T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1692 Esas
KARAR NO: 2025/404
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/10/2024
NUMARASI: 2024/625 Esas, 2024/1031 Karar
DAVA: Genel Kurul Kararının İptali, Borçlu Olmadığının Tespiti ile Alacağın Tahsili, Tapu İptali ve Tescil
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN
2017/863 ESAS SAYILI DOSYASI
DAVANIN KONUSU: Tapu İptali ve Tescil, Dairenin Rayiç Bedeli ile İşlemiş Kira Gelirlerinin Tahsili
KARAR TARİHİ: 13/03/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı kooperatifin, müvekkilini üyelikten çıkararak yerine bir başkasını üyeliğe aldığını ve kura sonucu müvekkiline tahsis edilen dairenin de bu kişiye tahsis edildiğini, çıkarma kararının Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/239-158 E. K. sayılı ilamıyla iptal edildiğini, müvekkilinin üyelikten çıkarılması kararının kesinleşmediği ve yargılamanın devam ettiği dönemde yapılan genel kurul toplantılarına müvekkilinin davet edilmediğini, her üç genel kurulda da kanuna, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı kararlar vazedildiğini, kararların tümü hakkında yargılama yapılarak aleyhe kararların iptallerini istediklerini, 26/06/2011 tarihli genel kurul tutanağının (5) ve (6) nolu bentlerinde oy çokluğuyla kabul kararı kaydedilmiş ise de, oy sayıları belirtilmediğinden bu hususun mevzuata aykırı olduğunu, (9) nolu bentte üyelikten çıkarma yetkisinin yönetime devredilmesinin ve (11) nolu bentte aylık faizin fahiş olarak %4 şeklinde belirlenmesinin kanuna aykırı olduğunu, 01/06/2013 tarihli genel kurul bakımından ise, toplantı katılım sayısı ile kullanılan oy sayılarının çelişkili olduğunu, toplantıya toplam 28 üyenin katıldığı tutanağa dercedilmesine rağmen kullanılan toplam oy sayısının 43'ü bulduğunu, (5) ve (6) numaralı bentlerde kayıtlı oy sayılarının, toplamda katılımcı sayılarından fazla olduğunu, ilgililer hakkında bu kararlarla yapılan ibraların iptal edilmesi gerektiğini, müvekkilinin parasal yükümlülüklerini fazlasıyla yerine getirdiğini, ödemeler ve mahsupların, daha önceki yönetim kurulu üyelerinin bilgisi ve onayı dahilinde olduğunu, kooperatif yönetim kurulu eski başkanı olan müvekkilinin eşinin, kooperatifle aralarındaki hesapta lehine olan alacağını müvekkiline tümüyle temlik ettiğini, yeni yönetim kurulu üyeleri ile müvekkilinin eşi arasında ihtilaflar bulunması sebebiyle daha önce yapılan ödeme ve mahsupların inkar edilerek müvekkilini kooperatife borçlu çıkarttıklarını, müvekkilinin eşinin açığını artırmak amacıyla para almadıkları bir takım şahıslardan kooperatif adına para alınmış gibi makbuzlar kesilerek kooperatifin borcunun arttırıldığını ve bu şekilde müvekkili hesabına yapılan ödemelerin bir kısmının bu açığa mahsup edilmeye çalışıldığını, neticede ise müvekkilinin 121.520,00 TL borçlu bulunduğu gerekçesiyle dairesini iade etmediklerini, ancak müvekkilinin borçlu değil bilakis davalı kooperatiften alacaklı olduğunu belirterek hukuka aykırı genel kurul kararlarının iptaline; kooperatif üyelerine tekabül eden hukuk ve hakkaniyete uygun gerçek maddi yükümlülüklerin tespiti ile müvekkilinin borçlu olmadığının tespitine; müvekkilinin eşi ...'nın kooperatiften alacağının da tespit edilerek -eşinin müvekkiline temlik etmiş bulunduğu- bu alacaktan fazlaya ilişkin hak ve alacaklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL'nin faiziyle müvekkiline ödenmesine; Beylikdüzü İlçesi, ... Mh. ... ada, ... parsel, ... blok, ... numaralı dairenin müvekkili adına tapuya tescili ile fiilen teslimine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; öncelikle Kooperatifler Kanununun 53. maddesi gereği 1 aylık süre içerisinde iptali talep edilmeyen genel kurul kararlarının davacı açısından bağlayıcı hale geldiğini, davacının üyelikten ihracının, kooperatif kararlarını öğrenmesine engel teşkil etmediğini, Kooperatifler Kanununun 16/3 maddesi gereğince, kooperatif genel kurulunun, ortaklıktan çıkarılma yetkisini yönetim kuruluna devrinin geçerli olduğunu ve bu yetkinin devredilemeyen yetkilerinden olmadığını, bu nedenle davacının buna ilişkin itirazının yerinde olmadığını, Konut Yapı Kooperetifi Tip Ana Sözleşmesinin 23/1. maddesinin 6. bendi uyarınca, ortaklardan tahsil edilecek taksit miktarı ve ödeme şartları ile gecikme halinde uygulanacak esasları tespit etmek genel kurulun yetkisi dahilinde olduğundan gecikme halinde aylık %4 uygulanacağına ilişkin kararın da usul ve yasaya uygun olduğunu, davacının borcunun bulunmadığına ilişkin talebinin dayanaktan yoksun olduğunu, zira üyelikten ihracın iptaline ilişkin davacı tarafından açılan Bakırköy 8. Ticaret Mahkemesinin 2012/239 Esas ve 2013/158 Karar sayılı davasında davacının, kooperatife 43.000,00 TL dışında ödemesinin bulunmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, davacının söz konusu davada, borçlu bulunmadığının tespitini de talep ettiğini, ancak sonraki aşamalarda böyle bir talebinin olmadığını belirtmesi sebebiyle Mahkemece bu hususta karar verilmediğini, davacının, kooperatife yaptığı 43.000,00 TL ödeme dikkate alınarak bakiye borcunun belirlendiğini ve Bakırköy ... Noterliğinin ihtarnamesi ile 62.000,00 TL olan bakiye borcuna uygulanan aylık % 4 gecikme faizi hesaplanarak toplam borcunun 128,960,00 TL olduğu hususunun davacıya tebliğ edildiğini, davacının eşi ...'nın, müvekkili kooperatiften bir alacağı bulunmadığı gibi davacıya temlik edildiği iddia edilen bu alacağın tespitinin de işbu davanın konusu olmadığından reddi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
BİRLEŞEN BAKIRKÖY 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2017/863 ESAS SAYILI DOSYASI:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, kooperatiften ihracına yönelik kararın iptali ile ... Mah. ... Ada, ... parselde kayıtlı ... blok ... nolu bağımsız bölümün müvekkiline aidiyetinin tespiti için açılan Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2012/239 Esas sırasında kayıtlı davada verilen kararın kesinleştiğini, bu durumun ortaklar ve taşınmazın edinen kişinin bilgisi dahilinde olduğunu, buna rağmen davalıların, bu taşınmazı müvekkilinin haklarını hiçe sayarak ve açıkça zararlandırma amacı güderek 26/05/2011 tarihinde ... isimli ortağa tahsis edildiğini ve bilahare onun tarafından da halen tapu adına kayıtlı olan davalı ...’ya 12/04/2017 tarihinde 102.000,00 TL bedel gösterilerek tapuda devir ve temlik edildiğini, ihraç kararı kesinleşmeden kura ile müvekkiline tahsis edilen ve fiilen de teslim edilmiş olan bağımsız bölümün yeni bir ortağa tahsis edilmesi ve diğer dairelerin de kendilerine tahsis edilmesinin diğer davalı tasfiye memuru ve yöneticileri şahsen sorumlu hale getirdiğini, zira ortada bir hak ihlali ve şahsi sorumluluğu gerektirecek suç konusu fiil mevcut olduğunu, Türk Hukukunda taşınmazların tescili işleminin sebebe bağlı işlemlerden olduğunu, sebep herhangi bir sebeple geçersiz ise yapılan işlemlerin tamamının geçersiz olduğunu, bu sebeple gerek müvekkiline ait taşınmazın gerekse diğer taşınmazların eşit bir ferdi ilişkiye geçişte kooperatifçilik ilkeleri ve kanunun emredici düzenlemeleri ihlal edilmiş olmakla geçerli bir tescil sebebi oluşturmadığını, yine geçersizliğin yanında ayrıca hileli bir işlem ile kanunu dolanma, kanuna karşı hilenin de mevcut olduğunu, kooperatifin, bütün ortaklarına ve üçüncü kişilere borçlarını ödemeden kendi malvarlığındaki bir taşınmazı devir ve temlik edemeyeceğini, tahsisin ise hiç yapılamayacağını, 21/06/2014 tarihli genel kurul kararından da görüleceği üzere, kooperatif hakkında muhtelif hacizler ile yüklü miktarda vergi borcu, SGK borcu ve muhtelif borçlar genel kurulca da kabul edildiğinden kooperatifin acz içinde olduğunu, müvekkilinin eşi ... tarafından müvekkiline temlik edilen kooperatife yapılan ödemelerin kabul görmemesi halinde dairenin her türlü takyidattan ari olarak tescil edilmesi mümkün ise eksik ödemeyi depo etmeye hazır olduklarını, belirtilen şekilde tescil mümkün değilse de müvekkilinin ödemesine göre alacağı tazminatın hesaplanarak tazmin edilmesi gerektiğini, müvekkilinin hakkı olan taşınmazlar müvekkiline haksız ve yasaya aykırı olarak teslim edilmediği gibi kooperatif yönetici ve tasfiye kurulu üyeleri tarafından haksız olarak el konularak kullanıldığını veya sınırlı sayı ilkesine göre belirlenmiş olan yapı kooperatiflerindeki ortaklığı ihlal ederek alınmaması gereken kişileri ortaklığa alarak bu kişilere verildiğini, bu sebeple yönetim ve tasfiye kurulu üyeleri ile kooperatifin ortak sayısı ve ürettiği taşınmaz sayısı ve anasözleşmesi belli ve bilinir olduğu halde ona sonradan ortak olan kişi ve ondan taşınmazı alan kişi de dahil olmak üzere müvekkilinin zararlarından şahsen ve müteselsilen sorumlu olduğunu belirterek dava konusu taşınmazın her türlü takyidattan arındırılmış olarak davalı adına olan kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline, haksız müdahalenin men'ine, boş olarak müvekkiline teslimine; bu talepleri kabul görmez ya da göremez ise, yapılan ferdileştirme işlemi ve özellikle davalı yöneticilerin kendi adlarına yapmış oldukları tahsis işlemleri geçersiz ve sebepten yoksun birer işlem olmaları ve kanuna karşı hile oluşturmaları, muvazaalı işlem olmaları kooperatif borçlarını ödemeden ve de eşitlik ilkesine aykırı olarak ferdileştirildiklerinden kanuna aykırı, emredici kuralları ihlal edici kararı genel kurulun dahi veremeyeceği ve temsile ve denetime yetkili kişilerin bu yok hükmündeki kararları uygulayamayacağı da gözetilerek ... Mah. (... ada, ... parsel ve ... ada ... ve ... sayılı parsellerin birleşmesinden oluşan) ... Ada, ... parsel de kayıtlı A-B-C-D-E bloklardaki tahsis işleminin iptali ile davalı kooperatif adına tesciline; müvekkiline verilmemiş dairenin dava günündeki rayiç değerinin bütün davalılardan müştereken ve müteselsilen dava gününden itibaren işlemiş ve işleyecek yasal faizi ile birlikte tazmin ve tahsili ile müvekkiline ödenmesine, diğer ortaklara dairelerin teslim tarihleri ve de kura çekim tarihi gözetilerek ön ferdileştirme işleminden sonra müvekkiline teslim edilmeyen dairesi için uğramış olduğu ve en az kira geliri kadar miktardan şimdilik HMK m.107 kapsamında 10.000,00 TL'nin tahakkuk dönemleri itibariyle işlemiş ve işleyecek faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tazmini ile müvekkiline ödenmesine, davalıların bu ödemelerden müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı kooperatif vekili cevap dilekçesinde; dava dilekçesinin tüm içeriğini redederek esas davada yaptıkları tüm savunmalarını tekrar ettiklerini, davacının, kooperatife olan yükümlülüklerini yerine getrimemesi sebebiyle ihraç edildiğini, edimlerini ifa etmeyen davacının, kooperatiften bir talepte bulunmayacağını, davacının, müvekkili kooperatife ana para ve gecikme zamları olmak üzere toplam 280.280,00 TL borcunun bulunduğunu, bu tutarın içinde yasal faiz tutarlarının bulunmadığını, davacının, anasözleşme, genel kurul kararları ve yasa uyarınca ödemesi gereken tutarları aylık %4 gecikmesi ve yasal faizi ile ödediğini belgelemediği sürece hem esas davada hem de birleşen davada ileri sürdüğü taleplerin kabulünün mümkün olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından ileri sürülen haksız ihraç iddiasını kabul etmediklerini, aksi kabul edilse bile davacının, tapu iptali ve tescil talebinin kooperatif tüzel kişiliğine karşı yöneltilmesi gerektiğinden bu talebinin husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, ayrıca davacının, uğradığını iddia ettiği zararın müvekkilinden tahsili talebinin de kabulünün mümkün olmadığını, şöyle ki, dava dilekçesinde belirtildiği üzere davacının kooperatif üyeliğinden ihraç edildiği tarihin 2010; dairenin başka bir üyeye tahsis edildiği tarihin ise 2011 olduğunu, müvekkilinin ise, kooperatif yönetim kuruluna 2015 yılında seçilmiş olup ondan önce hiçbir yönetsel görevinin olmadığını, dava konusu taleplerin de zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.Davalı ... cevap dilekçesinde; davacı tarafından ileri sürülen haksız ihraç iddiasını kabul etmediğini, aksi kabul edilse bile davacının, tapu iptali ve tescil talebinin kooperatif tüzel kişiliğine karşı yöneltilmesi gerektiğinden bu talebin kendisine yöneltilemeyecek olması sebebiyle husumet yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiğini, ayrıca davacının, uğradığını iddia ettiği zararın kendisinden tahsili talebinin de kabulünün mümkün olmadığını, şöyle ki, dava dilekçesinde belirtildiği üzere davacının kooperatif üyeliğinden ihraç edildiği tarihin 2010; dairenin başka bir üyeye tahsis edildiği tarihin ise 2011 olduğunu, kendisinin ise, kooperatif yönetim kuruluna 2015 yılında seçilmiş olup ondan önce hiçbir yönetsel görevinin olmadığını, dava konusu taleplerin de zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ... cevap dilekçesinde; 2010 yılı sonlarında kooperatif yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini ve 2012 yılı Ağustos ayında İzmir iline gitmesi sebebiyle görevinden istifa ettiğini, davacının tüm iddialarının asılsız ve iftira kaynaklı olduğunu, kooperatife, birkaç düşük meblağlı ödemesi hariç tüm ödemelerini banka kanalıyla gerçekleştirdiğini, davacının banka kayıtlarının incelenmesi halinde ödeme yapmadığının ortaya çıkacağını, davacıya fiilen bir daire teslimatı yapılmadığını hatırladığını, kooperatif kayıtları da incelendiğinde bu hususun açığa çıkacağını, davacının, kooperatif üyelerinin haklarını gasp ettiği ve zimmet suçunu işlediği mahkeme kararıyla kesinlik kazanan eşi ...'nın kin ve intikam duygusu ile hareket ettiğini düşündüğünü, üyeliği döneminde herhangi bir resmi ödemesi bulunmayan kooperatif üyeliğinin gereklerini yerine getirmeyen ...'nın daire veya tazminat talebinin haksız kazanca sebebiyet verecek nitelikte olduğunu, kooperatifin, ortaklarına eşit davranmadığı iddiasının doğru olmadığını, kooperatifin, üyelik gereklerini yerine getiren iyi niyetli üyeleri korumakla da yükümlü olduğunu, davacı bu görevlerini (aidat ödemeleri) yerine getirmiş olsaydı eşitlik ilkesinden bahsetmekte haklı olabileceğini, şahsına yöneltilen suçlamaları ve davalı taraf olmayı kabul etmediğini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk derece mahkemesince; asıl dava kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme ile "...Davalı kooperatifin 26/06/2011 tarihinde yapılan 2010 hesap yılının 8, 9 ve 11 nolu kararları dışındaki diğer alınan kararları ve 01.06.2013 tarihinde yapılan 2012 hesap yılı genel kurul kararlarının iptali davasının 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 53. maddesinde öngörülen 1 aylık hak düşürücü süre içinde açılmamış olduğu, bu nedenle 26/06/2011 tarihli ve 01/06/2013 tarihli genel kurulun iptaline ilişkin taleplerin hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı kooperatifin 26/06/2011 tarihinde yapılan 2010 hesap yılı genel kurulunda alınan karar gereğince ödmeelerini 105.000,00 TL'ye tamamlaması gerekirken davalı kooperatife 43.000,00 TL'den başka ödemede bulunmadığı dosyaya sunulan belgelerle tespit edilmiş olduğundan davacının kooperatif üyeliği gereği akçeli yükümlülüklerinin tamamını yerine getirdiğinden bahsedilemeyeceği, davacının ödemelerini yapan diğer kooperatif üyeleri ile aynı konumda olduğunu, yani 105.000,00 TL'yi ödemiş olduğunu ispat edememiş olduğu, bu nedenle tapu iptal ve tescil isteminde bulunamayacağı..." birleşen dava kapsamında yapılan inceleme ve değerlendirme ile "Kooperatifler Kanunu'nun 59. maddesine göre "...Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur. .." ve 62. maddesi "..Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar..." hükümleri gereği, yönetim kurulu üyelerinin görevleri sırasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlann muhatabının kooperatif tüzel kişiliği olduğunu, tüzel kişinin bu zararları ödemesi halinde ve genel kurulda karanna bağlanmak suretiyle sorumlu kişilere rücu etme ve dava açma hakkının olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle davacının kooperatif yöneticilerine yapılan tahsis ve tapu tescilinin iptalini istemekte hukuki yararı ve birleşen davanın davalısı yönetim ve denetim kurulu üyelerine doğrudan dava açma hakkının olmadığı, Mahkememizce alınan ve itibar edilen 30/10/2020 tarihli bilirkişi raporunda, davalı kooperatif kayıtlarında davacının cari hesabında yer alan toplam ödeme miktarının 43.000 TL olduğu ancak yapılan incelemede tespit edildiği üzere, 27/03/2008 tarihinde yapılan 15.000 TL'lik ödemenin dava dışı ... tarafından yapıldığı ancak dava dışı ...'nın üyelikten ayrılması ile bu bedelin iade edildiği bu nedenle ...’nın üyelik borcuna sayılamayacağı, dava dışı ... tarafından yatırılan 9.000 TL tutarın üye ...’nın üyelik borcundan düşüldüğü bu sebeple ...’nın üyelik borcuna sayılamayacağı, yönetim kurulu karar defterinin 2009/127 sayı ile karar altına alındığı iddia ettiği 23.800,00 TL tutar için üyeler ... ve ... tarafından imzalarının kendilerine ait olmadıkları hususunda Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığının 2010/21994 sayılı dosyası ile evrakta sahtecilikten dolayı suç duyurusunda bulundukları ve savcılık soruşturması sonucu kriminal polis raporunda bu karar metnindeki imzaların renkli fotokopi bilgisayar yazıcısı yoluyla aktarıldığı ve evrağın sahte olduğu tespit edildiğinden ...’nın üyelik borcuna sayılamayacağı, dava dışı ... tarafından yapıldığı iddia edilen ödemeler toplamı olarak 4.726,00 TL tutar için, dosyaya ibraz edilen evrakta yer alan ödemelere ait herhangi bir belge ve kayda rastlanmadığından davacı ...’nın üyelik borcuna sayılamayacağı, ihraç kararı iptal edilmesine rağmen ortaklar cetveline alınmayan davacı her ne kadar davalı kooperatifin üyesi olarak kayıtlı ise de, davacının akçeli yükümlülüklerinin tamamını eşitlik prensibi dahilinde yerine getirmediğinin bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, 1163 sayılı kooperatifler kanununa göre kooperatif üyesinin, üyeliği gereği kendine tahsis olunan taşınmazın adına tapu iptal ve tescilini isteyebilmesi için, üyesi bulunduğu kooperatife karşı tüm parasal yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve ödemelerinin tamamını gerçekleştiren diğer kooperatif üyeleriyle eşit durumda olduğunu ispatlaması gerekeceği, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2013/1681 esas, 2013/3794 karar sayılı ilamı doğrultusunda, davacının normal ödeme yapan bir ortağa göre ödemelerinin eksik olduğu, bu nedenle tapu iptali tescil talebinde bulunamayacağı vurgulanmış olup Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2013/247 esas 2013/2468 karar sayılı ilamında, davacının tüm edimlerini yerine getirmesi halinde davalı kooperatif adına olan tapunun iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi gerektiği belirtilmiş olup somut olayda, davacının bu edimlerini yerine getirmediği, dosyaya sunulan bilgi ve belgelerden davacının dava konusu daire için ödeme yaptığının ispatlanamadığı, bu tespit karşısında davacının, 1163 sayılı kanunda belirtilen şartlarının oluşmaması nedeniyle tapu iptal ve tescil talebinde bulunamayacağı, mali bilirkişi tarafından 43.000 TL olarak tespit edilen ödemesini, genel kurulun tespit ettiği 108.000 TL’ye tamamlamadan, teknik bilirkişi tarafından dava tarihindeki rayiç değeri 108.000 TL olarak tespit edilen ... Blok ... normal kat ... numaralı dairenin ya da eşdeğerlisinin kendisine teslimini ve adına tescilini isteyemeyeceği, dairesinin teslim edilmemesinde dolayı kira kaybının da söz konusu olamayacağı, birleşen davanın gerçek kişi davalılarından, kooperatif yönetim kurulu ve denetim kurulu üyesi olan ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında doğrudan sorumluluk davası açılamayacağı, davacının yerine ortak kaydedilen ve davacıya tahsisli dairenin 06.05.2011 tarihinde tapusunu alan davalı ... ile bu daireyi 12.04.2017 tarihinde satın alan davalı ...’nin dürüstlük kuralına aykırı davrandığını gösteren somut belgenin dosya kapsamında bulunmadığı, bu haliyle adı geçenler davalıların sorumlu tutulamayacağı, davalı ...’in denetim kurulu üyeliğinin 03.10.2010 tarihli genel kurulda sona erdiği, davacının ihraç edildiği dönemde görevli olmadığı..." gerekçelerine istinaden asıl dava bakımından 26/06/2011 ve 01/06/2013 tarihli genel kurulun iptaline ilişkin taleplerin hak düşürücü süre nedeniyle reddine, asıl davadaki diğer taleplerin ayrı ayrı reddine; birleşen dava bakımından ise ..., ..., ..., ..., ..., ... bakımından davanın pasif husumetten reddine, ..., ... ve ... ve ... Konut Yapı Kooperatifi bakımından davanın reddine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; asıl dava bakımından; ortaklık bağı devam eden bir kişinin genel kurula usulüne uygun çağrılamamasının hem kanuna hemde ana sözleşmeye aykırı olduğunu ve öğrenilmesinden itibaren kanunda belirlenen süre içinde kararın iptali için dava açılabileceğini, ancak, toplantı nisabına uyulmamış olmasının ise, genel kurul kararlarının yoklukla malul olması sonucunu doğurduğundan bu hususun resen nazara alınması gerektiğini, yapı kooperatiflerinde emredici hükme aykırı olarak ortağın usulüne uygun genel kurula çağrılmamasının doğrudan usule ilişkin bir geçersizlik oluşturması sebebiyle doğrudan kararın geçersizliğinin tespiti gerektiğini (TTK. m. 445, 446 ve 448 - Yargıtay 11. HD., E. 2021/2026 K. 2022/7741 T. 3.11.2022), ayrıca usulsüz çağrı sebebiyle toplantıya katılamayan kişinin doğrudan çağrıyı usulsüz yapanlardan bu sebeple uğradığı zararın tazminini isteme hakkı olduğunu ve işbu davada da bunun yapıldığını, iptali istenilen genel kurul kararlarının doğrudan müvekkilinin şahsi haklarını ilgilendiren ve hatta kesin hüküm ile lehine sonuçlanmış ihracına ilişkin ve ona ilişkin borçlar ile ilgili kararlar olduğunu, Mahkemece ise hangi genel kurul kararlarının ne amaçla iptalinin talep edildiğinin ayrı ayrı tespit edilmediğini, genel kurul kararının iptaline yönelik talebin hangi hak düşürücü süre gözetilerek reddedildiğinin belli olmadığını (Koop. K. 16. ve 53. maddesinde yer alan sürelerden), ayrıca bir ortak çağrılmadan onun hakkında ön tahsis veya bireysel mülkiyete geçme (Koop K. m. 2/2 ve 81/2) ile ilgili alınan kararların da iptal edilebilir değil yok hükmünde olduğunu, haklarındaki çıkarma kararı kesinleşmeyen ortakların yerine yeni ortak alınamayacağına ve bu kişilerin ortaklık hak ve yükümlülükleri, çıkarılma kararı kesinleşinceye kadar devam edeceğine yönelik Koop K. m.16/5'de yer alan düzenlemeyi ihlal edecek genel kurul toplanmaları ve o genel kurullarda alınan kararların katılanın olmaması ister sonucu etkilesin isterse etkilemesin yok hükmünde sayılacağını, müvekkilinin iptalini-yokluğunun tespitini istediği genel kurul kararlarının, kendi şahsi hakkını ortadan kaldıran ve kendi katılımı olmadan alınan kararlar olduğu gibi daha önceki ihraç kararına ilişkin dava devam ederken ve hatta iptale ilişkin karar verilmişken onun sonuçlarını bertaraf etme amaçlı kararlar olduğu gibi onun ön tahsis ile şahsi hak edindiği ve bilahare de ihracı kesinleşmeden yerine yeni ortak almaya ilişkin kanunsuz ve suç sayılır işlemi bertaraf temek için yapılmış işlemler olduğundan yok hükmünde olduklarını, birleşen dava bakımından; Mahkemenin, müvekkilinin üyeliğini ve bu üyeliği karşılığı ona tahsis edilen davaya konu dairenin öncelikle onun hakkı olduğunu artık sorgulayamayacağını, zira bu durumun Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2012/239 Esas sayılı dosyasında verilen karar ile kesinleştiğini, bundan sonra da başkaca bir ihraç işleminin olmadığını, bir ortağa tahsis edilen taşınmazın ortaklığı süresince o ortaktan alınamayacağını, o ortak hakkında çıkarma kararı verilse bile onun bu kazanılmış hakkının çıkarma kararı kesinleşinceye kadar korunacağını, ortak olmayan bir kişiye kooperatif tahsis yolu ile taşınmaz kazandıramayacak olup bunu yapan ve bu işlemlerin yapılmasında görev alan yönetim kurulu üyeleri ve denetçilerin kanuna aykırı işlemler sebebiyle şahsen sorumlu olacağını, olayda da bu içerikte bir işlem olduğunu, ... isimli kişinin, müvekkilimin ortaklığı devam ederken ortak olarak alındığını ve müvekkilinin taşınmazının ona ön tahsis yapıldığını, bilahare kooperatifin inşaat işlerini yapan ve ortak olan ...'nin adına devredildiğini, bunun tamamen bilinçli ve suç sayılır bir fiil ile yapıldığının ceza mahkemesince tespit edilerek yöneticilere ceza verildiğini, bir üye, kooperatiften çıkartılıp karar kesinleşmeden onun yerine başka üye alınamayacağı gibi bu üyenin kura ile kazandığı hakların ihlal edilemeyeceğini, bu nedenle davalı ...'nın üye yapılarak müvekkilinin dairesinin ferdileştirmede onun adına tescil edilmesinin yolsuz olduğunu, adı geçen davalıdan daireyi alan ...'nin ise kooperatife üye olması sebebiyle dairenin müvekkiline ait olduğunu bildiğinden taşınmazı edinmesinde iyiniyetli olmadığını, Mahkemece taşınmazın müvekkili adına tescili talebinin aidatların tam olarak ödenmediği gerekçesiyle kabul edilmediğini, oysa Yargıtay'ın yerleşmiş uygulaması ile açıkça kabul edildiği üzere, eğer kooperatif ön tahsis veya ferdileştirme yapmış ise ortakların usulüne uygun kendilerine bildirlmiş kesin maliyet hesabına göre varsa bir eksik ödeme onu depo etmek suretiyle taşınmaza ilişkin haklarını, kooperatifin de borcunu ifa etmesi gerektiğini, açılan işbu davada borcun olup olmadığının tespitinin de istenildiğini, ayrıca terditli olarak tazminat da talep edildiğini, birlikte ifa kuralı gereği ve kooperatifin müvekkiline tahsis ettiği konutu başka bir kişiyi ortak alarak ona verdiği ve bu durumda temerrüde düştüğü de gözetilerek olayın çözümlenmesi gerektiğini, ayrıca yönetim kurulu üyeleri ceza mahkemesi kararı ile suç işlediği tespit edilerek cezalandırılmış olup Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre yapı kooperatifleri yönünden yönetim kurulu üyelerinin anasözleşme, kanun ve genel kurul kararlarına aykırı olarak kasten veya ihmalleri ortaklara verdikleri zararlardan müteselsilen sorumlu tutulduğunu, somut olayda geçersizliğin yanında ayrıca hileli bir işlem ile kanunu dolanma ve kanuna karşı hilenin de mevcut olduğunu, kooperatif acz içinde olduğundan bir tazminat ödenmesine karar verilse bile tahsil imkanı olmadığını, buna sebep olanların hem kooperatif hem de bu dava edilen yöneticiler olduğunu, kooperatif yönetici ve denetçilerinin hem kooperatif adna kanunsuz yaptıkları tasarruflardan hemde kendi adlarına oluşturdukları kanunsuz kazanımlardan ve tasarruflardan dolayı sorumlu olduklarını, bu nedenle hem kararın alındığı hemde ... ve ...'nın ortak edildiği ve ferdileştirme işleminin yapılarak Koop. K. m. 81/2'ye göre haksız hukuksuz işlemin yapıldığı tarihteki yönetim kurulu üyelerinin birlikte, şahsen ve müteselsilen sorumlu olduğunu, kooperatifin defter ve belgeleri usulüne uygun tutulmadığından delil olma niteliğinin bulunmadığını, Mahkemece bilirkişi tespitine dayalı müvekkilinin ödediği miktarların da eksik ve yanlış belirlendiğini, müvekkilinin de kabulünde olan 14.07.2026 tarihli raporda yer alan tespitlere rağmen Mahkemenin başka miktar üzerinden gerekçe oluşturmasının mümkün olmadığını, davalı kooperatif defter dahi ibraz edemediğinden ve iddiaları çürütemediğinden ... tarafından kooperatife yapılan ödemelerin müvekkiline temlikine yönelik işlemin geçerlilik kazandığını, alacağın temliki tasarrufi bir işlem olduğundan yapılmakla alacağın sahibinin temlik alan olacağını, ödemlerin banka kanalıyla yapıldığını ve ödemelerin yapıldığı konusunda kooperatif ile hiçbir çekişme de bulunmadığını, dava konusu dairenin değerinin birleşen dava tarihi ile belirlenmesi gerektiğini, zira ilk davada taşınmazın adına tescili yapılan üye veya üyeler davalı olmadığından ve ferdileşme sebebiyle malik değiştiğinden ikinci davanın açıldığını, müvekkili kadar ödeme yapmayanlara daireleri teslim edildiği gibi bunların fiilen dairelerini kullanmaya da başladığını, eşitlik ilkesi gereği bu hususun diğer üyeler için de gözetilmesi gerektiğini, bu nedenle ortada verilecek bir daire varsa Mahkemece yapılaması gerekenin eksik ödeme olup olmadığını tespit etmek ve depo kararı vermek olduğunu, müvekkili hakkında verilen ihraç kararının iptali ile dava konusu taşınmazın ona aidiyetinin tespiti için Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen 2012/239 Esas sayılı dosyada 22/04/2013 tarihinde verilen kararın kesinleştirilerek kooperatife 2014 senesinde bildirildiğini, bu durumda 2014 ve sonraki yıllarda yönetici olan davalıların dava konusu daireyi haksız ve hukuksuz ferdileştirme işlemi adı altında verdikleri ...'dan alarak müvekkiline vermeleri gerekirken bunu yapmadıkları gibi kooperatifi de tasfiyeye sokup kat irtifakı kurarak bu irtifaka göre müvekkiline ait dairenin yine kooperatif ortaklarına hatta yönetim de bulunanlara devrini sağladıklarını, yönetim kurulu ve denetim kurulu üyelerinin, yalnız kendi dönemlerinden dolayı değil diğer yönetimler tarafından yapılan kanunsuz işlemleri devem ettirdikleri için de sorumlu olacağının kanun hükmü olduğunu, bu davalılardan bir kısmı hakkında müvekkilinin şikayeti üzerine Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2017/202 Esas sayılı dosyasında ceza davası açıldığını ve mahkumiyetlerine karar verildiğini, müvekkilinin ortak olduğu, yapılan kuraya göre dava konusu dairenin müvekkiline ait olduğu ve ihraç işleminin kesinleşmiş Mahkeme kararı ile ortadan kalktığı gözetildiğinde davalı olan denetim, yönetim ve tasfiye kurulu üyelerince kanuna aykırı olarak bir hukuki sebebe dayalı olmaksızın zararlandırma ve mal kaçırma amaçlı yapılan işlem geçersiz olacağından dava konusu taşınmazın her türlü takyidattan arındırılmış olarak müvekkili adına tescili mümkün olmaz ise davalıların tamamının müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi gerektiğini, davalı ve diğer davalıların bu sebeple davalı olarak gösterildiğini, kooperatifin faaliyeti amacı ve çalışma konusu ile sınırlı olduğundan (Koop. K. m.6/son) buna aykırı hareketin işlemi yok hükmünde yapacağını, ayrıca Koop K. m. 59/son uyarınca, yönetim kurulu üyeleri ve temsile yetkili şahısların, genel kurulun devredemeyeceği yetkilerini kullanamayacak olup taşınmazların tescili işleminin de sebebe bağlı olduğu gözetildiğinde gerek müvekkiline ait gerekse diğer taşınmazlar yönünden eşit bir ferdi ilişkiye geçişte kooperatifçilik ilkeleri ve kanunun emredici düzenlemeleri ihlal edildiğinden geçerli bir tescil sebebinin bulunmadığını, tasfiye ve yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun, kooperatifin hak ve fiil ehliyetini aşarak yani ultra vires ilkesine aykırı davranarak bilinçli ve kasıtlı olarak suç sayılır bir fiili işleyerek müvekkilinin zararına sebep olmuş olmalarına dayandığını, davanın çözümü için yapılması gerekenler yapılmadan karar oluşturulduğunu, bilirkişilerin görevinin, kooperatif defter ve belgelerini inceleyerek önceki alınan ve kazanılmış hak oluşturan hesaplamaları da gözeterek ne kadar ödeme yapıldığını ve ne kadar yapılması gerektiğini tespit etmek; birleşen dava tarihine göre taşınmazın değerini belirlemek ve yapılacak oranlamaya göre ödenecek tazminat miktarını hesaplamak olduğunu, yine müvekkilince yapılan ödemelerden sonra bir ödeme yapılması gerekiyorsa bunu depo etmeye hazır olduklarını beyan etmelerine rağmen Mahkemece bununla ilgili bir işlem yapılmadığını, Mahkemece, dairenin başkasının olduğu kabul edilmesine rağmen müvekkilinin tazminat haklarını dahi hesaplatıp buna karar vermediğini, Mahkemenin ödeme konusundaki saptamasının da hatalı olduğunu, genel kurullara çağrılmayan, kendisi üye olduğu halde üyelik haklarından yoksun bırakılan, kendisinden bu konuda hiç bir para istenilmeyen kişinin borcu olduğu ve onu ödemediğinden de bahsedilemeyeceğini, sonuç olarak ya müvekkilinin dairesinin verilmesi yada davalıların bunun karşılığında gerçek zararlarını tazmin etmesi gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Davacı vekili asıl davada, hukuka aykırı genel kurul kararlarının iptaline; davacının, davalı kooperatife borçlu olmadığının tespitine; davacının eşi ...'nın kooperatiften olan kendisine temlik ettiği alacağının tespiti ile şimdilik 5.000,00 TL’nin faiziyle tahsiline; Beylikdüzü İlçesi, ... Mah. ... ada ... parselde kayıtlı ... blok ... numaralı dairenin davacı adına tapuya tesciline; birleşen davada ise, terditli olarak, ... Mah. ... Ada, ... parselde kayıtlı ... blok ... nolu taşınmazın her türlü takyidattan arındırılmış olarak davacı adına tesciline, haksız müdahalenin men'ine; ... Mah. ... Ada, ... parselde kayıtlı A-B-C-D-E bloklarda yapılan tahsis işleminin iptali ile taşınmazların davalı kooperatif adına tesciline; dava konusu dairenin dava günündeki rayiç değerinin ve teslim edilmemesi sebebiyle şimdilik 10.000,00 TL kira gelirinin faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Dairemizin 13/06/2024 tarih ve 2021/945 Esas 2024/731 Karar sayılı kararı ile, asıl dava kapsamında yer alan genel kurul kararının iptali talebi bakımından gerekçeli karar içeriğinde olumlu veya olumsuz herhangi bir tartışma ve değerlendirme yapılmadığından bahisle ilk derece Mahkemesinin 25/02/2021 tarih ve 2014/415 Esas 2021/241 Karar sayılı kararı kaldırılarak dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine iadesine karar verilmiş olup akabinde ilk derece Mahkemesince istinaf başvurusuna konu işbu kararın verildiği anlaşılmıştır.Mahkemece, uyuşmazlık ile ilgili birden fazla ve farklı bilirkişi heyetlerinden rapor alınarak dosyaya kazandırıldığı görülmüştür.Asıl Davaya Yönelik İstinaf Başvurusunun Değerlendirilmesi:1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 53. maddesi uyarınca, genel kurulda alınan kararların geçersiz olması (yokluk) hali, oyunu kullanmasına haksız yere izin verilmemesi, çağrılmama, çağrının usulsüzlüğü, gündemin gereği gibi ilan veya tebliğ edilmemesi veya toplantıya ve karara yetkili olmayan kimselerin iştirak etmesi iddiaları dışında yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğu ileri sürülerek iptalleri isteminde bulunabilmek için toplantıya katılan ortağın ret oyu kullanıp, alınan kararlara muhalif kalarak, keyfiyeti tutanağa geçirdikten sonra kararın iptali için toplantıyı kovalayan günden başlamak üzere bir ay içinde dava açması gerekmektedir.Davacı, davalı kooperatif yönetim kurulunun 31/01/2011 tarihli ve 2011/156 sayılı hakkındaki ihraç kararının iptaline yönelik 26/04/2011 tarihinde dava açmış olup bu dava devam ederken davalı kooperatifin 26/06/2011 tarihli genel kurulunun 8 numaralı kararı ile davacının ihracına ilişkin yönetim kurulu kararı genel kurul tarafından oybirliği ile onaylanmıştır. Bakırköy 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22/04/2013 tarih ve 2012/239 Esas 2013/158 Karar sayılı kararı ile davacının ihracına yönelik kararın iptaline karar verilmiş olup temyiz edilmeyen karar 06/06/2013 tarihinde kesinleşmiştir. Ayrıca bu tarihten sonra davacının üyelik sıfatını sona erdiren bir durum da söz konusu olmamıştır. Bu hale göre davacının halen kooperatif üyesi olduğunu kabul etmek gerekir. Kaldı ki davacının halen kooperatif üyesi olduğuna yönelik Mahkemenin kabulü aleyhine bir istinaf başvurusu da yoktur. Davacı, üyelikten ihracına yönelik kararın kesinleşmediği aşamada yapılan dava konusu genel kurul toplantılarına çağrılmadığını ileri sürerek alınan kararların kanuna, ana sözleşmeye ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğundan bahisle iptalini talep etmiştir. "...Davacı genel kurullara çağrılmamış olup, bu hal 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 53. maddesine göre, çağrılmayan ortağa genel kurulda alınan kararlara muhalif kalıp, keyfiyeti tutanağa geçirtme koşulları aranmaksızın iptal davası açma hakkı bahşeder. Ancak, iptal davasının yukarıda anılan hüküm gereğince toplantıyı kovalayan 1 aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması ve bu davada da iptali istenen kararın aynı madde hükmüne göre yasaya, anasözleşmeye veya iyiniyet kurallarına aykırı olduğunun iddia edilip, kanıtlanmış olması gerekir..." (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2009/4462 Esas 2010/10482 Karar sayılı ilamı). "...Kooperatif genel kurul kararlarını sakatlayan hukuka aykırılıklar bakımından kararlar; yoklukla malul, mutlak butlanla malul ve iptal edilebilir kararlar olarak üçe ayrılmaktadır. Emredici kurallara aykırı kararlar bakımından kararın şekil ve kurucu unsurları bakımından emredici kurallara aykırılık halinde (örneğin, toplantı ve karar yeter sayılarının bulunmaması) yokluk yaptırımı ile karşı karşıya kalacağı, maddi-öze ilişkin kanunun emredici kurallarına aykırılık halinde ise (örneğin, kararın ahlaka ve adaba aykırı olması, konusunun imkansız olması, kesin hükme ve kanunun emredici madde hukuk kurallarına aykırı olması) alınan kararların mutlak butlanla malul olacağı, kişisel hakları ilgilendiren kanunun emredici olmayan hükümleri ile ana sözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı kararların ise iptal edilebilir kararlar olduğu öğreti ve yargı kararlarında kabul edilmektedir..." (Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2022/4092 Esas 2023/4002 Karar sayılı ilamı). 1163 sayılı Kanunun 16/son maddesi uyarınca, çıkarma kararı kesinleşinceye kadar ortaklık hak ve yükümlülükleri devam edeceğinden davacı tarafından ihracına yönelik açılan davanın kesinleşmediği aşamada yapılan dava konusu 26/06/2011 ve 01/06/2013 tarihli genel kurul toplantılarına çağrılmayan ve katılmadığı da anlaşılan davacının alınan kararlara muhalif kalıp keyfiyeti tutanağa geçirtme koşulu aranmaksızın iptal davası açma hakkı bulunsa da, davanın toplantıyı kovalayan bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerekir. Somut dava ise yasal bir aylık süreden sonra 14/11/2013 tarihinde açılmış ise de, davacının dava konusu genel kurul kararlarına yönelik ileri sürdüğü iddiaların kabulü kararların yokluk yada butlan sonucunu doğuracağından davanın bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılma zorunluluğu yoktur. Ayrıca genel kurul toplantısına çağrılması gereken ortakların çağrılmaması alınan kararların salt bu nedenle iptali sonucunu doğurmasa da, davacı ortağın katılmamasının toplantı ve karar nisabını etkileyip etkilemediğinin de üzerinde durulması gerekir. Buna göre davanın yasal süresinde açılıp açılmadığına yönelik değerlendirme, ancak kararın yokluk yada butlanını gerektirir bir durumun bulunmadığının tespiti halinde gündeme gelebilecektir. Açıklanan sebeplerle talebe konu genel kurul kararlarının yoklukla ve mutlak butlanla malul olmasını gerektirir bir durum bulunup bulunmadığına yönelik bir inceleme ve tartışma yapılmadan ilk derece Mahkemesince davanın bir aylık hak düşürücü süre içerisinde açılmadığından bahisle reddine karar verilmesi yerinde olmamıştır.
Birleşen Davaya Yönelik İstinaf Başvurusunun Değerlendirilmesi: Dava konusu edilen Beylikdüzü ilçesi ... Mah. ... ada ... parsel ... blok ... kat ... numaralı bağımsız bölümün 06/05/2009 tarihinde kat irtifak tesisinin kooperatif adına yapıldığı, 26/05/2011 tarihinde ferdileşme işlemi ile davalı ... adına tescil edildiği, 12/04/2017 tarihinde ise satış işlemi ile davalı ... adına tescil edildiği, halen de onun adına kayıtlı olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili, dava konusu dairenin kura sonucu müvekkiline tahsis edilmesine ve müvekkilinin ihracına yönelik alınan kararın kesinleşmiş mahkeme kararı ile iptal edilmesine rağmen davalı yönetim ve denetim kurulu üyelerinin, müvekkilini üye olarak kaydedip genel kurullara çağırmadığını, haksız olarak elinden alınan dairesini müvekkiline geri vermediğini, bu şekilde kanuna aykırı olarak zararlandırma ve mal kaçırma amaçlı yaptıkları işlemler sebebiyle hem şahsen hem de tüzel kişi ile birlikte sorumlu olduklarını, dava konusu taşınmazın adına tescil edildiği davalıların da bu durumu bildiğini, ayrıca yapılan bu işlemlerin kanuna aykırı olması sebebiyle geçerli olmadığını, bu sebeple tescilin de yolsuz olduğunu ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile her türlü takyidattan ari şekilde müvekkili adına tesciline, bu mümkün değil ise dava konusu dairenin rayiç bedeli ile kira kaybı zararının faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Yapı kooperatiflerinde kooperatife karşı parasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen, başka bir anlatımla kooperatife borcu bulunan ortakların tapu iptali ve tescil isteme hakları bulunmamaktadır. Ancak 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 23. maddesinde karşılığını bulan eşitlik ilkesi gereğince, kooperatif ortakları hak ve yükümlülüklerde eşit olup emredici nitelikte olan bu kural gereğince kooperatif aynı durumdaki ortaklarına eşit işlem yapmak zorundadır. Bu durumda tapu iptali ve tescil talebinde bulunan ortağın, tüm parasal yükümlülüklerini yerine getirdiğini veya daire ve işyeri sahibi olan diğer ortaklarla aynı durumda olduğunu kanıtlaması gerekir. Yapı kooperatifinin sorumluluğunda yapılan konut yada iş yerlerinin ortaklara dağıtımında temel kural, noter huzurunda kura çekimi yapılmasıdır. Kura çekimi konutların ortaklara tahsisi anlamına gelir. Ferdileşmeye geçilmesi ile birlikte ortak, konutun tapuda tescilini talep edebilir. Kooperatifçe bir bağımsız bölümün geçerli bir tahsis işlemiyle bir ortağa tahsisi halinde, tahsis edilen ortağın rızası olmaksızın, ortaklığı devam ettiği sürece konutun başka bir ortağa tahsisi mümkün değildir. Kura ile yapılan tahsis genel kurul kararı ya da bir mahkeme kararı ile iptal edilmedikçe geçerli ve uygulanması zorunludur (Yargıtay 6 HD 2023/2282 Esas 2024/3068 Karar). Tahsis ortağa şahsi hak sağlar. Kooperatifçe bir dairenin geçerli bir tahsis işlemiyle bir ortağa tahsisi halinde, tahsis edilen ortağın rızası olmaksızın, ortaklığı devam ettiği sürece konutun başka bir ortağa tahsisi mümkün değildir. Kooperatif tarafından taşınmazın ortağa tahsisi, mülkiyeti geçiren bir işlem olmayıp, kooperatifle olan iç ilişkide bir hak bahşeden ve koşulları oluştuğunda kooperatife karşı tapu iptal ve tescil talebinde bulunma hakkı yanında ortağa, tahsis hakkına karşı yapılan haksız saldırılarda üçüncü kişilere karşı müdahalenin men'i ve ecrimisil davası açmaya izin veren bir haktır (Yargıtay 23 HD'nin 2014/10996 Esas 2015/6945 Karar sayılı ilamı). Ferdileşme, yapı kooperatiflerinin inşa ettikleri konut ve işyerlerinin kooperatif üyeleri adlarına tescili işlemi olup somut olayda, dava konusu taşınmaz 26/05/2011 tarihinde ferdileşme işlemi ile kooperatif üyesi davalı ... adına tescil edilmiştir. İddia edildiği üzere gerçekten davacı adına geçerli bir tahsis işleminin varlığı halinde dava konusu daire, üyeliği devam ettiği sürece davacı dışında bir başka üyeye tahsis edilemeyeceğinden davalı ... adına yapılan tescil işleminin de yolsuz olması sonucunu doğuracaktır. Davalı ...'dan sonra dava konusu daire 12/04/2017 tarihinde satış işlemi ile davalı ... adına tescil edilmiştir. Davacı vekili dava konusu dairenin kura ile müvekkiline tahsisli olduğu, ihraç kararının iptal edilerek kesinleştiği hususlarının taşınmazı edinen davalının bildiğini bir başka anlatımla yolsuz tescilden haberdar olduğunu ileri sürmüştür. Bu durumun varlığının ispatı halinde ise, bu kez de davalı kooperatifin, davacının ortaklığa dayalı parasal yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği savunması üzerinde durulması gerekecektir. Zira davacının tapu iptal ve tescil talebinde bulunabilmesi için dava konusu taşınmaza ilişkin tüm ödemeleri yaptığını ispatlaması gerekir. Bunun dışında kooperatif ortakları hak ve yükümlülüklerde eşit olup, kooperatif aynı durumdaki ortaklarına eşit işlem yapmak zorunda olduğundan davacının, daire ve işyeri sahibi olan diğer ortaklarla aynı durumda olduğunu kanıtlaması imkanı da bulunup bu durumda ise davacı ile aynı durumda olan birçok ortağa borca rağmen tapularının verilip verilmediğinin belirlenmesi gerekir. Oysa somut olayda, tam ödemesini yapan bir ortak belirlenemediği için kooperatife ödemesini tam yapan bir ortağın ne kadar ödediği konusu netlik kazanmadığı gibi ayrıca ödemesi eksik olmasına rağmen tapu verilen üye olup olmadığı ve eksik ödemesinin ne kadar olduğu hususları da tespit edilmemiştir. Üstelik davalı kooperatifin tüm defterleri incelenmemiş olup sadece 2010 yılına ilişkin olan defterleri incelenmiştir. Somut olayda, davacı vekili gerek müvekkilinin kendisi gerekse çocukları ve eşi tarafından kooperatife ödemeler yapıldığı gibi aynı zamanda müvekkilinin eşi olan ...'nın kooperatiften olan alacaklarını kendisine temlik ettiğini ileri sürerek dava konusu daire sebebiyle tüm parasal yükümlülüklerini yerine getirdiğini ileri sürmüştür. Davalı kooperatif, davacının toplamda 43.000,00 TL ödemede bulunduğunu, bunun dışında kooperatife başka bir ödemesinin olmadığını savunmuş olup Mahkemece yapılan yargılama neticesinde de davacının kooperatife toplamda 43.000,00 TL ödeme yaptığı kabul edilerek tüm ödemelerini yerine getirmediğinden bahisle tapu iptali tescil talebinde bulunamayacağı belirtilmiştir. Ancak 14/07/2016 tarihli rapor ile, davacı tarafından kooperatife yapılan ödemelerin toplamı 67.000,00 TL olarak tespit edilmiş olup davalı vekili 19/07/2016 tarihli celsede rapora karşı beyan için süre talep etmeyerek rapora karşı esas itibariyle bir diyeceğinin olmadığını belirtmiştir. Usuli kazanılmış hak kurumu, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine, dolayısıyla diğeri aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmekte olup bu durumda davacı yararına usuli kazanılmış hak oluştuğunu ve davacı tarafından kooperatife yapıldığı sabit olan ödemelerin -kooperatife yapıldığı ihtilaflı olan diğer ödemeler dışında kalan- 67.000,00 TL olduğunu kabul etmek gerekir. Bu yönüyle Mahkemenin davacı tarafından kooperatife 43.000,00 TL ödeme yapıldığına yönelik kabulü, usuli kazanılmış hak kuralına aykırı olduğundan yerinde olmamıştır.O halde, davacı vekili hem dava dilekçesinde hem de aşamalardaki beyanlarında dava konusu dairenin kura sonucu müvekkiline tahsis edildiğini ileri sürmesine rağmen dosya kapsamında bu beyanlarını destekleyen bir bilgi ve belge bulunmadığından davacı tarafın beyanları da alınmak suretiyle tahsis işlemine dayanak belgenin dosyaya kazandırılmasından sonra davalı kooperatifin tüm defter, kayıt ve belgelerinin öncelikle davalı kooperatiften usulüne uygun şekilde istenilmesi, ibraz edilmezse kooperatifin adresinde defter ve kayıtların incelenmesi için keşif yapılması, buna rağmen inceleme yapılamaz yada defter ve belgelere ulaşılamaz ise Ticaret Sicil Memurluğu'ndan veya Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü'nden kooperatifin bilançosu, gelir gider cetvelleri, yönetim ve denetim raporları, genel kurul tutanakları, ortaklık cetvelleri, kur'a ve tahsis belgeleri celbedilip getirtildikten sonra, düzenli bir şekilde ödeme yapılması halinde bir üyenin ne kadar ödeme yapması gerektiği, buna göre davacının dava tarihi itibariyle kooperatife borçlu olup olmadığı, davacının 67.000,00 TL olarak kabul edilmesi gereken ödemesi dışında kalan iddia ettiği diğer ödemelerine değer verilip verilemeyeceği, buna göre toplam ödemesinin hangi miktara ulaştığı, tam ödeme yapmadığı halde kendisine tapu verilen üyelerin ödemelerinin ne kadar olduğu, davacının yaptığı ödeme kadar ödeme yapan bir üyeye tapu kaydı verilip verilmediği hususlarında inceleme yapılmak suretiyle oluşturulacak bilirkişi heyetinden ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması gerekirken eksik inceleme ile hüküm tesisi isabetli olmamıştır.Yukarıda yapılacak incelemenin sonucuna göre, normal ödemesini yapıp konut sahibi olan üyelerle eşit miktarda ödemesi bulunduğu tespit edilen, diğer anlatımla eksik ödemesi bulunmadığı belirlenen ancak kendisine dava konusu dairenin tahsis ve teslimi yapılamayan davacı, ödemesi eksik olmayan diğer üyelere verilen emsal bir konutun dava tarihi itibariyle rayiç değerini talep edebilecektir. Eğer davacının eksik ödemesi var ise bu durumda yine konut karşılığı tazminat talep hakkı mevcut olup bu durumda Yargıtay uygulamaları (bknz. Yargıtay 6 HD 2023/2266 Esas 2024/1436 Karar) ile formüle edildiği şekilde tespit edilecek miktar davacı ortağın, davalı kooperatiften talep etmesi mümkün olan zarar tutarı olacaktır. 1163 sayılı Kanununun 59/3. maddesi "Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur"; 62/1. maddesi "Yönetim Kurulu, kooperatif işlerinin yönetim için gereken titizliği gösterir ve kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayretini sarf eder."; 62/3. maddesi ise "Yönetim Kurulu üyeleri ve kooperatif memurları, kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar..." şeklinde düzenlenmiştir. Yine 1163 sayılı Kanunun atfı ile uygulanması gereken TTK'nun 553/1. maddesi "Kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar." hükmünü içermekte olup buna göre yapılan işlemlerden dolayı kusurlu olduklarının ispatı halinde maddede belirtilenlerin zarardan sorumlu olacakları açıklanmıştır. TTK'nun 557. maddesi uyarınca ise, birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları halinde, bunlardan her birinin, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olacağı; davacının birden çok sorumlu kişiyi zararın tamamı için birlikte dava edebileceği ve hakimin aynı davada her bir davalının tazminat borcunu belirlemesini isteyebileceği düzenlenmiştir."...Kooperatifin, yöneticilere karşı sorumluluk davası açmasının yanı sıra kooperatif ortaklarının, uğradıkları doğrudan doğruya zararları için kooperatifle birlikte yöneticilere karşı maddi ve manevi tazminat davası açma hakları bulunmaktadır. Diğer yandan, 11. Hukuk Dairesi'nin 14.05.1970 tarih ve 2722/2030; 27.02.1990 tarih 9543/1576; 14.02.2005 tarih ve 2004/4501 Esas, 2005/1130 Karar; 19.02.2007 tarih ve 2005/14680 Esas, 2007/3131 karar sayılı ilamlarında da açıklandığı üzere, 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 59/3 ücnü maddesinde yöneticilerin kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatifin sorumlu olacağı düzenlenmiş ise de, bu hükmün yöneticiler ile birlikte kooperatifin dahi sorumlu olacağı şeklinde yorumlanması gerekir..." (Yargıtay 6 HD'nin 2022/1662 Esas 2023/2145 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, davacı vekili, kooperatif üyesi sıfatıyla müvekkiline tahsis ve teslim edilen dairenin, yasa ve anasözleşme hükümlerine aykırı olarak hakkındaki ihraç kararı kesinleşmeden tapuda üçüncü bir kişi adına tescil edildiğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapusunun iptali ile her türlü takyidattan ari şekilde müvekkili adına tescili, mümkün değil ise bundan kaynaklı uğradığı zararının tazminini talep etmektedir. Bu zarar türü ise, kooperatif ortağının doğrudan uğradığı bir zarar olup bu halde yöneticilerin eylemleri sonucunda, ortağın müstakil olarak gördüğü bir zarar söz konusudur. Ve davacı talep ettiği tazminatın kendisi adına hükmedilmesini isteyebilir. Ayrıca davacı bu gerekçelere dayalı zarara uğradığından bahisle bir kısım yönetici hakkında şikayette de bulunmuş olup yapılan ceza yargılamasında Büyükçekmece 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/05/2018 tarih ve 2017/202 Esas 2018/440 Karar sayılı kararı ile sanıkların 1163 sayılı Kanunun Ek-2 maddesinin 1. fıkrası uyarınca cezalandırılmalarına karar verilmiş olup işbu karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin 2018/4225 Esas 2019/1837 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi ile 28/03/2019 tarihinde kesinleşmiştir. Bu durumda, yönetici sıfatına sahip davalıların işbu dava bakımından pasif husumet ehliyetine sahip olduklarının kabulü gerekmekte olup kusur ve sorumluluk durumlarının tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken pasif husumet ehliyetine sahip olmadıklarından bahisle yanılgılı gerekçeye dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen karar usul ve yasaya uygun görülmediğinden davacının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması gerektiğine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Asıl ve birleşen davada davacı tarafın istinaf başvurusunun esasa ilişkin sebepler incelenmeksizin KABULÜNE,2-Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/625 Esas, 2024/1031 Karar sayılı ve 17/10/2024 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-a.4 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın, Dairemiz kararına uygun şekilde yargılama yapılmak ve yeniden bir karar verilmek üzere mahal Mahkemesine İADESİNE, 4-Asıl dava bakımından hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,5-Birleşen dava bakımından hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,6-Davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına,Dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-a.4 bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.13/03/2025