T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1907 Esas
KARAR NO: 2025/719
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 22/06/2021
NUMARASI: 2020/717 Esas, 2021/439 Karar
DAVA: Hizmet Sözleşmesinin Feshi - Bedel İadesi
KARAR TARİHİ: 15/05/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin düğün salonu işletmeciliği ile uğraştığını, müvekkil ile davalı arasında 02/01/2020 tarihli 70.360,00 TL bedelli sözleşme akdedildiğini, sözleşme kapsamında Düğün Vip, Kına Vip, Kulüpler Davet Alanları Vip Ve Düğün Mekanları Doping Hizmetlerini içeren paketler satın alındığını, buna karşılık davalının müvekkile karşı ...com ve çeşitli mecralarda reklam ve ilan verilmesi, tanıtım ve yönlendirme yapılması ile Ar-Ge ürünlerinin sunulması suretiyle müvekkiline müşteri getirilmesi edimini yüklendiğini, müvekkilinin üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiğini, sözleşme bedelini ödediğini, Covid 19 salgını nedeniyle nişan/düğün, çalgılı/müzikli lokanta/kafe v.s. faaliyetlerinin yapıldığı alanların geçici bir süreliğine kapatıldığını, 01/07/2020 tarihinde gerekli koşulların sağlanması halinde faaliyetlerine devam edilmesine izin verildiğini ancak kuralların katı olması nedeniyle düğün törenlerinin yapılamadığını, ifa imkansızlığı önceden öngörülebilse taraflar arasında böyle bir sözleşmenin yapılamayacağının açık olduğunu, bu nedenlerle sözleşme gereği üstlenilen edimlerin davalı tarafından yerine getirilmediğini beyan ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla davalı ile yapılan sözleşmenin feshine, sözleşme bedelinin şimdilik 1.000 TL'lık kısmının dava tarihinden itibaren ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan sözleşmenin reklam ve tanıtım sözleşmesi olduğunu, sözleşmede müşteri veya iş bulma taahhüdünün bulunmadığını, davacıya verilen reklam ve tanıtım hizmetinin amacının davacının işletmesinin tanıtılması olduğunu, müvekkilinin sözleşmeden doğan borcunun ifasında herhangi bir hukuki veya fiili imkansızlık halinin bulunmadığını, davacının dava dilekçesinde tüm imkansızlık hallerini dayanak olarak sıraladığını ve açıkça çelişkiye düştüğünü, davacının tacir olduğunu ve basiretli bir iş adamı gibi davranma yükümlülüğünün bulunduğunu, davacı iddialarının çelişkili davranma yasağını ihlal ettiğini, davacının müvekkili şirket hizmetlerinden yararlandığını, ...com internet sitesinde sözleşme süresince davacının firmasına ait sayfalara toplamda 19.064 sayfa ziyareti gerçekleştiğini, davacının ...com'da firmasına ait sayfadan kendisine ulaşan site ziyaretçi ve kullanıcılarının neredeyse tamamına geri dönüş yaptığını, onlarla iletişime geçtiğini, davacının pandemiden 7 ay sonra sözleşme bitimine 3 ay kala sözleşmeyi hukuka aykırı olarak kötü niyetle feshetmek istediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; taraflar arasındaki sözleşmenin "Sözleşmenin Konusu" başlıklı 4. maddesinin aynen "İşbu sözleşme, Müşteri'nin sözleşme'de belirtilen ücreti ödemesi karşılığında ... tarafından AR-GE Ürünleri'nin sunulması, Müşteri tarafından verilen reklam ve ilan siparişlerinin ... tarafından, iş bu sözleşmede belirtilen mecralarda yayınlanması, buna mukabil AR-GE ürünleri ve reklam/ilan bedelinin Müşteri tarafından ödenmesi ve tarafların buna ilişkin hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesinden ibarettir." şeklinde olduğu, "Tarafların Hak Ve Yükümlülükleri" başlığı altında yazılan 7.7. maddesinin ise "..., satılan AR-GE Ürünleri'ne ait oluşabilecek kendinden kaynaklanan her türlü teknik sorunda MÜŞTERİ'ye teknik destek vermekle yükümlüdür. Müşteri'ye ait reklam ve ilanında yayınlanması halinde, buna bağlı olarak yayın yapılan mecra üzerinden kullanıcıların gönderdikleri formların (e-postaların) MÜŞTERİ'ye iletilmesi dışında herhangi bir sorumluluk üstlenilmez. Reklamın yapıldığı mecra üzerinden gelecek mesaj sayısı, frekans ve niteliği konusunda herhangi bir garanti verilmez." olarak düzenlendiği, taraflar arasındaki sözleşmede davalının müşteri bulma taahhüdüne ilişkin açık bir hükmün bulunmadığı, bilakis davalının bu konuda herhangi bir garanti vermediğinin sözleşmede yazıldığı, tüm dünyayı etkileyen Covid-19 salgınının ülkemizde düğün salonlarının bir dönem kapatılmasına ilişkin tedbirlere başvurulmasına neden olduğu bilinmekte ise de, taraflar arasında 1 yıllık süre ile imzalanan sözleşmenin süresinin sona erdiği 02/01/2021 tarihine kadar düğün salonlarının tamamen kapatılmadıklarının sabit olduğu, davalı sözleşme gereğince müşteri taahhüdünde bulunulmuş olsa dahi sözleşme süresinin büyük çoğunluğunda düğün salonlarının faaliyette olduğu gerçeğinin bu ihtimalde dahi sözleşmenin ifa imkansızlığına uğradığının kabulüne imkan vermediği, zira sözleşmede davalının üstlendiği edimin yalnızca tanıtım, reklam ve ilan yapılması ile kullanıcılar tarafından gönderilen e-postaların davalıya iletilmesi şeklinde olduğu, Covid-19 salgını nedeniyle düğün salonlarının bir dönem kapatılmasının davacıya ait düğün salonunun reklam ve tanıtımının da yapılamamasına neden olmayacağı, aksi düşünce hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi düğün salonlarının kapanmış olduğu dönemde dahi davacının ....com platformu üzerinde aktif olduğunun dosya kapsamında belirlendiği, bu nedenle somut olayda TBK'nun 136. ve 137. maddeleri kapsamında davalı tarafından üstlenilen edimin imkansızlaştığından söz edilemeyeceği, yine aynı yasanın 136/2. maddesi uyarınca davacının sözleşme bedeli olarak ödediği meblağın iadesini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca talep edemeyeceği, zira davalının sözleşmeye uygun olarak tanıtım yapılmasına ve AR-GE ürünlerinin kullandırılmasına ilişkin edimlerini ifa etmesi ve davacının bundan yararlanması nedeniyle sebepsiz zenginleşmesinin söz konusu olmadığı, ayrıca dava dilekçesinde dayanılan bir diğer hukuki sebep olan TBK'nun 27. maddesinin ise sözleşmenin baştan itibaren imkansız olmasına ilişkin olduğu, sözleşme imza tarihi 02/01/2020 itibarıyla Covid-19 salgınının ülkemizde henüz görülmediği nazara alındığında bu hukuki sebebe dayanılarak da sözleşmenin feshi ve bedel iadesinin istenemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; davalı tarafça, sözleşmeden doğan ifa borcuyla sözleşme kapsamında beklenen yükümlülüklerin yerine getirilemediğini, covid-19 salgını kısıtlama önlemlerinin, sözleşmenin ifasını etkileyecek düzeyde olduğunu, taraflar arasında imzalanan anlaşmanın yalnızca basitçe reklam ve tanıtım edimlerini kapsamadığını, davalının arge ürünlerini sözleşme amacına uygun, kesintisiz, taahhüt ettiği şekilde kullanılabilir, tam ve ayıptan ari olarak sunmakla da yükümlü olduğunu, açıkça anlaşılacağı üzere ve davalının kabulünde de olduğu gibi sözleşmeden beklenen asıl amacın ...com üzerinden iş alınmasının sağlanması olduğunu, müvekkili ile evlenecek çiftler arasında icap-kabul ilişkisinin kurulabilmesi için ...com sitesi üzerinden tekliflerin gönderilmesi, teklif alınması, iletişimin sağlanması, özetlemek gerekirse ...com portalı üzerinden iş alınması ve davalının sunduğu ar-ge ürünleri ile müşterilere ulaşılması, müşterilerle sözleşme akdedilme sürecine girilmesinin sözleşmenin asıl yapılma amacını teşkil ettiğini, mahkemenin davalı tarafça edimlerin yerine getirip getirilmediği incelenmeksizin, bir bilirkişi marifetiyle teknik inceleme yapılmaksızın karar verilmesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, sözleşme süresince hizmetin sunulması idari kararlar ile yasaklanmış ise, başka bir deyişle bu hizmetin yerine getirilmesi imkansız ise reklamın ana unsuru olan ''bir pazarın varlığı'' ve ''menfaat elde etme amacına yönelik olarak yapılması'' şartının da sağlanamamış olacağını, mücbir sebeplerle ve idari kısıtlamalar nedeni ile sözleşme süresince böyle bir ortam ve pazarın hiç var olmadığını, idari yasaklar sebebi ile düğün, nişan, sünnet, kına vb. yapılamadığından bu yönde bir müşteri eğiliminin olamayacağını, olmasının da yasaklandığını, nitekim bu açıklamalardan sonra AR-GE ürünlerinin sunulması ile reklam ve tanıtım faaliyetlerini de içeren sözleşme edimlerinin yerine getirilmediğinin açıkça anlaşılacağını, sadece reklam hizmetinin yerine getirilmesinin yeterli olduğuna, müşteri temininin sözleşme kapsamında taahhüt edilmediği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, dava konusu hizmetten hukuki ve fiili imkansızlık nedeni ile istifade edilemediğini, taraflar arasındaki sürekli sözleşme ilişkisinde ortaya çıkan ve önceden öngörülmesi, kestirilmesi mümkün olmayan sebeplerle davalının edimini yerine getirmesinin imkansızlaştığını ve edimler arasındaki menfaatler dengesinin onarılamayacak şekilde bozulduğunu, zira, müvekkili şirketin sözleşmeden menfaat elde edemediğini, mahkemece sözleşmenin imzalandığı tarihte mücbir sebebin var olmadığının belirtildiğini, ancak bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, zira sözleşme tarihinde mücbir sebep halleri var olsa idi veya öngörebilse idi müvekkili şirketin zaten dava konusu sözlemeyi akdetmeyeceğini, ayrıca sözleşme süresi 1 yıl olup, bu sürenin tamamına yakınında Covid tedbirleri ve idari kısıtlamalar sebebi ile düğün salonlarının kapalı kaldığını, İçişleri Bakanlığı’nın 16.03.2020 tarihli genelgesi ile 81 ilde, nişan/düğün salonlarının faaliyetlerinin geçici bir süreliğine durdurulduğunu, alınan bu zorunlu tedbirler sebebiyle müvekkiline ait işletmenin faaliyetlerine ara vermek zorunda kaldığını, müvekkili tarafından sözleşmenin yapılmasındaki temel amacın davalıya ait ...com platformu üzerinden, davalı tarafından sunulması taahhüt edilen reklam ve AR-GE ürünleri ile müşteri temini olsa da Covid-19 salgını sebebiyle bu amacın sağlanamadığını, nitekim düğün, nişan, kına, sünnet vb. faaliyetlerinin yapılmasının, idari yasaklar ve kısıtlamalar sebebi ile fiilen imkansız hale geldiğini, bu imkansızlığın ülkemizdeki tüm düğün salonlarını etkileyen sürekli ve objektif bir imkansızlık halini aldığını, sözleşmede taahhüt ettiği edimlerini yerine getirmeyen davalının, bu duruma dayalı olarak karşı taraftan da ücret talep etmesinin hakkaniyete ve hukuka uygun düşmeyeceğini, sözleşmenin kurulmasından sonra, covid-19 salgınının ortaya çıkması nedeniyle devletin sözleşmenin ifasını engelleyecek bir yasal ya da idari tedbir alması durumunda ya da salgının yarattığı şartlardan dolayı sözleşmenin ifası imkânsız hale gelmişse kusursuz sonraki sürekli imkânsızlık haline ilişkin TBK m. 136 uygulanarak borcun sona ereceğini, müvekkili tarafından makul süre (akde tahammül süresi) beklendiğini, ancak bu imkansızlığın ne zaman sona ereceği belli olmadığından ve sözleşmeden menfaat elde edilemediğinden sözleşmenin feshedildiğini, müvekkilinin böyle bir sözleşme ile bağlı kalmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, kabul edilemez olduğunu, sözleşmenin temeli olan müşteri ile icap-icaba davet-kabul ilişkisinin kurulamadığını, icaba ve dolaylı yoldan sözleşmeye konu faaliyetin, idari karar ile yasaklandığını, tanıtımı, reklamı, ar-ge ürünlerinin kullanımı yasaklı ve gerçekleştirilmesi hukuk düzenince imkansız olan bir faaliyette nasıl bir menfaat sağlayacağını, düğün faaliyeti yasaklandı ise davalının neyin reklamını yapacağını, hangi şartla ve nasıl olası müşteriler ile müvekkili şirketi bir araya getireceğini, neye ve hangi amaca göre ar-ge ürünlerini sunacağını, üstelik sözleşme süreli bir sözleşme olup, edim yükümlülüğünün bir yıl ile sınırlandırıldığını, mücbir sebep halinin halen devam ettiğini,, düğün salonlarının bu dönemde kapalı olduğunu, sözleşmenin davalının iddia ettiği gibi ileriye yönelik bir yarar sağlamasının da mümkün olmadığını, bu şartlar bilinse idi ve ifa imkansızlığı önceden öngörülebilseydi başlangıçta davaya konu sözleşmenin yapılmayacağının da açık olduğunu, sözleşmenin kurulmasındaki iradenin bu olmadığını, sözleşme süresinin tamamına yakınında düğün salonları kapalı kaldığını, çok katı kurallar uygulandığını, müvekkilinin, davalıdan Düğün Vip, Kına Vip, Kulüpler Davet Alanları Vip ve Düğün Mekanları Dopingi paketlerini satın aldığını, bu süreçte neredeyse hiç nişan ve kına törenlerine izin verilmediğini, mahkemenin denetime elverişsiz, gerekçesiz ve hiç bir yasaklayıcı idari karara atıf yapmayan hatalı bu kararını anlamanın mümkün olmadığını, mahkemenin hangi genelge veya yasaklayıcı/kısıtlayıcı idari karara dayanarak düğün salonlarının tamamen kapatılmadığını ve sözleşme süresinin büyük çoğunluğunda açık kaldığını açıklamadığını, mahkemenin gerekçeli kararda atıf yaptığı sözleşme maddelerinin müvekkili şirketçe imzalanmadığını, dolayısı ile de kabulünün mümkün olmadığını, davalı tarafından dosyaya sunulan sözleşmenin arka sayfasında belirtilen genel sözleşme kurallarına ve hukuka aykırı ölçülerde ve boyutlarda düzenlenen maddelerin müvekkili ile müzakere edilmediğini, bu şartların müvekkili tarafından açıkça kabul edilmediğini, sözleşme irdelendiğinde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, diğer taraftan aksinin kabulünde dahi kararda belirtilen sözleşmenin 7.6. ve 7.7. maddesinde ''edim hasarı'' ile ilgili bir düzenlemenin de bulunmadığını, anılan maddede, müşteri tarafından AR-GE ürünlerinin kullanılabilmesi için gerekli tüm bilgi ve belgelerin belirlenen sürede teslim edilmesi gerektiği, teslim edilmemesi halinde tasarımda yer alan bilgilerle sınırlı olmak üzere reklam ve ilanın yayınlanacağı, müşterinin bu durumda bedelin ödenmesinden kaçınamayacağının yazdığını, bu durumu edim hasarının karşı tarafta olduğu şekilde yorumlamanın hatalı olduğunu, edim hasarı olarak kabul edilebilmesi için herhangi bir nedenle edimin ifa edilememesi halinde zarara karşı tarafın katlanacağının açıkça belirtilmesi gerektiğini, aksi durumda dahi halihazırda davaya konu edim, belirlenen koşullarda, amaca ve sözleşmeye uygun, tam ve kesintisiz yerine getirilmediğinden bu hükmün de uygulama alanı kalmadığını, anılan maddede ''edimin yerine getirilmesinden sonrası''na ilişkin ibare bulunduğunu, edimin ise yerine getirilmediğini, 7.7. maddesinin mücbir sebep ve imkansızlık halini kapsamadığının açık olduğunu, davalının, sözleşme kapsamındaki edimlerini yerine getirmediğini, taahhüt ettiği hizmetleri sözleşmeye ve amaca uygun şekilde vermediğini, yerel mahkemece bu konuda bir bilirkişi incelemesi yapılmamasının hatalı olduğunu, ancak kesinlikle kabul etmemekle birlikte, aksi halde dahi, yani bir edim ifası varsayımında dahi ayıplı ifa hükümlerinin uygulama alanı bulacağını, bedel iadesi taleplerinin kabulü gerekeceğini, uzman bilirkişilerce ...com sayfası incelense, hizmetin ayıplı olduğu ya da gereği gibi ya da hiç ifa edilmediği sonucu ortaya çıkacağını, dava ve beyan dilekçelerinde ileri sürülen ayıplı ifa iddiasının mahkemece hiç incelenmediğini, tarafların sözleşmeden beklediği faydanın ayıp nedeni ile sağlanamaması durumunda, ayıp beklenen faydayı ortadan kaldırır nitelikte ise artık TBK’nın ayıp ve sebepsiz zenginleşme ile ilgili hükümlerinin uygulanacağını, yerel mahkemenin 13.04.2021 ve 27.05.2021 tarihli ara kararlarının da hukuka aykırı olduğunu, istinaf incelemesinde göz önüne alınması gerektiğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava; davalıya ait ...com platformunda davacının sahibi olduğu ... isimli düğün salonunun tanıtılması, reklam ve ilan verilmesi, yönlendirme yapılması, AR-GE ürünlerinin sunulması suretiyle davacıya müşteri getirilmesi amacıyla imzalandığı iddia olunan 02/01/2020 tarihli Arge ve Üyelik Sözleşmesinin Covid-19 salgını nedeniyle ifa imkansızlığına uğradığı ve kesin hükümsüz olduğu iddiasıyla açılan sözleşmenin feshi ile sözleşme bedelinin iadesi davasıdır.Mahkemece, anılan gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş olup karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı, Covid 19 yasaklama kararları gereğince sözleşmenin imzalanma amacı olan davalının müşteri bulma amacının fiilen ve hukuken imkansızlık nedeniyle ortadan kalktığını iddia ederek TBK 136/2, 137 ve 27. Maddelerine dayanarak sözleşmeyi feshettiğinin tespiti ile davalıya ödediği sözleşme bedelinin iadesini talep etmektedir.Uyuşmazlık, reklam, tanıtım ve müşteri ile etkileşim borcunu üstelenen davalının edimlerinin covid 19 yasaklama kararları nedeniyle sözleşme yapılma amacı da gözetildiğinde davacı için sözleşmeden beklenen menfaati imkansız hale getirip getirmediği ile davacının ödediği bedeli davalıdan geri isteyip istemeyeceğine ilişkindir. Sözleşmenin; “Sözleşmenin Konusu” kenar başlıklı 4. maddesi: “İşbu SÖZLEŞME, MÜŞTERİ’nin SÖZLEŞME’de belirtilen ücreti ödemesi karşılığında ... tarafından AR-GE ürünlerinin sunulması, MÜŞTERİ tarafından verilen reklam ve ilan siparişlerinin, ... tarafından, iş bu sözleşmede belirlenen mecralarda yayınlanması, buna mukabil reklam/ilan bedelinin MÜŞTERİ tarafından ödenmesi ve TARAFLAR’ın buna ilişkin hak ve yükümlülüklerinin tespit edilmesinden ibarettir.” şeklindedir. “Tarafların Hak ve Yükümlülükleri” başlıklı 7.7. maddesi “MÜŞTERİ’ye ait reklam ve ilanında yayınlanması halinde, buna bağlı olarak yayın yapılan mecra üzerinden kullanıcıların gönderdikleri formların ( e- postaların ) MÜŞTERİ’ye iletilmesi dışında herhangi bir sorumluluk üstlenilmez. Reklamın yapıldığı mecra üzerinden gelecek mesaj sayısı, frekans ve niteliği konusunda herhangi bir garanti verilmez.” şeklindedir.Taraflar arasındaki sözleşmenin 7.6 maddesinde, reklam ve tanıtımın yapılmasından sonra, davacı şirketin hiçbir surette bedelin ödenmesinden kaçınamayacağı ve tenkis isteyemeyeceği kararlaştırılmıştır.Sözleşmenin 11. maddesinde, müşterinin tek taraflı fesih hakkının bulunmadığı kararlaştırılmıştır.Sözleşmenin 12.7 maddesinde, uyuşmazlıkların çözümünde davalı kayıtlarının kesin delil olacağının kararlaştırıldığı görülmüştür. Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (Ahde Vefa-Pacta Sund Servanda) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Bir başka söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekten de sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke, özel hukukun diğer bir takım istisnai ilkeleriyle sınırlandırılmıştır."...Mücbir sebebin varlığından söz edilebilmesi için borcun ifasının imkânsiz hale gelmesi gerekmektedir. Türk Borçlar Kanununun 136 ve 137. maddelerinde düzenlenen ifa imkansızlığı hükümleri bu durumda uygulama alanı bulacaktır. İfa imkansızlığı; edimin içeriği değişmeksizin borcun aynen yerine getirilmesinin imkansız hale gelmesi olarak açıklanabilir. Eğer ifa imkansızlığı sadece sözleşmenin tarafları bakımından değil, herkes için söz konusu ise buna objektif imkansızlık, yalnız sözleşmenin taraflarından birinin tutumundan doğmuşsa buna da subjektif imkansızlık denir. İfa imkansızlığı sözleşme yapılmadan önce var ve bu olgu herkes bakımından aynı sonucu meydana getirmekte ise sözleşme geçersizdir. Bununla birlikte, borcun ifasının güçleşmesi halinde, mücbir sebebe dayanarak borç sona ermemektedir. Bu durumda Türk Borçlar Kanununun aşırı ifa güçlüğünü düzenleyen 138. maddesi hükmü uyarınca sözleşmenin uyarlanması yoluna gidilebilecektir..."(Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022/3043 Esas 2022/5665 Karar sayılı ilamı).İfa imkansızlığı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 136. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır. Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.6098 sayılı TBK'nun 137. maddesinde ise kısmi ifa imkansızlığı düzenlenmiş olup buna göre borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun tamamı sona erer. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa, karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık hükümleri uygulanır.Sözleşme devam ederken ortaya çıkan salgın hastalık sebebiyle sözleşmeyi fesih iradesini ortaya koymayan davacının sözleşmeyi bu şekilde benimsedikten sonra artık salgın hastalığı ileri sürerek sözleşmenin feshini istemesinin mümkün olmadığı, davacının Covid-19 nedeniyle alınan yasaklama kararlarına dayanarak sözleşmenin feshine ilişkin iş bu davayı açtığı anlaşılsa da somut olayda, sözleşme hükümleri gereğince davalının borcu reklam, tanıtım ve müşteri ile davacıyı buluşturacak e-posta arayüzünün açılması olduğundan borcun ifasının imkânsız hale geldiğinden bahsedilemeyeceğinden olayda mücbir sebebin bulunmadığı kanaatine varılmakla davacının TBK'nun 137-138. maddelerine dayalı fesih talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacı yine TBK 27. maddesi gereğince sözleşmenin baştan itibaren geçersiz olduğunu iddia ederek dava açmış ise de sözleşmenin imzalandığı tarihte salgın hastalık nedeniyle yasaklama kararı bulunmadığından davacının bu yöndeki iddiası da yerinde değildir. O halde davacının dayandığı kanunun ilgili maddeleri uyarınca sözleşmeyi fesih hakkının bulunmadığını kabul etmek gerekir. Öte yandan, davacı tarafından sözleşmenin ifasının imkansız olduğu iddia edilmiş ise de, sözleşmenin imzalanmasından 9 ay sonra fesih ihtarının çekildiği, davacının, davalı tarafından sunulan kayıtlar kapsamında, sözleşmenin sona erme tarihine kadar müşterilerle etkileşimde bulunduğu ve davacının tanıtım ve reklam hizmetlerini yerine getirdiği anlaşılmakla davacının sözleşme kapsamında yararlandığı hizmet nedeniyle sözleşmenin niteliği gereğince ifa imkansızlığını ileri sürmesi çelişkili davranış yasağını oluşturmaktadır.HMK'nun 357/1 maddesinin, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların dinlenemeyeceği ve yeni delillere dayanılamayacağına yönelik hükmü sebebiyle basit yargılama usulüne tabi davada, davacı vekilinin ilk derece mahkemesindeki yargılama sırasında ayıp iddiasını ilk defa cevap dilekçesine karşı sunduğu 21/04/2021 tarihli beyan dilekçesinde ileri sürdüğü, davalı vekili tarafından iddianın genişletilmesine açıkça onay verilmediği, bu haliyle dilekçeler teatisinde açıkça ileri sürülmeyen bu iddianın istinaf incelenmesinde dikkate alınmasının mümkün olmadığı, yine davacı tarafından süresinde ve usulüne uygun olarak ayıp iddiasına ilişkin olarak davalı tarafa bir ihtar gönderilmediği de gözetildiğinde davacı vekilinin bu yöndeki istinaf sebepleri yerinde görülmemiştir.Davacı vekili 21/04/2021 tarihli beyan dilekçesinde, hizmetin sunulmadığı dönemin bilirkişi tarafından tespit edilerek sözleşme bedeline uyarlanarak iade alınacak bedelin tespit edilmesi gerektiğini iddia etmiş olup bu iddiayı istinaf dilekçesinde de yinelemiştir. Davacının bu yöndeki iddiası ile birlikte aynı zamanda imkansızlık iddiasında bulunması da kendi içerisinde çelişki oluşturmaktadır. Açıklanan sebeplerle; ilk derece mahkemesince davanın reddine ilişkin tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 Maddesi gereğince reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/717 Esas, 2021/439 Karar sayılı ve 22/06/2021 tarihli karar usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-b.1 bendi ile aynı kanunun 362/1a Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi. 15/05/2025