T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1230 Esas
KARAR NO:2026/730
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:28/02/2022
NUMARASI:2021/202 Esas, 2022/212 Karar
DAVANIN KONUSU:İTİRAZIN İPTALİ
KARAR TARİHİ:14/05/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; sigortalı.... Şti.'ne ait varlıkların müvekkili şirket nezdinde sigortalanarak teminat altına alındığını, sigortalı şirkete ait tesiste 26.08.2019 tarihinde gerçekleşen hırsızlık sonucu 200 metre uzunluğunda 250 kg ağırlığında jenaratör kablosunun çit telleri kesilerek ve kablo parçalara ayrılarak çalındığının tespit edildiğini, sigortalı ile yaptığı sözleşme gereği söz konusu tesisin güvenliğini sağlamakla yükümlü olan davalı şirketin hırsızlık olayından dolayı sorumlu olduğunu, hasar dosyası kapsamında müvekkili tarafından sigortalısına 20.11.2019 tarihinde 66.000,00 TL tazminat ödendiğini, yapılan ödemenin rücuen tahsili amacı ile Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyası ile başlatılan icra takibinin davalının itirazı üzerine durduğunu belirterek icra takibine karşı yapılan itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili yasal süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde; takip dosyası vekille temsil edilmesine rağmen müvekkili şirkete yapılan tebligat usulsüz olduğundan cevap dilekçesinin süresinde sunulduğunun kabulü gerektiğini, sigortalı ile akdedilen sözleşmede müvekkilinin hırsızlık olaylarına ilişkin sorumlu olduğu yönünde bir hüküm bulunmadığını, müvekkillinin sözleşme gereği tüm yükümlülüklerini yerine getirdiğinden bir kusurunun bulunmadığını,sigortalı tarafından olay yerinin ışıklandırmasının yapılmadığını ve kamera sisteminin kurulmadığını, kabul anlamına gelmemek üzere zarar hesabına itiraz ettiklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEME KARARI:İlk derece mahkemesince; tekniğine uygun düzenlenen ve itibar edilen raporda, hırsızlık olayının davalı personelinin dikkatsizliğinden kaynaklandığı tespiti karşısında davalının zarardan sorumlu olduğu, ayrıca raporda, davacı tarafından ödenen paranın gerçek zarar ile uyumlu olduğunun da tespit edildiği, buna göre davacının, sigortalısına ödediği 66.600,00 TL'yi davalıya rücu edilebileceği, ödeme tarihi olan 22.11.2019 tarihinden itibaren hesaplanan işlemiş faizin 8.695,41 TL olduğu gerekçelerine istinaden davanın kısmen kabulü ile, takibe yönelik itirazın iptaline, takibin 75.295,41 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili şirketin bir kusurunun bulunmadığını, sigortalı ile akdedilen sözleşme gereği müvekkilinin tüm kontrol ve devriyeleri belirlenen zamanda gerçekleştirdiğini, sigortalı tarafından olay yerinin ışıklandırmasının yapılmadığını ve kamera sisteminin kurulmadığını, ışıklandırmanın sonradan tamir edilme ihtimalinin değerlendirilmediğini, sözleşme hükümlerine göre müvekkilinden rücuen talepte bulunulamayacağını, çalındığı iddia edilen kablonun uzunluğununu, net ve kesin olarak belirlenmediğini, ayrıca bu kablonun sigortalının envanterinde bulunmadığını, bu nedenle sigortalıya ödenen miktarın kabulünün mümkün olmadığını, dosya kapsamındaki beyanlara göre, sigortalının olayın akabinde çiti ve ışıklandırmayı tamir ettirdiğinin açık olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, sigorta poliçesi uyarınca ödenen hasar tazminatının hasar sorumlusu olduğu ileri sürülen davalıdan rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine karşı yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Davacının, davalı hakkında Bakırköy 17. İcra Müdürlüğünün ... sayılı dosyasında 66.600,00 TL asıl alacak ve 8.762,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 75.362,00 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlattığı, davalının takibe ve borca karşı itirazda bulunduğu, itirazın davacı alacaklıya tebliğine dair bir belgeye rastlanmadığından işbu itirazın iptali davasının yasal süresi içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 03/06/2022 tarih ve 2021/1 Esas 2022/2 Karar sayılı kararı ile; icra takibine maruz kalan borçlu, vekili marifetiyle takibe itiraz ettiğinde, alacaklı tarafından açılan itirazın iptali davasında dava dilekçesinin asıla tebliğ edilmesi gerektiğine karar verilmiş olup mahkemece dava dilekçesinin asıla tebliğ edilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığından cevap dilekçesinin bu tarihten itibaren yasal süresi içinde sunulmadığı anlaşılmıştır.6102 sayılı TTK'nun 1472 maddesinde "halefiyet" düzenlenmiş olup maddede, sigortacının sigorta tazminatını ödediğinde, hukuken sigortalının yerine geçeceği, sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava hakkı varsa bu hakkın tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal edeceği ifade edilmiştir. "...Sigorta şirketi ancak sigorta poliçesi hükümleri çerçevesinde ödeme yapmakla yükümlü olduğu tazminatı ödedikten sonra bunu TTK'nın 1301. maddesi gereğince rizikonun gerçekleşmesine neden olan kimseye rücu edebilir. Bunun dışında poliçede teminat dışında kalan hallerde yapılan ödemelerden dolayı sigortacının rücu davası açması mümkün değildir. Bu durumda, sigorta şirketi tarafından yapılan ödemenin poliçe teminatı kapsamında yapılan bir ödeme mi, yoksa bir lütuf ödemesi mi (...) olduğunun belirlenmesi, yapılan ödemenin poliçe teminatı kapsamında bir ödeme olduğunun anlaşılması halinde davacının dava açma hakkının varlığının kabulü, lütuf ödemesi olduğunun anlaşılması halinde varsa ibraname getirtilip devir ve temlik beyanının varlığı da araştırılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Halefiyet ilişkisine dayalı olarak açılan bu davada, halef sıfatının mevcut olup olmadığının belirlenmesi dava ehliyetine ilişkin olmakla davalı tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi, mahkeme tarafından da re'sen dikkate alınması zorunlu bulunmaktadır..." (Yargıtay 11. HD'nin 2013/3292 Esas 2013/19572 Karar sayılı ilamı).Yukarıda değinilen Yargıtay ilamında da belirtildiği üzere, halefiyet ilişkisine dayalı olarak açılan davada, halef sıfatının mevcut olup olmadığının belirlenmesi dava ehliyetine ilişkin olduğundan davalı tarafından her zaman ileri sürülebileceği gibi mahkeme tarafından da re'sen dikkate alınması zorunlu bulunduğundan Dairemizce bu doğrultuda re'sen inceleme yapılması gerekmiştir. "...Poliçe hükümlerine aykırı bir ödeme yapıldığında sigortacı, TTK 1301. maddesinde düzenlenen halefiyet hakkını kazanamaz. Sigortacının açtığı rücu davasında halefiyet şartları gerçekleşmemiş olup da sigortacı ödeme yaptığı sigortalısından zarar sorumlusuna karşı olan dava hakkını alacağın temliki yoluyla devralmışsa, bu takdirde davacı davacılık sıfatını 6762 sayılı TTK’nın 1301. maddesinden değil, 818 sayılı BK’nın 162 vd. maddelerinde düzenlenmiş olan alacağın devri hükümlerinden almış olacak ve sigortaca rücu davası şeklinde açılan dava ret olunmayarak, genel hükümler çerçevesinde çözüme kavuşturulacaktır (Ulaş, s. 264). Tüm bu hususlar mahkemece resen araştırılmalıdır..." (Yargıtay HGK'nun 2018/17-156 Esas 2020/868 Karar sayılı ilamı).Sigortacının halefiyet hakkının doğması için gerekli şartlardan biri de geçerli bir sigorta sözleşmesi kapsamında sigortalıya ödeme yapmış olmasıdır. Bahsi geçen Yargıtay HGK kararında belirtildiği üzere, poliçe hükümlerine aykırı bir ödeme yapılması halinde sigortacının, halefiyet hakkını kazanamayacağı, ancak şartları varsa alacağın temliki hükümlerine dayanarak talepte bulunabileceği açıktır. Somut olayda, davacı sigorta şirketi ile dava dışı sigortalı ... Ltd. arasında 31/10/2018-31/10/2019 tarihleri arasında geçerli ... Poliçesi akdedildiği konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Ancak poliçede riziko adresi "... Çankaya/Ankara" olarak gösterilmiş olup davacı sigortacı ise, 26/08/2019 tarihinde Lüleborgaz/Kırklareli'nde bulunan sigortalı şirkete ait tesiste hırsızlık olayı gerçekleştiğinden bahisle sigortalısının oluşan zararına karşılık ödediği bedelin rücuen tahsiline yönelik yapılan takibe itiraz üzerine işbu davayı açmıştır.Poliçenin "Geçici Adres Nakli Klozu" başlıklı maddesi "İşbu poliçe kapsamında meydana gelebilecek hasarlar neticesinde veya herhangi bir nedenle sigortalı kıymetlerin bakım/onarım ve benzeri bir sebeple geçici olarak başka bir adreste (Yapı tarzının tam kagir olması ve kapalı alan olması kaydı ile) bulunmaları esnasında maruz kalabilecekleri, işbu poliçede alınmış olan yangın ve ek teminatlar kapsamındaki hasarlar, olay başına ve yıllık (emtea hariç) sigorta bedelinin %10'u azami 20.000,00 TL limit ile sınırlı olarak teminata dahildir." hükmünü içermektedir. Bu hüküm uyarınca, riziko adresi dışında başka bir adreste meydana gelen hasarın teminat kapsamında olabilmesi için, hasarın, sigortalı kıymetlerin bakım/onarım ve benzeri bir sebeple geçici olarak başka bir adreste bulunması esnasında gerçekleşmiş olması gerekir ise de, çalındığı beyan edilen kabloların bu amaçlarla söz konusu adreste geçici olarak bulunduğu hususu sabit değildir. Ayrıca hırsızlığa konu kabloların kapalı bir alanda bulundurulmadığı dikkate alındığında aynı hüküm uyarınca mevcut olması gereken "yapı tarzının tam kagir olması ve kapalı alan olması" şartının sağlanmadığı da anlaşılmakla poliçenin bu hükmünün somut oluya uygulanması mümkün değildir.O halde, riziko adresi dışında gerçekleşen hırsızlık sebebiyle yapılan ödeme poliçe teminatı kapsamında bir ödeme olmayıp lütuf ödemesi (...) niteliğindedir. Bu durumda sigortalısına yaptığı ödemeyi halefiyet hükümleri kapsamında zarar sorumlusu olduğunu ileri sürdüğü davalıya rücu etme imkanı bulunmayan davacı sigortacının, alacağın temliki hükümlerine göre tazminat talep etme hakkı mevcut olsa da, dosya kapsamına bu yönde sunulmuş bir belge de bulunmamaktadır. O halde tespit edilen bu hususlara dayalı belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece yanılgılı değerlendirme ve hatalı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetli olmamıştır.Açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen nedenlerle kabulüne, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında davanın reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/202 Esas, 2022/212 Karar sayılı ve 28/02/2022 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE,
2-a)Davanın REDDİNE,
b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından başlangıçta peşin olarak yatırılan 910,19 TL harcın mahsubu ile bakiye 178,19 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya İADESİNE,
c)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,
d)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA,
e)Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AÜTT gereğince hesaplanan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
f)6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
İstinaf Giderleri Yönünden;
3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 1.286,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 554,70 TL harcın talebi halinde davalıya İADESİNE,
4-Davalı tarafından yatırılan 952,70 TL istinaf başvurma ve karar harcı ile yapılan 91,60 TL istinaf yargılama gideri olmak üzere toplam 1.044,30 TL'nin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,
5-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oybirliği ile karar verildi.14.05.2026