T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
16. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
DOSYA NO: 2024/61 Esas
KARAR NO : 2025/1214 Karar
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 1. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/11/2023
NUMARASI : 2022/104 E. - 2023/173 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ : 09/10/2025
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla, HMK 353. ve 356. maddeleri gereğince dosya içeriğine göre duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinde yapılan inceleme sonucu;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü :
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin şehirlerarası karayolu ile yolcu taşımacılığı yapan ve baba mesleğini devam ettiren "..." markasını maruf ve meşhur hale getiren kişi olduğunu, marka üzerinde davacının gerçek hak sahibi olduğunu, zaman içinde taraflar arasında aile bireyleri arasında çıkan ihtilaf sonucunda davalının markayı kötüniyetli olarak tescil ettirdiğini, gerçekte davalının hiçbir zaman yolcu taşımacılık işi yapmadığını, kötüniyetli olarak markayı tescil ettirdiğini, markayı SMK’nın 9. maddesi anlamında kullanmadığını, marka üzerinde davacının soyundan gelen üstün hak sahipliği bulunduğunu belirterek, davalı şirket adına ... nezdinde tescilli olan ... başvuru/tescil numaralı "..." markasının 39.sınıfta gerek hak sahipliği ve kötüniyetli tescil gözetilerek hükümsüzlüğüne karar verilmesine talep ve dava etmiştir.
DAVAYA CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın hak düşürücü süre içinde açılmadığını, "..." hizmet markasının müvekkili şirket adına Türk Patent Enstitüsü nezdinde 01.07.2011 tarihinden itibaren on (10) yıl müddetle 03.12.2011 tarihinde tescil edildiğini, davacı tarafın müvekkili şirket adına kayıtlı markanın hükümsüzlüğünü talep hakkı bulunmadığını, huzurdaki davanın tamamen kötü niyetle açıldığını, davacının müvekkili ile marka lisans sözleşmesi imzaladığını, sözleşmenin 2016 yılında sona ermesine rağmen markayı kullanmaya devam ettiğini, davacının tescil ettirdiği 2014 42210 ve 2015 42358 tescil numaralı markalarının İstanbul 4. FSHHM’nin 2021/54 Esas sayılı davasında hükümsüz kılındığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmişlerdir.
MAHKEME KARARI: İstanbul 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 21/11/2023 tarihli, 2022/104 Esas, 2023/173 Karar sayılı kararı ile, "…Nitekim İstanbul 4.FSHHM’nin 2021/54 esas , 2022/59 karar ve 21.4.2022 tarihli yargılamasında dahi alınan rapor içeriklerinde huzurdaki davalının gerçek hak sahibi olduğu hususu anlaşılmış olup, huzurdaki davalının gerek ticari sicile kayıt tarihi gerekse markasının tescil tarihinden itibaren uzunca bir süre geçtikten davacının dava açma hakkını kullandığı, davalının tescil anında kötüniyetli olduğu yönünde dosya içinde davacı yanca somut bir delil sunulmadığı, keza toplanan delillere göre ise davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı, gerçek hak sahibi olmadığı keza davalının kötüniyetli olduğu yönündeki iddiasına dayalı somut delil sunmadığı gözetilerek MK 2. Maddesi de gözetilmek suretiyle davanın reddi ile aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir…" gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF: Davacı vekili süresinde sunduğu istinaf dilekçesinde; dava dilekçesindeki iddialarını tekrarla, davalının marka tescilinin kötüniyetli olduğunu,Dosyaya sunulan delillerle müvekkilinin babasının şehirler arası yolcu taşımacılığı faaliyetinde bulunduğunun, davalının ise bu alanda hiçbir faaliyetinin bulunmadığının ispatlandığını,Geçmişten bu zamana otobüs fotoğrafları, eski tarihli biletler, ulaştırma bakanlığı yazıları, eski tarihli trafik para cezası yazılarının markanın gerçek sahibinin müvekkili olduğunu gösterdiğini, Mahkemece tanıklarının dinlenmediğini,Her ne kadar lisans sözleşmesine dayanılarak müvekkilinin markayı kullanmakta haksız ve kötüniyetli olduğu değerlendirilmişse de, babasının ölümünden sonra Ulaştırma Bakanlığı’ndan D! Belgesi alabilmek ve babasının ticari faaliyetine devam edebilmek için bu sözleşmeyi yapmak zorunda kaldığını, "..." ve "... ..." markasının 1958 yılından bu yana babası... tarafından kara yolu ile yolcu taşımacılığı hizmetinde kullanıldığını,Davalı şirket yetkilisi ... ... ile müvekkilinin murislerinin dayı çocukları olup, "..." ibaresini davalının kerestecilik, müvekkilinin murisinin ise taşımacılık faaliyetinde birlikte kullandıklarını,Müvekkilinin babası...’ın 25 Nisan 1990 tarihinde "... ..." ibaresini ticaret sicile tescil ettirdiğini,Müvekkilinin 12 Haziran 2013 tarihinde “... ... ...” olarak ticaret unvanını tescil ettirdiğini,Davalının karayolu taşımacılığına ilişkin hiçbir faaliyetinin bulunmadığını,Bu açıklamalar ışığında, davalının marka kullanımının, tescil aldığı sınıf kapsamında olmadığı ve 39.sınıf bakımından kullanım yükümlülüğünün yerine getirilmediğinin açık olduğunu belirterek, arz ve izah edilenler ile birlikte re’sen nazara alınacak nedenlerle fazlaya ilişkin talep ve dava açma hakları saklı kalmak kaydıyla; istinaf taleplerinin kabulüne, İstanbul 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2022/104 Esas, 2023/173 Karar sayılı kararının kaldırılarak, davanın kabulüne, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLER: Dosya arasında bulunan TPMK kayıtlarının incelenmesinde; Davalıya ait 01/07/2011 başvuru, 03/12/2012 tescil tarihli, 2011 55519 numaralı "..." ibareli markanın 19, 39 ve 43. sınıflarda tescilli olduğu ve halen marka korumasına sahip olduğu görülmüştür.Dosya arasında bulunan ve davalı tarafından dosyaya sunulan Eyüp 9. Noterliği'nin 28/08/2013 Tarih, ... Yevmiye numaralı Marka Lisans Sözleşmesi'nin incelenmesinde; tarafların 28/08/2013 tarihinde dava konusu, davacıya ait 2011 55519 numara ile tescilli "..." markasının Türkiye'de kullanımı konusunda 3 yıl süre ile 1.000,00 TL lisans bedeli karşılığında, lisans alanının, lisans aldığı markanın kullanıldığı tüm emtia ve hizmetlerin kalitesini aynen koruması ve markayı aynen kullanması hükümlerini içerir anlaşma imzaladıkları görülmüştür.Davalı ...’nin ticari sicil kaydı incelendiğinde; odaya kayıt tarihinin 08.06.1963 tarihi olduğu, ağaç ürünlerinin toptan ticareti, kara, hava ve deniz yolu ile yurtiçinde ve yurt dışında eşya ve yolcu taşımacılığı, nakliyesi yapmak alanlarında geniş bir faaliyet alanda faaliyet göstermek için kurulduğu anlaşılmıştır.İstanbul 4. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2021/54 Esas sayılı dava dosyası incelendiğinde; davacının ..., davalının ... olduğu, marka hükümsüzlüğü ve markaya tecavüzün tespiti ve önlenmesi için dava açıldığı, yapılan yargılama sonucunda İstanbul 4.Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi 21/04/2022 tarihli 2021/54 Esas, 2022/59 Karar sayılı kararıyla asıl davanın kabulüne, birleşen davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın Dairemizce işbu davanın sonucunun beklenmesi gerektiği gerekçesiyle kaldırıldığı ve dosyanın mahkemesine iade edildiği tespit edilmiştir.İstanbul 4.FSHHM'nin 21.04.202021/54 E.- 2022/59 K.sayılı dosyasında alınan 28/11/2019 tarihli bilirkişi raporunda; davalı tarafın markasını tescil ettirdiği "... ... ..." şeklinde değil, "... ... ..." şeklinde ve "..." ibaresi ön plana çıkarır şekilde kullanımının, taraflar arasındaki lisans sözleşmesi de nazara alındığında; haksız ve kötü niyetli bir kullanım olduğu, bu kullanımın davacı ...’nin 03.12.2012 tarihli ve 2011 55519 tescil numaralı "..." markasına tecavüz teşkil ettiği, ancak her iki tarafın da tescilli markalarını tescil ettirdikleri şekilde kullanmakta özgür olduğu bildirilmiştir.12/01/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda da ; davacı markası ile davalı markalarındaki esas unsur "..." ibaresi olduğundan markalar, sessel, görsel ve işitsel olarak bütün olarak değerlendirildiklerinde iltibasa neden olabilecek nitelikte olduğu, davalı markasında yer alan "..." ve "..." ibareleri markalarda ayırt ediciliği sağlayacak nitelikte olmadığı, iki marka karşısında kalan tüketicinin markaları karıştırabileceği ve/veya davalı markasını davacı markalarından biri sanabileceği ve/veya işletmeler arasında bir bağın olduğunu düşünülebileceği, daha eski tarihli olduğu, davalının "..." ibaresi üzerine eskiye dayalı üstün hakkı olduğunu ispat edemediği, davacı markasının 39. sınıfında yer alan emtialar ile davalının hükümsüzlüğü talep edilen 2014 42210 sayılı markasının 39. sınıftaki emtiaların aynı olduğu, yine davalının 2015 42358 sayılı markasının 35. sınıfında yer alan "motorlu kara taşıtları", "Deniz Taşıtları", "Hava taşıtları" emtialarının davacının 39. sınıfta yer alan emtialar ile benzer olduğu, 2014 42210 sayılı markanın 39. sınıftaki emtialar ve 2015 42358 sayılı markanın 35. sınıfında yer alan "motorlu kara taşıtları", "Deniz Taşıtları", "Hava taşıtları" emtialarının hükümsüzlük koşullarının gerçekleştiği, davalının marka lisans anlaşmasından sonra marka tescili gerçekleştirmesi nedenleri ile marka tescillerinde iyi niyetli olmadığı görüş ve kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır.
GEREKÇE: Dava, kötüniyetli tescil ve öncelik hakkına dayanılarak açılan marka hükümsüzlüğü davasıdır.Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf yargı yoluna başvurmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi gereğince, ileri sürülen istinaf başvuru nedenleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Davalıya ait markanın hükümsüzlüğü SMK’nın 6/3. ve 6/9. maddeleri uyarınca talep edilmektedir. Dosyada mevcut lisans sözleşmesine göre davacı, davalı ile 2013 tarihinde markayı kullanmak üzere lisans sözleşmesi imzalamıştır. Davalının markasından en geç bu tarihte haberdar olmasına rağmen, SMK’nın 25/6. maddesinde belirtilen 5 yıl içinde hükümsüzlük davası açmamıştır. Her ne kadar davalının markasının kötüniyetli tescil edilmesi halinde bu hak düşürücü süreye tabi olmaksızın hükümsüzlük davası açılabilecekse de, kötüniyetin markanın tescili sırasında mevcut olması gerekir. Davacı tarafça davalının markasının tescil tarihinde kötüniyetle tescil edildiğinin ispatlanamadığı, davacının davalı ile lisans sözleşmesi imzalamakla, markanın kara yolu ile yolcu taşımacılığı faaliyeti için davalıya ait olduğunu kabul ettiği, bu nedenle Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmıştır.Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan gerekçe ile:
1-6100 sayılı HMK.'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,2-Alınması gereken 615,40 TL maktu harçtan, peşin alınan 269,85 TL harcın mahsubu ile bakiye 345,55 TL eksik harcın davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından avukatlık ücreti takdirine yer olmadığına,4-İstinaf yargılama giderleri olarak; davacı tarafça yapılan masrafların üzerinde bırakılmasına,5-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda iş bu kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere 09/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.