T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/528 Esas
KARAR NO: 2025/721
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ARA KARAR TARİHİ : 10/02/2025
NUMARASI: 2024/981 Esas, Derdest, Ara Karar
DAVA: Konkordato (Adi Konkordatodan Kaynaklanan (İİK 285 İla 308/h))
TALEP : İhtiyati Tedbir
KARAR TARİHİ: 15/05/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Konkordato talep edenler vekili 09/01/2025 tarihli dilekçesinde özetle; müvekkilleri tarafından bankalara tahsil için ve/veya teminat olarak bırakılan çeklerin şirkete iade edilmesini, vadesi gelmiş ve tahsil edilmiş ise çek bedellerinin müvekkillerinin konkordato komiseri nezaretinde açılan hesaplarına yatırılması gerektiğini, bankalarca mühlet tarihinden sonra tahsil edilen çek bedellerinin müvekkillerine ödenmesini, bankalar nezdinde müvekkillerinin borcunun bildirilmesi, banka tarafından tahsil olunan çeklerin tahsiline ilişkin varsa sözleşme ve belgelerin iletilmesi ve yine diğer teminatlara (özellikle altın rehni) ilişkin bilgi, belge ve sözleşmelerin iletilmesinin talep edildiğini, ancak bu başvurulara bankalar tarafından cevap verilmediğini, bankalara tahsil ve/veya teminat olarak verilmiş olan ve vadesi gelmeyen çeklerin işlemsiz olarak müvekkillerine iade edilmesine, vadesi gelmiş ve ödenmiş olan çeklerin ise çek bedellerinin komiser nezaretinde açılmış şirket hesaplarına gönderilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemenin 10/02/2025 tarihli ara kararı; İİK'nun 288/1 fıkrası uyarınca, geçici mühletin kesin mühletin sonuçlarını doğuracağı, İİK'nun 294/4 maddesinde takas hakkında aynı kanunun 200 ve 201 maddelerinin uygulanacağının düzenlendiği, anılan hükümlerin iflasta alacaklının takas hakkını ne şekilde kullanabileceğine ilişkin olduğu, takasın birbirine karşı bir miktar para veya aynı cins alacağa sahip kişilerden birinin, karşı tarafın kabulüne ihtiyaç duymaksızın tek taraflı beyanı ile bu alacakları az olanı tutarında sona erdiren yenilik doğurucu bir hukukî işlem olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 139. maddesinde takasın koşullarının düzenlendiği, bu düzenlemeye göre; takasın söz konusu olabilmesi için iki tarafın karşılıklı olarak birbirinden alacaklı olması, takasa konu edimlerin aynı cinste veya özdeş olmaları, her iki borcun muaccel (ifasının istenebilir) olması, tarafların alacak ve borçlarının geçerli ve ifa edilebilir olması gerektiği, bankanın kredi borcunun ifası uğruna kendisine temlik cirosu ile devredilmiş olan çeklerin yasal hamili olup bu çekleri keşideci hesabından tahsil etmesinde hukuka aykırılık olmadığı gibi, yine borcun ifası uğruna kendisine verilen çeklerin muhatap bankalara ibrazı ile çeklerin tahsili, takas hakkının kullanılması mahiyetinde olmadığından İİK'nun 294/4 fıkrasına aykırılıktan bahsedilemeyeceği, nitekim bankanın, davacının banka nezdindeki hesabına üçüncü kişiler tarafından gönderilen herhangi bir tutara bloke koyarak bu tutarı kredi borçlarından mahsup etmediği (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 13.Hukuk Dairesi, 14/03/2024 tarih, 2021/1972 Esas, 2024/493 Karar), dosya üzerinde yapılan inceleme ve komiser heyeti tarafından ibraz olunan görüş yazısı birlikte değerlendirildiğinde, geçici mühlet tarihinden önce bankalara devredilen ileri tarihli çeklerin ya da çek bedellerinin iadesi konusundaki taleplerin muhatap banka hasım gösterilmek suretiyle açılacak ayrı bir davanın konusunu oluşturacağı, çeklerin ya da çek bedellerinin iadesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilemeyeceği, bununla birlikte banka tarafından tahsil edilen çeklerin borç miktarından düşülmeksizin bloke altında tutulmasının mahkeme ara kararlarına aykırılık teşkil ettiği gibi borçlunun ve dolayısıyla diğer alacaklıların da zararına sebebiyet verdiği gerekçesiyle çeklerin tahsil edilmesi halinde bloke altında tutulmaksızın borç miktarından düşülmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacılar vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacılar vekili istinaf nedenleri olarak; çeklerin bankaya teminat çeki olarak verilmesinin Türk bankacılık uygulamasının ve mevzuatın bir gereği olduğunu, çekte rehin cirosunun geçerli olmadığını, bir çekin bankaya rehin cirosu ile zilyetliğinin devredilmesinin mümkün olmadığını, bir çek üzerinde ciro işleminin ancak tahsil cirosu ve temlik cirosu olarak gerçekleştirilebileceğini, bu nedenle bir çekin bir bankaya ya temlik cirosuyla ya da tahsil cirosu ile verilebileceğini, başka bir ciro ihtimalinin bulunmadığını, Bankacılık Kanunu md 4 'e göre bankanın faaliyet konusunun mevduat kabulü, katılım fonu kabulü, kredi verme işlemleri vb işlemler olduğunu, yani bankaların sınırlı sayıda bankacılık işlemi yapma hak ve yetkisine sahip olduğunu, bir bankanın bunun dışında mal alıp satması ve ticaret yapmasının mümkün olmadığını, bu durumda herhangi bir bankanın bir çeki esasında temlik cirosu ile karşı akidinden ifa uğruna ya da ifa yerine edim olarak kabul etmesinin de mümkün olmadığını, aksi kabulün bankanın BBDK nezdinde kontrol edilen bankacılık faaliyeti dışında ticari faaliyet yürütmesi anlamına geleceğini, örneğin, bankaların müvekkiline bir mal satmadıklarından bu malın bedeline karşılık olarak müşteri çeklerini ciro yolu ile devralmasının mümkün olmadığını, bu durumda bankaların müşteri çeklerini kredi teminatına aldıkları ve çekte rehin cirosu yasağını aşmak için rehin cirosu ile değil temlik cirosu ile işlem yaptıklarının açık olduğunu, buna karşılık bankaların sağlamış oldukları krediler karşılığında teminat olarak kambiyo senetlerini almasının oldukça yaygın bir uygulama olduğunu, çekte rehin cirosu mümkün olmadığından, teminat amacıyla yapılan ancak görünüşte temlik cirosu olarak gözüken ciro işlemleri yapılmasının mümkün olduğunu, dosyaya mübrez komiser heyeti görüşünde de yer verildiği üzere bu uygulamanın oldukça yaygın olduğunu, çok sayıda Yargıtay kararına da konu edildiğini, HMK md 187/2 hükmüne göre, herkesçe bilinen vakıaların ispatına gerek bulunmadığını, bankaların müşteri çeklerini, bir ödeme aracı olarak kabul etmesinin mümkün olmaması ve uygulamada çok yaygın şekilde kredi teminatı olarak müşteri çeklerini temlik cirosu ile devralmaları vakıası karşısında, herkesçe bilinen bu vakıanın çekişmeli sayılmaması gerektiğini, yerel mahkemeye sunulan 09.01.2025 tarihli dilekçe ekinde yer alan, Ek-1 ve Ek-2 sayılı bankalara gönderilen ihtarnamelerde açık bir şekilde çeklerin bankaya tevdi edilmesine ilişkin bilgi ve belgeler de talep edildiğini, özellikle 25.12.2025 tarihli ihtarnamede açık bir şekilde; "...çeklerin teslim alınmasına ilişkin bir sözleşme varsa bunun suretini, çek tevdi bordrolarının birer suretinin" taraflarına iletilmesi için bankalara başvurulduğunu, söz konusu kayıtlı elektronik posta iletisinin devam eden sayfalarında her bir bankaya iletinin teslim edildiğini ve okunduğunu, tarihlerin (tebliğ mazbataları) gözüktüğünü, malum olduğu üzere HMK md 219 ve 220 hükmüne göre karşı tarafın elinde olan ve delil olarak dayanılan belgelerin sunulmasının zorunlu olduğunu, eldeki dava açısından (bir kısmı feri müdahil) olan bankaların HMK md 221 hükmüne göre üçüncü kişi olduğu kabul edilse bile, üçüncü kişi olarak belge ibraz etmek zorunda olduğunu, bu belgeler ibraz edilmeden kendileri tarafından ispat yükünün yerine getirilmediği gerekçesi ile ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, İİK md 294/6 hükmünün "Konkordato mühletinin verilmesinden önce, müstakbel bir alacağın devri sözleşmesi yapılmış ve devredilen alacak konkordato mühletinin verilmesinden sonra doğmuş ise, bu devir hükümsüzdür." şeklinde olduğunu, bu noktada bankalara verilen çeklerin ciro edilerek verildiği dikkate alındığında cironun hukuki niteliğinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, doktrinde "Ciro, emre yazılı senetten doğan hakları bir başka kişiye devir, rehin veya bu hakların tahsilini sağlamak amacıyla senet hamilinin yazı ile tespit ve imzasıyla teyit ettiği bir irade beyanıdır. Ciro, çifte yetki veren bir hukuki işlemdir. Buna göre, senedin hamili ciro ile senet borçlusuna, borcu ciro edilene ödemek ve ciro edilene de senetteki alacağı tahsil etme yetkisi vermektedir. Bu nedenle ciro nitelikli bir havaledir." (Bkz. Ahmet Cemil Ünal, Kambiyo Senetlerinde Tahsil Cirosu, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt XXVIII, Nisan 2024 sayı 2) şeklindeki görüş kapsamında cironun bir temlik olduğunda kuşku bulunmadığını, çeklerde vade hukuken olmadığından ve çeke ilişkin borcun temel ilişkiden bağımsız olarak ayrı bir borç olduğu göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu çeklerin, kabul anlamına gelmemekle birlikte, temlik cirosu ile verilmiş olsa bile, mustakbel alacağın temliki olduğu için çeklerin yine de iadesi gerektiğini, özellikle, başvuru dileklerinde müvekkili ticari defter ve kayıtlarına göre söz konusu çeklerin tahsile verilen çekler hesabında olduğu ve bu yönü ile gerekirse komiser heyeti görüşü de alınarak karar verilmesinin talep edildiğini, ancak söz konusu çeklerin müvekkili defter ve kayıtlarında verilen teminatlar hesabında bulunduğunun gözetilmediğini, buna mukabil bilgi ve belge vermekten imtina eden bankalara rağmen haklılıklarının ispat edildiğini, HMK md 222 uyarınca ticari defterlerin delil olduğunu, müvekkillerinin ticari defterlerinin bankaların defterleri ile karşılaştırılması mümkün olmadan sadece beyan dilekçesine göre senetlerin teminat çeki olarak verildiğinin ispat edilemediği gerekçesine dayanılmasının hatalı olduğunu, nitekim dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan ticari defter kayıtlarından ve sayın komiser heyetine iletilen defter ve kayıtlardan çeklerin müvekkili şirket defterlerinde teminat olarak kayıtlı olduğunun açık olduğunu, davaya konu edilen çekler teminat amacıyla bankaya temlik cirosu (gizli rehin cirosu) ile devredilmiş ise de, çeklerin iadesi için yapılan başvurulardan bir kısmına karşı, çeklerin temlik cirosu ile devredildiği iddiasının ileri sürüldüğünü, ancak bankalardan bir hizmet veya mal alımı söz konusu olmadığından cironun gizli rehin cirosu olduğu konusunda ayrıca bir ispat şartının da aranmaması gerektiğini, bir banka müşterisinin bankaya bir borcun ödenmesi için çek ciro etmesi kural olarak mümkün değil ise de, mümkün olduğu ihtimalde dahi bu devir işleminin karşılıksız olmayacağını, yani devredilen çek karşılığında bankaya olan borcun azalması gerektiğini, oysa müvekkilinin kredi borçlarında herhangi bir azalmanın söz konusu olmadığını, dosyada taleplerine konu edilen bazı çekler tahsil edilmiş olmasına rağmen, herhangi bir banka nezdinde kredi borçlarının tahsil edilen bedel miktarınca azalmadığını, tahsil edilen çek bedellerinin ayrı bir hesapta tutulduğunu ve ne müvekkilinin borcu azaldığını ne de müvekkilinin çekten doğan alacağına dokunabildiğini, bu denli bir çelişkili davranışın hukuken korunmasının mümkün olmadığını, son olarak; alacalarını teminat çekleri ile garanti altına alan bankaların konkordato hükümlerine aykırı olarak müvekkili hakkında kredi kat tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi uyguladığını, müvekkili nam ve hesabına tahsil etiği çekleri ise ayrı bir hesapta tutarak bunu nemalandırmadığını, konkordatonun temel prensibi ve amacının ekonomik zorlukta olan borçlunun borçlarını tenzilat veya vade yolu ile ödemesini sağlamak ve bu surette alacaklıların mevcut duruma göre şirketin faaliyetlerini yürütmesi sağlanarak hem borçlu şirketin hem de alacaklıların menfaatini sağlamak olduğunu, ancak bankaların alacaklarına (hukuka aykırı olarak) faiz işletirken tahsilatlarını nemalandırmayarak konkordatonun ruhuna ve amacına aykırı olarak sadece kendi menfaatlerine göre hareket ettiklerini, bu durumun müvekkili şirket gibi konkordatoya başvuran şirketlerin konkordatoya başvuruya göre daha zararına bir durum oluşturduğunu, bankalar lehine sonuç doğurduğunu, bankaların müşteri çeki karşılığında kredi kullandırdığının vakıa olduğunu, karine olarak bankanın ileri tarihli (vadeli) çekleri kredi borcuna teminat olarak aldığının kabulü gerektiğini, konkordatoya başvurulduğunda bu çeklerin bankalarca ilgili müşterinin hesabından çıkarılarak kendi hesaplarında tahsil edildiğini, daha sonra da nemalandırılmayarak kendilerine çıkar sağladıklarını, bu durumun da nakit akışı zaten bozulmuş olan konkordatoya başvuran şirketlerin durumunu daha da kötüye soktuğunu ve konkordatonun amacı ile bağdaşmadığını, açıklanan tüm nedenlerle; ilk derece mahkemesinin kararının hatalı olduğunu, konkordato öncesi tahsil olunan çeklerin tüm bankalar tarafından müvekkili hesaplarında izlenerek tahsil olduğunda müvekkili borcundan mahsup edilmekte iken; geçici mühlet sonrası bankaların söz konusu çekleri müvekkili hesaplarından, haksız ve hukuka aykırı olarak çıkardığını, müvekkilinin söz konusu çekleri izlemesinin dahi önüne geçildiğini, bankaların müvekkilinin konkordato başvurusundan istifade ederek daha önce kredi teminatına aldıkları çekleri, temlik cirosu ile devir aldıklarını savunduklarını, ancak çekin devrine ilişkin herhangi bir hukuki ilişki ileri sürmediklerini, sürseler bile bankaların ticari faaliyetinin sınırları belli olduğuna göre, çeklerin kredi karşılığı verildiğinin açık olduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin 10.02.2025 tarihli ara kararının kaldırılmasını, bankalara verilen müşteri çeklerinin veya bu çeklerin bedellerinin müvekkillerine iadesi yönünde ara karar oluşturulmasını talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, İİK 285 vd maddelerinde düzenlenen konkordato talebidir.Mahkemenin 10/02/2025 tarihli ara kararı ile davacılarca bankalara tahsil için verilen çeklerin, konkordato projesinde kullanılmak üzere doğrudan şirketlere veya tahsili halinde davacı şirketlere ödenmesi talebinin reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar yasal süresinde istinaf başvurusunda bulunmuştur.Somut olayda, 25/11/2024 tarihinde 3 ay süre ile geçici mühlet kararı verildiği, bu kararın 1 ay süre ile uzatıldığı, davacı şirketler hakkında 25/03/2025 tarihinde ise kesin mühlet kararının verildiği anlaşılmıştır. İhtiyati tedbir, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun onuncu kısım, birinci bölümünde, "Geçici Hukuki Korumalar" üst başlığı altında, ihtiyati tedbirin şartlarını düzenleyen 389 vd maddelerde yer almıştır. HMK 389. maddesine göre, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı ya da tamamen imkansız hale geleceği ve ya gecikmesinde sakınca bulunması yahut ciddi bir zararın ortaya çıkacağı endişesi bulunan hallerde ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Mahkemece, gecikme nedeniyle bir sakınca ya da ciddi bir zararın doğacağı konusunda talepte bulunanın haklılığını yaklaşık olarak ispat etmesi halinde sakınca veya zararı ortadan kaldıracak şekilde tedbire karar verilebilir. İİK 287/1. fıkrada, 297. maddenin ikinci fıkrasındaki hallerde dahil olmak üzere, mahkemenin, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Bu hükmün lafzından da anlaşılacağı üzere, malvarlığının muhafazası için alınabilecek tedbirler sınırlı değildir. Konkordato talebi üzerine kanunda öngörülmeyen muhafaza tedbirleri dışında, mahkemece verilebilecek İhtiyati tedbirlerin amacı, konkordato talep eden borçlunun malvarlığı veya işletmesinin bütünlüğünün korunması ve konkordatonun amacına ulaşmasının sağlanmasıdır. Ancak, yasanın açık düzenlemelerine aykırı düşecek şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesi de kabul edilemeyecektir.04/02/2025 tarihli Konkordato Komiserliği görüşünde özetle; “Davacı dilekçesinin ekinde yer alan çek listesinde yer alan çeklerin bankalara teminat amacıyla temlik edilmiş çeklerden ibaret olduğu, kullanılmış olan kredilerin teminatı olarak bankalara temlik edilen bu çeklerin iadesine ilişkin talebin uygun olmadığı, geçici mühlet tarihinden önce bankalara devredilen üçüncü kişi/müşteri çeklerinin mühlet süresi içerisinde tahsil edilmiş olmaları halinde banka tarafından blokede tutulmayarak mevcut borç miktarından mahsup edilmesinin İİK m. 294/IV’ye ve 25.11.2024 tarihli Tensip Tutanağında yer alan ara kararlara aykırı olmayacağına ve borçlunun borçlarından mahsup edilmesinin uygun olacağına, karşılıksız çıkan teminat amaçlı temlik edilmiş çeklerden, bankalarca gerekli hukuki işlemler başlatılmamış ve başlatılmayacak olanlarının ise tahsil edilmesine yönelik hukuki işlemlerin başlatılması amacıyla borçlulara iadesinin projenin başarıya ulaşması ve alacaklıların alacağına kavuşması amacıyla iadesine hükmedilebileceği” şeklindeki görüşlerini bildirmişlerdir.Somut olayda, davacı talebinin, maddi hukuk alanında sonuçlar doğuran ve borçlu konkordato talep eden şirketlere nazaran üçüncü kişi konumunda olanların maddi hukuktan doğan talep ve def-i haklarını etkileyen tedbirler olarak değerlendirilebilir. Konkordato talebinde, gerek geçici mühlet ve gerekse kesin mühlet süresi içerisinde, üçüncü kişilerin sahip oldukları hakları ve yüklendiği borçları etkileyecek nitelikte tedbir kararı verilemez. Açıklanan nedenlerle ve özellikle davacı borçlu şirketlerin ihtiyati tedbir talepleri, konkordato ile ilgili İİK 285 vd. maddelerde ki açık düzenlemelerine uygun düşmediğinden ve bu anlamda ilk derece mahkemesi ara kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varılarak istinaf başvurusunun reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Bakırköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/981 Esas sayılı ve 10/02/2025 tarihli ara karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan talep eden davacılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcı davacı tarafından yatırıldığından başkaca harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b.1 bendi ile aynı kanunun 362/1-f Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi. 15/05/2025