T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO: 2023/181 Esas
KARAR NO: 2024/242
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/11/2022
NUMARASI: 2018/101E, 2022/865K.
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 06/02/2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalının 02/01/2013 tarihinde öğlen saatlerinde kardeşi olan müvekkilinin evine tek başına geldiğini, yeni bir araba alacağını, toplamda 15.000,00 TL. meblağa ulaşacak, satıcının taleplerine göre parça parça miktarlardan oluşan yine satıcının taleplerine göre vadeleri farklı farklı yazılacak,davacı kardeşi tarafından imzalanması gereken 10 tane kadar senede ihtiyacı olduğunu müvekkiline bildirdiğini, müvekkiline bu senetlerin bedelini de günü geldiğinde kendisinin ödeyeceğini beyan ettiğini, müvekkili tüm bu beyanlara rağmen boş evrakı imzalamak istemeyince de davalı taraf müvekkilini tehdit ederek bıçak zoru ile takip konusu varakanın boş halini ve benzer nitelikteki 10 civarında diğer boş evrakı imzalattığını, müvekkil tarafından imzalanırken el yazısı ile doldurulan hiçbir bölüm olmadığını, davalının müvekkiline cebir ile imzalattırdığı bu varakalardan bir tanesini doldurarak veya başka birine doldurtarak 16/01/2013 tarihinde İstanbul Anadolu (Eski Kadıköy) ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile müvekkili aleyhine faizi ile birlikte 1.045.054,79 TL. bedelli kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlattığını, müvekkilinin davalı tarafa hiçbir borcu olmadığını,İstanbul Anadolu 6.İcra hukuk mahkemesi nezdinde borca itiraz ve takibin iptali talepli dava açtıklarını, davanın "...davacının iddiaları yargılamayı gerektirdiği...." sebebiyle reddine karar verildiği, Yargıtay 12.Hukuk dairesinin 28/11/2013 tarihli, 2013/28151 Esas-2013/37920 Karar sayılı ilamıyla yerel mahkemenin kararının onandığını, davalı hakkında Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunduklarını,Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki mütalaasında emekli olan sanığın katılandan 1.000.000,00 TL. gibi yüksek miktarda alacağının olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve sanığın ve katılanın ekonomik durumlarına uygun düşmediği kanaatinin bildirildiğini, İstanbul Anadolu 10.Ağır ceza mahkemesinin 2013/365 Esas sayılı dosyası üzerinden davalı hakkında kamu davasının halen devam ettiğini, bu nedenlerle müvekkilinin davalıya borcu olmadığının tespit edilmesine, İstanbul Anadolu ...İcra müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasına konu 1.000.000,00 TL. bedelli senedin ve senede dayalı mezkur icra takibinin iptaline, İcra iflas kanununun madde 72/5 gereğince müvekkili lehine, takip alacaklısı davalı aleyhine takip konusu alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkilinin yıllar önce muhtar tapusu olarak tabir edilen yöntemle satın alarak zilyetliğini elde ettiği Ümraniye ilçesindeki hazine arazisine gecekondu yaptığını, o zamanlar Libya'da çalışmakta olan davacının trafik kazası geçirdiğini ve tedavisi için İstanbul'a getirildiğini, müvekkilinin davacı kardeşini buraya yerleştirdiğini, o tarihten buyana davacının burada ikamet ettiğini, imar affı yasalarından istifade eden davacının müvekkilinin bilgisi olmadan bu araziyi tapuda kendi adına kayıt ettirdiğini, müvekkilinin bu konuyu öğrenip kendisiyle görüştüğünde buranın satışı için 2.000.000 TL. tutarında teklif geldiğini, 1.000.000 TL. yi kendisine vereceğini söylediğini ve taahhüdünün güvencesi olarak 1.000.000 TL. dava konusu senedi imzaladığını, davacının iddialarının gerçeği yansıtmadığından bahisle haksız davanın reddini, %20 den az olmamak üzere inkar tazminatının davacıdan alınarak davalı müvekkiline verilmesine ve yargılama ücreti ile vekalet ücretinin davacı taraftan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİNİN İLK KARARI: İlk derece mahkemesinin istinafa konu 2015/699E, 2016/1053 Karar sayılı, 21/12/2016 tarihli ilamında; "...Davacı dava konusu senedin kendisinden tehdit ve zorlama ile imzalatılarak alındığını iddia ettiği tarihin 02/01/2013 tarihi olduğu, davalının 16/01/2013 tarihinde dava konusu senetle ilgili takip başlattığı, davacının 28/01/2013 tarihli şikayet dilekçesi ile Cumhuriyet Başsavcılığına şikayette bulunduğu, bu tarihte soruşturmanın başlatıldığı, iddianamenin 22/10/2013 tarihinde düzenlendiği anlaşılmaktadır.Bu durumda davacının hata veya hileyi öğrendiği yada korkutmanın etkisinin kalktığı tarihin en geç Cumhuriyet Başsavcılığı'na başvurduğu 28/01/2013 tarihi olacağı ve bu tarihten itibaren en geç 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde bu davayı açması gerektiği, oysa davanın 24/06/2015 tarihinde 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığı anlaşılmakla, bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılmayan davanın reddine" şeklinde karar vermiştir.
DAİREMİZİN KARARI: Dairemizin 2017/881 Esas, 2017/4013 karar sayılı ilamı ile; ".. Bu kanun hükmü uyarınca korkutulma ile akit yapmak zorunda kalan kişi iptal hakkını bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanmak zorunda olup bu beyanın bir yıllık hak düşürücü süre dolmadan karşı tarafın hakimiyet alanına ulaşması gerekir. İptal beyanının bir şekle tabi olduğu konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından hukuki niteliği itibariyle bozucu yenilik doğuran bu hakkın kullanılmasının dava açma gibi belli bir usulde ileri sürülmesi zorunlu değildir. Nitekim Yargıtay 19.Hukuk Dairesi'nin 11/07/2012 gün, 2012/6338 Esas, 2012/11554 Karar sayılı ilamı da bu yöndedir. Somut olayda davacı tarafından İstanbul Anadolu 6.İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2013/87 Esas , 2013/452 Karar sayılı kararın incelenmesinde; davacının 28/01/2013 tarihli dilekçesinde tehdit iddialarından bahsettiği, yargılama sonunda bu iddiaların genel mahkemede ileri sürülebileceği gerekçeleriyle 13/06/2013 tarihinde davanın reddine karar verildiği görülmüştür. Yine davacı 28/01/2013 tarihli dilekçesi ile davalı hakkında tehdit ve zorla senet imzalatmak suçlarından Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur. Yine bu iddialarla ilgili olarak Ağır Ceza Mahkemesine dava açan iddianamenin 22/10/2013 tarihli olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Yine İstanbul Anadolu 15.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/314 Esas sayılı dosyasında işbu davanın davacısının o davada davalı olarak verdiği 22/10/2013 tarihli dilekçe ile senetlerin zorla imzalattırıldığı yolunda beyanda bulunduğu görülmüştür. Dava konusu senedin tanzim tarihi 25/06/2012 olup davacı tarafından yukarıda anılan dava dosyalarındaki ve hazırlık dosyasındaki beyanlar gözetildiğinde, davacının 6098 Sayılı TBK'nun 39.maddesindeki bir yıllık hak düşürücü süre içinde senedin geçersizliğini ileri sürdüğü ve bu beyanların davalıya ulaştığı anlaşılmıştır. Bu durumda davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır. Hal böyle olunca davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü gerekmiş, ilk derece mahkemesince tehdit ve zor kullanma ile ilgili deliller yönünden kararda hiçbir değerlendirme yapılmadığından bu hususlarda değerlendirme yapılıp sonucuna göre yeniden bir karar verilmek üzere kararın kaldırılmasına, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne" şeklinde karar vermiştir.
DAİREMİZ KARARINDAN SONRA İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARI: İlk derece mahkemesinin istinafa konu 2018/101E, 2022/865 Karar sayılı, 09/11/2022 tarihli ilamında; "...Her ne kadar davacı tarafından Menfi Tespit istemine konu İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasında takibe konu edilen senedi cebir ve tehditle boş olarak imzalayıp davalıya verdiğini, bu senetten dolayı borçlu olmadığını iddia etmekte ise de senet üzerinde yapılan incelemede bedel kaydı bulunmadığı, ispat yükününü davacıda olduğu, dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamına göre davacının senedi zorla imzaladığına dair yeterli delil bulunmadığı, tarafların kardeş oldukları, aralarında taşınmaz devrine ilişkin ihtilaf bulunduğu, bu kapsamda davacının bu senetten dolayı borçlu olmadığını ispatlayamadığı, dava dilekçesinde yemin deliline dayandığı için yemin teklif edip etmeyeceği hususunda kendisine süre verildiği, davacının yemin delili ile ilgili verilen süre içerisinde herhangi bir beyanda bulunmadığı anlaşılmakla, davanın reddine, dosyada herhangi bir tedbir verilmemiş olduğundan İİK.nun 72.maddesinde belirtilen tazminatla ilgili herhangi bir karar verilmesine yer olmadığına, davanın reddine" şeklinde karar vermiştir.
İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın taraflar arasında “hiçbir borç ilişkisinin mevcut olmadığına/doğmadığına ilişkin” menfi tespit davası olduğun takibe konu evrakın boş olarak tehdit ile bıçak zoru ile müvekkiline imzalatıldığını, bu durumun tanık dahil her türlü delil ile ispatlanabileceğini, YHGK 2013/19-1977 E., 2015/1230 K., 17.04.2015 bu yönde olduğunu, Taraflar arasında 1.000.000,00-TL’lik senet düzenlenmesini gerektirecek bir alacak-borç ilişkisi olmadığını, Emekli olan davalının müvekkilinden 1.000.000,00-TL gibi yüksek miktarda alacağının olması hayatın olağan akışına aykırı olup ekonomik durumlarına da uygun düşmediğini, Yargıtay 19 HD’nin 01.06.2006 t.li, 2005/10757 E.-5875 K. sayılı ilamında bu nitelikteki olayda menfi tespit davasının kabulüne ilişkin karar onandığını, İspat yükünün davalıda olduğunu, Kambiyo senetlerinde asıl borç ilişkisinin tarafları olan keşideci ve lehdar yönünden mücerretlik söz konusu olmadığını, YHGK 2017/19-832 E., 2019/459 K., 16.04.2019, YHGK 2017/6-969 E., 2021/866K., 29.06.2021sayılı karar, YHGK 2019/19-253 E., 2022/1036 K., 28.6.2022 sayılı dosyaların konu kararların değerlendirilmesi gerektiğini, Davalının sanık olarak yargılandığı ceza davasındaki savunması ve huzurdaki davada cevap dilekçesindeki iddiasının " “müşteki bana bir tane senet verdi. Yazılı bir şekilde 1 milyon TL’lik senetti. Bunu teminat olarak veriyorum satışı olduğu gün ben seni çağıracağım bu senedi bana vereceksin diye söylemişti.” şeklinde olduğunu, Huzurdaki davada, davalı taraf vekili dosyaya sunmuş olduğu 28.08.2015 tarihli cevap dilekçesinde “…davalı müvekkilim yıllar önce, muhtar tapusu olarak tabir edilen yöntemle satın alarak (daha doğrusu belirli bir bedel ödeyerek) zilyetliğini elde ettiği, Ümraniye ilçesindeki hazine arazisine gecekondu yapmıştır. O tarihten sonra Davacı ... burada ikamet etmiştir. İmar affı yasalarından istifade eden davacı, müvekkilimin bilgisi olmadan bu araziyi tapuda kendi adına kayıt ettirmiştir. Müvekkilim bu durumu öğrenince kendisiyle konuşmuş, ‘tapuyu neden kendi üzerine çıkarttın benim de burada hakkım var’ demiştir. Davacı da ‘burayı satmak niyetinde olduğunu, yaklaşık 2.000.000 TL tutarında teklif geldiğini, burayı satıp parasının yarısını (1.000.000 TL’sini) müvekkilime vereceğini’ söylemiş ve taahhüdünün güvencesi olarak da 1.000.000 TL tutarında dava konusu senedi vermiştir.” Şeklinde açıklamalara yer verildiğini, Davalı tarafından bir edimin teminatı olarak alındığı iddia edilen senedin, bu halde kambiyo senedi vasfına haiz olmadığını, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibe de konamayacağını, Alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirdiğini, davalının ispat yükünü yerine getiremediğini, temel (asıl) borç ilişkisine ve senedin verilmesine ilişkin savunması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, İstanbul Anadolu 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2017/245 E. Sayılı dosyasından ve huzurdaki dosyadan Ümraniye Tapu Müdürlüğü, Ümraniye Kadastro Müdürlüğü, Üsküdar Kaymakamlığı Özel İdare Müdürlüğü’ne ve İstanbul Valiliğine yazılan müzekkerelerin cevaplarında davalının savunmasını doğrular hiçbir cevap mevcut olmadığını, Dinlenmiş olan kardeşlerin ve diğer tanıkların da davalı tarafın bu yöndeki iddialarını doğrulamadığını, gerekçeli kararda “Taraflar arasında taşınmazın devrine ilişkin ihtilaf bulunduğu” şeklindeki tespitin hatalı olduğunu, Tasarrufun iptali davasında mal kaçırıldığını iddia ederken, huzurdaki davada satışı bildiğini ve satıştan gelecek paranın yarısının kendisine ait olacağını iddia eden davalının beyanlarının çelişkili olduğunu, delillerin yerel mahkeme tarafından toplanmadığını, Bilirkişi incelemesi talebinin reddedilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Ceza dava dosyasında adli grafoloji uzmanından alınan 29.12.2014 tarihli ilk raporda varaka üzerindeki yazıların sanığa ait olduğu yönünde tespitte bulunulmduğunu, İşbu rapordaki tespitler ile savunma çürütüldüğünü, senedin müvekkilinin elinden boş senede zorla imza attırılmak suretiyle alındığı iddiayı destekler bir sonuç çıktığını, Ancak ceza dosyasındaki 21.08.2015 t.li ATK raporunda ise varaka üzerindeki yazıların sanığı eli ürünü olmadığı belirtildiğini, çelişkinin giderilmesi talebinin reddedildiğini, Mahkemenin “davacının yemin delili ile ilgili verilen süre içerisinde herhangi bir beyanda bulunmadığı anlaşılmaktadır” şeklindeki tespitinin de hatalı olduğunu, mahkemenin ara kararına karşı beyanda bulunduklarını, ispat yükünün kime ait olduğu hususunda yemin teklif edilecek bir konumda ve aşamada olunmadığına, bilirkişiden rapor alınması gerektiğinden tüm delillerin henüz toplanmış sayılamayacağına dair beyan ve itirazlarımız sunulmuş, ara karardan rücu talep edildiğini, ispat yükü davalı tarafta olduğu için yemin teklifinin hatırlatılması usul ve yasaya aykırı olduğunu, kendi beyan ve kabulleri açıkça ortada iken bu halde yemin deliline başvurulmaya gerek olmadığını, iddiasını kesin delil ile ispatı gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
GEREKÇE Dava, İİK 72.maddesine dayalı olarak açılan menfi tespit davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili, yasal süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır. Somut uyuşmazlıkta; dava konusu senedin ihdas hanesi boş bırakılmış olmakla senedin tehdit ile alındığını ve borcun olmadığını ispat yükü davacıdadır. Mahkemece bekletici mesele yapılan ceza dosyasında davalı hakkında verilen beraat kararı kesinleşmiş olup mahkemece dinlenen tanık beyanlarına göre de; senedin zorla alındığı iddiası ispatlanamamıştır. Davalının savunmasının ispat yükünün değiştirir mahiyette olmadığı, somut olayda HMK 226/1-c maddesi gereğince yemine konu olamayacak vakıa söz konusu olmakla davacı vekilinin yemin deliline yönelik istinaf istemlerinin esasa etkili olmayacağı dikkate alındığında mahkemece davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmüş, davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklandığı üzere; 1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince, davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE, 2-Alınması gereken 427,60-TL harçtan, peşin alınan 80,70-TL harcın mahsubu ile bakiye 346,90-TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5-Artan gider avanslarının, karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince taraflara iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.06/02/2024