T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1623 Esas
KARAR NO:2025/327
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:24/05/2021
NUMARASI:2020/754 Esas, 2021/541 Karar
DAVANIN KONUSU:Tazminat (Sigorta Ödemesine Dayanan Rücuen)
KARAR TARİHİ:27/02/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili sigorta şirketine sigortalı iş yerinde davalı şirketten kaynaklı olarak sızan su neticesinde hasar meydana geldiğini, ekspertiz raporuna göre lavabo altında bulunan su arıtma cihazından sızan su neticesinde hasar meydana geldiğinin belirtildiğini, ekspertiz sırasında cihazın iç kısmının açılarak bakılması sonucunda filtrelere giden iç ana su borusunun patlak olduğunun görüldüğünü, sigortalının söz konusu cihazı yaklaşık 5 yıldır kullandığını ve yaklaşık 6 ay önce filtre değişimi yaptırdığını beyan ettiğini, sigorta poliçesinin hasarın meydana geldiği tarihte geçerli olduğunu, hasarın sigorta teminatı kapsamında olduğunu belirterek müvekkili tarafından ödenen 243.326,53-TL hasar tazminatının, ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müşteriye ait su arıtma cihazının montajının 21/01/2011 tarihinde kusursuz olarak yapıldığını, davacı tarafından iddia edildiği gibi 5 yıl değil su sızıntısı olduğu tarihe kadar yaklaşık 10 yıl boyunca sorunsuz kullanıldığını, cihazın periyodik bakımlarının tecrübeli teknik personeller tarafından aralıksız yapıldığını, su kaçağı olduğu iddia edilen tarihten iki gün sonra 05/05/2020 tarihinde müvekkil şirket yetkili servisi dava dışı şirket tarafından çağrıldığını ve servisin gerekli onarımı/bakımı yaptığını, servis personelinin davacı tarafın iddia ettiği şekilde bir zarar oluşmadığını ve kendisine bu durumla alakalı herhangi bir şey söylenmediğini beyan ettiğini, müvekkili şirketin yetkili servisleri olayın meydana geldiği adrese 05/05/2020 tarihinde giderek su pompası ve alçak basınç sivicini değiştirdiğini ancak personelin zarara yol açan bir durumla karşılaşmadığını, müvekkili firmanın ürünün kullanma kılavuzunda açıkça evde/işyerinde olunmadığı zamanlarda vanasının kapatılması gerektiğinin görsellerle açıklandığını, sigortalının ekspertiz raporunda verdiği beyanlar arasında çelişki olduğunu, ekspertiz raporundan sonra servisin çağırıldığını yetkili servisin iddia edildiği gibi zararla karşılaşmadığını, su sızıntısının sebebinin su aratma cihazının montajında veya bakımlarındaki eksiklik sebebiyle olduğuna dair belge bulunmadığını ve davanın görevsiz mahkemede açıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; 16/02/2021 tarihli ön inceleme duruşmasının 2 nolu ara kararı gereği dosyanın sigorta, makine mühendisi ve kozmetik alanında uzman bilirkişilere tevdine, bilirkişilere 800 er TL olmak üzere toplam 2.400,00 TL ücret takdirine, masrafın davacı tarafından 2 haftalık kesin süre içerisinde karşılanmasına karar verilmiş, davacı vekiline ücretin kesin süre içerisinde yatırılmaması halinde HMK 324. Maddesi gereğince bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı usulüne uygun olarak ihtar edilmiştir. 24/05/2021 tarihli 2 nolu celsede bilirkişi ücretinin halen yatırılmadığı tespit olunduğu, HMK 324. maddesi gereğince taraflardan her birinin ikame ettiği delil için mahkemece verilen süre içerisinde delil avansına ödemesi aksi halde sunulu delilin ikamesinde vazgeçilmiş sayılacağının düzenlendiği, Mahkemece verilen kesin süreye rağmen bilirkişi avansının yatırılmaması nedeni ile bilirkişi incelemesinin yapılamaması nedeni ile bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağı, teknik bilgi gerektirmesi nedeni ile belirtilen hesaplamanın mahkemece de yapılamayacağı, davacı vekilinin 24/05/2021 tarihli duruşmada yemin deliline de dayanmayacağını belirtmesi üzerine davanın kanıtlamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; ilk derece mahkemesi tarafından bilirkişi ücretinin yatırılmadığından bahisle davanın kanıtlanamaz olarak nitelendirilerek red kararı verilmesinin, mahkemeye erişim hakkının açık ve ağır ihlali olduğunu, bu nedenle kararın kaldırılması gerektiğini, kanun hükmü ve mahkeme ilamı incelendiğinde delil avansının ödenmemesi ile sunulan delilden vazgeçilmiş sayılacağını, ancak bu durumun tek başına davanın reddi sonucunu doğurmayacağını, sunulan delilden vazgeçildiğinin anlaşılması halinde mahkemenin mevcut deliller kapsamında yargılamaya devam etmesi gerektiğini, bilirkişi deliline başvurulmaması halinde mahkemenin yapması gerekenin mevcut delil durumuna göre uyuşmazlığın esası hakkında karar vermesi iken yerel mahkemenin davanın reddine karar vermesinin usule, yasaya ve içtihatlara aykırı olduğunu, yerel mahkeme nezdinde dava ikame edilirken ekspertiz raporunun dosya kapsamına sunulduğunu, bu raporun delil olarak kabul edilmesi ve esasa ilişkin inceleme yapılırken dikkate alınması gerektiğini, taraflarınca bilirkişi ücretinin aynı gün içerisinde yatırılacağının mahkemeye bildirildiğini, buna rağmen mahkemenin bu talebi reddederek davanın reddine karar verdiğini, bu kapsamda davacı tarafın davanın uzamasına sebebiyet vermemek ve yargılamanın devam etmesine yardımcı olmak amacıyla bilirkişi ücretinin aynı gün içerisinde yatırılmasını teklif etmesi karşısında mahkemenin davanın reddine karar vermesinin adil yargılanma hakkının açıkça ihlalini oluşturduğunu, dosyanın reddedildiği yargılama aşamasında dosya nezdinde, talep edilen bilirkişi ücretini karşılamaya yetmese bile belirli bir miktarda gider avansının bulunduğunu, Mahkemenin eksik gider avansının tamamlanması için ek süre tayin etme gibi bir imkanı varken davanın reddine karar vermesinin de adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturacağını, delil niteliği taşıyan ekspertiz raporu incelendiğinde somut olayda meydana gelen hasarın sebebinin davalı şirketin bakım kusuru olduğunun görüleceğini, bu sebeplerle yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın ve müvekkili şirkettin rücuen tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, sigortacının dava dışı sigortalısına aralarındaki sigorta poliçesi gereğince ödediği hasar bedelinden davalının sorumlu olduğu iddiasıyla 6102 sayılı TTK'nın 1472-1481 maddeleri uyarınca rücuen tahsili istemine ilişkindir.Mahkemece, davacının kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.6102 sayılı TTK'nun 1472. maddesinde halefiyet düzenlenmiştir. Maddede, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği ifade edilmiştir. Sigortalının tazminat alacağının hukuki temelinin haksız eylemden, kanundan veya sözleşmeden kaynaklanmış olması arasında hiçbir fark yoktur. TTK 1472. maddeden kaynaklanan halefiyet hakkı sigortacıya, zarar sorumlusundan, sigortalısına ödediği sigorta bedeli kadar talep hakkı ve bunun doğal sonucu olarak da zarar sorumlusuna karşı dava hakkını sağlamaktadır. Bu dava türüne doktrin ve uygulamada sigortacının rücu davası adı verilmektedir. Halefiyete dayalı olan rücu davasında, esas itibariyle sigortalının kendisine zarar verene karşı açacağı tazminat davasının, onun halefi sıfatıyla sigortacı tarafından açılmasıdır.Her tazminat davasında olduğu gibi, sigortacının açtığı rücu davasında da davalının kusurunu ve zararı ispat etmek davacı sigortacıya düşer.Halefiyete dayalı sigorta rücu davasında sigortacı halefiyet hukuki ilişkisi sebebiyle ancak selefinin sahip olduğu haklara sahip olur. Sigortacı halefiyete dayanarak rücu davasını zarar sorumlusu aleyhine yönelttiğine göre, sigortalının zarar sorumlusuna karşı açacağı tazminat davasında sigortalı neyi ispat etmesi gerekiyorsa, sigortacıda bu davada onu ispat etmekle yükümlüdür.6100 sayılı HMK 324. maddesinde ; "Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi halde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır." düzenlemesi mevcuttur. ... Kanuni süreler, açıkça belirtilenler dışında kesindir. Bu nedenle HMK'nın 90. maddesinin açık hükmünde belirtildiği gibi kanunun tayin ettiği süreler hâkim tarafından azaltılıp çoğaltılamaz. Buna karşın, 7251 sayılı Kanun ile değişen HMK'nın 94/2. maddesine göre ise hâkimin belirlediği süreler ise kural olarak kesin değildir. Ancak hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin sürenin tayin edilmesi halinde, karşı taraf yararına usulî kazanılmış hak doğacağı da kuşkusuzdur.Hemen belirtmek gerekir ki, ister kanun ve isterse hâkim tarafından tayin edilmiş olsun kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesine yasal olanak yoktur. Böylece kesin sürenin kaçırılması; o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, bazen davanın kaybedilmesine dahi neden olmaktadır. Bu itibarla geciken adaletin de bir adaletsizlik olduğu düşüncesinden hareketle, davaların yok yere uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere konan kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Öncelikle, kesin süreye ilişkin ara kararı her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler teker teker belirtilmelidir. Bunun yanında verilen süre yeterli, emredilen işler, gerekli ve yapılabilir nitelik taşımalı, ayrıca hâkim süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça anlatmalı, tarafları uyarmalıdır. Öte yandan, kesin süre tarafların yanında hâkimi de bağlayacağından uyulmaması halinde gereği hâkim tarafından hemen yerine getirilmelidir. (Yargıtay 6. HD'nin 2022/3088 Esas, 2024/569 Karar sayılı kararı)Somut davada, ilk derece Mahkemesince 16.02.2021 tarihli ön inceleme duruşmasında; dosyanın bilirkişi listesinde yer alan resen seçilecek sigorta alanında uzman makine mühendisi ve kozmetik alanında değerleme yapabilecek bilirkişilere tevdine, bilirkişiye 800,00'er TL ücret takdirine, toplam 2.400,00 TL masrafın davacı tarafından karşılanmasına, 2 haftalık kesin süre içerisinde bilirkişi ücretinin yatırılmasına, yatırılmadığı takdirde HMK.324 gereği bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı hususunun davacı vekiline ihtarına karar verilmiş ve hazır olan davacı vekiline ihtarat yapılmıştır. Ancak davacı vekili ihtara rağmen kesin süre içerisinde bilirkişi ücretini yatırmamıştır.Davaya konu uyuşmazlıkta kusur durumu ve gerçek zararın tespiti hususu teknik ve özel bilgiyi gerektirmektedir. Bu nedenle mahkemenin mevcut deliller ile işin esasını çözmesi, tarafların kusur durumunun ve davacının gerçek zararının bulunup bulunmadığını ve miktarını tespit etmesi mümkün görülmediğinden, davacı vekilinin bilirkişi incelemesi yapılmadan mevcut duruma göre karar verilmesine dair istinaf nedeni yerinde görülmemiştir.Öte yandan, mahkemenin kesin süreye ilişkin ara kararının her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazıldığı, yapılacak işlerin teker teker belirtildiği, verilen sürenin yeterli, emredilen işlerin, gerekli ve yapılabilir nitelik taşıdığı, ayrıca hâkimın süreye uyulmamanın sonuçlarını açıkça ihtar ettiği, buna rağmen kesin sürenin gereğinin yerine getirilmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin yeniden süre verilmeden karar verildiğine ilişkin istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Ayrıca, Uyap kayıtlarından yapılan incelemede, dosyada, karar tarihi itibariyle dosyanın bilirkişiye tevdii için yeterli masrafın bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle mevcut delil durumuna göre, zararı ispatla yükümlü davacının davasını ispat edemediği anlaşılmakla mahkemece ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.Açıklanan nedenlerle, mahkemece tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf talebinin reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Bakırköy 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/754 Esas, 2021/541 Karar sayılı ve 24/05/2021 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafça peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1b-1 bendi ile aynı kanunun 362/1a Maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.27/02/2025