T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
15.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/399
KARAR NO:2024/901
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:14/10/2020
NUMARASI:2016/162 Esas, 2020/596 Karar
DAVANIN KONUSU:Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:23/10/2024
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:Dava; eser sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacağın tahsiline ilişkin olup, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı yanca istinaf talebinde bulunulmuştur. Davacı vekili, taraflar arasındaki eser sözleşmesi kapsamında müvekkilleri tarafından Çanakkale İli, Kepez İlçesi, ... Mevkiindeki AVM binasının dış cephe alüminyum, kapaklı cephe, alüminyum kompozit cephe ve alüminyum doğrama işleri ve sair malzeme işçiliği kendilerine ait olmak üzere birim fiyatlar üzerinde anlaşarak yapımının taahhüt edildiğini, ayrıca sözleşme dışı bir kısım işler de yapıldığını, davalılardan ... Ltd. Şti.'nin ihtarnamesinde 95.000,00-TL ödeme yapıldığı ileri sürülmüşse de böyle bir ödeme gerçekleşmeyip ispata muhtaç olduğunu, karşı tarafça eksik imalata ilişkin alınan delil tespiti raporuna da itiraz ettiklerini, dış cephe kaplamasındaki malzemeler ve cam levhaların hazır olarak geldiğini ve işçiler tarafından montajının yapıldığını beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla gerek sözleşmeye göre gerekse de sözleşme dışı yapılan işlere ilişkin ödenmeyen bakiye 10.000,00-TL'nin ihtarname tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı .... Şti vekili, sözleşmede taraf olmamaları nedeniyle kendilerine husumet yöneltilemeyeceğini, kaldı ki sözleşmeye göre diğer davalı tarafından gerekli ödemeler yapılmış olup, davaya konu yapılan işlere ilişkin kendi sorumluluklarına düşen edimleri yerine getirerek diğer davalıya ödeme yapıldığını, ancak davacılar ile aralarında doğrudan hukuki ve fiili irtibat bulunmadığından davanın reddini savunmuştur.Davalı ... Ltd. Şti. vekili, görev ve yetki yönünden itiraz ettiklerini, müvekkilinin 19/10/2013 tarihli sözleşme kapsamındaki tüm yükümlülüklerini eksiksiz olarak yerine getirerek hak ediş ödemesi yaptığını, yapılan işlerin toplam bedelinin daha düşük olmasına rağmen davalılara 95.000,00-TL ödeme yapıldığını, Çanakkale 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2014/155 D.iş sayılı delil tespit raporunda da yapılan işlerin toplam bedelinin 93.980,00-TL olmasına rağmen 95.000,00-TL ödeme yaptıklarını, dolayısıyla borçlarının bulunmadığını, ayrıca davacılar ve işçileri yönünden 9.733,60-TL prim ödemesi yapıldığını, başka bir alacak kalmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.Mahkemece 14/10/2020 tarihli kararı ile; talimat mahkemesince sözleşme kapsamında yapılan işler ve hesaplamalar hukuka uygun ve denetime elverişli olup sözleşmedeki birim fiyatlara göre hesaplama yapıldığı görülmüştür.Sözleşme dışı yapılan iş kalemleri yönünden vekaletsiz iş görme hükümleri uyarınca iş sahibi yararına olmak kaydıyla ve yapıldığı yıldaki piyasa rayiçlerine göre hesaplama yapılmak zorundadır.Kök ve ek raporda sözleşme dışı yapılan işlerin hangi kıstaslara göre tespit edildiği belirsiz olmakla birlikte delil tespiti raporu ile miktarlar büyük oranda örtüşmekte olup, delil tespitinde bedel daha yüksek çıkmasına rağmen davacı taraf ıslah yoluyla talimat mahkemesinde alınan miktarı benimsemiş olup diğer taraf da bu yönden itiraz etmediğinden ayrıca bilirkişilerden ek açıklama istenmesine gerek görülmemiştir.Davalılardan ... vekili 95.000,00-TL ödeme yaptığı yönünde itiraz ileri sürmüştür. Taraflar arasında 50.500,00-TL banka kanalıyla ödeme yapıldığı çekişmesizdir. Davalı yan bakiye kısmı elden ödediklerini savunmuşsa da HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca ödeme yazılı belge ile ispat edilememiştir.Mahkememizce 18/09/2019 tarihli celsede de çekişmesiz ödenen bedelin aşkın kısmı yönünden davacılardan sadır olmuş yazılı belge sunulması istenmişse de bu yönde herhangi bir delil sunulmamıştır. Zira, davalı ekinde sunduğu imzasız adi yazılı belgelerde neye göre kime ne ödemesi yapıldığı belirsizdir. Ayrıca herhangi bir ödeme beyanı da söz konusu değildir. Her ne kadar davalı ... vekili itirazında, Bakırköy... Noterliği ... yevmiye sayılı 21/07/2014 günlü davacılar tarafından keşide edilen ihtarnamede 127.170,00-TL sözleşme bedelidir dendiğini ama 52.170,00-TL istendiğini, bu beyanın mefhumu muhalifinden 75.000,00-TL ödeme alındığının tevilli olarak ikrar edildiğini savunmuşsa da, ihtarnamede davacılar kısmi alacak talebinde bulunmuş olup bakiye kısım yönünden ikrar mahiyetinde bir beyanda bulunmuş değillerdir. Sözleşme bedeli ihtarnamede, mevcut yapılan tespitlere nazaran fazla belirtilmişse de alınan bilirkişi raporları ile yapılan tespitlere göre daha düşük miktar benimsenmiştir. Ancak bu ihtarnamede ödeme alındığına dair açık bir ikrar söz konusu değildir. Dolayısıyla ispat külfeti ödeme yönünden davalı profer üzerindedir. Davalıya yemin hakkı da kullandırılarak, davacılar ödeme hususu yönünden usulüne uygun olarak yemin edasında bulunmuşlardır.Davalı profer vekili ıslaha karşı zaman aşımı def'inde bulunmuşsa da, kısmi dava ile 10.000,00-TL tutar yönünden sözleşme kapsamında yapılan iş bedeli açısından zaman aşımı süresi içerisinde talepte bulunulmuştur. Burada 5 yıllık zaman aşımı süresi dolmamıştır. Öte yandan, 29.200,00-TL sözleşme dışı yapılan işler ile 2.730,00-TL yönünden yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre vekaletsiz iş görme hükümleri uygulanacağından 10 yıllık zaman aşımı süresi söz konusu olacaktır. Islah tarihi itibariyle 10 yıllık süre de dolmadığından davalı vekilinin zaman aşımı def'i yerinde görülmemiştir. Dolayısıyla davalılardan profer cephe yönünden temerrüt tarihinden itibaren avans faizi işletilerek davanın kabulü gerekmiştir.Diğer davalı .... Şti.'nin sözleşmede taraf olarak imzası bulunmamaktadır. Sözleşmenin nispiliği prensibi uyarınca sözleşme hükümleri ancak tarafları, yani davacı yükleniciler ile davalılardan iş sahibi ... Şti.'ni bağlayacaktır. Davacı ile diğer davalı .... Şti. arasında akdi bir ilişki olmadığı gibi, bu davalının borcu üstlendiğine dair TBK'nın 128. maddesi anlamında herhangi bir taahhüdü de söz konusu değildir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2018/1836 Esas, 2018/5052 Karar sayılı, 13/12/2018 günlü benzer mahiyetteki uyuşmazlığa ilişkin emsal kararı da tezimizi desteklemektedir.) Bu nedenle dava konusu hak ile davalı Norm İthalat arasında bağlantı ve sıfat yokluğu söz konusu olduğundan, davanın kısmen kabulü ile;1-Bakiye alacak miktarı 41.430,00-TL'nin temerrüt tarihi 31/07/2014 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak avans faizi ile birlikte davalılardan .... Şti.'den alınarak davacılara ödenmesine,2-... Yönünden davanın pasif husumet (sıfat) yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.Davalı ...Ltd Şti. vekili istinaf dilekçesiyle, görev ve yetki itirazlarının hukuka aykırı ve gerekçesiz olarak red edildiğini, yeminin usulüne uygun yapılmadığını, HMK 233/4 maddesinde belirtilen şekil şartlarının uygulanmadığını, geçerli mazaretlerinin kabul edilmediğini, hesaplamaların hatalı olduğunu, yerel mahkemece gerekçede ticari defter deliline dayanalmasına rağmen defterlerin incelenmediğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılması için istinaf kanun yoluna başvurmuştur.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.Cevap dilekçesinde görev itirazında bulunulmuş mahkemece "görev ve yetki itirazı yönünden yapılan işin kapsamı ve hacmi dikkate alındığında davacıların tacir sıfatına haiz olduğu ,her iki tarafın da tacir olması gözetilerek sözleşmenin 18.maddesindeki yetki şartı HMK 'nın 17. Maddesi bağlamında geçerli olduğundan görev ve yetki itirazlarının yerinde olmadığı" değerlendirilmesinde bulunulmuştur.Bilindiği üzere 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde mutlak ticari davalar: [(1) Her iki tarafında ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları (Ek ibare: 26/06/2012-6335 S.K./1. m.) ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın;, a) Bu Kanunda, b) Türk Medenî Kanununun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969. maddelerinde, c) 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580. maddelerinde,d) Fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta, e) Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f) Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava (Ek ibare: 26/06/2012 - 6335 s. K. 1. m.) ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır. Ancak, herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır] şeklinde düzenlenmiştir.Bunun yanında, TTK'nın 21. maddesi gereğince her iki tarafın tacir olması ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan davalar, taraflardan birinin ticari işletmesiyle ilgili olması kaydıyla Borçlar Kanununun havale hakkındaki 457 - 462 ve vedia hakkındaki 463 - 482. maddelerinde düzenlenen hususlardan doğan nispî nitelikteki ticari davalar yönünden de ticaret mahkemesi görevlidir. Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu Kanundan doğan hukuk "davalarının" ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan "davalara", ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.19.02.1986 tarih 19024 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 25.01.1986 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile T.T.K.'nun 1463.maddesine göre esnaf ve küçük sanatkar ile tacir ve sanayicinin ayrımına dair esaslar tespit edilmiştir. Buna göre;1- Koordinasyon kurulunca tespit ve yayınlanacak esnaf ve küçük sanatkar kollarına dahil olup da gelir vergisinden muaf olanlar ile kazançları götürü usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre, defter tutanlardan iktisadi faaliyetleri nakdi sermayesinden ziyade, bedeni çalışmalarına dayanan ve kazançları ancak geçimlerini sağlamaya yetecek derecede az olan ve Vergi Usul Kanunu'nun 177.maddesinin 1.fıkrasının 1 ve 3 nolu bentlerinde yer alan limitlerin yarısını, iki numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve küçük sanatkar,2- Vergi Usul Kanunu’na istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve birinci madde de belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları kararlaştırılmıştır.Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez (Yargıtay 3 HD 10/09/2018 tarih 2016/20667 E., 2018/8234 K. sayılı emsal kararı). Davacılar tarafından eser sözleşmesine dayalı alacak talebinin TTK 4 ve 5. maddesi uyarınca sayılan davalardan olmadığından eldeki davanın mutlak ticari olmadığı açıktır. Davanın nispi ticari dava olması için ise her iki tarafın tacir olup hizmetin ve işin tarafların ticari işletmeyle ilgisinin bulunması zorunludur. Bu durumda davalıların sermaye şirketi olup tacir olduğu, davacıların ise gerçek kişi olduğu anlaşılmaktadır.Bu durumda gerçek kişi olan davacıların tacir sayılması için, işin yapıldığı tarih itibariyle tacir olup olmadığına ilişkin yukarıda açıklanan araştırma yapılmalıdır.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,2-İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 14/10/2020 tarih, 2016/162 Esas, 2020/596 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 23/10/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.