T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/1977 Esas
KARAR NO: 2024/160
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/02/2020
NUMARASI: 2018/932 Esas, 2020/151 Karar
DAVA: ALACAK (Yetkili Servis Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 01/02/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasında imzalanan 01/01/2012 tarihli Servis Sözleşmesi kapsamında, müvekkili şirketin Manisa ilinde ... ürünlerinin bakım ve servis hizmetleri ile ürünlerin yedek parçalarının teminine ilişkin tek yetkili olduğunu, 01/03/2017 tarihi itibarıyla sözleşmenin bazı maddeleri değiştirilerek yeni bir sözleşme imzalandığını, ancak davalının 11/05/2018 tarihli ihtarname ile sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini, feshin haksız olduğunu, davalının sözleşmede güçlü taraf olması nedeniyle sözleşmenin müvekkili aleyhine düzenlemeler içerdiğini, işbirliğine dair hususların müzakere edilmeden davalı tarafından belirlendiğini, sözleşmenin sona ermesi ile müvekkilinin malvarlığında ileride meydana gelecek çoğalmadan yoksun kaldığını, müvekkilinin Manisa ilinde tek satıcı sıfatıyla reklam ve tanıtım faaliyetlerinde bulunduğunu, yüksek meblağda istihdam, pazarlama, tanıtım ve satış yatırımları gerçekleştirdiğini, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle maliyetlerini karşılamayan yatırımların tazmini gerektiğini, bunun yanında müvekkiline portföy tazminatı ödenmesi gerektiğini, ayrıca sözleşmenin haksız feshi nedeniyle müvekkilinin ticari itibarının zarar gördüğünü ileri sürerek 10.000,00 TL manevi tazminat ile şimdilik yoksun kalınan kar olarak 10,00 TL, maliyetlerini karşılayamadığı yatırımlar olarak 10,00 TL ve portföy tazminatı olarak 10,00 T'nin fesih tarihinden işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevabında; talep edilen alacak miktarının basit bir hesaplama ile belirlenmesi mümkün olduğundan, belirsiz alacak davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığını; gelişen teknoloji ve ürün kalitesinin artması ile onarım hizmeti adetinin azaldığını, servislerin uzak illerdeki cihazlar içinde servis hizmeti vermesi nedeniyle tamir sürelerinin aşıldığını ve bu durumun tüketici memnuniyetsizliğine neden olduğunu, Satış Sonrası Hizmetler Yönetmeliği ile 7 coğrafi bölgede toplam 20 adet servis açma şartı getirildiğini, müvekkili şirketin bu nedenlerle tüketici memnuniyeti artırmak ve yasal mevzuata uyum sağlamak için bölge servisleri sistemine geçme kararı aldığını, davaya konu sözleşmenin sona ermesinin ülke genelinde uygulanan yapılanmanın sonucu olduğunu; müvekkilinin hernangi bir yükümlülüğü olmamasına rağmen sadece davalının faydalanması için sunduğu fesih protokolünü davacının kabul etmediğini, fesih protokolü ile davacıya çeşitli finansal faydalar sağlayacak imkanlar sunarak ticari ilişkinin iyiniyet çerçevesinde sonlandırılmasının amaçlandığını, benzer servislerin büyük bir çoğunluğunun fesih protokolünü kabul ettiğini, fesih protokolünün kabul edilmemesi üzerine müvekkilinin sözleşmenin 9.2 maddesinden doğan hakkını kullandığını ve davacı tarafa 90 gün süre vererek sözleşmeyi feshettiğini; davacının talep ettiği zarar kalemlerini somutlaştırıp delillendirmediğini; talep edilen maliyetleri karşılamayan yatırımların ne olduğunun açıklanmadığını, müvekkilinin ürünlerinin tanıtımı için büyük bir reklam bütçesi olup, davacının reklamına ihtiyacı olmadığını; taraflar arasında denkleştirme (portföy) tazminatı talep edilebilecek hukuki ilişki olmadığını, TTK'nın 122/5 maddesi gereği tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi halinde denkleştirme tazminatı talep edilebileceğini, taraflar arasındaki sözleşmede müvekkilinin başka bir kişi ya da kurumu yetkili servis olarak atayabileceğinin kararlaştırıldığını, davacıya tek satıcılık, münhasırlık yetkisi verilmediğini, bu nedenle bu tazminatın talep edilemeyeceğini, aksinin kabulü halinde de denkleştirme tazminatı talep edilebilmesinin koşullarının bulunmadığını; sözleşmenin sözleşme koşullarına uygun feshedilmesi nedeniyle davacının manevi tazminat talep edemeyeceğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; sözleşmenin 9. 2 maddesinde taraflara herhangi bir sebep ileri sürmeden ilişkiyi sona erdirme hakkı verdiği, bu hakkın taraflardan birine değil, her ikisine de tanındığı, davalının 90 gün süre vermek suretiyle sözleşmeyi sona erdirdiği, fesih iradesi ile birlikte karşı tarafın muhtemel zararlarını, özellikle kıdem tazminatından kaynaklanan yükümlülüklerini vs ödemeyi de kabul eden davalının fesih hakkını kötüye kullandığının söylenemeyeceği, önel verilerek sözleşmenin feshine dair hükmün genel işlem koşulu oluşturmadığı, taraflar arasında acentelik ilişkisi bulunmaması ve davacının tek satıcı olmaması nedeniyle denkleştirme tazminatı istenemeyeceği, sözleşmenin feshinin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceğinden manevi tazminatta istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; cevaba cevap dilekçelerinin hiç incelenmediğini, bilirkişi heyetinin kendisini hakim yerine koyarak tamamen hukuki tespitlerde bulunduğunu, sözleşmenin özellikle feshine ilişkin hükmünün davalı tarafından tek taraflı sözleşmeye konulduğunu, davalının fesih için müvekkiline KDV hariç 901.400,00 TL ödemeyi kabul etmesine rağmen, mahkemenin müvekkilinin hiçbir alacağının olmadığı sonucuna vardığını, müvekkilinin yetkili servis olmak için davalının talimatlarını yerine getirdiğini ve birçok masraf yaptığını, ancak davalının hiçbir sebep yokken sözleşmeyi feshettiğini, sözleşmede müvekkiline de fesih hakkı tanınmışsa da, birçok masraf yapıp harcamaları amorti ederek kara geçmeyi amaçlayan müvekkilinin sözleşmeyi feshetmesinin imkansız olduğunu, sözleşmenin genel işlem koşulu içerip içermediği hususunda yeterli araştırma yapılmadığını, yetkili servis ihtiyacına rağmen davalının kişisel çıkarları nedeniyle servisin kapatıldığını, zarar kalemlerine ilişkin olarak müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının bulunduğu yerde inceleme yapılması gerektiğini belirterek kararın kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE Dava; taraflar arasındaki yetkili servis sözleşmesinin haksız feshedildiği iddiasına dayalı kar kaybı, yapılan yatırımlarından doğan zarar ve denkleştirme tazminatı ile manevi tazminat istemlerine ilişkindir. Mahkemece; davalının sözleşmenin 9.2 maddesine göre sözleşmeyi 90 gün süre vererek feshettiği, sözkonusu hükmün genel işlem koşulu içermediği, sözleşmenin haksız feshedilmediği, davacının tek satıcı olmaması nedeniyle denkleştirme tazminatı istenemeyeceği, sözleşmenin feshinindavacının kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Taraflar arasında 01/03/2017 tarihinde imzalanan servis sözleşmesi ile davacının, davalı tarafından satışı yapılan ürünlerin bakım ve tamir hizmetlerini görmeyi taahhüt ettiği, sözleşme ile bağımlılık ilişkisi bulunmadığı, bu kapsamda davalının sözleşme süresi içinde takdir yetkisi ile başka bir kişiyi ürünlere ilişkin yetkili servis olarak atayabileceği, ürünlerin bakım ve onarımını kendisinin yapabileceği, yetkili servis dışında herhangi bir şahıs veya kuruma söz konusu ürünlere ilişkin bakım ve onarım yapma yetkisi verebileceği düzenlenmiştir. Sözleşmenin 9.2 maddesinde taraflardan her birinin doksan gün önceden yazılı bildirimde bulunmak şartıyla sözleşmeyi feshedebileceği, bunun ardından doksan günlük bir tasfiye süresi tanınacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşme, davalı tarafından davacıya gönderilen 11/05/2018 tarihli noter ihtarnamesi ile sözleşmenin 9.2. maddesinde yer alan süre tanınmak suretiyle feshedilmiştir. Her ne kadar davacı, sözleşmenin davalı tarafça haksız olarak feshedildiğini ileri sürmekte ise de taraflar arasındaki sözleşmenin davalı tarafından sözleşmede tanınan fesih hakkı kullanılmak suretiyle sözleşmeye son verildiğinden, sözleşmede belirtilen fesih sürelerine uyularak gerçekleştirilen feshin sözleşmeye uygun olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan davacı feshe ilişkin sözleşme şartının genel işlem şartı olduğunu ve geçersiz olduğunu ileri sürmüştür."Taraflar tacir olup 6102 sayılı TTK’nun 18/2. maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Her ne kadar 6098 sayılı TBK’nun 20 ila 25. maddeleri arasında düzenlenmiş olan genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler yönünden de uygulanabilirse de, TTK 18/2. maddesi hükmü karşısında tacirler bakımından genel işlem koşullarının uygulanıp değerlendirilmesinde her somut olayın özelliğine göre daha dikkatli davranılması gerekmektedir" (Yargıtay 17. HD'nin 2017/1825 Esas, 2018/6690 Karar sayılı kararı) Somut olayda bahsi geçen sözleşme hükmünde fesih hakkı her iki tarafa da tanınmış olup davacının aleyhine tek taraflı olarak öngörülmemiştir. Bu haliyle sözleşmenin feshi konusunda taraf menfaatlerinin dengelendiği ve bir taraf aleyhine olmak üzere hüküm getirilmediği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin sürekli borç ilişkisi doğuran bir sözleşme olması nedeniyle 90 günlük ihbar öneli bağlı fesih hakkı tanınması sözleşmenin niteliğine aykırı olmadığı gibi tacir olan davacı yönünden ekonomik yıkım yaratacak düzeyde de olmadığından, ortada genel işlem koşullarına aykırılık teşkil edecek bir husus bulunmadığının kabulü gerekir. Buna göre davalının sözleşmeyi ihbar süresine uygun olarak feshettiği, bu nedenle haksız feshin sözkonusu olmadığı anlaşıldığından, davacının kar kaybı ve yatırım masraflarına ilişkin talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir. Diğer taraftan taraflar arasındaki sözleşmede davalının başka kişi ya da kişilere de bakım ve onarım yetkisi tanındığı, bu nedenle davacının tek satıcı olmadığı anlaşıldığından, davacının denkleştirme tazminatı talebinin reddedilmesinde hukuka aykırılık bulunmayıp, sözleşmenin feshedilmesi ile davacının kişilik haklarının ihlal edildiği de ispatlanamadığından, manevi tazminat talebinin reddedilmesinde de hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık görülmediğinden davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/932 Esas, 2020/151 Karar sayılı ve 25/02/2020 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b-1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 427,60 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 373,20 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 3-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 361/1. fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 01/02/2024