T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1043 Esas
KARAR NO:2026/675
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:16/11/2021
NUMARASI:2018/1210 Esas, 2021/808 Karar
DAVANIN KONUSU:ALACAK
KARAR TARİHİ:07/05/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı arasında 01/07/2009 ve çeşitli tarihli ek protokoller ile imzalanan temizlik hizmetleri sözleşmeleri kapsamında davalının, müvekkili şirketin merkez ve şubelerine temizlik hizmeti sağladığını, müvekkilinin sözleşmenin devamı süresince işçilerin kıdem tazminatları da dahil olmak üzere tüm özlük haklarını düzenli olarak davalıya "hizmet bedeli" adı altında aydan aya ödediğini, 07/11/2016 tarihli noter ihtarnamesi ile taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 16/01/2017 tarihinde sona erdirildiğini, daha sonra davalının, bünyesinde çalışan işçilerin iş akitlerine son verdiğini ve kıdem tazminatlarını ödemediğini müvekkilinin, tarafına açılan kıdem tazminatı talepli davalar ile öğrendiğini, müvekkili tarafından, işçilerin kıdem tazminatları peşin olarak davalıya ödenmesine rağmen, davalının bu ödemeleri işçilere yapmadığından müvekkilinin açılan davalar nedeniyle mükerrer ödeme yapmak zorunda kalacağını, ayrıca bu durumda davalının sebepsiz zenginleşmiş olacağını, bu nedenle davalının işçilere ödemediği kıdem tazminatı bedellerinin davalıdan iadesi gerektiğini, ancak davalı tarafından hangi işçiye ne kadar ödeme yapıldığının müvekkili tarafından belirlenebilmesi mümkün olmadığından davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla, alacak değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda arttırılmak üzere 100.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren ticari avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı tarafından davaya cevap verilmemiştir.İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2017/605 ESAS 2017/1142 KARAR ve 05/12/2017 TARİHLİ KARARI İLE:Davanın 6102 Sayılı TTK'nun 4. ve 5. maddelerinde düzenlenen ticari davalardan olmadığı, davanın işçi alacağından kaynaklı alacak davası olması sebebiyle uyuşmazlığa bakma görevinin İş Mahkemelerine ait olduğu, mahkemenin görevsiz olduğu gerekçeleri ile 6100 sayılı HMK'nun 114/1-c ve 115/2 maddesine göre dava dilekçesinin görev yönünden usulden reddine ve dosyanın görevli İstanbul İş Mahkemesine gönderilmesine dair karar verilmiştir.İSTANBUL 6. İŞ MAHKEMESİNİN 2018/36 ESAS 2018/96 KARAR VE 08/03/2018 TARİHLİ KARARI İLE:Davanın taraflar arasındaki hizmet alım sözleşmesine dayalı bir dava olduğu, tarafların tacir olduğu bu sözleşmeden kaynaklı davada görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesi ile davanın görev yönünden usulden reddine karar verilmiştir.
Mahkemeler arasında olumsuz görev uyuşmazlığı oluştuğundan dosya merci tayini için istinafa gönderilmiştir.
İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 37. HUKUK DAİRESİNİN 2018/1485 ESAS 2018/2209 KARAR SAYILI VE 06/12/2018 TARİHLİ KARARI İLE:Taraflar arasındaki davanın nispi ticari dava olduğundan bahisle İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesi yargı yeri olarak belirlenmiştir.
İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN 2018/1210 ESAS 2021/808 KARAR ve 16/11/2021 TARİHLİ KARARI İLE:Yapılan yargılama, alınan bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; taraflar arasında 01/07/2009 tarihli ve çeşitli tarihli ek protokoller ile temizlik hizmetleri sözleşmelerinin imzalandığı hususunda herhangi bir ihtilafın bulunmadığı, 4857 Sayılı İş Kanununun 2/6. maddesi doğrultusunda, davacı ile davalı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin mevcut olduğu, davacı asıl işverenin, davalı alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak İş Kanunundan kaynaklanan yükümlülükler nedeniyle alt işverenle birlikte müteselsilen sorumlu olduğu, bilirkişi raporunda, davacı tarafın ibraz ettiği sözleşme ve eki fiyatlandırma listesi incelendiğinde, davacı şirketin "kıdem tazminatı" açıklaması ile davalı tarafa ödeme yaptığı, bir başka deyişle davalı tarafın fatura toplamına kıdem tazminatı tutarını da ekleyerek fatura düzenlediğinin tespit edildiği, buna göre iç ilişkide davacı tarafın, işçilere yaptığı ödeme miktarında davalıya rücu talebinde bulunması mümkün ise de, eldeki davada işçilere ödeme yapılmadan davalının sebepsiz zenginleştiğinin söylenemeyeceği, dosya kapsamında dava tarihi nazara alındığında davacı tarafından işçilere yapılan bir ödemenin olmadığı, bu nedenle dava tarihi itibariyle davacı tarafça talep edilebilecek bir alacak miktarının bulunmadığı, davacının rücu talebinde bulunma şartlarının oluşmadığı gerekçelerine istinaden davanın reddine dair karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili tarafından davalıya toplam 663.920,38 TL kıdem tazminatı ödemesi yapıldığının bilirkişi raporu ile tespit edildiğini, davalı bu ödemeleri işçilere yapmadığı için müvekkili şirketin, işçiler tarafından açılan davalar nedeniyle mükerrer ödemeler yapmak zorunda kaldığını ve yapmaya da devam edeceğini, bu durumun davalının sebepsiz zenginleşmesine yol açtığını, işbu dava ile talep edilen ve sebepsiz zenginleşmeye neden olan ödemenin, müvekkili tarafından işçilere mükerrer olarak ödenen kıdem tazminatı bedelleri olmayıp davalıya aralarındaki sözleşme gereği işçilere verilmek üzere ödenen kıdem tazminatı bedelinin olduğunu, bu nedenle mahkemece işçilere yapılan ödemelerin dava tarihinden sonraki tarihlerde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin eksik inceleme ve hatalı değerlendirmeye dayalı bir karar olduğunu, işçiler tarafından müvekkili şirkete açılan iş davaları ve icra takipleri sonucunda 328.954,85 TL ve 213.402,00 TL olmak üzere yalnızca şimdilik toplam 542.356,85 TL tutarında mükerrer ödeme yapıldığını, feshedilen sözleşme kapsamında işçilere ödenmek üzere davalı şirkete ödenen 663,920,38 TL tutarın, davalının sebepsiz zenginleşmesine sebep olduğunu, buna göre dava tarihi itibariyle davalının işten ayrılan hiçbir çalışana kıdem tazminatı ödemesi yapmadığının tüm dosya kapsamı ile sabit olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:Dava, sebepsiz zenginleşme iddiasına dayalı alacağın faizi ile birlikte tahsili istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Davacı taraf işbu dava ile, taraflar arasındaki temizlik hizmetleri sözleşmeleri kapsamında, dava dışı işçiler için davalıya peşin olarak ödediği kıdem tazminatı bedellerinin, davalı tarafından işçilere ödenmemesi nedeniyle sebepsiz zenginleşme iddiasıyla tahsilini talep etmiş olup mahkemece yapılan yargılama neticesinde, dava tarihi itibariyle davacı tarafından işçilere yapılan bir ödeme olmadığından davalının sebepsiz zenginleştiğinden söz edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, davalının sebepsiz zenginleşmesinin söz konusu olup olmadığı ve buna göre davacıya iadesi gereken bir tutarın mevcut olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.Bilirkişi tarafından sunulan 01/04/2020 tarihli raporda; davacıya ait incelenen 2014, 2015 ve 2016 yılı ticari defterlerinin delil niteliği taşıdığı, davacının ibraz ettiği sözleşme ve eki fiyatlandırma listesi incelendiğinde, davacı şirketin "kıdem tazminatı" açıklaması ile davalıya ödeme yaptığı, bir başka deyişle davalının, fatura toplamına kıdem tazminatı tutarını da ekleyerek fatura düzenlediğinin anlaşıldığı, bu durumda davalı şirket çalışanları tarafından davacı aleyhine açılan dava ve icra takipleri neticesinde davacının çalışanlara tekrar ödeme yapmış olması halinde mükerer ödemenin söz konusu olacağı, ancak davacı tarafın, 03/07/2017 dava tarihi itibariyle davalı şirket çalışanlarına aleyhine açılan dava ve icra takip neticesinde ödeme yaptığına ilişkin hiçbir belge ibraz etmediği, ayrıca dava tarihi sonrasında da davacının, davalı çalışanlarına yargı kararı gereği ödeme yaptığına ilişkin hiçbir belge ibraz etmediği, bu nedenle davacının, dava tarihi itibariyle davalıdan alacağının bulunmadığı bildirilmiştir.Bilirkişi tarafından sunulan 12/08/2021 tarihli ek raporda; davacı vekilinin 27/07/2021 tarihli dilekçesi ekinde ve aynı zamanda flash bellek içerisinde sunduğu tüm belgeler ile detay excell çalışmalarının incelenmesi neticesinde, davacı tarafından davalıya ticari faaliyetin gerçekleştiği 2008-2016 yılları arasında (bu yıllar dahil) toplam 663.920,38 TL kıdem tazminatı ödemesi yaptığı, davalı şirket çalışanlarının ticari faaliyetin sona erdirildiği 2016 yılından sonra davacı ve davalıya aleyhine açtığı davalar neticesinde, mahkeme kararlarının icra takibine konu edilmesi ile davacının toplam 328.954,85 Tl kıdem tazminatı ve faiz ödemesi yaptığının tespit edildiği bildirilmiştir.Sebepsiz zenginleşme, 6098 sayılı TBK'nun 77. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğmuş olur (TBK.m.77).Borcun kaynağı olarak öngörülen sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli haklı bir sebebe dayalı olmaması gerekmektedir (Yargıtay 3. HD'nin 2025/2540 Esas 2025/5975 Karar sayılı ilamı).Öte yandan her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilmesi gerektiğinden sebepsiz zenginleşme durumun da dava tarihi itibariyle oluşup oluşmadığının tespiti gerekir."...Dava ve cevap dilekçelerinde bildirilmiş olan vakıalar davanın sınırını çizmekte ve mahkemece ancak bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabilmektedir. İşte bu nedenledir ki, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Bir başka ifadeyle hüküm, uyuşmazlığın başlangıcından dava açılan güne kadar gerçekleşmiş olayları kapsar. Aksinin kabulü tarafların dayandığı olguların, dolayısıyla elde etmek istediği nihai talebin dışına çıkılması sonucunu doğuracağı gibi; temyiz ve karar düzeltme süreçleri de dâhil, yargılamanın son aşamasına kadar gerçekleşecek hukuki ve fiili olguların nazara alınması gerektiği sorununu ortaya çıkaracaktır. Nitekim 28.11.1956 tarih ve 15/15 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında, “her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesine yer verilerek, davanın açılmasına kadar gerçekleşen hukuki ve maddi vakıalara göre sonuçlandırılması gerektiği benimsenmiştir..." (Yargıtay HGK'nun 2017/3-990 Esas 2017/954 Karar sayılı ilamı).Somut olayda, taraflar arasında davalı tarafından davacıya temizlik hizmeti verilmesi amacıyla 01/07/2009-01/07/2010 tarihlerini kapsayan sözleşme akdedilmiştir. Sözleşme birer yıllık sürelerle uzayarak devam etmiş olup en sonunda davacı taraf Üsküdar ... Noterliğinin 07/11/2016 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile, fesih hakkı tanıyan sözleşmenin 13. maddesi uyarınca sözleşmeyi 16/01/2017 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere feshettiğini bildirmiştir. Sözleşmede 1 aylık fatura bedeli 5.117,86 TL + KDV olarak kararlaştırılmış olup sözleşme ekinde yer alan maliyet tablosunda bu bedele kıdem tazminatı payının da dahil olduğu anlaşılmıştır. O halde sözleşme bedeline dahil olduğu kararlaştırılan kıdem tazminatı payının iadesi sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesi mümkün değildir. Meğer ki davacı tarafından, açılan davalar kapsamında dava dışı işçilere kıdem tazminatı ödemesi yapılmış olsun. Bilirkişi ek raporu ile, iş davalarında verilen kararların icra takibine konu edilmesi neticesinde davacı tarafından davalı çalışanlarına "Kıdem Tazminatı" adı altında faiz dahil toplam 328.954,85 TL ödeme yapıldığı tespit edilmiş ise de, işbu dava tarihi itibariyle yapılan bir ödemenin bulunmadığı, ödemelerin dava tarihinden sonra yapıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda değinilen Yargıtay HGK kararında da belirtildiği üzere, dava ve cevap dilekçelerinde bildirilmiş olan vakıaların davanın sınırını çizdiği, mahkemece ancak bu vakıalar hakkında inceleme ve değerlendirme yapılabileceği, bu nedenle her davanın açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanacağı nazara alındığında davalının dava tarihi itibariyle sebepsiz zenginleştiğinden söz edilemeyeceğinden mahkemece tesis edilen karar isabetli olmuştur.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1210 Esas, 2021/808 Karar sayılı ve 16/11/2021 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisindeTemyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.07.05.2026