T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
17. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2022/1041 Esas
KARAR NO:2026/666
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:18/11/2021
NUMARASI:2016/608 Esas, 2021/1010 Karar
DAVANIN KONUSU:ALACAK
KARAR TARİHİ:07/05/2026
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında 01.02.2013 tarihinde ''....'nin ...'' başlıklı bir sözleşme akdedildiğini, müvekkili ile davalı şirket arasında sözleşmenin ayrılmaz bir parçasını teşkil eden ''...'' şeklinde isimlendirilen bir belge daha imzalandığını, anlaşmalar gereğince davalı şirketin çalışmaya başladığı ve davalı şirketin bu çalışmanın karşılığında müvekkili davacı şirkete Aralık 2013 tarihine kadar yazılı olduğu şekilde aylık ücretleri ödediğini, müvekkilinin 01.02.2013 tarihli anlaşmadan doğan edimlerini yerine getirmiş olmasına, sözleşme yürürlükte bulunmasına ve bu anlaşmanın ayrılmaz bir parçası olan ... şeklinde isimlendirilen belgede müvekkiline prim ödenmesini gerektiren koşulların tamamı sağlanmış olmasına rağmen davalının hak kazanılan primi müvekkiline ödemediğini, bunun üzerine davalıya Beşiktaş .... Noterliğinden 03.02.2016 tarih ve ... yevmiye numarası ile ihtamame keşide edildiği ve müvekkilince hak edilen başarı priminin 2.737.500 Amerikan Doları olduğunu, bu miktar veya belirlenebilecek gerçek yatırım miktarı üzerinden hesaplanacak başarı primi alacağının talep etme hakkı saklı tutularak, şimdilik 843.750 Amerikan Dolarının 15 gün içinde ödenmesinin ihtar edildiğini, davalı tarafın bu açıklamaları ve cevabi ihtarnamesindeki kabul ve ikrar beyanı bir arada değerlendirildiğinde 365 milyon Amerikan Doları toplam finansal faydanın davalı tarafından elde edildiğini, davalı tarafından elde edilen 365 milyon Amerikan Doları toplam finansal faydanın % 0.75'nin ise müvekkilinin, davalının hak edişi olarak, davalı şirkete keşide edilen ihtarnamesinde de yazılı olduğu şekilde net 2.737.500 Amerikan Dolarının sabit olduğunu, davalı şirketin bugüne kadar müvekkiline herhangi bir ödeme yapmadığından huzurdaki davanın açılması zarureti hasıl olduğunu belirterek HMK mad.107 gereğince fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak ve toplam alacak miktarı yargılama sırasında tam olarak belirlendikten sonra müddeabihi ıslah hakları saklı kaydı ile davalı şirket ile müvekkili şirket arasında münakid anlaşma ve eklerinden doğan başarı primi alacaklarına karşılık olmak üzere (şimdilik) 10.000 Amerikan Doları alacaklarının, talep konusu Amerikan Doları cinsinden olan alacağın flili ödeme tarihindeki T.C Merkez Bankası efektif satış kuru hesabı ile Türk Lirası karşılığının tespit edilecek asıl alacağa dava tarihinden itibaren Amerikan Dolarına uygulanan faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın eksik harç yatırdığından öncelikle bu hususun tamamlanması için kesin süre verilmesini talep ettiğini, müvekkili ile davalı arasında 01/02/2013 tarihinde ''....'nin ...'' başlıklı bir sözleşme akdedildiğini, daha sonra davacı ile müvekkili şirket arasında sözleşmenin ayrılmaz bir parçasını teşkil eden ''...'' akdedildiğini, hizmetin davacı şirket tarafından müvekkili şirkete verilmiş olması, verilmiş olan bu hizmet nedeniyle müvekkili şirket tarafında bir sonucun doğmuş olması kayıt ve şart olduğunu, davacı tarafın dilekçesi incelendiğinde, ... ifade edilmiş başarı primine hangi hizmetlerin karşılığının hak edildiğinin taraflarınca tespit edilemediğini, davacı ile müvekkili şirket arasında akdedilen sözleşmenin yürürlükte olmadığını, davacının huzurdaki davadaki başarı primini hak edebilmesi için, hem alıcı ile satıcıları buluşturmuş olması hem de bu hukuki ve finansal detaylarında hizmet vermiş olması gerektiğini, somut olayda olayların bu şekilde cerayan etmediğinin açıkça ortada olduğunu, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin simsarlık ilişkisi olduğu düşünüldüğünde Borçlar Kanununun 520. Maddesinin lafzi olarak yorumlamanın bile davacının davasının reddi sonucunu doğuracağını, yukarıda arz ve izah edilen sebeplerden ötürü, davacının haksız ve hukuka aykırı davasının öncelikle usulden reddini, bu taleplerinin kabul edilmemesi halinde esastan reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; Sözleşmedeki tüm yükümlükler dikkate alındığında, sözleşmenin karma bir sözleşme olup hem yatırım danışmanlığı hizmet alım sözleşmesi hem de tellallık sözleşmesi niteliğinde olduğu, tellallık sözleşmesi gereğince ancak sözleşmenin kurulması halinde ücrete hak kazanılabileceği, bunun için de tellalın belirli bir faaliyette bulunması, tellalın faaliyeti ile esas sözleşmenin kurulması arasında illiyet bağının bulunması gerektiği, taraflar arasındaki uyuşmazlığın temelinin, 01/02/2013 tarihli ... Protokol'ün 9. maddedeki bir kısım desteklerin ve 10,11 ve 12. maddelerdeki desteklerin yerine getirilmesinde davalının bir engellemesinin söz konusu olup olmadığı, engellemesi var ise dava konusu alacağa etkisi hususunda toplandığı,Kök raporda her ne kadar davacı şirketin dava dışı ... ile 2013 Mayıs ayı ortalarından sonra birlikte dahil olduğu bir e-posta yazışmasının dosyada rastlanılmadığı beyan edilmiş ise de, davacı vekilinin kök rapora itirazının 4-9. sayfalarında somut olarak 2013 Mayıs ayından sonrada davacı ile ... arasında mailleşmelerin bulunduğu, davacı ile ... arasındaki en son 05.09.2013 mailleşmede davacı tarafından gönderilen projeksiyonların ancak Eylül ayı içinde değerlendirilebileceğinin beyan edildiği, ancak davacı tarafça ...'nin beyanı doğrultusunda Eylül, Ekim ve de Kasım 2013'de ... ile neden irtibat kurulmadığının ispatlanamadığı bu hususta davalının eylemleriyle, davacının ... ile irtibat kurmasının engellendiğine ilişkin bir ispatın bulunmadığı, Her ne kadar bilirkişi kurulunca ''davalının Aralık 2013'teki toplantıda davacı ile olan mutabakatı sonlandırdığı ifadesi de davacının bu alanda hizmet vermesini kabul etmedikleri yani borçlu ifaya hazır olmasına rağmen alacaklının ifayı kabul etmediğini gösterdiği'' şeklinde görüş beyan edilse de, Eylül, Ekim ve de Kasım 2013'de davacının, ... ile irtibat kurmaması olgusu dikkate alındığında, bilirkişinin bu kanaatinin yerinde olmadığı, davalının Aralık 2013 toplantısına ilişkin beyanının tarafların birlikte bu karara vardığı şeklinde olup ikrarın bölünemeyeceği ancak ikrardaki davacının da bu iradede olduğu hususunun ispatlanamaması nedeniyle bu ikrarın hükmede esas alınamayacak ise de, Eylül, Ekim ve de Kasım 2013'te davacının ... ile irtibat kurmaması hususu dikkate alındığında tarafların ortak iradesi ile sözleşmenin sonlandırılması -ispatlanamasa da- ihtimalinin kuvvetlendiği; bilirkişi kurulunca '' davacının ... ile yaptığı yazışmalar dikkate alındığında, başladığı ifayı yarıda bırakmasının ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğu'' kanaati bildirilmiş ise de, sözleşmelerin ifa edilememesi veya sona erdirilmesi açısından ticari hayatın olağan akışı içerisinde bir çok ihtimalin bulunduğu, bu ihtimallerden birinin de ... şirket müdürü ... tarafından gönderilen 30/09/2015 tarihli mailde bahsedilen davacı şirket yetkilisi ...'in 2013 yılının başında yaptığı açılımın olumsuz olduğu, önerisinin hiçbir bakımdan uygun olmaması olduğu, ancak maildeki bu iddialarında bir beyan olup ispatının olmadığı, bu hususun gerekçede belirtilmesinin nedeninin sözleşmelerin ifa edilememesi veya sona erdirilmesi açısından ticari hayatın olağan akışı içerisinde bir çok ihtimale ilişkin bir örnek olarak göstermek olduğu, tüm bunlara göre mahkemece uyuşmazlığın esasına etki eder temel sorunun ... yetkilisinin beyanına göre Eylül, Ekim ve de Kasım 2013'de görüşülmesi gerekliliğine rağmen neden görüşme yapılmadığı, buna davalı tarafın nasıl engel olduğunun ispatı konusunda olduğu, bu hususlarda ispat yerine getirilmemiş olmakla, 10.04.2014 tarihinde yatırım (finansman) sağlama aşamasının ileri noktalarına geçilmesi ve 2015 yılında yatırım anlaşması yapılması şeklindeki olayda davacının faaliyetleri ile gerçekleşen yatırım sözleşmesi arasındaki illiyetin kesildiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ:Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; Mahkeme tarafından atanan birinci grup bilirkişilerin raporlarının yani 04.10.2018 tarihli bilirkişi kurulu raporunun 26.06.2019 tarihli ek rapor ve 02.01.2020 tarihli bilirkişi ikinci ek raporunun bizzat Mahkeme tarafından değersizleştirildiği hatta ek rapor için takdir edilen bilirkişi ücretinin geri alınmasına dahi karar verildiğini ve ikinci grup bilirkişiler atanmasına ve onların müvekkilinin haklılığına karar verilebileceği kanaatini yansıtan raporlarına rağmen gerekçeli kararda birinci grup bilirkişilerin raporlarına dayanılmasının hukuka aykırı olduğunu, taraflar ve dava dışı potansiyel yatırımcı arasındaki onlarca e posta yazışmasının birinci grup bilirkişi heyetince hiç incelenmediğini ve değerlendirilmediğini, müvekkili ile yatırımcı adaylarından dava dışı ... ile ilgili bütün iş ve işlemleri Nisan 2013-Eylül 2013 tarihleri arasında 6 ay süreyle son derece yakından büyük bir titizlik ve özveri ile takip ettiği, yatırımca sunumunun potansiyel yatırımcı dava dışı ... ile paylaştığını, iş planı, finansal modelleme projeksiyonlarını davalı ... ile birlikte gerçekleştirerek davalın ve dava dışı potansiyel yatırımcı ile paylaştığını, en son paylaşılan 05.09.2013 tarihli e posta içeriğinde potansiyel yatırımcı ... yetkilileri tarafından işin Eylül ayı içerisinde değerlendirilebileceği, biraz daha vakte ihtiyaç duyduklarının bildirildiğini, buna rağmen potansiyel yatırımcı dava dışı ... ile davalı ... arasındaki görüşmelerin müvekkiline başarı primi ödenmemesi amacıyla saf dışı bırakılarak devam ettiğini, neticeten potansiyel yatırımcı ... ile davalı ... arasındaki görüşmelerin müvekkiline bilinçli olarak haber verilmeden planda sürdürüldüğünü, 06.12.2013 tarihinde ön sözleşme imzalandığının davalı vekilinin cevap dilekçesinde davalı ile dava dışı şirket arasındaki yatırımcı sürecini ifade ederken ikrar edildiğini, dolayısıyla müvekkili ile davalı arasındaki sözleşmenin ... başlıklı 9,10,11 ve 12. Maddelerinde yazılı "destek olmaya ilişkin" hükümlerinin müvekkili bakımından uygulanmasının fiilen engellendiğini, ayrıca sözleşmenin 12. Maddesinde belirtilen destek olma ediminin ancak vekil eden davalı tarafından talep edilmesi halinde ifasının mümkün olabileceğini, dosya içeriğinden davalı şirketin müvekkilinden bu yönde bir talepte bulunmadığının anlaşıldığını, dosyaya sunulu ve karara esas alınabilecek bilirkişi raporunun, 04.01.2021 tarihli ikinci grup bilirkişi raporu ve 14.07.2021 tarihli ikinci grup bilirkişi heyeti ek raporu ve bu raporlar ile incelenen belgeler, olgular ve hukuki değerlendirmelerin Mahkemece gözetilmeksizin davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, Mahkemenin gerekçeli kararında dava dışı 3. şahıs ...'nin müdürü tarafından gönderilen e postanın tarafların ortak iradesi ile sözleşmenin sonlandırılması ispatlanmasa da ihtimalinin kuvvetlendiği yönündeki çıkarımının dosya içeriği maddi bulgulara ve ikinci grup bilirkişilerin ek raporlarındaki tespitlere aykırı olduğunu, davacı davalı ve 3. şahıs arasındaki mesaj alışverişlerinde bu e postayı gönderen kişinin yer almadığını belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf cevap dilekçesinde; dilekçesinde bildirdiği nedenlerle davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, taraflar arasındaki sözleşme ve protokol uyarınca başarı primine hak kazandığı iddiasına dayalı alacak davasıdır.Taraflar arasında 01.02.2013 tarihli sözleşme ve ... imzalanmış olup, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde; sözleşmenin, karma nitelik taşıdığı, talebe konu alacağın, simsarlık sözleşmesinden kaynaklı alacağa ilişkin olduğu anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.İstinafa konu uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan 01.02.2013 tarihli sözleşme ve ... başlıklı anlaşmanın ek listesinde yer alan dava dışı ... şirketi ile davalı arasındaki yatırım anlaşması nedeniyle davacının bu yatırım üzerinden başarı primine hak kazanıp kazanmadığı ve miktarına ilişkindir.Taraflar arasındaki sözleşmenin Yönetim ve Hizmet Bedeli Başlıklı Maddesinde; " ...Yukarıda çalışmalar sorasında ...'in opsiyonel olarak belirtilen" ..."ni yürütmesi istendiği takdirde yukarıdaki aylık ücrete ek olarak söz konusu yatırımcılardan elde edilecek toplam finansal fayda(...'in ve/veya iştiraklerinde yatırımcının gerçekleştireceği nakit sermaye artışı ve/veya yatırımcıya hisse satışı üzerinden belirlenecek bir yüzde orana göre bir başarı primi talep edilecektir. Başarı primi üzerinde ... başlamadan önce yazılı olarak karşılıklı mutabık kalınacaktır..." düzenlemesi yer almaktadır.Taraflar arasındaki ... başlıklı anlaşmada; "...'den, anlaşmada belirtilen yatırımcı sürecinin yürütülmesi konusunda çalışması istendiğinden, aylık ücrete ek olarak ...'e yatırımcılardan elde edilecek toplam finansal fayda (...'in ve/veya iştiraklerinde yatırımcının gerçekleştireceği nakit sermaye artışı ve/veya yatırımcıya hisse satışı ve/veya hisse senedine dönüştürülebilir borç enstrümanı ile ilerde bu türden hakedilecek opsiyonların toplamı) nedeniyle ...'in uhdesine girecek satış bedeli üzerinden EK-1 de yer alan yatırımcılardan ve bunlar dışında ileride üzerinde yazılı mutabakat sağlananlardan yatırım gerçekleştiği takdirde % 0,75 + KDV başarı primi talep edilecektir..." düzenlemesi yer almaktadır.Taraflar arasında yazılı sözleşme ve eki niteliğindeki ... düzenlendiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.Yine davalının, taraflar arasında düzenlenen ... ekinde yer alan potansiyel yatırım listesinde belirtilen ... şirketi ile 21.10.2015 tarihinde yatırım anlaşması yaptığı da uyuşmazlık konusu değildir. Davacı vekili, müvekkili şirketin yatırımcı adaylarından dava dışı ... ile ilgili bütün iş ve işlemleri Nisan 2013- Eylül 2013 tarihleri arasında 6 ayı süreyle yürüttüğünü, en son 05.09.2013 tarihli e posta içeriğinde potansiyel yatırımcı ... yetkilileri tarafından işin Eylül ayı içerisinde değerlendirilebileceği, biraz daha vakte ihtiyaç duyduklarının bildirildiğini, buna rağmen potansiyel yatırımcı dava dışı ... yetkilileri ile davalı arasındaki görüşmelerin müvekkilinin başarı primi ödenmemesi amacıyla saf dışı bırakılarak devam ettiğini, müvekkilinin sözleşmenin Yatırım süreci başlıklı 9.,10.,11., ve 12. Maddelerinde yazılı "destek olmaya ilişkin" hükümlerinin müvekkili bakımından uygulanmasının engellendiğini ileri sürmüştür.Davalı vekili ise, davacının başarı primini hak edebilmesi için yatırımcı sürecini yürüterek bir başarı elde etmesi gerektiğini, müvekkilinin gerçekleştirdiği ortaklık sürecine davacının dahil olmadığını, ...ile gerçekleştirilen ortaklığın davacı aracılığıyla olmadığını, müvekkili ile ... arasında gerçekleştirilen yatırıma ilişkin sürecin kendi imkanları ile yurt dışındaki bir proje sebebi ile bağlantı kurması ve yine yurt dışındaki doğalgaz santrali ile ilgili projeye dayandığını savunmuştur.Tarafların iddia ve savunmasına göre, taraflar arasındaki uyuşmazlığın temeli, dava dışı potansiyel yatırımcı ... 'nin 05.09.2013 tarihli mailinden sonra 01/02/2013 tarihli ... Başlığı Altında Protokol'ün 9. maddedeki bir kısım desteklerin ve 10,11 ve 12. maddelerdeki desteklerin yerine getirilmesinde davalının bir engellemesinin söz konusu olup olmadığı, davacının başarı priminin ödenmemesi amacıyla saf dışı bırakılıp bırakılmadığı, davalı ile dava dışı ... arasındaki 21.10.2015 tarihli yatırım anlaşması nedeniyle davacının başarı primini hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. TBK 520. Maddesinde simsarlık sözleşmesi “simsarın taraflar arasında bir sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. TBK 521. maddede ise ücret üst başlığı altında hak etme zamanı düzenlenmiş olup TBK 521/1.fıkrada, simsarın ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme kurulursa ücrete hak kazanacağına yer verilmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 08.12.2020 tarihli ve 2018/13-1110 E., 2020/1006 K. sayılı kararı'nda simsarın ücret alacağının doğumu için gerçekleşmesi gereken şartlar;" Simsarın ücret alacağının doğumu için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:
a) Simsarın aracılık ettiği asıl sözleşmenin iş sahibi ile üçüncü kişi arasında kurulması gerekir. Bu şart, iş sahibinin, kendisine teklif olunan üçüncü kişilerle sözleşme yapmayı sebepsiz olarak reddetmesi hâlinde de gerçekleşmiş sayılmalıdır. Ücret alacağının doğumu için, bu sözleşmenin ifa edilmesi gerekli değildir.Taraflar, asıl akit kurulmamış olsa bile, ücret ödenmesini kararlaştırabilecekleri gibi ücretin, sözleşmenin ifa edilmesi halinde ödeneceğini de kararlaştırabilirler.
b) Asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunmalıdır. TBK’nın 521/1. maddesi bu şartı, "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleriyle ifade etmiştir. Bu şartın aksi de kararlaştırılabilir.
c)TBK m. 523'de (BK. m. 407) düzenlenen ve simsarın ücret ve giderlere ilişkin alacağının kaybı sonucunu doğuracak durumlardan birinin gerçekleşmemesi gerekir (Yavuz, C.: Borçlar Hukuku Dersleri Özel Hükümler, 9. Baskı, İstanbul 2011, s. 604 vd). Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30.03.2016 tarihli ve 2014/859 E., 2016/428 K., 15.03.2017 tarihli ve 2017/644 E., 2017/460 K. ve 07.03.2018 tarihli ve 2017/555 E., 2018/442 K. sayılı kararlarında da aynı ilkelere işaret edilmiştir."denilmiştir.Somut olay bakımından; yukarıda yer verilen ilgili yasa maddeleri uyarınca Yargıtay kararında belirtilen simsarın ücret alacağının doğumu için birlikte gerçekleşmesi gereken şartların gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmesi gerekmiştir. Dosya kapsamına göre, davalının ... ile yapacağı sözleşmeden dolayı davacının başarı primine hak kazanabilmesi için sadece sözleşmenin kurulması yeterli olmayıp yatırım sözleşmesinin kurulmasına kadar ki sürece aktif olarak katılması, süreci yürütmesi ve sözleşmedeki 8-12. maddelerinde faaliyetleri gerçekleştirmesi gerektiği anlaşılmaktadır. Ne var ki davacı, sözleşmenin bu maddelerindeki faaliyetleri gerçekleştirdiğini zaten iddia etmemekle birlikte, bu maddelerin müvekkili bakımından uygulanmasının davalı tarafından engellendiğini ileri sürmüş olup, bu iddiasını ispat etmesi gerekir. Dava dışı ...'nin davacıya gönderdiği 05.09.2013 tarihli mail yazışması ile, davacı tarafından gönderilen projeksiyonların ancak Eylül ayı içinde değerlendirilebileceği, biraz daha vakte ihtiyaç duydukları bildirilmiştir.Davacı tarafça ...'nin beyanı doğrultusunda, bu tarihten sonraki süreçte ... ile neden irtibat kurulmadığının ispatlanamadığı gibi bu hususta davalının, davacının ... ile irtibat kurmasını ve yatırımcı sürecine destek olmaya ilişkin hükümlerin uygulanmasının nasıl engellendiğine dair bir ispatın da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Diğer taraftan, yukarıda yer verilen ... başlıklı anlaşmaya göre davacından yatırımcı sürecini yürütmesi " istendiği takdirde" aylık ücrete ek olarak başarı primini talep edebileceği belirtilmiştir. Davacı da sözleşme kapsamında yatırımcı sürecinin yürütülmesine ilişkin simsarlık hizmetinin gerçekleştirilmesi sonucunda asıl sözleşmenin kurulduğunu iddia etmemekte, yatırım süreci başlıklı 9.,10.,11., ve 12. Maddelerinde yazılı "destek olmaya ilişkin" hükümlerinin müvekkili bakımından uygulanmasının engellendiğini ileri sürmektedir.Bu nedenle davacının/simsarın ücret alacağının doğumu için gerekli şartlardan biri olan asıl sözleşmenin kurulması ile simsarın faaliyeti arasında nedensellik ilişkisi bulunması şartı, yani TBK’nın 521/1. Maddesi uyarınca "yaptığı faaliyet sonucunda" sözleşmenin kurulması gerektiği şartının somut olayda gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği anlaşılmakla ilk derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiştir. Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 353/1b-1 bendi gereğince esastan reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;
1-İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/608 Esas, 2021/1010 Karar sayılı ve 18/11/2021 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,
2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 651,30 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,
3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere Başkan ...'ın muhalefetiyle oyçokluğu ile karar verildi.07.05.2026
MUHALEFET ŞERHİ:Tüm dosya kapsamı, aldırılan bilirkişi raporları ve taraflar arasında yapılan sözleşmeler ile davalı ile dava dışı ... şirketi arasında yapılan sözleşmeler birlikte değerlendirildiğinde;Davacı ile davalı arasında hizmet alım sözleşmesi yapılmıştır. Uyuşmazlık taraflar arasında imzalanan 01/02/2013 tarihli başarı mütabakatı başlıklı protokolden kaynaklıdır. Protokolde ismi belirtilen dava dışı ... şirketi ile davalı arasında anlaşma yapılmıştır. Bu durumda davacının başarı primine hak kazanıp kazanmadığının değerlendirilmesi gerekir. Sözleme içeriğine göre davalının sözleşme yaptığı dava dışı ...şirketin ismi taraflarca imzalanan protokolde belirlenmiştir. Davacı, davalının dava dışı ... şirketi ile sözleşme yapması için bir kısım faaliyetlerde bulunduğu ancak sözleşmenin yapılmadığı, bilirkişi raporuna göre sözleşmenin 8. ve 9. Maddesinde belirtilen edimlerin davacı tarafından yerine getirildiği anlaşılmaktadır. Sözleşmenin 10, 11 ve 12.maddelerinde belirtilen edimlerin ise sözleşmenin kurulmasına müteakip yine davacı tarafından ifa edilecektir.Davacı, dava dışı ... şirketinin yetkilileri ile sözleşmenin kurulması için faaliyetlerde bulunduğu anlaşılmaktadır. Dava dışı ... şirketi sözleşmenin kurulması için zamana ihtiyaç olduğunu ve davacının talebinin daha sonra değerlendirileceğini beyan etmesi üzerine davacı, dava dışı şirketin cevabını beklemiştir.Ancak dosya kapsamına göre davalı, davacının bulduğu ve hatta protokolde ismi geçen bu şirketle davacıyı devre dışı bırakarak sözleşme yapmıştır. Bu durumda davacının ücretin tamamına hak kazanıp kazanmadığı veya ne kadarına hak kazandığı hususunun tartışılması gerekir.TTK'nun 20.maddesinde, her tacir işletmesi ile ilgili bir hizmetten dolayı uygun bir ücret isteyebileceği belirlenmiştir. Davacının sözleşmenin 10,11 ve 12.maddelerinde belirtilen edimlerini ifa etmediği bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir. Sözleşmenin 10,11 ve 12. nolu maddelerinde belirtilen edimlerin ifası davalının katılımına bağlıdır.Bu kapsamda, sözleşmenin kurulması için dava dışı ... şirketinden haber bekleyen davacıyı devre dışı bırakarak ... şirketi ile sözleşme yapan davalının sözleşmede belirlenen borcunu ifa etmesi gerekir. Davalının sözleşme yaptığı ... şirketinin davacı tarafından tespit edildiğinden davacının bu konuda ücrete hak kazandığı değerlendirilmektedir. Yine davacının, sözleşmenin 8 ve 9.maddesinde belirtilen edimleri de ifa ettiği anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki sözleşmenin bir bütün olarak değerlendirilmek suretiyle davacının ediminin ne kadarını ifa ettiği, ayrıca davacının devre dışı bırakılarak davalının sözleşme yapması sebebiyle başarı priminin ne kadarını ödemesi gerektiği, diğer bir ifade ile davacının ne kadar başarı pirimini hak kazandığı hususunda konusunda uzman bilirkişi heyetinden rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmesi gerekir. Bunun mümkün olmaması halinde TBK'nun 50/2 maddesi gereğince mahkeme hakimince davacının talep edebileceği alacak miktarının hakkaniyete uygun bir şekilde tespit edilmesi dosya kapsamına ve hukuk vicdanına uygun düşecektir.Bu sebeplerle istinaf başvurusunun reddine dair çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.07.05.2026