T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
18. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2284
KARAR NO : 2025/1692
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 19/01/2022
NUMARASI : 2021/157 Esas, 2022/13 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
KARAR TARİHİ: 22/10/2025
Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı taraf vekilleri tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin resim sanatçısı olup halen Kanada Concondia Üniversitesi bünyesinde elektronik sanat alanında eğitim gördüğünü, taraflar arasındaki anlaşmaya göre 150 cm çapındaki eserlerin her biri için ayrı ayrı 18.000,00 TL, 100 cm Çapındaki eserlerin herbiri için ise ayrı ayrı 12.000,00 TL satış fiyatı belirlendiğini, buna göre teslim edilen dört adet tablonun satımı için belirlenen toplam değerin 60.000,00 TL olup bedelin %50'sinin müvekkiline ödenmesinin kararlaştırıldığını, bu anlaşma üzerine müvekkilinin 2 adet 150 cm çapında, 2 adet 100 cm çapında toplam dört adet eseri satılması için 2015 yılının Kasım ayında davalıya teslim ettiğini, ancak aradan 1,5 yıllık süre geçmesine rağmen müvekkiline herhangi bir ödeme yapılmadığını ve eserlerin satılıp satılmadığı hususunda bilgi verilmediğini, müvekkilinin cayma hakkını kullanarak davalıya ihtarname gönderdiğini ancak ihtarnamenin sonuçsuz kaldığını, bunun üzerinde müvekkili tarafından davalı aleyhine İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davalının takibe haksız itiraz ettiğini belirterek itirazın iptaline, borçlu aleyhine alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu alacağın FSEK kapsamındaki hukuki ilişki kapsamında olmadığını, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda düzenlenen genel hükümler kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, mahkememizin görevsiz olduğunu, müvekkilinin davacı ile aralarında bir sözleşme ilişkisinin bulunmadığını, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcu olmadığını, davacının delilleri arasında mahkemeye sunduğu sözleşmeye dayanarak müvekkilinden 30.000 TL tutarında alacak talebinde bulunduğunu, bahsedilen sözleşmenin müvekkili tarafından dava konusu tabloların iadesi için davacıya uzlaşmak istemesi üzerine hazırlanan teklif metni olduğunu, bu teklif metnini davacının imzalamadığını, davacının temsilcisi ...n'ın teklifi reddetmesine rağmen müvekkili aleyhine haksız icra takibi başlatıldığından bahisle davanın reddine, müvekkili lehine alacak tutarının %20'si oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır.İlk derece mahkemesince; "...1-Konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ..." karar verilmiş, bu karara karşı taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf ve istinafa cevap dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki iddialarını tekrarla, mahkemece bilirkişi raporuna itibar edilerek, galeriye satış için bırakılan eserlerden birinin “satış olmasa dahi” galeriye verileceğine dair bir teamül bulunmadığı sonucuna varılmış ve eserlerin müvekkile iadesi gerektiği kanaatiyle teslimine karar verilmiş olmasına rağmen, iadesine karar verilen aynı eserlerin kullanılmaması, sergilenmemesi ve muhafaza edilmesi yolunda teminatsız ve gerekçesiz bir tedbir konulmasının karar gerekçesi ile çeliştiği, Eserlerin tevdi mahallinde muhafaza edilmesine ilişkin verilen karar da çelişkili olduğu, açılan davanın eserlerin iadesine ilişkin bir dava olması karşısında, böyle bir dava açan davacının temerrüde düştüğü kabul edilerek tevdi mahalli tayin edilmesinin hukuka uygun olmadığını, karar ile davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş ise de taraflar arasında ihtilafın “sözde” giderilmiş olduğunu fakat çözülmesi gereken yeni ve başka bir soruna sebep olduğunu, eserlerin satılmamasına rağmen, eserin bir tanesinin galeriye bırakılması yönünde bir karine bulunmadığını, eser satıldığında ise zaten bedelin yüzde ellisi gibi büyük bir oranı galeriye ait olacağı yargılama sırasında iddia edildiği gibi gibi bir “teamül” bulunmadığını, bunun belge yada tanık ile ispat edilemediğini, hapis hakkını düzenleyen TBK 541. Maddesine göre komisyoncunun sadece satılan malın bedeli veya satın alınan mal üzerinde hapis hakkı bulunduğu, oysa eserlerin komisyoncu galeri tarafından satılmadığı gibi, bedeli ödenerek kendisi tarafından da satın alınmadığını, davalının eserler için masraf yaptığını ispat edemediğini, eserlerin davacıya teslim edilmemesi nedeniyle davanın da konusuz kalmadığını iddia ile İDM kararının ve ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İstinaf dilekçesine karşı beyan kapsamında özetle; TBK 539.maddesi uyarınca komisyoncunun ancak kendisine verilen işi yapınca ücret isteyebileceği, dava konusu olan eserlerin satılmamış olması nedeniyle davalının ücrete ya da komisyona hak kazanamadığını, davalının eseri için yapıldığı iddia edilen masrafları ve giderleri, ve eserin satılması için nasıl bir emek harcadığını ispat edemediği, dinlenen tanıkların beyanlarının konsinye olarak bırakılan tabloların bir kısmının galerinin emeği için bırakıldığına dair teamül bulunduğunu ispata elverişli olmadığını, davalı tarafından itirazın iptali davasının eda davasına dönüştüğü ancak eksik harcın ikmal edilmediği ileri sürülse de 06.04.2018 tarihinde eksik harcın yatırılarak makbuz örneği sunulduğunu, teamül bulunduğu iddiası kapsamında iddia edilen teamüle göre talep edilen eserin de sürekli değiştiğini iddia ile davalı vekilinin istinaf talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrarla, İDM tarafından hatalı ve hukuka aykırı bir şekilde eserlerin tevdiinin davanın kabulü anlamına geldiğini varsayarak karar verildiğini oysa eserlerin tevdiinin amacının eserlerin satılmamış olduğunun ve halen davalı uhdesinde bulunduğunu göstermekte olduğunu, taraflar arasında hem komisyon hem de saklama sözleşmesi özellikleri ve unsurlarını taşıyan karma bir sözleşme kurulduğunu, eserlerinin satışının tarafından üstlenildiğini ve bu faaliyet kapsamında satmış olduğu eserler bakımından da bir ücrete hak kazanacağının kararlaştırıldığını, TBK m.538/1 kapsamında düzenlenen “Komisyon Sözleşmesi” uyarınca komisyoncunun vekalet verenin yararına yaptığı giderleri faiziyle isteyebilmesi hüküm altına alındığını, TBK m. 532/2’deki “Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere, komisyon sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır.” düzenlemesi uyarınca aynı zamanda kanunun vekalet hükümlerine de bakılması gerektiğini, TBK m. 510 ile vekalet verenin vekilin gereği gibi ifa için yaptığı harcamaları karşılamakla yükümlülüğü düzenlendiğini, bu alacak nedeniyle teamül gereği eserlerden bir tanesinin komisyon bedeli olarak davacıya verilmesi gerektiği, bu talepleri ile ilgili mahkemece inceleme yaptırılmadığı taleplerinin değerlendirilmediğini, görevsiz asliye hukuk mahkemesindeki dosyada alınan bilirkişi raporuna karşı beyan ve itirazların Yerel Mahkemece değerlendirilmediğini bilirkişi raporu alınması yönündeki talebe dair bir karar verilmediği, kararın eksik inceleme ile verildiği itirazın iptali davası olarak açılan davanın görevsiz İstanbul 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin 2017/87 E. sayılı dosyası nezdindeki yargılama sırasında mahkemenin 21.11.2017 tarihli celsede verdiği 3 numaralı ara karar ile tabloların iadesine yönelik bir eda davasına dönüşmüş olduğu ancak Davacı tarafından eksik harç ikmal edilmediği, mahkemece eksik harcın tamamlatılması yönünde hüküm kurmamış olduğu, ayrıca ıslah olmaksızın bu şekilde davanın değişmesinin de hatalı olduğunu iddia ile İDM kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.Dava, taraflar arasında sözlü olarak kurulmuş sözleşmeden kaynaklı olarak davalı aleyhine başlatılan icra takibine yapılan itirazın İİK 67. madde uyarınca iptali talebine ilişkindir. Dava dilekçesine göre davalının kendisine konsinye olarak bırakılan 4 adet tablonun akıbetini kendisine bildirilmediği gibi tabloların iade de edilmediği iddiası ile tablo bedellerinin tahsili maksadı ile icra takibi başlattığı, takibe karşı davalının itirazı b üzerine itirazın iptaline dair eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır. İstanbul 3. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı tarafından, davalı aleyhine eserden kaynaklı olarak 30.000,00 TL nin ödenmesi talebiyle ilamsız icra takibi başlatılmış olduğu; ödeme emrinin davalıya 13/01/2017 tarihinde tebliğ edildiği ve davalının da 13/01/2017 tarihinde takibe itirazı üzerine takibin durmuş olduğu anlaşılmıştır.Dava; başlangıçta İstanbul Fikri ve Sinai Haklar Mahkemesi'nde açılmış, İstanbul 2.Fikri ve Sinai Haklar Mahkemesi'nin 2017/87 Esas, 2018/284 karar sayılı kararı ile dava hakkında görevsizlik kararı verilerek dosya İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderildiği, dava kendisine tevzi edilen İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin de 2019/88 Esas 2021/5 Karar sayılı kararı ile davaya bakmaya görevli mahkemenin Asliye Ticaret Mahkemesi olduğu belirtilerek görevsizlik kararı verdiği ve davanın İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesine tevzi edildiği anlaşılmaktadır.Yargılama sürecinde İstanbul Fikri ve Sınai Haklar Mahkemesi'nce tanıkların dinlenildiği,Davacı tanığı Solmaz ...; Ben de ... galerisinde davacı eseri sergilendiği sırada ben de eserimi sergilenmek amacı ile vermiştim. Ben 2014-2016 yılları arasında bu sergi ile çalıştım. Davacı da 3-4 yıl kadar bu sergi ile çalıştı. Çağla hanımın çalışma tarzı tümüyle komisyon üzerinedir. Bir eser eğer satarsa önceden belirlenen komisyonunu alır. Bunun dışında sergilenen eserlerden kendisi almaz. Ancak ben ilk onunla çalışmaya başladığımda şayet eserini verirsen fuara alırım demesi üzerine onunla anlaşarak bir eserimi ona bıraktım. Ben sergi öncesi bir tane eserimi verdim ve sonrasında da 30'a yakın eserim sergilendi. Satışlardan ayrıca komisyonunu aldı. Sektörde "sergilersem bir eseri alırım" şeklinde bir uygulama yoktur. Ben sergiye girerken de Çağla hakkında bir takım duyumlarım vardı. Çağla'dan ayrılırken eserlerin pek geri alınamadığı söyleniyordu. Hatta ben de eserlerimi ihtarname göndererek ancak geri alabildim. Ben çalıştığım diğer bir galeride ve küratörde eserin bırakılmasına dair herhangi bir uygulama görmedim.Ben ihtarname gönderdiğimde önce bana olan borcunu red etti ayrıca ekstra haklar talep etti. Sonra ikinci kez ihtarname gönderdim, bu defa sadece eserleri istedim o şekilde eserlerimi alabildim. Bu esnada yeni bir kaybettiği davası vardı o nedenle benim ihtarım üzerine eserlerimi iade etti dedi, benim bilgim bundan ibarettir " şeklinde beyanda bulunduğu, Davalı tanığı ... "Ben 2014 yılından 2016 yılı sonuna kadar Çağla Hanımın yanında bilgisayar işleri vs. İşlerle uğraştım. Sigortasız olarak çalışıyordum. İş dışında Çağla Hanım ile herhangi bir tanışıklığım yoktur. Çağla hanım genelde telefonunu seslide görüştüğü için ben de yanında olduğumdan Emre Bey ile görüşmelerine şahit oldum. Telefonda Emre Bey kendisi Amerikadayken galeriden ayrılmak istediğini söyledi. Çağla Hanım da " tabi ayrılabilirsin ancak hakkımız olan bir tabloyu bana bırakman gerekir" dedi. Emre bey bunu kabul etmedi. "benim orada dört eserim var, hepsini alacağım " dedi. Çağla hanım da "ben birtanesini alacağım, geri kalanı yollarım " dedi ancak daha sonra Emre bey dava açmış. Genelde uygulama bu şekildedir. Galeri çalıştığı bütün sanatçılardan bir tane eser alır. Emre Bey'in küçük eserleri 10.000,00-15.000,00 TL değerindedir. Büyükler de yine 20.000,00-25.000,00 TL'ye satılır dedi. Eserlerini bırakın sanatçılardan biri de ...'dur " şeklide beyanda bulunduğu, Yargılama sürecinde İstanbul 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce aldırılan Öğretim Üyesi-Galerici Prof....ve SMM-Bağımsız Denetçi ...ı'nın hazırladığı 30/01/2020 tarihli bilirkişi heyeti raporunda özetle; davacının dava konusu eserleri davalıya konsinye satış amacıyla teslim ettiği, davalının satış olmasa bile eserlerden en az bir tanesinin kendisine satış için yaptığı gayret ve masraflar karşılığında bırakılması gerektiğini iddia ettiği ancak taraflar arasında yazılı veya sözlü böyle bir anlaşma bulunduğunun ispatlanamadığı bu sektörde satış olmadığı takdirde ödeme yapıldığı veya eserlerinden birinin satıcıya bırakıldığına dair yerleşmiş teamül bulunmadığı kanaatiyle dava konusu eserlerin satış olmaması sebebi ile davacıya iade olunmasının takdirinin mahkemeye ait olduğu yönünde görüş bildirmiştir.Davacı vekilinin kök rapora beyan ve itirazları doğrultusunda bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen 30/11/2020 tarihli ek raporda özetle; eserlerin konsinye olarak bırakılmasının sözlü bir anlaşmaya dayandığını, yazılı bir sözleşmeye dayanmadığı; sanat piyasasının ve sanatçı-galerici ilişkisinin bir teamülü olarak eserleri iade etmek istemediği ve eserlerin galeriye ait olduğunu iddia ettiğinin anlaşıldığı, galerinin satış bedeli üzerinden %50 pay aldığını, sanatçıların arzu etmesi halinde ve anlaşmalı olarak söz konusu paylaşıma ek olarak istedikleri sayıda eser bağışlamalarının söz konusu olduğu ; eser bağışlama konusunda herhangi bir zorlamanın olmadığı; galeri ve sanatçı ortak etkinliklerinde yazılı ve sözlü anlaşma ile paylaşımın ne şekilde yapılacağını belirlemenin farklı yöntemleri olduğu, bu yöntemlerden hangisinin kullanılacağına ortak etkinliğe başlamadan önce karar verilmesi gerektiği, işbu davada bu hususlara dair yazılı bir belgeye rastlanmadığı; davacıya ait dört adet eserin herhangi bir etkinlik yapmaya gerek olmayacak şekilde konsinye olarak davalıya bırakıldığı anlaşıldığından ve önceki ortak etkinliklerinde sanatçıya ait eserlerin satış gelirini anlaştıkları oran ölçüsünde paylaştıkları ve bu paylaşıma dair herhangi bir uyuşmazlıktan söz etmediklerini ve o dönemdeki harcamaların gösterilmesinin yersiz olduğu ve eserlerin alıkonulmasının veya satıldıysa bedelinin ödenmemesinin yerleşmiş alışveriş teamüllerine uygun olmadığı yönünde görüş bildirilmiştir.Davalı vekilinin bilirkişi ek raporuna karşı beyan ve itiraz dilekçesinde, "davalının mülkiyetine bırakılması gereken tablolar dışındaki eserlerin TBK da düzenlenen saklama sözleşmeleri kapsamında güvenli ve özenli bir şekilde davalı bünyesinde saklandığını, eserlerin teslim alınması gerektiği, ancak davacının teslim edilmesini talep ettiği, eserin galeride bulunmasının davacının tercihi olduğunu beyan etmiştir.02/06/2021 tarihli celsede 3 nolu ara kararı ile adres bildirilmesi halinde , davalının uhdesinde bulunun dava konusu eserlerin ( 2 adet 100 cm 2 adet 150 cm çapında ) davacının bildirilen adresine masrafları davalı tarafça karşılanmak suretiyle teslim edilmesi için bildirilen adresin davalıya tebliğinden itibarin 1 aylık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde tabloların teslim edilmemesi halinde tabloların davalı tarafça satılmış olduğunun kabul edileceği hususunun ihtarına karar verildiği, davalı vekilinin celse arasında çekilmesi nedeniyle 2 nolu celsede Davalı vekiline, davalının uhdesinde bulunun dava konusu eserlerin ( 2 adet 100 cm 2 adet 150 cm çapında ) davacı vekili tarafından bildirilen PG ART galeri, Maslak Oto Sanayi 2. Kısım, A Kapısı, 6. Sokak, Üst Kat No: 169 Maslak / Sarıyer adresine masrafları davalı tarafça karşılanmak suretiyle teslim edilmesi için 1 aylık kesin süre verilmesine, kesin süre içerisinde tabloların teslim edilmemesi halinde tabloların davalı tarafça satılmış olduğunun kabul edileceği hususunun ihtarına karar veridiliği celse arasında davalı vekilinin 25/11/2021 dilekçesinde davaya konu davacıya teslim edilen eserlerin yargılama süresi boyunca ticari veya başka bir amaçla kullanılamayacağı, sosyal medya ya da herhangi bir başka platformda sergilenemeyeceği ve yalnızca mahkemece belirlenen tevdii mahalli olan PG Art Galeri'de saklanmak suretiyle depo edileceği yönündeki beyanı üzerine mahkemece 03/12/2021 tarihli ara karar ile "Davalı vekilinin talebinin kabulü ile; tevdi mahallesine teslim edilen dava konusu 2 eserin yargılama sürecince ticari veya başka bir amaçla kullanılmaması, sosyal medya veyahut başka bir mecrada sergilenmemesi ve mahkememizce belirlenen tevdi mahallinde muhafaza edilmesi yönünden HMK 389 mad. uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilmesine," karar verildiği, 09.12.2021 tarihli dilekçe ile ... dosya kapsamı ve yargılamanın geldiği aşama nazara alındığında, tabloların hiçbir surette kullanılmaması ve sergilenmemesi yönündeki tedbir kararının hukuka aykırı olduğundan bahisle davacı vekili tarafından ihtiyati tedbir kararına itiraz edildiği, 3 nolu celsede "Mahkememizin 03/12/2021 tarihli ihtiyati tedbire ilişkin ara kararında sehven 2 esere ilişkin olarak ihtiyati tedbir kararı verildiği anlaşılmakla, ilgili kararda 2 eser olarak belirtilen kısımların 4 eser olarak değiştirilerek ihtiyati tedbirin kararın kesinleşmesine kadar devamına" karar verildiği, aynı celse tarafların rapora karşı itirazlarının ve Taraf vekillerinin ihtiyati tedbir kararına ilişkin teminat yatırılmasına yönelik ilişkin taleplerinin reddi ile ihtiyati tedbirin takdirin teminatsız olarak devamına karar veriliği, yine aynı celsede sözlü yargılama aşamasına geçilerek esas hakkında karar verildiği, anlaşılmaktadır.İlk Derece Mahkemesi tarafından, davacıya ait oldukları dosya kapsamı ile taraflar arasında uyuşmazlık konusu olmayan tablolar yargılama sürecinde davacı tarafa teslim edildiği, başlangıçta itirazın iptali davası olarak açılan ve yargılama sürecinde alacak ( tabloların iadesi talebi) talebine dönüşen davanın ve takibin konusu tabloların teslim edilmiş olması nedeniyle konusuz kaldığı gerekçesi ile davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davanın açılmasına davalı tarafça sebebiyet verilmiş olması nedeniyle davacı lehine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.Davalı vekili tarafından 11/07/2022 tarihli dilekçe ile davalının ihtiyati tedbir kararı hilafında eserleri sergilendiğinden bahisle davalı hakkında disiplin hapsi ile cezalandırılmasını talep ettiği, dilekçenin mahkemece talebin değerlendirilmesi için Dairemize gönderildiği anlaşılmaktadır. Görev, kamu düzenine ilişkin olup, davanın her safhasında re'sen gözetilir. 6102 sayılı TTK'nun 6335 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır”. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 s.TTK'nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. TTK'nın 4. maddesinde nelerin ticari dava olduğu açıklanmıştır. Buna göre hükümde sayılan dava ve işlerin yanı sıra her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar da ticari davadır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın ticari işletmesi bulunmadığından ve dava konusu da maddede sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re'sen nazara alınmalıdır.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/19310 Esas, 2019/7331 Karar sayılı ilamı) 6102 Sayılı TTK'nın 12.maddesine "bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla hakla bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Anılan Yasanın 11.maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." 15.maddesinde de " İster gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. (Yargıtay 3. HD, 13.02.2019 tarih, 2017/12019E., 2019/1050 K.) Asliye hukuk mahkemelerinin görevi ise 6100 s.HMK.nun 2.m.sinde " (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. " şeklinde düzenlenmiştirHMK 355. Maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılan incelemeye göre; Davacı vekilinin cevaba cevap (replik) dilekçesi ile öncelikle dava konusu eserlerin mahkemece tespit edilen gün ve saatte ihtarnamede belirtilen adrese teslimi konusunda ara karar oluşturulmasına , eserler teslim edildiği takdirde davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulmasına, eserler teslim edilmediği takdirde itirazın iptaline karar verilmesini talep ettiği, görevsiz mahkemece 03/04/2018 tarihli celsede "Davacı vekiline dava konusu tabloların değeri olan 60.000,00(altmış bin türk lirası) TL'nin harcını yatırmak üzere bir haftalık süre verilmesine" şeklinde arar kara oluşturulduğu, karara istinaden 06.04.2018 tarihinde eksik harcın ikmal edildiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar mahkemece verilen 2 haftalık kesin süre nedeniyle harç yatırılmış ise de dosyada herhangi bir ıslah bulunmadığı anlaşılmaktadır.İhtiyati tedbir kararına ilişkin ayrı bir istinaf dilekçesi sunulması gerekirken esasa ilişkin karara ve ihtiyati tedbire ilişkin karara karşı aynı dilekçe ile istinaf yoluna başvurulması nedeniyle bu hususta bir karar verilemeyeceğinden kararda durumun belirtilmesi ile yetinilmiştir.Dosyaya disiplin hapsine ilişkin beyan sunulmuş ise de disiplin hapsi talebine ilişkin yetkili mahkemede açılmış ve görülmüş bir dava bulunmadığından bu hususun belirtilmesi ile yetinilmişir.Somut olayda davacı ile davalı arasında, 2 adet 100 cm 2 adet 150 cm çapında olan tablolara ilişkin olarak sözleşme yapıldığı ve eserlerin bu sözleşme doğrultusunda satışlarının yapılması amacıyla davalı tarafa teslim edildiği hususlarının tarafların beyanları ile de sabit olduğu; taraflar arasındaki sözleşme uyarınca eserlerin satılması halinde satış bedelinin % 50 sinin davacıya ödeneceğinin kararlaştırıldığı, eserlerin satışının yapılmadığı dava ve takip tarihi itibarı ile davalıda bulunduğu, sözleşmenin niteliği itibarı ile konsinye satış sözleşmesi niteliğinde olduğunun iddia edilmektedir. "Konsinye Satış" veya "Satış için Bırakma" sözleşmeleri, taraflardan birinin (malı bırakan) kararlaştırılan bedel karşılığında malı diğer tarafa kendi adına ve hesabına satması için ona teslim etmeyi, diğer tarafın da (satış için malı alan) muayyen bir bedeli ödemeyi veya malı geri vermeyi taahhüt ettiği sözleşmeler olup bu yada benzer bir isimle yasada ayrıca düzenlenmemiş olup özel bir şekil şartı bulunmamakla birlikte, taraflarca yüklenilen edimlere göre uyuşmazlığın çözümünde 6098 sayılı TBK'nın 532-546 arası maddelerdeki komisyon hükümlerinin uygulanması gerekir. (Yargıtay 17.HD.'nin 2012/13029 E. 2014/3096 K.s.kararı) Buna göre taraflar arasındaki uyuşmalığının TBK da düzenlenen komisyon sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle davanın mutlak ticari dava niteliğinde olmadığı, sözleşmenin taraflarının da tacir olmaması nedeniyle görevli mahkemenin Asliye Hukuk mahkemeleri olduğu, bu itibarla görevsizlik kararı verilmesi gerekirken mahkemece esas hakkında karar verilmesinin hatalı olduğu kanaatine varılmıştır.Bu değerlendirmelerle; tarafların istinaf başvurularının usulen kabulüne, HMK m.353/1-a-3 uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın göreve ilişkin dava şartı yokluğundan usulden reddine, Asliye Ticaret Mahkemesinin görevsizliğine, dosyanın görevli (Nöbetçi) İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmek üzere işlem yapmak üzere kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine oy birliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ;
1.Tarafların istinaf başvurularının usulen kabulüne, HMK m. 353/1-a-3 uyarınca İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 19/01/2022 tarih, 2021/157 Esas, 2022/13 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2.Göreve ilişkin dava şartı yokluğu nedeniyle davanın USULDEN REDDİNE,3.Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren, taraflarca 6100 s.HMK'nın 20.maddesine göre 2 haftalık kesin süre içinde ilk derece mahkemesine DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE GÖNDERİLMESİ İÇİN müracaat edilmesi halinde, davanın esastan görülmesi için dosyanın GÖREVLİ İSTANBUL (NÖBETÇİ) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne gönderilmek üzere ilk derece mahkemesine İADESİNE,Dairemiz kararının ilk derece mahkemesince taraflara usulüne uygun olarak tebliğinden itibaren 2 haftalık kesin süre içerisinde taraflarca DOSYANIN GÖREVLİ MAHKEMEYE gönderilmesinin talep edilmemesi halinde, ilk derece mahkemesince dosya esasa kaydedilerek 6100 s.HMK'nın 20.m. gereğince işlem yapılmasına ve karar verilmesine,4.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 5.Tarafların yatırmış olduğu istinaf karar harçlarının talep halinde yatıran taraflara iadesine, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,6.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek kararda değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 22/10/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.