T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1519
KARAR NO: 2025/199
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 23/02/2021
NUMARASI: 2017/590 Esas, 2021/212 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak (Yayımlama Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 04/03/2025
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, taraflar arasında 28.11.2016 tarihinde inşaat sözleşmesi imzalandığını, sözleşme bedelinin 715.000,00 TL olduğunu, işin süresinin 180 gün olduğunu, davacının işi süresinde tamamlamak için büyük masraf yaptığını ve personel istihdam ettiğini, davacı tarafından işe başlanması gerektiğinin davalı şirkete bildirilmesine rağmen davacının oyalandığını, işe başlanamadığı için davacının başkaca teklifleri geri çevirmek zorunda kaldığını, davalı tarafından 02.03.2017 tarihinde işin sonlandırılması teklifi yapıldığını, 10.03.2017 tarihinde teklifin davacı şirket tarafından reddedildiğini, davacı tarafından 24.03.2017 tarihinde sözleşmenin tek taraflı feshedildiğinin bildirildiğini, davacı şirketin sözleşmenin tek taraflı feshedilmesinden dolayı çok büyük zarara uğradığını, bu zararın karşılanması için davalıya ihtar gönderildiğini belirtmiş, mahrum kalınan kardan 43.000,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 02.04.2017 tarihinden itibaren ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan alınmasını talep etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın tarafları arasında 28.11.2016 tarihli sözleşmenin akdedildiği ve sözleşmenin 24.03.2017 tarihli ihtarname ile tek taraflı feshedildiğinin tartışmasız olduğunu, somut uyuşmazlıkta davacının ancak menfi zararının tazminini isteyebileceğini, davacının talebinin açık olmadığını, beklenen kar oranının kabulünün mümkün olmadığını, davacının eş zamanlı başka bir işi yapma imkanı varken yapmamış olmaması durumunda kendi iradesi ile ortaya çıkan bir zarar söz konusu olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece; iş sahibi tarafından sözleşmenin tam tazminatla feshi nedeniyle davacı yüklenicinin uğradığı kar mahrumiyeti 107.250,00 TL olarak hesaplandığı, sözleşmenin feshi ile muaccel hale gelen alacak yönünden temerrüt tarihi olan 03/04/2017 tarihinden itibaren ticari avans faizi ile tahsiline karar verilmiştir.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Davacı şirket ile karşı taraf arasında 28.11.2016 tarihinde Kocaeli, İzmit, Tüpraş tesisleri içinde ... Binası Yapılması İnşaat ve Mimari İşler işi sözleşme imzaladıklarını, bu sözleşmenin bedeli 715.000 TL olup, iş büyük gayretler sonunda davacı firma üzerinde kaldığını, kararsızlık içinde bocalayan davalı işi yapamayacağını, çok geciktiğini anlayınca bizi de olumsuz gidişat içine katmak istediğini, “anlaşarak sözleşmeyi fesih edelim mi “ gibi bir yazı gönderdiğini, davacı şirket tarafından gönderilen cevabi yazıya davalı 24.03.2017 tarihinde bu kez bir avukat kanalıyla yazılan sözleşmenin tek taraflı fesih edildiği şekilde cevap verdiğini ve dava konusu sözleşme tek taraflı olarak ve haklı bir neden yokken davalı ‘nın vekili tarafından sonlandırıldığını, davacı firma işi başlayıp bitirmek için üzerine düşen her şeyi yaptığını, ekibini aylar önce kurduğunu, işi aldığı için harcamalar yapmaya başladığını, 715.000 TL + KDV tutarlı bu iş için elde edebileceği kar en az 300.000 TL iken davacı bu kardan mahrum bırakıldığını, dava sırasında alınan 1.11.2019 tarihli bilirkişi raporu şirket karımızın %30 olabileceğini net bir şekilde ortaya koyduğunu, Türkiye’nin en büyük şirketine iş yapan davacı firmanın %25 kar ile bu işi yapması mümkün olmadığını, davalı firma ve bağlı olduğu ... Holding ve ... %25 kar ile hiçbir iş yapmazken ve %100 karla işleri alırken davacı firmanın %25 karını bile aşırı gördüğünü, mahkeme kararının düzeltilerek mahrum kalan karın 214.500 TL olduğunun tespitine ve tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinafında; hükme esas alınan 05.01.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporunun diğer bölümlerine ve gerekçelerine hiçbir itirazın bulunmamakla birlikte ".... müteahhitlik karının % 25 olabileceğine ilişkin görüşe..." itirazın bulunmadığını ve buna dair itirazların dava dosyasına belgeleri ile birlikte sunmuş olunmasına ve davacı firmanın bu oranda bir kar elde etmesinin mümkün olmayacağına ilişkin beyanda bulunulmasına karşın itirazların doğrular nitelikte olan belgeler ve özellikle davacı firmanın dava konusu sözleşmenin imzalanmasından önce benzer işler nedeniyle yaptığı karı gösteren vergi dairesine sunduğu kendi kayıtları esas alınmaksızın karar verilmiş olması nedeniyle ve sadece bu yöne ilişkin olarak kararın hukuka aykırı olduğunu, yargılamanın devamı sırasında davalı firmanın ana işveren konumunda bulunduğu alt yüklenici sözleşmesine benzer sözleşmeleri yüzlerce kez imzalayıp sonlandırmış olduğunu, kendisi anahtar teslimi iş yapan ana müteahhit firma iken alt yüklenici sözleşmesi nedeniyle söz konusu edilen % 30 kar oranı gibi yüksek tutarda karlılık oranını hiçbir zaman hiçbir işte almamış olduğu ve bunun kendi kayıtlarında belli olduğu, davacı firmanın da iptal edilen sözleşme yapılsa idi % 25 bir kar elde etmesinin mümkün olmadığının belirtildiğini, bunun en somut örneği olarak (davacı firmanın davadan ve somut uyuşmazlık konusu işten önceki kazanımlarını ve kar oranlarını kendi ikrarı ile belirttiği Tepecik Vergi Dairesi Müdürlüğüne verdiği Kurumlar Vergisi kayıtları olduğu belirtilmiş, davacı firmanın 2014,2015,2016,2017 ve 2018 yıllarına ait Kurumlar Vergisi beyannameleri ile vergi dairesindeki kayıtlarının incelenmesi talep olunduğunu ve fakat bilirkişiler tarafından bu inceleme yapılmadığını, Yüksek Fen Kurulu ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı verileri soyut olarak değerlendirmek suretiyle % 25 oranında kar belirlenmiş bu şekilde düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alındığını, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan 05.01.2021 tarihli bilirkişi kurulu raporuna % 25 olarak belirlenen kar oranı ve bu oran üzerinden hesaplanan yoksun kalınan kar miktarı yönünden itiraz ettiğini ve bu şekilde hatalı olarak hazırlanan rapor esas alınmak suretiyle verildiğini, belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık TBK 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir.Taraflar arasında 28.11.2016 tarihli Alt Yüklenici sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme gereğince asıl işveren ... şirketi ile asıl yüklenici davalı ... inşaat şirketi arasında sözleşme imzalandığı, bu sözleşme kapsamında SS1 yaşam binası yapılması inşaat ve mimari işler yönünden davacı şirket ile alt yüklenici sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşme gereğince iş bedeli 750.000,00 TL ve işin süresi 180 gün olarak belirlenmiştir. Sözleşme davalı tarafından 24.03.2017 tarihinde fesih edilmiştir.Davada davacı, taraflar arasındaki sözleşme gereğince davacı hazırlık yaptığını ancak davalı tarafça taraflar arasındaki sözleşmenin fesih edildiğini, davalı ile yapılan sözleşme sebebiyle birçok ihale kaybettiklerini, masraf yaptıklarını belirterek sözleşmenin haksız fesih edilmesi sebebiyle mahrum kalınan kar'ın tahsilini talep etmiştir. Davalı davanın tarafları arasında 28.11.2016 tarihli sözleşmenin akdedildiği ve sözleşmenin 24.03.2017 tarihli ihtarname ile tek taraflı feshedildiğini, davacının ancak menfi zararının tazminini isteyebileceğini, beklenen kar oranının kabulünün mümkün olmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece; davalı tarafından sözleşmenin haksız feshi nedeniyle bilirkişi raporu doğrultusunda; davacı yüklenicinin uğradığı kar mahrumiyeti 107.250,00 TL olduğunu kabul ederek davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.Somut olayda, taraflar arasında imzalanan 28.11.2016 tarihli alt yüklenici sözleşmei davalı iş sahibi tarafından herhangi bir sebep gösterilmeden fesih edilmiştir. Dava dosyasına sunulan savunma ve bayanlar dikkate alındığında, davalı iş sahibi haksız fesih eylemi gerçekleştirmiş olduğu kabulü gerekmektedir. Davacı tarafından haksız fesih sebebiyle uğranılan kar mahrumiyet bedelinin tahsili talep edilmiş olup, davacı tarafından talebine ilişkin beyan ve delillerini sunduğu gibi, dava konusu iş sebebiyle kaçırdığı iş ilgili beyanlarda bulunmuştur.
Mahkemece mahrum kalınan kar bedelinin hesaplanması için farklı heyetlerden bilirkişi raporu almıştır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyet raporunda; ".... Yoksun kalınan karın hesaplanması bakımından müteahhitlik karının %25 olduğu kabul edildiği, müteahhitlik karının 715.000,00 TL * %25 = 178.750,00 TL olarak hesaplandığı, davacının yapmaktan kurtulduğu giderlerin %10 kabul edildiğinde 715.000,00 TL *%10 = 71.500,00 TL, gerekli mahsup yapıldıktan sonra ortaya çıkan mahrum kalınan karın 178.750,00 TL -71.500,00 TL = 107.250,00 TL olarak hesaplandığı..." belirtilmiştir.Sözleşmenin haksız feshi nedeniyle yüklenicinin uğradığı kâr mahrumiyeti alacağının, sözleşme ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 408. maddesindeki kesinti yöntemine uygun ve denetime elverişli biçimde hesaplanması gerekmektedir.Müspet zarar olan kâr kaybı, kâr elde edememek nedeniyle mal varlığındaki gerçek eksilme esas alınarak belirlenmelidir. Gerçek eksilmenin belirlenmesi konusunda hizmet sözleşmeleriyle ilgili olarak TBK'da düzenlenen 408 ve 438. maddelerdeki kesinti yöntemi esas alınmalıdır. 408. maddede iş sahibinin temerrütü nedeniyle istenebilecek ücret hesabı, 438. maddede ise iş sahibinin sözleşmeyi haksız feshetmesi nedeniyle istenebilecek zarar hesabı düzenlenmiştir. 408. madde işverenin engellemesi sebebiyle yapmaktan kurtulunulan giderler ile başka bir iş yaparak kazanılan veya kazanmaktan bilerek kaçınılan yararların indirilmesini, 438. madde ise sözleşmenin sona ermesi yüzünden tasarruf edilen miktar ile başka bir işten elde edilen veya bilerek elde etmekten kaçınılan gelirin indirileceğini düzenlemiştir. Her ikisi de indirim unsurları olarak benzer düzenleme içermekte olup, öğreti ve uygulamada bu hesaplama, kesinti yöntemi olarak adlandırılmaktadır. TBK'daki kesinti yöntemi hizmet sözleşmelerine ilişkin olmasına rağmen, diğer sözleşmelerin haksız feshi halinde de kıyasen uygulanması gerekir. Hukuk Genel Kurulu'nun 12.05.2010 tarihli, 2010/14-244 Esas, 2010/260 Karar sayılı ilâmında da iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde, kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanunu'ndaki kesinti yönteminin uygulanması gerektiği kabul edilmiştir.Kesinti yöntemine göre yüklenicinin fesih sebebiyle yapamadığı sözleşme konusu işlerin geri kalan kısmından dolayı mahrum kaldığı kâr kaybının, öncelikle yapılmayan işin sözleşmenin feshi tarihindeki bedelinin (eser tamamlanmış, borç ifa edilmiş olsaydı yüklenicinin eline geçecek bedel ile sözleşmesine göre yapılan imalât sebebiyle yükleniciye ödenen ya da ödenecek bedel farkı) tespit edilmesi, bulunacak bu bedelden, yüklenicinin işi fesih sonucu tamamlamaması sebebiyle sağladığı tasarruf (malzeme, işçilik, sigorta, vergi vs. masraflar) ile bu süre içinde başka bir iş yapıp çalışmışsa ya da başka bir iş yapmaktan kaçınmışsa, kazanabileceği miktarlar belirlenip, bulunacak bu miktarların ilk olarak bulunan yapılmayan iş bedelinden çıkartılarak hesaplanması gerekir. Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporu ile kâr mahrumiyeti hesaplamasının da yapılmadığı görülmüştür.O halde; mahkemece dosya bilirkişiye tevdi edilerek kesinti hesabına uygun olarak ek rapor tanzim edilmesi sağlanarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması hatalı olmuştur.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2-İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 23/02/2021 tarih, 2017/590 Esas, 2021/212 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 04/03/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.