(5237 S. K. m. 53) (5271 S. K. m. 230)
DAVA: Yerel Mahkemece verilen hükümlere karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan katılan vekilinin dilekçesi ve dosya içeriğine göre dosya görüşüldü:
KARAR: İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Katılan vekilinin sanığın Atatürk'ün Hatırasına Alenen Hakaret suçundan beraatine ilişkin karara karşı istinaf talebinde bulunduğu anlaşılarak yapılan incelemede;
Sanık ..... hakkında Atatürk'ün Hatırasına Alenen Hakaret suçundan Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunun 1/1, TCK nın 53 maddeleri gereğince cezalandırılması talebi ile kamu davası açılmış olup, sanık savunması, katılanın beyanı ve tanık anlatımlarına göre sanığın Atatürk ile ilgili söylediği iddia edilen iddianamede anlatılı sözlerin doktor olan katılanın odasında söylendiği, Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanunun 1/1 maddesi "Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret" suçlarının cezalandırılacağını öngörmekte olup maddeden de anlaşılacağı üzere suçun alenen işlenmiş olması bir unsur olarak düzenlenmiş olup aleniyet unsurunun hakaret suçlarında öngörülen ihtilat unsurundan farklı olup aleni bir ortamda söylenmesinin gerektiği, sanığın Atatürk'ün hatırasına hakaret olarak sarf ettiği iddia edilen ve Atatürk'e yönelik iddianamede anlatılı sözlerin katılanın odasında söylendiği, tanıklar tarafından kapının açık olması nedeni ile bir kısım sözlerin duyulmasının sözlerin aleni ortamda söylendiği sonucu çıkarılamayacağı, sanığa yüklenen suçta aleniyet unsurunun gerçekleşmediği anlaşılmakla unsurları itibarı ile oluşmayan suçtan sanığın beraatine karar verildiği anlaşılmış ise de;
Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanunun 1, maddesinde Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır hükmü mevcut olup 2.fıkrasında ise, Birinci maddede yazılı suçlar, iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde veya basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır diyerek ilk maddedeki suçun umumi veya umuma açık bir ortamda söylenmesi halinde artttırım yapılacağı düzenlendiği, birinci maddedeki aleniyet unsurunun umuma açık yer olarak kabul edilemeyeceği, kalabalık sayıda kişilerin olaya tanık olmalarının mümkün olduğu herhangi bir yerde islenen bir fiilde, aleniyetin varlığını kabul etmek gerekeceği, Diğer bir deyişle, olay mahallinin genel veya özel bir yer olması şart olmayıp fiil esnasında kalabalık bir kitlenin bulunması dahi gerekmediği, Sadece yerin özelliği itibarıyla orada kalabalık sayıda kişilerin bulunabilmesinin imkan dairesinde olmasının yeterli olduğu, Yani olaya mahalli özel bir mekan olsa da, böyle bir durumda geçici olarak umumi bir mahal haline gelebileceği, Önemli olanın eylemin belirli olmayan bir çok kişi tarafından algılanabilir nitelikte olması olduğu, Aleniyet için temel ölçütün, fiilin gerçekleştiği koşullar itibarıyla belirli olmayan ve birden fazla kişi tarafından algılanabilir olması olduğu, Algılamak, görmek veya duymak seklinde olabileceği, Aleniyetin gerçekleştiğinden söz edebilmek için kesin görülmüş veya duyulmuş olmasının da şart olmadığı,. Görülebilir veya duyulabilir olması yeterli olduğu anlaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, sanığa isnat edilen suç açısından aleniyet unsurunun gerçekleştiği düşünülmeksizin CMK'nın 230 uncu maddesi gereğince denetime imkan verecek dosya kapsamına ve suçun unsurlarına uygun olmayan yeterli gerekçeden yoksun olarak hüküm kurulduğu anlaşılarak istinaf başvurusunda bulunan katılan vekilinin istinaf itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan,
SONUÇ: Hükmün bu nedenle CMK'nın 289/1-g, 280/1-b maddeleri uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA,
Dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, Kesin olmak üzere, 09.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)