T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2026/549
KARAR NO:2026/696
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:25/12/2025
NUMARASI:2025/834 Esas, 2025/925 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat
KARAR TARİHİ:14/05/2026
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili; Tarafların İstanbul İli, Beşiktaş İlçesi, ... Mah. 704 ada 3 ve 4 nolu parseller (yeni parsel 63) üzerinde, mal sahipleri ile 13.01.2023 tarihli Beşiktaş... Noterliğinin ... yevmiye numaralı kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşmeyle birlikte parsellerin tevhidi yapılarak 63 parsel olarak düzenlendiğini, bu sözleşme doğrultusunda taraflar inşaatın yapımını ortak olarak üstlendiğini, ancak süreç içerisinde davalı şirketin yükümlülüklerini yerine getirmemesi üzerine inşaatın yapım süreci sekteye uğradığını, taraflar arasında oluşan ortaklık ilişkisi adı altında yatırılması gereken sermaye davalı şirket tarafından yatırılmadığını, davalı şirket yetkilileri tarafından verilen vaatler yerine getirilmediğini, açıklanan bu nedenlerle; davalının mal kaçırma şüphesi bulunduğundan davalı şirketin dava sonuna kadar taşınır ve taşınmaz mallarına ihtiyati tedbir şerhi konulmasına, alacak miktarlarının tam ve kesin olarak bilinmemesi nedeniyle tahkikat ile alacak miktarının tespit edilmesinden sonra talebimizin arttırılması hakkımız saklı kalmak kaydıyla; tespit edilecek, müvekkilin yaptığı tüm inşaat giderleri, uğradığı zararlar ve sair alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Mahkemece;Taraflar arasındaki uyuşmazlığın kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklandığı, davacı taraf tacir ise de Sarıgazi Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 16/12/2025 tarihli müzekkere cevabında, davalı ...'in işletme hesabına göre defter tuttuğunun, 2. Sınıf tüccar olduğunun, mal alış-satış toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. Maddesi ve diğer ilgili maddelerinde belirtilen tutarın altında kaldığının bildirildiği (esnaf sınırı içinde olduğu), buna göre eldeki davanın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili nispi ticari dava olarak nitelendirilmesinin de mümkün olmadığı, Mahkemenin mutlak ve nispi ticari dava niteliği taşımayan işbu davaya bakmakla görevli olmadığı, bu durumda tüketici sıfatını da haiz olmayan davalı ile davacı arasındaki uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca asliye hukuk mahkemesinde çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle, dava dilekçesinin 6100 sayılı HMK 114/1-c ve 115/2 maddesi uyarınca görev yönünden usulden reddine ve mahkemenin görevsizliğine, karar kesinleştiğinde ve talep halinde dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, karar verilmiştir.
Davalı vekili istinafında;
1-)Uyuşmazlığın ticari nitelikte olup görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğunu, dava konusu olayda, inşaat faaliyeti kapsamında kurulan sözleşmesel ilişkinin (kat karşılığı inşaat sözleşmesi, devir sözleşmesi, taraflar arasındaki edimler ve maliyet paylaşımı iddiaları) çerçevesinde doğduğunu, davacı taraf zaten bir limited şirket olup tacirdir ve dava dilekçesinde ileri sürülen tüm olguların davacı şirketin ticari faaliyetiyle bağlantılı bir inşaat projesine ilişkin olduğunu,Müvekkili ... bakımından da; vergi kaydı ve faaliyet konusu itibarıyla inşaat işi yürütüldüğünü, müvekkilinnin ticari faaliyeti bulunduğunu ve davanın da bu faaliyetten kaynaklandığını, ilk derece mahkemesince getirtilen vergi dairesi yazısında dahi müvekkilinin “2. sınıf tüccar” olarak bildirildiğini, bu hususun müvekkilinin ticari faaliyette bulunduğunu gösteren güçlü bir emare olduğunu,
213 sayılı VUK m.176-178 hükümlerinin; tüccarları defter tutma bakımından sınıflandırmakta olup, “2. sınıf tüccar” olgusunu ortadan kaldırmamakta; aksine müvekkilinin ticari faaliyette bulunduğunu teyit etmekte olduğunu, vergi hukukundaki had değerlendirmesinin, ticaret hukukundaki görev tayinini tek başına belirleyici bir kriter olarak ele alınamayacağını, en azından somut olayın niteliği, işin konusu ve tarafların faaliyet ilişkisinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini,Olayda taraflar arasındaki ilişkinin; “kat karşılığı inşaat” çerçevesinde yürütülen, maliyetlerin/ödemelerin paylaşımı ve edimlerin ifası ile ilgili bir ticari organizasyon olduğunu, davacı tarafın iddia ettiği üzere; inşaatın yürütümü, masrafların üstlenilmesi, gözetim-denetim, devir ve protokol ilişkilerinin tamamen ticari faaliyet bağlamında olduğunu, inşaat işinin; niteliği gereği ciddi ekonomik organizasyon gerektiren bir faaliyet olduğunu, müvekkilinin vergi kaydı, işletme hesabına göre defter tutması ve “tüccar” olarak bildirilmiş olmasının da bu organizasyonun varlığına işaret ettiğini,
2-)İlk derece mahkemesinin gerekçesindeki “VUK 177 hadlerinin altında kalma” değerlendirmesinin somut olayın ticari niteliğini ortadan kaldırmayacağını, “esnaf sınırı içinde” ifadesinin ancak vergi hukuku bakımından bir değerlendirme olup, uyuşmazlığın ticari hayatla bağını ve ticari ilişki karakterini ortadan kaldırmadığını,
3-)Hukuki dinlenilme hakkı (HMK m.27) yönünden de usule aykırılık bulunduğunu, dava dilekçesi taraflarına tebliğ edilmiş olmasına rağmen HMK m.122’de öngörülen iki haftalık cevap süresi fiilen kullandırılmadan görevsizlik kararı verildiğini, somut olayda uyuşmazlığın ticari nitelendirmesi tartışmalı olup, tarafların ticari faaliyetinin kapsamı, sözleşmelerin içeriği ve fiili yürütüm biçimi gibi unsurların değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle, görev yönünden karar verilecek olsa dahi, taraflara açıklama yapma imkânı tanınması gerekirken, savunma süresi dolmadan karar verilmiş olmasının da usulen isabetsiz olduğunu belirterek, görevsizlik kararının kaldırılmasına, uyuşmazlığın ticari dava niteliğinde olması nedeniyle yargılamaya görevli mahkeme sıfatıyla İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde devam edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Dava, davacı ve davalının birlikte yüklenici olarak yer aldıkları 13.01.2023 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi kapsamında davalı şirketin yükümlülüklerini yerine getirmediği, aralarındaki ortaklık ilişkisi gereğince yatırması gereken sermayeyi yatırmadığı iddiasıyla, davacının bu sözleşme kapsamında yaptığı tüm inşaat giderleri, uğradığı zararlar ve sair alacaklarının davalıdan tahsili talebine ilişkindir.
Mahkemece, yukarıda özetlenen gerekçeyle, davalı tacir olarak kabul edilemeyeceğinden uyuşmazlığın genel hükümler uyarınca asliye hukuk mahkemesinde çözümlenmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı verilmiş olup, davalı vekilince süresi içerisinde bu karara karşı yukarıda özetlenen sebeplerle istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekilince, müvekkiline HMK m.122’de öngörülen iki haftalık cevap süresi fiilen kullandırılmadan görevsizlik kararı verilmiş olmasının usule aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de, "Dava dilekçesi tebliğ edilmeden dosya üzerinden dava şartları hakkında karar verilip verilemeyeceği" hususunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Daireleri arasında çıkan uyuşmazlığın giderilmesine yönelik Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 08.07.2021 tarih 2021/378 E. 2021/1418 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, ilk derece mahkemesince bu şekilde dosya üstünden görevsizlik kararı vermesi hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde olmadığından, davalı vekilinin bu yöndeki istinaf itirazı yerinde bulunmamaktadır.Esasa ilişkin istinaf itirazı değerlendirildiğinde;6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava olabilmesi için uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olması ve ticari işletmeleriyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan Kanun maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olması gerekli ve yeterlidir. Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde; "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.”, aynı yasanın 11/1.maddesinde; "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir.", aynı Yasanın 12/1.maddesinde; "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir.", 2 ve 3.fıkrasında ise; "Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükümleri bulunmaktadır.5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3'üncü maddesinde, Esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, ... Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler olarak ifade edilmiştir.Bakanlar Kurulu'nun ... Ayrımına İlişkin 21/07/2007 tarihli kararı ile esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre; 1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177. maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları, 2- Vergi Usûl Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.Vergi Usûl Kanununun 176. maddesinde, birinci sınıf tüccarların bilanço esasına göre defter tutacakları ve 178. maddesine göre de, birinci sınıf tacirlerle ilgili şartları taşımayanların ikinci sınıf tacir sayılacağı ve ikinci sınıf tacirlerin ticari işletme hesabına göre defter tutacakları düzenlemiştir.Bu yasal düzenlemelere göre, bir kişinin ticaret siciline kaydının olmaması tacir olmadığını, esnaf olduğunu göstermediği gibi, işletme hesabına göre defter tutuyor olması da esnaf olduğunu göstermemektedir.Tarafların esnaf sayılabilmesi için vergiye esas hasılat/satış unsuru yanında, iktisadi faaliyetinin sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayanması ile esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil (berber, terzi gibi) olması gerekmektedir.Buna göre dosya kapsamı değerlendirildiğinde; Davaya konu uyuşmazlığın tarafların birlikte yüklenicisi oldukları kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanması, bu sözleşme kapsamında üstlenilen edimin ve iktisadi faaliyetin davalının bedeni çalışmasına değil nakdi sermayesine ve ticari organizasyon özelliklerine dayanması, bu kapsamda taşeron, usta, kalfa, işçi çalıştıracak, pek çok kalem inşaat malzemesi satın alacak, payına düşen bağımsız bölümlerden satış yoluyla kazanç sağlayacak olması, tüm bu iş ve işlemlerin niteliği gereği ciddi ekonomik organizasyon gerektiren bir faaliyet olması, sonradan imzalanan devir sözleşmesinde kararlaştırılan bağımsız bölüm değerleri (1 milyon TL ve 2 milyon TL, taraflar arasındaki edimler ve maliyet paylaşımı iddiaları göz önünde bulundurulduğunda, davalının tacir olduğunun kabulü gerektiği, ilk derece mahkemesinin "davalının mal alış-satış toplamının 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 177. Maddesi ve diğer ilgili maddelerinde belirtilen tutarın altında kalma" değerlendirmesinin tek başına somut olayın ticari niteliğini ve davalının somut olay bakımından tacir sayılması gerekliliğini ortadan kaldırmayacağı, bu durumda işbu nispi nitelikteki ticari davaya bakma görevinin asliye ticaret mahkemesine ait bulunduğu anlaşıldığından, ilk derece mahkemesince davanın esasına dair inceleme ve değerlendirme yapılması gerekirken, asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmaktadır.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince kaldırılarak, davanın esasına dair inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,
2-İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 25/12/2025 tarih, 2025/834 Esas, 2025/925 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,
5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,
6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-4 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 14/05/2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.