer alan malların satışına dair anlaşma yapıldığını, malların tesliminin gerçekleştirildiğini, cari hesap ilişkisi çerçevesinde faturalardan kaynaklanan 22.633,75 TL'nin müvekkil firmaya ödenmediğini, bu sebeple alacağın tahsili amacı ile İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasından icra takibinin başlatıldığını, davalının faturalara herhangi bir itirazda bulunmadığını, bakiye alacak için ödeme yapmadığını, takibe ve yetkiye itiraz ettiklerini, bunun ardından taraflarınca açılan itirazın iptali davası neticesinde İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1017 esas 2019/326 sayılı karar ile icra müdürlüğünün yetkisizliği gerekçesi ile davalarının usulden reddedildiğini, talepleri üzerine kararın kesinleşmesinin ardından yetkili İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında ödeme emri gönderilmesinin ardından davalı tarafından takibe, borca, faize ve takibin ferilerine itiraz edildiğini, itiraz üzerine taraflarınca arabuluculuk yoluna başvurulduğunu, borçlunun itirazının tümüyle haksız olduğunu, alacağı sürüncemede bırakma ve zaman kazanma amacını taşıdığını, müvekkili firmanın alacağının faturalar, tarafların ticari defter ve kayıtları ile sabit olduğunu, malların davalı borçluya satılmış ve teslim edilmiş olduğunu iddia ederek; itirazın iptaline, alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı tarafından süresinde cevap dilekçesi sunulmamıştır. Davaya süresinde cevap vermeyen davalı, HMK'nın 128. maddesi uyarınca davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaların tamamını inkâr etmiş sayılmıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Yargı yetkisini, Anayasanın 9. Maddesine göre, Türk Milleti adına kullanan Mahkememizce, uyuşmazlık konusu hakkında, yapılan açık duruşmalar ve yargılama sonunda(Ay. m.141); toplanan deliller, mail yazışmaları, tarafların kaşe ve imzasını içerir teklif formları, takibe dayanak faturalar ve sevk irsaliyeleri, bilirkişi raporu, iddia ve savunmalar hep birlikte değerlendirildiğinde davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu aleyhine cari hesaba dayalı olarak 22.633,75 TL alacağın tahsili için genel haciz yolu ilamsız takip yapıldığı ve davalı/borçlunun süresi içerisinde takibe itirazı üzerine takibin durduğu ve huzurdaki itirazın iptali davası açıldığı, alınan bilirkişi raporuna göre usulüne uygun olarak tutulduğu anlaşılan davacı ticari defter ve kayıtlarına göre davacının davalıdan kaydi olarak 22.633,75 TL alacaklı olduğu, davalının usulüne uygun yapılan ihtara rağmen ticari defter ve kayıtlarını incelemeye ibraz etmediği gibi davacı ticari defterlerinde kayıtlı olan bakiye borcu ödediğine veya başka bir sebeple sona erdiğine ilişkin bir iddiası bulunmadığı gibi bu yönde bir delil de sunmadığı, bu hali ile davacının HMK 222. maddesi uyarınca ticari defter ve kayıtlarına göre davalıdan 22.633,75 TL alacaklı olduğu iddiasını ispatlamış olduğu, taraflar her ne kadar tacir ise de davacının icra takip talebinde asıl alacağa yasal faiz uygulanmasını talep ettiği ve talep ve bağlılık ilkesi gereği hükmolunan alacağa yasal faiz uygulanması gerektiği, davalının temerrüdünün 05/05/2017 takip tarihi ile gerçekleştiği, alacağın bilinir ve belirlenebilir olması nedeni ile icra ve inkar tazminatı hüküm ve koşullarının oluştuğu sonuç ve vicdani kanaatine varılarak...." gerekçesiyle, davanın kabulü ile davalının İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasına vaki itirazın 22.633,75 TL yönünden iptaline, asıl alacağa takip tarihi olan 05/05/2017 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, hükmolunan alacağın % 20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, karar verilmiştir. Bu karara karşı, davalı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ
Davalı vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle;Kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, dava konusu ile ilgili olarak ilk önce İstanbul İcra Müdürlüğünde başlatılan takibe karşı icra dairesinin yetkisine itiraza rağmen açılan itirazın iptali davasında İstanbul 14 ATM'nin 2017/1017 - 2019/326 Karar sayılı kararıyla icra dairesinin yetkisizliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiğini, kesinleşme tarihinden bir ay sonra dosyanın yetkili İstanbul Anadolu İcra Dairesine gönderilmesinin talep edildiğini, İstanbul 14. ATM kararının kesinleşme şerhi ile davacının icra dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesini istediği tarih ve icra dairesinin karar tarihinin belirten delilleri ile arz ettiklerini, İİK'nın 50. maddesinin göndermesi ile HMK'nın 20. maddesi kapsamında söz konusu maddenin icra takiplerine de uygulanacağını, İstanbul 14. ATM'nin 13.07.2021 tarihinde kararının kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde icra dosyasının yetkili icra dairesine gönderilmesinin istenmesi gerektiğini, davacının bu süreyi kaçırdığını, yasal süreden sonra yetkili icra dairesine gönderme talebinde bulunulduğunu, bu durumda HMK'nın 20/1.son cümlesi gereğince takibin açılmamış sayılacağını, açılmamış sayılan icra takibi hakkında itirazın iptali kararının verilemeyeceğini, takip hukukunda yok hükmünde olduğunu, bu hususların kamu düzenine ilişkin olduğunu, emsal yargı kararlarının bulunduğunu, hem yetkisiz hem de yetkili icra dairesine davalı vekili sıfatıyla itiraz yaptıklarının belli olduğunu, buna rağmen itirazın iptali davasında vekil sıfatıyla haberdar edilmediklerini, adil yargılanma kapsamındaki savunma haklarının kısıtlanması mahiyetinde olduğunu, itirazın iptali davasının icra takibine sıkı suretle bağlı bir dava olduğunu, malın tesliminin davalı müvekkilinin sipariş formlarını onaylaması ve imzalaması vakıasıyla ispatlandığı şeklinde kararın gerekçeye dayandırıldığını, sipariş formunun malın teslimini ispatlar mahiyette bir belge olmadığını, vergi dairesinden celp edilen BA/BS formlarında icra takibinin dayanağı olan davacı faturaların davalı müvekkili defter ve kayıtlarında olmadığından vergi dairesine bildirilmediğinin anlaşıldığını belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE
Dava, ticari satıma ilişkin açık hesap alacağının tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, davalı vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, yetkili icra dairesinde icra takibinin başlatılmamış olmasından dolayı açılan itirazın iptali davasının usulden reddi kararından itibaren icra dosyasının süresinde yetkili icra dairesine gönderilip gönderilmediği, bu anlamda icra takibinin açılmamış sayılmamış sayılması gerekip gerekmediği, davalı vekilinin icra takip talebine karşı icra dosyasına itirazının olması nedeniyle yargılama aşamasında yargılama ile ilgili tebligatların icra takip dosyasındaki vekile gönderilmemiş olmasının adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediği, davacının takip konusu cari hesap alacağının subuta erip ermediği ile kararın usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı hususlarına ilişkindir. Dosya kapsamından, davacı şirket tarafından davalı hakkında, ilk olarak İstanbul 11. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 05.05.2017 tarihinde 22.633,75 TL cari hesap ile 3.080,67 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 25.714,42 TL cari hesap alacağının tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davalı şirketin icra takibine karşı icra dairesinin yetkisi ile birlikte borca itiraz ettiği, davacı vekili tarafından İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2017/1017 Esas ayılı dosyasında davalı hakkında 14.11.2017 tarihinde itirazın iptali davasını açıldığı, mahkemenin 26.04.2019 tarihli kararı ile İİK 50.maddesi ve HMK 6.maddeleri uyarınca yetkili icra dairesinde başlatılan usulüne uygun şekilde bir icra takibi bulunmadığından davanın HMK 114/2.maddesi uyarınca özel dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verildiği, verilen kararın istinaf kanun yoluna başvurulmaksızın 13.07.2021 tarihinde kesinleştiği, davacı alacaklı tarafça kesinleşen ATM kararı uyarınca icra dosyasının yetkili İstanbul Anadolu İcra Müdürlüklerine gönderilmesinin 13.08.2021 tarihinde talep edildiği, icra müdürlüğü tarafından 16.08.2021 tarihinde talebin kabulüne karar verildiği ve davacı tarafça İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında davalı hakkında 20.08.2021 tarihli ilamsız icra takibi yoluyla toplam 25.714,42 TL alacağın tahsili amacıyla icra takibi başlatıldığı, davalı borçlu şirket tarafından borca itiraz edildiği, söz konusu icra dairesine yapılan itiraz dilekçesinde; yetkili icra dairesine süresinde dosyanın gönderilmediği için açılmamış sayılmasına dair herhangi bir itirazda bulunmadığı, davacının arabuluculuk aşamasından sonra İİK'nın 67. maddesi gereğince iş bu itirazın iptali davasını açmış olduğu, dava dilekçesinde; davacı vekili tarafından davalı vekilinin adına da yer verildiği ancak mahkemece davalı şirkete tebligatların çıkarıldığı, şirkete gönderilen tebligatlara davalı tarafça herhangi bir beyanda bulunulmadığı, duruşmalarda hazır olmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekili itirazın iptali davasında tebligatların icra takibine itiraz eden vekile yapılması gerektiğini istinaf nedenleri arasında yer vermiştir. Bir kişiye vekalet görevi verilmesi, vekilin daha sonra müvekkilinin bütün işlemlerini takip edeceği anlamına gelmemektedir. Takibe itiraz eden vekilin esasında itirazın iptali davasını takip etmek gibi bir yükümlülüğü bulunmamaktadır. Vekalet ilişkisi her bir olay, iş veya dosya nedeniyle vekalet verenin vekili özel bir talimatla talimatlandırmasına bağlıdır. Bu itibarla takibe itiraz etmiş ve arabuluculuk işlemlerini takip etmiş bir vekilin mutlaka dava aşamasında da davalıyı temsil etmek gibi bir yükümlülüğü bulunmadığından, mahkemece henüz vekil olup olmayacağı belli olmayan vekilin yerine davanın asıl muhatabı olan davalıya dava dilekçesi ile ön inceleme duruşmasını tebliğ etmesi yerindedir. Bu şekilde yapılan tebligat usul hukukuna uygun olup, davalı asıla yapılan tebligat ile davalının bizzat haberdar edildiği bir vakıa veya durum nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını veya adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini kabul etmek mümkün değildir. Zira hakkın asıl sahibi olan davalının, kendi hakkını vekilinden daha önce düşünerek gerekli önlemleri alacağı, savunmasını organları eliyle veya görevlendirilecek bir vekil aracılığıyla yapacağı kabul edilmelidir. Nitekim bu hususta Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 03.06.2022 tarihli ve 2021/1 Esas, 2022/3 Karar sayılı kararı ile "İcra takibine maruz kalan borçlu, vekil marifetiyle takibe itiraz ettiğinde, itiraz üzerine duran icra takibinin devamını sağlamak için alacaklının açacağı itirazın iptali davasında dava dilekçesinin asıla tebliğ edilmesi gerekmektedir" şeklinde karar verilmiştir. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Bu durumda davalı vekilinin tebligatların asile yapılmış olmasının usulsüz olduğuna yönelik istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir. Davalının usule dair diğer istinaf nedeni ise yetkisiz icra dairesinde başlatılan takip nedeni ile açılan itirazın iptali davasında verilen kararın kesinleşmesinden itibaren yasal iki haftalık süre içerisinde yetkili icra dairesine başvurulmamış olması ve takibin yapılmamış sayılacağına ilişkindir. Taraflar arasında davacının ilk kez başlatmış olduğu icra takibine itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasının HMK'nın 114/2.maddesi kapsamında özel dava şartı yokluğu nedeniyle reddedildiği, kararın kesinleştiği, kesinleşme tarihinden itibaren HMK'nın 20. maddesinde belirtildiği şekilde davacı alacaklı tarafından icra dosyasının iki haftalık süre içerisinde yetkili icra dairesine gönderilmesine dair talepte bulunmamış olduğu hususlarında herhangi bir uyuşmazlık mevcut değildir. Uyuşmazlık adli tatilde sürenin işleyip işlemediği noktasındadır. Mahkeme kararı 13.07.2021 tarihinde kesinleşmiştir. Davacı alacaklı vekilinin icra dosyasını gönderme talep tarihi ise 13.08.2021'dir. HMK'nın 102. maddesinde adli tatil düzenlenmiştir. Yasal düzenlemede, adli tatilin her yıl 20 Temmuz'da başlayacağı, 31 Ağustos'ta sona ereceği, yeni adli yılın 1 Eylül'de başlayacağına yer verilmiştir. Adli tatilde görülecek dava ve işler ise HMK'nın 103. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 3.fıkrasında; "Adli tatilde, yukarıdaki fıkralarda gösterilenler dışında kalan dava ve işlerle ilgili olarak verilen dava, karşı dava, istinaf ve temyiz dilekçeleri ile bunlara karşı verilen cevap dilekçelerinin ve dosyası işlemden kaldırılan davaları yenileme dilekçelerinin alınması, ilam verilmesi, her türlü tebligat, dosyanın başka bir mahkemeye, bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya gönderilmesi işlemleri de yapılır." ifadeleri yer almaktadır. Diğer taraftan, İİK'nın 18. maddesi gereğince de icra mahkemesine arz edilen hususlar ivedi işlerden sayılır. 6100 sayılı HMK’nın 103/1-h maddesi gereğince kanunlarda ivedi olduğu belirtilen veya taraflardan birinin talebi üzerine, mahkemece ivedi görülmesine karar verilen dava ve işler adli tatilde görülecek dava ve işlerdendir. Dolayısıyla bu tür dava ve işlerde; sürenin bitmesi adli tatile rastlarsa, süre, adli tatil içindeki bu son günün tatil saatinde biter; bu sürenin adli tatilin bitiminden itibaren bir hafta daha uzatılmış sayılmasına imkân yoktur. İİK'nın 50. maddesi göndermesi ile icra takipleri hakkında da uygulanması gereken, HMK'nun 20. maddesi gereğince; görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi halinde, taraflardan birinin, bu karar süresi içinde kanun yoluna başvurulmayarak kesinleşmiş ise kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulmuşsa bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde kararı veren mahkemeye başvurarak, dava dosyasının görevli ya da yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi gerekir. Aksi takdirde, bu mahkemece davanın açılmamış sayılmasına karar verilir. Aynı kural, takip hukukunda da geçerlidir (Emsal Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2021/5681 Esas, 2021/10716 Karar, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 2022/8149 Esas, 2023/802 Karar vb. ilamlar). İcra hukukunda yasayla konulan süreler kesindir ve yorum yolu ile uzatılması mümkün değildir. İtirazın iptali davasının görülebilmesi için ortada yasal olarak geçerli bir takibin mevcut olması gerekmektedir. Oysa somut davada yetkili icra dairesine dosyanın gönderilmesine dair talebin, yasal süre içerisinde yapılmamış olduğu anlaşılmaktadır. Alacaklı vekilinin yetkisiz icra dairesine yapılan talebin hukuki sonuçlarını saklı tutmak istemesi hâlinde HMK'nın 20. maddesinde belirtilen süre içerisinde dosyanın yetkili icra dairesine gönderilmesini istemesi gerekir. Aksi hâlde takibin açılmamış sayılması gerekir. Kanun gereği açılmamış sayılan bir icra takibine karşı itirazın iptali davasının görülmesi de mümkün olmayacaktır. Açılan bir takip ve dolayısı ile takibe yapılan itirazdan da söz etmek mümkün değildir. Geçerli bir icra takibinin mevcudiyeti itirazın iptali davasının özel dava şartlarından olduğundan, mahkemece bu hususun resen göz önünde bulundurulması gerekir. Şu hâlde usulüne uygun şekilde başlatılan bir icra takibi olmadığından, açılan itirazın iptali davasının HMK'nın 114/2 hükmü uyarınca özel dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekir iken aksine verilen karar usul ve yasaya uygun görülmediğinden, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar vermek gerekmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, HMK'nın 33, 355 ve 353/1.b.2 maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine ve neticede davanın usulden reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılmasına, davanın esası hakkında Dairemizce yeniden karar verilmesine, bu doğrultuda;
1- HMK'nın 114/2 ve 115/2 maddeleri gereğince, özel dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine,
2-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 732,00 TL karar ve ilam harcından, peşin alınan 257,96 TL'nin mahsubuyla bakiye 474,04 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,
4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
5-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,
6-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, iş bu hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 13/2.maddesi gereğince 22.633,75 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
7-Bakiye gider ve delil avanslarının, yatıran taraflara iadesine,
8-İstinaf aşamasındaki harç ve yargılama giderleri yönünden:
a-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına; davalı tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının, talep hâlinde, ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,
b-Davalı tarafından harcanan 220,70 TL başvuru harcı gideri ile 52,00 TL posta gideri olmak üzere toplam 272,70 TL kanun yolu giderinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine,
9-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,
10-Dosyanın, kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca dosya üzerinde yapılan istinaf incelemesi sonucunda, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi. 14.05.2026
KANUN YOLU:HMK'nın 362/1.a maddesi uyarınca, dava konusunun miktarına göre karar kesindir.