T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO: 2022/814 Esas
KARAR NO: 2024/554
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 01/04/2021
NUMARASI: 2020/23 Esas, 2021/79 Karar
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
DAVA TARİHİ: 31/12/2014
KARAR TARİHİ: 20/03/2024
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. Maddesi gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin 19/11/1997 tarihinde ticaret siciline kayıt olarak "..." ibaresini kullanmaya başladığını, özellikle gayrimenkul alanında markayı sektörde tanınır hale getirdiğini, davalı şirketin 37.sınıftaki "inşaat hizmetleri, inşaat araç gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması" hizmetlerinin de içinde bulunduğu hizmetler bakımından "..." ibareli markaların tescilini gerçekleştirdiğini, davalı firmanın "..." ibaresini ilk ihdas eden firma olmadığından markanın gerçek hak sahibi olmadığını ve ticaret unvanının ... olarak tescil edildiğini, markaların esas unsurlarını oluşturmamakla birlikte markaların her birinin altında küçük ve italik olarak ... ibaresinin bulunduğunu, markaların esas unsurunun "..." ibaresi olduğunu ileri sürerek, davalı firma adına kayıtlı ... sayılı "...", ... sayılı "..." , ... sayılı "..." , ... sayılı " ..." , ... sayılı "..." , ... sayılı "..." ibareli markalarının 37.sınıfta yer alan "İnşaat hizmetleri, inşaat araç ve gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri" bakımından kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; 1953 yılında aile şirketi olarak Ankara'da kurulan ..., inşaat sektöründe tanınan bir firma olduğunu, "..." ve "..." ibareli markalarla tanınmış birçok projesi bulunduğunu, 1995 yılından beri "..." ibaresini ticaret unvanına dayanarak kullandığını, markayı tanınır hale getirdiğini, 2007 yılından itibaren Türk Patent Enstitüsü nezdinde tescil ettirdiğini ve tescilli marka olarak da kullanmaya başladığını, zaman içinde de "..." ibaresinin başkaca faaliyet alanlarında ve sınıflarda markalar tescil ettirdiğini ve müvekkili markalarının "SERİ MARKA" haline geldiğini, "..." hakim unsurlu seri markalara sahip olan müvekkilinin markasını tanınır hale getirdiğini, hükümsüzlüğü talep edilen markaların gerçek sahibinin müvekkili firma olduğunu, müvekkili firmanın ticaret unvanının seçilmesinin nedeninin kurucularının tamamının soyadının ... olmasından kaynaklandığını, davacının önceye dayalı kullanım iddiasını ispata yarar bir delil sunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince, 18/05/2017 tarih, 2014/118 E.- 2017/73 K.sayılı karar ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; davalının istinafı üzerine Dairemizin 25/06/2020 tarih ve 2017/4550 E- 2020/1144 K. sayılı ilamıyla kaldırılmıştır. İlk derece mahkemesince kaldırma kararı sonrası yapılan yargılama sonucunda; davacı şirketin ticaret unvanında da yer alan "..." ibaresini 1997 yılından bu yana ticaret unvanı ve inşaat hizmetlerindeki faaliyetlerinde markasal olarak kullanıldığı, davalının marka başvurusundan sonra 37. sınıftaki mal ve hizmetler için yaptığı marka başvurusunun davalının itirazı nedeniyle reddedildiği, davacının markasının yalnızca 16. ve 35. sınıflarda tescil edildiği, davacının "inşaat hizmetleri" için "... " markası için tescilsiz kullanım yoluyla hak elde ettiği, davacının markasını kullandığı mal ve hizmetler ile davalının markalarının tescilli olduğu 37. sınıftaki bir kısım mal ve hizmetlerin aynı olduğu, her iki tarafın markalarında ortak unsurun "..." ibaresi olduğu, davalının markalarında ise "..." ibaresine birleşik olarak "...", "...", "...", "...", "..." ve "..." gibi çeşitli tanımlayıcı kelimeler eklenerek markaların oluşturulduğu, davalının markalarında ayrıca daha küçük harflerle yazılmış olan "..." ibaresinin de mevcut olduğu, davalının markalarının gerek yazılış, gerekse şekilleriyle görsel olarak davacının marka kullanımından farklı oldukları, markaların işitsel ve anlamsal olarak da, davacının inşaat hizmetleri için tescilsiz kullanımla hak elde ettiği "..." markasıyla karıştırılmaya neden olacak derecede benzer olmadıkları kanaatine varıldığı, her ne kadar iki bilirkişi raporunda da farklı görüşler bildirilmişse de, davasını ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın verilen kesin süre içinde bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için bilirkişi raporu ücretini yatırmadığından, bu delilden vazgeçmiş sayılmasına karar verilerek, mevcut dosya kapsamına göre değerlendirme yapıldığı, davacının davasını ispat edemediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF İSTEMİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde, dava dilekçesinde ileri sürdüğü vakıaları da tekrar ederek; -Dosyaya sunulmuş olan bilirkişi raporları incelendiğinde görüleceği üzere dosyaya sunulan deliller çerçevesinde ... ibaresinin müvekkiline ait olduğunun açıkça ortaya konulduğunu ve buna ilişkin raporun marka hukuku ilkelerine uygun olarak hazırlandığını, -Markanın gerçek hak sahibinin müvekkili olduğunun hem kullanıma ilişkin deliller ve hem sicil kayıtları ile ortada iken, bu bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi tümüyle hâkimin yapabileceği bir değerlendirme iken, Mahkemenin dosyaya sunulmuş olan ve karara mesnet teşkil edebilecek yeterlilikteki rapora neden dayandığını bir kenara bırakarak açıkça usul ve yasaya aykırı bir karar verildiğini,-Dosyada, davalının “...” ibareli tek bir kullanımı dahi bulunmadığının açık olduğunu,-İkinci bilirkişi heyeti tarafından oluşturulan raporda, ıslah ile sunulan deliller ile birlikte tüm deliller incelenerek değerlendirme yapılarak, müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğu gerekçeli olarak izah edilerek, davalının markalarının kısmen hükümsüz kılınmalarının şartlarının oluştuğu yönünde görüş bildirildiğini, - Kaldı ki ilk raporda dahi, davacının "..." ibaresini davalıdan önce kullandığının tespit edildiğini, dolayısıyla, müvekkilinin "..." ibaresini daha önce kullanmaya başladığı noktasında her iki rapor un birbiriyle uyum içerisinde olduğunu, -İlk derece mahkemesinin yetki alanına giren ve tümüyle hukuki bir değerlendirme alanı olan deliler ve bilirkişi raporlarını hiçbir şekilde değerlendirmemiş olmasının kabul edilebilir olmadığını, ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir
GEREKÇE: Dava, davalıya ait ... sayılı "...", ... sayılı "...", ... sayılı "..." , ... sayılı " ..." , ... sayılı "..." ve ... sayılı "..." ibareli markalarının hükümsüzlüğü talebine ilişkindir.İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, yukarıda yazlı şekilde davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.İlk derece mahkemesince; davacı şirketin ticaret unvanında da yer alan "..." markasını 1997 yılından bu yana ticaret unvanı ve inşaat hizmetlerindeki faaliyetlerinde marka olarak kullandığı, davacının ... ibaresine inşaat sektöründe tanınır hale getirdiği, davacının "inşaat hizmetleri" için "... " markası için tescilsiz kullanım yoluyla hak elde ettiği, davalı şirketin ise 21/06/2011 tarihinde yaptığı başvurular sonucunda davaya konu olan ... sayılı "...", ... sayılı "..." , ... sayılı "..." , ... sayılı " ..." , ... sayılı "..." , ... sayılı "..." ibareli markalarını 37.sınıfta yer alan "İnşaat hizmetleri, inşaat araç ve gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri" de dahil çeşitli mal ve hizmetler için tescil ettirdiği, her iki tarafın da inşaat hizmetleri alanında faaliyet gösterdikleri, bu nedenle davacının markasını kullandığı mal ve hizmetler ile davalının markalarının tescilli olduğu 37. sınıftaki bir kısım mal ve hizmetlerin aynı olduğu, davacının ... ibaresine inşaat sektöründe tanınır hale getirdiği, ancak davalının markalarının gerek yazılış, gerekse şekilleriyle görsel olarak davacının marka kullanımından farklı oldukları, markaların işitsel ve anlamsal olarak da, davacının inşaat hizmetleri için tescilsiz kullanımla hak elde ettiği "... " markasıyla karıştırılmaya neden olacak derecede benzer olmadıkları, iki bilirkişi raporunda da farklı görüşler bildirilmişse de, davasını ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın verilen kesin süre içinde bilirkişi raporları arasındaki çelişkinin giderilmesi için yeniden bilirkişi raporu alınması konusunda yargılama giderlerini yatırmadığından, bu delilden vazgeçmiş sayılmasına karar verilerek, mevcut dosya kapsamına göre yapılan değerlendirmede, davacının davasını ispat edemediği, 556 sayılı KHK'nin 42/1-b ve 8/3. maddesindeki hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı, davalının marka tescillerini kötü niyetle yaptırdığının da davacı tarafça kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Markalar arasındaki iltibas tehlikesinin belirlenmesi hukuki bir kavram olup, hakim bilirkişi raporu ile bağlı değildir. (Emsal YHGK'nın 2014/11-696 E-2016/778 K.sayılı kararı) Davacının tescilsiz kullanım yoluyla hak elde ettiği "..." markası ile, kısmi hükümsüzlük istenilen davalı markalarındaki ayırt edici unsur ... kelimesi olup; davalı markalarında ... ibaresine eklenen ve iştigal alanını işaret eden ..., ..., ..., ..., ... ve ... ibareleri ayırt edicilik sağlamadığı gibi, markaların sonuna alt satırda küçük yazılarla eklenen "..." ibaresi de ayırt ediciliği sağlamaktan uzaktır. Davalı markalarının 37.sınıfta inşaat hizmetleri alanında kullanıldığı, ortalama alıcı kitlesi göz önüne alındığında, karıştırılma ihtimalinin bulunduğu, taraflar aynı sektörde faaliyet gösterdiklerinden davalının davacının markasal kullanımından haberdar olduğu ve markaları davacının markayı kullandığı "inşaat hizmetleri alt sınıfı ile bu hizmet alanı ile bağlantılı " inşaat araç ve gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri alt sınıfında kötü niyetle tescil etirdiği kanaatine varılmıştır.Emsal Yargıtay kararları incelendiğinde; davacı tarafından açılan başka bir davada, tescilsiz "... " markası ile, “...+şekil” markasının gayrimenkul komisyonculuğu, müşavirliği ve idaresi hizmetleri bakımından benzer olduğu gerekçesiyle verilen hükümsüzlük kararının, Yargıtay 11.HD'nin 2018/2375-4122 E-K.sayılı kararı ile onandığı; emsal diğer bir davalarda; " ...+şekil" markası ile "..." markası arasında iltibas bulunduğu gerekçesiyle verilen hükümsüzlük kararının, Yargıtay 11.HD'nin 2010/7432 E- 2011/16962 K.sayılı kararı ile; yine "..." ibareli marka ile "... " ibareli marka arasında iltbas bulunduğu gerekçesiyle verilen hükümsüzlük kararının da, Yargıtay 11.HD'nin 2021/5690/2023/284 E-K.sayılı kararı ile onandığı görülmüştür.Somut olayda; davalıya ait markaların hükümsüzlüğü istenilen emtia açısından 556 sayılı KHK'nin 8/1-b maddesi anlamında benzer olduğu ve 42 (b) maddesinde yer alan hükümsüzlük koşullarının oluştuğu halde, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden, HMK'nın 353/1-b.2. maddesi gereğince yeniden hüküm kurularak davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi ayrıntılı kararda açıklandığı üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE,2-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-2 maddesi gereğince İstanbul Anadolu 1.FSHH Mahkemesi'nin 01/04/2021 gün ve 2020/23 Esas- 2021/79 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Davanın KABULÜ ile; davalıya ait ... sayılı "...", ... sayılı "...", ... sayılı "..." , ... sayılı " ..." , ... sayılı "..." ve ... sayılı "..." ibareli markalarının 37.sınıfta yer alan "İnşaat hizmetleri, inşaat araç ve gereçlerinin ve iş makinelerinin kiralanması hizmetleri" bakımından kısmen hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine,İlk derece yargılaması yönünden 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesaplanan 427,60-TL maktu karar harcından peşin alınan 25,20 TLpeşin harç ve 27,70 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 52,90-TL'nin mahsubu ile harcın mahsubu ile bakiye 374,7-TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 5-Davacı tarafından yapılan toplam 4.261,95 TL'nin ( 25,20 TL Başvurma Harcı, 25,20 TL Peşin Harç, 27,70 TL ıslah, 3.600,00 TL bilirkişi ücreti, tebligat ve müzekkere masrafları) yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,6-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 25.500,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, İstinaf aşamasında; 7-Davacı vekilinin istinaf talebi kabul olunmakla, istinaf yoluna başvurma harcı 220,70 TL'nin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 8-İstinaf peşin harcının talebi halinde davacıya iadesine, 9-İstinaf yoluna başvurma sırasında davacı tarafından yapılan 93,5 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine, 10-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,11-Gerek ilk derecede gerekse istinaf aşamasında yatırılan gider avanslarından kullanılmayan kısımların karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nun 361.maddesi uyarınca tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.20/03/2024