(5237 S. K. m. 3, 21, 22, 50, 51, 53, 61, 62, 63, 85) (5271 S. K. m. 10, 11, 231, 280) (Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 150) (12. CD. 12426 T. 2015/14884 E. 2016/12426 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre, Dairemiz tarafından delillerin yeniden değerlendirilmesi açısından davanın yeniden görülmesine karar verilmesi üzerine, Dairemizce yapılan yargılama sonucunda:
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
I- İDDİA VE SAVUNMALARIN ÖZETİ
İDDİA: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 15/02/2016 tarih 2016/12202 soruşturma 2016/7616 esas sayılı iddianamesi ile; suç tarihi olan 29.01.2016 günü saat 01:06 sıralarında, şüpheli R. Ç.'in yönetimindeki 34 RUZ .. plakalı oto ile Ortaköy istikametinden Beşiktaş istikametine doğru Beşiktaş ilçesi, Çırağan caddesi üzerinde seyir halinde iken, Ziya Kalkavan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde trafik ışıklarının bulunduğu kavşağa yaklaştığında, bulunduğu en sağ şeritten önce orta şeride, sonra da önündeki aracı sollamak için ani manevra ile karşı yönden gelen araçlara ayrılmış olan şeride tecavüz ederek, içerisinde müteveffa İ. F. A. ve sürücü mağdur-müşteki E. T.' in bulunduğu 34 A 64.. plakalı araca çarpması sonucu İ. F. A.'ün ölümüne ve mağdur-müşteki E. T.' in de İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda belirtilen şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği, şüpheli R. Ç.’in saat 02:10 itibariyle alınan doktor raporunda 0.902 promil alkollü olduğu, böylece sanığın eylemine uyan Bilinçli Taksirle Bir Kişinin Ölümü ile Birlikte Bir Kişinin Yaralanmasına Sebebiyet Vermek suçundan TCK 85/2, 22/3, 50/4, 53/6, 63. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır.
YEREL MAHKEMEDE İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTAALASINDA: Özetle, kamu davasına konu üzerine atılı suçu işlediği anlaşılan sanığın, eylemine uyan TCK 85/2, 22/3, 50/4, 53, 63. maddeleri gereğince cezalandırılmasına, sanık hakkında İstanbul 36. Sulh Ceza Mahkemesi ve İstanbul 9. Asliye Ceza Mahkemesince verilen HAGB kararlarına ilişkin olarak ilgili mahkemelerine CMK 231/11 maddesi uyarınca ihbarda bulunulmasına, tutukluluk halinin devamına karar verilmesi mütalaasında bulunmuştur.
YEREL MAHKEME HÜKMÜ: Mahkeme, sanığın taksirle bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olma suçunu işlediğini sabit görerek, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nun 85/2. maddesi takdiren ve teşdiden 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, olayda bilinçli taksir hali bulunduğundan TCK 22/3 maddesi uyarınca cezada takdiren ve teşdiden 1/2 oranında artırım yapılarak sanığın 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezasından 5237 s. TCK 62/1. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın neticeten 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığa ait sürücü belgesinin takdiren ve teşdiden TCK 53/6 maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay süreyle geri alınmasına, karar vermiştir.
Karar oy çokluğu ile alınmış olup muhalif kalan Mahkeme Başkanı; ekli muhalefet şerhindeki gerekçeler doğrultusunda, temel ceza belirlenirken TCK 61 ve 22/4 madde ve fıkralarında yer alan ölçülerden olan sanığın asli kusurlu oluşu, ölüm ve yaralamanın derecesi, (mağdurdaki hayati tehlike geçirme, ağır derecede -6- kemik kırığı) suçun işlendiği yer ve zaman (yoğun şekilde yaya ve araç trafiğinin bulunduğu mahalde alkollü ve hızlı şeklinde araç kullanmak) hava ve yol şartlarının güvenli sürüş tekniğine tamamen uygun olması, keza polis otosunun diğer araçlardan ayrı ve ayırıcı özelliği (beyaz ve siren sistemi olması) nedeniyle de TCK 85/2 maddesi gereğince temel ceza tayin edilirken alt hadden çoğunluk görüşünden daha fazla uzaklaşılarak temel cezanın 10 yıl olarak tayin edilmesi, keza TCK 22/3 maddesi gereğince arttırımın yukarıdaki gerekçelerle 1/2 oranında yapılarak neticeden sanığın 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle muhalefet şerhi yazmıştır.
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ CUMHURİYET SAVCISI ESAS HAKKINDAKİ MÜTAALASINDA: üzerine atılı suçu işlediği anlaşılan sanığın, eylemine uyan TCK 85/2, 22/3, 50/4, 53, 63. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi mütalaasında bulunmuştur.
SAVUNMA: Sanık aşamalardaki savunmasında aynı doğrultuda beyan da bulunmuş ve olayı; “Olay günü teyzem ve anneannem ile yemekteydim. Onların yanındayken alkol almadım. Onlardan ayrılıp başka bir yere arkadaşlarımın yanına gittim. Oraya aracımla gitmiştim. Bu nedenle sadece bir kadeh içki içtim. Zira araç kullanacaktım. İkinci kadehe başladım ancak bitirmedim. Erken saatte aracımla arkadaşlarımın yanından ayrıldım. Yanlızdım. Aracımın benzininin az olduğunu fark ettim. Benzin aldım. Normal seyrime devam ettim. Ortaköy'e geldiğimde yolun en sağ şeridinden ilerliyordum. Burada yol 3 şerit şeklindedir. Orta şerit zaman zaman ortak kullanıma açılmaktadır. Bunu da üzerindeki ışıklı tabelalardan görmek mümkündür. Normal şehir içi hızıyla ilerliyordum. Önümdeki araç da ağır gidiyordu. Önümdeki aracın önünün boş olduğunu gördüm. Bu aracın önüne geçebilmek için orta şeride geçmek maksadıyla hızlandım. Ancak orta şeride geçer geçmez aracım kaymaya başladı. Kontrolden çıktı. En soldaki şeritte polis aracıyla çarpışma gerçekleşti. Söylediğim gibi herkes ağır ilerliyordu ve aracım normal şehir hızındaydı. Kazadan sonra aracımın kapısı açılmadı. Yolcu koltuğuna geçtim. Beni aracımdan çıkardılar. Sorduğunuz üzere yağış yoktu ancak aracımın durduğu yerin ıslak olduğunu fark ettim” şeklinde anlatmış ve olaydan dolayı, “böyle şanssız, acı ve üzüntülü bir kazanın içerisinde yer aldığım için üzgünüm. Bu olaydan beri her gün aynı rüyayı görüyorum. Rüyamda İ. Bey ailesine kavuşuyor. Ancak bu rüyadan uyanıyorum. Geçmişe geri dönmem mümkün değil. Şu an tek istediğim ailesinin beni affetmesi, başka bir şey elimden gelmiyor. Bunu araçtan indikten sonra fark etmiş oldum. Bir insanın yaşayabileceği en büyük acının sevdiklerinden ayrı olmak olduğunu ceza evindeyken fark ettim. Bu olay nedeniyle insanların sevdiklerinden ayrı kalmasına sebebiyet verdiğim için üzgünüm" demiştir.
İstinaf aşamasında bu savunmalarına ek olarak, medyada terörist gibi yansıtıldığını, ünlü olduğu için en ağır cezalardan birini çarptırıldığını, müteveffa yakınları ile mağdurun büyüklük yapıp kendisini affettiklerini, olaydan dolayı üzgün olduğunu ifade etmiştir.
MÜDAFİLER SAVUNMALARINDA: Aşamalardaki savunmalarında özetle, olayın taksirle gerçekleştiğini, alkolün güvenli sürüş yeteneğini kaldırdığı ve yine sanığın hızlı olduğunun sübut bulmadığından olayda bilinçli taksir halinin bulunmadığını, müteveffanın kemer takmamasının da ölüm neticesinin meydana gelmesinde etkili olduğu, taraflar arasında helalleşme ve buna bağlı şikayetten vazgeçme gerçekleştiğini, bu nedenle eylemin TCK 85/1.madde kapsamında kaldığını, yerel mahkemenin kabulünde de eylem ile ceza arasında oransızlık bulunduğunu ve fazla ceza tayin edildiğini beyan etmişlerdir.
II- DELİLLER VE DEĞERLENDİRİLMESİ
A. BEYAN DELİLLERİ
MAĞDUR E. T. BEYANINDA: "Ekip arkadaşım maktül İ. F. A. ile birlikte görevimiz gereği alkol uygulaması yapmak için Beşiktaş istikametinden Ortaköy istikametine doğru seyir halindeyken karşı şeritten bir aracın üzerimize doğru geldiğini farkettim. Aracı ben kullanıyordum. Hemen frene bastım, kaçacak yerim olmadığı için manevra yapamadım ve zaten araç hızlı bir şekilde bize çarptı. Ben ondan sonra gözümü hastanede açtım. Ben her ne kadar önceki beyanlarımda sanıktan şikayetçi olmuş olduğumu söylemiş isem de bu aşamada şikayetimden vazgeçiyorum. Benim manevi zararım giderildi ancak maddi zararıma ilişkin olarak haklarımı saklı tutuyorum. Davaya katılmak istemiyorum" demiştir.
MAĞDUR Ö. A. BEYANINDA: Özetle, müteveffa İ. F. A.’ün eşi olduğunu, iki çocuklarının bulunduğunu, olaydan dolayı şikayetçi olduğunu ve davaya katılmak istediğini beyan etmiştir.
TANIK İ. T. BEYANINDA: "Benim kaza anına ilişkin görgüm yoktur. Olay tarihi olan 29/01/2016 günü saat 22:00 civarı Rüzgar ile beraberdik. Kendisi bir bardak kokteyl içti. İkincisini söyledi ancak ondan da bir kaç yudum aldı. Bir kaç saat sonra yarın işinin olduğunu söyleyerek yanımızdan ayrıldı. Ayrıldığında sarhoş vaziyette değildi. Düzgün bir şekilde gitti" demiştir.
TANIK S. R. Ç. BEYANINDA: "Olay tarihinde saat 01:00 sıralarında idaremdeki ticari taksi ile Ortaköy - Beşiktaş istikametine ilerliyordum. En sağ şeritteydim. Önümde bir otobüs ya da kamyon vardı. Aracımın hızı 40 km civarındaydı. Arkadan sonradan sanığın kullandığını anlamış olduğum araç gelip selektör yaptı. Ben en sağ şeritte olduğumdan ilerlemeye devam ettim. Sonra bu araç orta şeride geçip devam etti. Sorduğunuz üzere yaklaşık 20 - 30 sn sonra ise bu kaza gerçekleşmiş oldu diye düşünüyorum. Ancak ben kaza anını görmedim. Önümdeki büyük araç ilerlemeye devam ediyordu. Kazayı görüp durdum. Sanığın aracı kaza sonrası orta şeritteydi. Diğer araç ise en sol şeritteydi. Sonra ben sanığa yardım ettim. Onu araçtan çıkardım. Araçtan indikten sonra sendeledi. Kafasını da tutuyordu. Ben kendisini alıp kaldırıma götürdüm. Sanık polislerin aracına doğru ilerlemişti. Yardım etmek için mi ilerledi bilemiyorum. Sonra ben de polis aracındakilere yardıma gittim. Olay tarihinde yağış olup olmadığını ve yerlerin ıslak olup olmadığını hatırlayamıyorum. Sanığın beni solladığı sırada ve sonrasında hızının 60 - 70 km civarında olabileceğini düşünüyorum. Zira orta şerit sürekli kullanılabilen bir şerit olmadığından bu şeritten çok hızlı gitmek mümkün değildir. Sanığın kendisine yardım ettiğim sırada alkollü olup olmadığına dair ben herhangi bir tespitte bulunmadım. Ben olaya müdahale ettikten sonra oradaki polisler bana yarım saat sonra Beşiktaş araştırmaya gelmemi söylediler. Ben oraya gidip ifade verdim. İfademi imzaladım da ancak olayı şimdiki gibi anlatmıştım. Aracın zikzaklar çizdiğine ve hızlı olduğuna dair bir şey söylememiştim" demiştir.
Yerel Mahkemece; tanığa dosyada mevcut kendisine izafe edilen ifade tutanağı gösterilerek sorulduğunda; "Bu imza bana ait değil" demiştir. Tanığa emin olup olmadığı sorulduğunda: "Olayın şoku nedeniyle elim titremiş mi bilemem ancak tam olarak benim imzama benzemediğini düşünüyorum. İsterseniz bir boş kağıda imza atayım" demiştir.
TANIK E. O. BEYANINDA: "Ben kaza anını görmedim. Olay tarihinde bir ticari takside çalışıyordum. Sahil yolundan, bebekten devam ettiğim sırada iki gidiş, iki geliş olan yolda en sağ şeritteydim. Bu sırada beni porsche marka bir araç geçti. Bu tarz araç pek görmediğim için dikkatimi çekti. Beni geçen bu araç makas hareketi denilen hareketi yaparak ilerledi. Yaklaşık 10 dakika sonra ve yine yaklaşık 3 - 4 km mesafede porshce marka bir aracın kazaya karıştığını görünce durdum ve biraz önce gördüğüm aracın kaza yapmış olduğunu düşündüm. Gördüğüm araç siyah renkliydi. Ben aracın plakasını görmedim ancak beni sadece 1 tane siyah porche marka araç geçtiği için kaza yapan aracın da bu araç olduğunu düşünüyorum. Bilgim bundan ibarettir, ben makas hareketini dahi bilmiyorum ve tanığın beyanında bahsettiği şekilde araç sürmüş değilim. İfademde bahsettiğim Kukka isimli mekanın yerini ben biliyorum. Araç da beni bu mekan civarında geçmişti. Ben polis memurlarının bulunduğu araca müdahale ettim. Aracın sağ ön koltuğundaki polis memuru şehit olmuştu. Ancak kazanın etkisi ile koltuk kırıldığından ya da müdahale sırasında arkaya yatırdıkları için arkaya yatık vaziyetteydi. Onu araçtan indirdik. Sürücü ise yaralıydı ve sıkışmıştı. Olay sırasında yağış yoktu ve yerler ıslak değildi. Ancak kazaya müdahale sırasında kullanılan yangın tüplerinden ya da araçların kaza nedeniyle akan sıvılarından o an ıslaktı" demiştir.
TANIK Ö. K. BEYANINDA: "Ben olay anını görmedim. Olay benim gerimde meydana geldi. Kazadan meydana gelen kütürtü şeklindeki sesi duyup aracımı durdurdum ve kazaya uğrayan araçlara müdahale ettim. Sorduğunuz üzere yağış yoktu ve yerler de ıslak değildi. Ben polis aracına yöneldim. Sürücü araca sıkışmış vaziyetteydi. Sürücünün yan koltuğunda oturan polis memuru da oturduğu koltuk arkaya yatmış vaziyette olacak biçimde koltuğa uzanmış şekildeydi. Diğer sürücünün aracından bir vatandaş tarafından çıkartılıp kenara oturtulduğunu da görmedim. Ancak ben o sürücünün yanına gidip diyaloğa girmedim" demiştir.
SANIK VE MÜDAFİLERİN SAVUNMALARI: yukarıda özetlenmiştir.
B. DİĞER DELİLLER (BELGE DELİLLERİ VE BELİRTİLER)
- Soruşturma dosyası ve ekleri,
- İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesi'nin 09/08/2016 tarihli raporu, ATK Morg İhtisas Dairesi'nin 30/03/2016 tarihli otopsi raporu;
- Adli raporlar
- Sanıkla ilgili Şişli Hamidiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinden aldırılan (saat 02:10 itibariyle 0,902 promil alkollü olduğuna ilişkin) rapor,
- Kaza tespit tutanağı, kaza yeri krokisi,
- Kusur durumuna ilişkin bilirkişi raporu,
- Olay yerini gösterir görüntüleri içerir CD,
- Sanığa ait adli sicil ve nüfus kayıtları.
C. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Kaza tespit tutanağı, olay yerine ilişkin kamera görüntüleri, tarafların kabulü, kroki ve bilirkişi raporlarından; olayın 29/01/2016 tarih ve saat 01:06 sıralarında Ortaköy Beşiktaş istikametinden Çırağan Caddesi üzerinde Ziya Kalkavan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önü 2250 numaralı trafik ışıklarının bulunduğu kavşağa yaklaştığında meydana geldiği, Kazanın meydana geldiği Çırağa Caddesindeki yolun 3 şeritli ışıklı kavşak alanı olduğu, havanın açık yol yüzeyin kuru olup, ortada kalan şeridin kazanın meydana geldiği saatte her iki yönden gelen araçlar tarafından kullanıldığı belirlenmiştir.
Müteveffa polis memuru İ. F. A.'ün ise Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının dosyada mevcut 30/03/2016 tarihli raporundan da belirtildiği üzere künt kafa ve yüz tramvasına bağlı, yüz kemik kırıkları ile birlikte kan aspirasyonundan gelişen mekanik asfiksi sonucu öldüğü;
Mağdur polis memuru E. T.'in ise Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün 15/02/2016 tarih ve 2016/2334 sayılı raporda, yaşamını tehlikeye sokacak ve vücudunda 6.derecede kemik kırığı oluşacak şekilde yaralandığı, belirtilmiştir.
Kazadan sonra Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 21/09/2016 tarihli raporunda, saat 02:10 itibariyle sanığın alkol oranının 0.902 promil olduğu, bu tespitin kazadan yaklaşık 1 saat 4 dakika sonra yapıldığı anlaşılmıştır.
Kazaya ilişkin olay yerinde düzenlenen 29/01/2016 tarihli kaza tespit tutanağında; kazanın oluşumunda 34 RUZ .. plakalı otomobil sürücüsü sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun trafik kazalarında sürücü kusurlarının tespiti ve asli kusur sayılan haller başlıklı 84.maddenin (g) bendinde yazılı "şeride tecavüz etme" kuralını, şerit izleme, gelen trafikle karşılaşma, araç arasındaki mesafe, yavaş sürme ve geçiş kolaylığı sağlama başlıklı 56.maddenin (a) bendinin 2.fıkrasında yazılı "kavşaklara yaklaşırken, yerleşim yeri dışında 150 metre, yerleşim yerinde ise 30 metre mesafe içinde ve kavşaklarda şerit değiştirmeleri yasaktır kurallarını ihlal ettiğinden birinci derecede kusurlu olduğu, polis memuru E. T.'in ise kusursuz olduğu belirtilmiştir.
Dosyada mevcut trafik bilirkişisi İsmet Anıl tarafından düzenlenen 05/02/2016 tarihli raporda; da sanığın sevk ve idaresindeki otomobili ile alkollü vaziyette seyir sırasında yola gereken dikkatini vermediği, mahal şartlarını üzerinde aşırı süratiyle olay mahalline yaklaştığı, seyrini kendi seyir şeridi içerisinde sürdürmeye özen göstermediği, direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucunda kazanın meydana geldiği belirtilerek, şeride tecavüzden 2918 sayılı KTK'nın asli kusuru düzenleyen 84.maddesi 7.bendi uyarınca asli ve tam kusurlu olduğunu, mağdur sürücü E. T.'in ise mevcut şartlarda olayı önlemek bakımından alabileceği bir önlem ve tedbir bulunmadığında da kusurunun bulunmadığı, yine müteveffa İ. F. A.'ün de ekip otomobilinde normal yolculuk yaptığı ve görev icabı emniyet kemeri takma zorunluluğu bulunmadığından atfı kabil kusurunun bulunmadığının mütalaa olunduğu anlaşılmıştır.
Yerel mahkemece tarafların kusur durumlarına ilişkin olarak Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden aldırılan 09/08/2016 tarihli raporda; kaza tespit tutanağı ve trafikteki bilirkişinin raporuyla benzer mahiyette sanık R. Ç.'in idaresindeki araç ile seyrini sürdürürken yola gereken dikkate vermemesi, hızını mahal şartlarına göre ayarlamamış, direksiyon hakimiyetine gerekli özen ve önemi göstermemiş, sevk ve hatasıyla vasıtanın hakimiyetini kaybederek 3 şeritli yolun sol şeridine geçerek şerit ihlalinde bulunduğu ve kazaya sebebiyet verdiği, bu sebeple kazada asli kusurun olduğunun, müşteki sürücü E. T.'in meydana gelen olayda hatalı bir davranışı olmadığından ve mevcut şartlarda olabileceği başka bir önlem bulunmadığından da kusursuz olduğunu, yine emniyet müdürlüğüne ait araçta yolcu olarak bulanan müteveffa İ. F. A. ile kusuru izafe edilmesi mümkün bulunmadığından, ayrıca Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 150.maddesindeki emniyet kemerinin takılmasının zorunlu olmadığı hallerin 4.fıkrasında, yazılı ve genel kolluk görevinde bulunan sürücü ve yolcu konumunda bulunanların emniyet kemeri takmalarının zorunlu olmadığının mütalaa olunduğu anlaşılmıştır.
Kaza tespit tutanağı, bilirkişi raporu ve ATK raporunun birbiriyle örtüştüğü ve raporlar arasında herhangi bir çelişkinin söz konusu olmadığı, sanık müdafiilerinin ATK Genel Kurulundan yeniden rapor aldırılması yönündeki taleplerinin kazanın oluşumuna uygun raporlar dikkate alındığında, yargılamaya yenilik getirmeyeceği ve dosyayı sürüncemede bırakacağı kanaatine varıldığından bu yöndeki taleplerinin yerel mahkemece reddine karar verilmiştir.
Yerel mahkemece beyanına başvurulan tanıklardan S. R. Ç., olay tarihinde saat 01:00 sularında aracıyla en sağ şeritte ilerlediğini, aracının hızının 40 km civarında olduğunu, sanığın kullandığı aracın selektör yaptığını, sanığın orta şeride geçip devam ettiğini, kaza anını görmediğini, sanığın kendisini solladığında ve sonrasında hızının 60-70 km civarında olabileceğini düşündüğünü, sanığın aracıyla yanından geçtikten 20-30 sn sonra bu kazanın gerçekleştiğini düşündüğünü dile getirdiği, ancak emniyette soruşturma aşamasında 29/01/2016 tarihinde verdiği ifadesinde, sanığa ait aracın arkasından zikzaklar çizerek ve hızlı bir şekilde geldiğini, kendisi sollar sollamaz polis aracına çarptığını gördüğünü dile getirmesi üzerine çelişki sebebiyle kendisine sorulduğunda, aracın zikzakla çizdiğini ve hızlı olduğuna dair birşey söylemediğini dile getirmesi üzerine tanığa ifadelerinin altındaki imzanın kendisine ait olmadığı sorulduğunda, önce imzanın kendisine ait olmadığını iddia ettiği, tekrar sorulduğunda da olayın şokuyla "Elim titremiş olabilir, benim imzama benzemediğini düşünüyorum" dediği ve imza örneğinin alınarak dosya içine konulduğu,
Diğer tanık E. O.'un beyanında kaza anını görmediğini, sahil yolunda ilerlerken Porsche bir aracın en sağ şeritteyken kendisini geçtiğini, bu aracın makas hareketleri denilen hareketleri yaparak ilerlediğini, yaklaşık 10 dakika sonra ve 3-4 km mesafede bu aracın kazaya karıştığını görünce durduğunu, gördüğü aracın siyah renkli olduğunu, aracın plakasını göremediğini, ancak kendisinin sadece 1 tane Porsche araç geçtiği için kaza yapan aracın da bu araç olduğunu düşündüğünü dile getirdiği, emniyette alınan 29/01/2016 tarihli beyanında da benzer şekilde beyanda bulunduğu,
Son olarak yerel mahkemece beyanına başvurulan tanık Ö. K.'ın da kaza anını görmediğini, kazadan sonra müdahale ettiğini dile getirdiği,
Tanık S. R. Ç.'in yargılama aşamasında aracın zikzak çizdiğini ve hızlı şekilde geçtiğini beyan etmediğini dile getirdiği anlaşılmış ve emniyet aşamasında alınan ifadesi ile ilgili imza yönünden de net olarak birşey söyleyemediği görülmüş ise de, diğer tanık E. O.'un kazadan yaklaşık 5 dakika önce aynı aracın aşırı hızlı bir şekilde yanından geçtiğine ilişkin beyanları ve dosyada yer alan raporlar da dikkate alındığında, tanık S.'in beyanlarının dosyada tek delil olmaması sebebiyle yerel mahkemece bu yönde ayrı bir inceleme yapılması yoluna gidilmemiştir.
Sanığın alkol oranı ile ilgili yapılan değerlendirmede; kazandan sonra Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin 21/09/2016 tarihli raporunda saat 02:10 itibariyle sanığın alkol oranının 0.902 promil olduğu, bu tespitin kazadan yaklaşık 1 saat 4 dakika sonra yapıldığının anlaşıldığı, Yargıtay 12.Ceza Dairesi'nin 14/01/2013 tarih 2012/6485 esas 2013/938 karar sayılı ilamı ve yine aynı daireye ait benzer içtihatlarda da belirtildiği üzere İstanbul Adli Tıp Kurumu 5.Adli Tıp İhtisas Kurumu raporlarında belirtilen kandaki alkol düzeyi bir saatte ortalama 0,15 promil gram azaldığının tıbben belirlendiği, bu veriler dikkate alındığında sanığın kazadan yaklaşık 1 saat 4 dakika sonra alkol ölçümünün yapılması sebebiyle kaza anında alkol oranının 107 promil civarında olduğunun anlaşıldığı, yine ATK 5.İhtisas raporlarından istikrarlı bir şekilde vurgulandığı üzere alkollü bir şekilde seyir eden sürücünün alkol konstrasyonu hangi seviyede olursa olsun bireysel farklılıklar göstermekle birlikte trafik güvenliği açısından değişen derecelerde risk oluşturabilecek ancak bu durumun tehlike arz edecek düzeyde olup olmadığı, dolayısıyla sürücünün tesiri altında bulunduğu alkol seviyesinde araç sürmesi halinde güvenli sürüş yeteneğini kaybedip kaybetmediği, bireyin o andaki sürüş ehliyetini belirleyebilmenin detaylı, dahili muayene ile mümkün olabileceği, ancak böyle bir test yapılmamış olsa dahi bireysel farklılıkları da elimine edebilecek şekilde 1,00 promilden yüksek olarak saptanan alkol düzeyinin güvenli sürüş yeteneğini kaybettireceği belirtildiğinden sanığın kaza anındaki alkol oranı bu veriler ışığında 1.00 promil üzerinde olduğundan güvenli bir şekilde araç kullanılmayacağı değerlendirilmiştir (bkz. Yargıtay 12.CD, 12/01/2016, 2015/5592-2016/119; 19.04.2012, 2012 /14241-10581).
Her ne kadar sanıklar müdafileri tarafından dosya arasına İstanbul Üniversitesi Nöroloji Uzmanı ve Adli Tıp Uzmanı bilirkişilere ait 20/05/2016 tarihli uzman mütalaası sunularak, bu mütalaada sanığın kazadan bir saat kadar sonra tespit edilen 0,902 promil alkolünün sanığın tutanaklardaki imza ve el yazıları, alkolmetreyi üfleme konusunda yaşanan diyaloglar, konuşma özellikleri, trafik kazasına ait kamera görüntüleri birlikte değerlendirildiğinde; sanığın alkol oranının güvenli sürüş yeteneğini etkilemeyeceğine dair görüş yazısı uyarınca savunmada bulunulmuş ise de, yukarıda belirtildiği üzere sanığın alkol oranının kazadan bir saat kadar sonra alındığı, sanığın kazadan bir saat kadar öncesinde 100 üzerinde alkollü olduğu, sanığın ilk ifadesinde de Savcılık huzurunda aynı gün 11:00-12:00 sıralarında alındığı, sanığın bu aşamaya kadar da güvenli bir şekilde araç kullanıp kullanmayacağına dair detaylı muayenesinin yapılamadığı dosya üzerindeki veriler üzerinden bu konuda görüş bildirilmesinin sanığın kazadan bir saat sonraki alkol oranı da dikkate alınarak dosya muhteviyatına uygun olmadığı anlaşılmakla, bu yöndeki uzman mütalaasına itibar edilmemiştir.
Müşteki E. T. her ne kadar soruşturma aşamasında vermiş olduğu 08/02/2016 tarihli beyanında sanıktan davacı ve şikayetçi olmuş ise de, 02/05/2016 tarihli mahkemeye hitaben yazmış olduğu dilekçede sanık hakkındaki şikayetinden ve davaya katılma talebinden feragat etmiş olduğunun anlaşıldığı, yine katılanlar M. A., A. A.'e velayeten kendi adına asaleten katılan Ö. A., A. Ç. A., A. A., M. A. A., Z. M. A. vekilinin mahkemeye hitaben yazmış olduğu bila tarih 30/09/2016 başkan havalesiyle dosyada mevcut dilekçede sanık hakkındaki şikayetlerinden ve davaya katılma taleplerinden feragat etmiş oldukları dilekçe kapsamından anlaşılmıştır.
Dosyada mevcut birbiri ile uyumlu trafik kazası tespit tutanağı, bilirkişi raporu, tanık beyanları, ATK raporu, kazaya ilişkin CD ve delil niteliğindeki bütün evrakların birlikte değerlendirilmesinde; 29/01/2016 tarih ve saat 01:06 sıralarında sanık R. Ç.'in Ortaköy Beşiktaş istikametinden Çırağan Caddesi üzerinde 34 RUZ .. plakalı aracıyla yolun en sağ şeridinde seyir halindeyken Ziya Kalkavan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önü 2250 numaralı trafik ışıklarının bulunduğu kavşağa yaklaştığında; objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak direksiyon hakimiyetini kaybederek karşı yönden gelen araçlara ayrılmış sol şeride geçtiği ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü B Bölgesi Trafik Denetleme Ekiplerine ait araca önden çarpmak suretiyle araç sürücüsü olan polis memuru E. T.'in dosyada mevcut Adli Tıp Kurumu Şube Müdürlüğünün 15/02/2016 tarih ve 2016/2334 sayılı raporunda da anlaşılacağı üzere yaşamını tehlikeye sokacak ve vücudunda 6.derecede kemik kırığı oluşacak şekilde yaralanmasına, aynı araçta yer alan polis memuru İ. F. A.'ün ise Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Başkanlığının dosyada mevcut 30/03/2016 tarihli raporundan da belirtildiği üzere künt kafa ve yüz tramvasına bağlı, yüz kemik kırıkları ile birlikte kan aspirasyonundan gelişen mekanik asfiksi sonucu ölümüne neden olduğu, sanıkla ilgili Şişli Hamidiye Eğitim ve Araştırma Hastanesinden aldırılan 29/01/2016 tarihli raporda, sanığın 29/01/2016 tarih ve saat 02:10 itibariyle (kazadan yaklaşık bir saat 4 dakika sonrasında) 0,902 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, anlaşılmıştır.
III. ULAŞILAN KANAAT VE HUKUKSAL NİTELEME
Olay anı itibariyle 107 promil alkollü olan sanık R. Ç.’in, güvenli bir şekilde aracını sevk ve idare edebilecek durumda olmamasına rağmen, yola gereken dikkati vermeden ve hızını da mahal şartlarına göre ayarlamadan sevk ve idaresindeki 34 RUZ .. plakalı otomobili ile Çırağan Caddesi'ni takiben Ortaköy istikametinden Beşiktaş ilçesi yönüne doğru geceleyin 01:06 sıralarında seyir halindeyken, öndeki aracı sollamak amacıyla üç şeritli yolun sağ şeridinden orta şeride geçtiğinde direksiyon hakimiyetini kaybederek (karşı yönden gelmekte olan trafiğe ait) sol şeride geçtiği, bu sırada sol şeritte karşı yönden gelmekte olan 34 A 64.. plakalı hizmet aracı polis otosuna çarptığı, olay nedeniyle görevi başında polis memuru İ. F. A.'ün vefat ettiği, aynı aracı kullanan mağdur diğer polis memuru E. T.'in ise yaşamını tehlikeye sokacak, basit tıbbi bir müdahale ile giderilmeyecek şekilde ve vücudunda oluşan kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarını ağır (6) derecede etkileyecek şekilde yaralandığı, yapılan yargılama, toplanan ve değerlendirilen delillerden anlaşılmıştır. Bu şekilde gerçekleştiği ve aydınlandığı kabul edilen kamu davasına konu maddi olayda sanığın, güvenli sürüş yeteneğini kaybedecek şekilde alkollü olmasına rağmen ve hızını mahal şartlarına uydurmadan şerit ihlalinde bulunduğu, bu hareketlerinin sonucu gerçekleşmesi muhtemel neticeyi öngördüğü halde, kendi tecrübesine, şoförlük yeteneklerine, şeridin boş olduğu ihtimaline güvenerek hareketlerine devam ettiği, böylelikle objektif dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek öngördüğü ancak istemediği neticenin meydana gelmesine neden olduğu, bu suretle eylemini bilinçli taksirle gerçekleştiği kanaatine varılmıştır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında, bireysel farklılıkları da elemine edecek biçimde 100 promilden yüksek belirlenen alkol düzeyinin güvenli sürüş yeteneğini kaybettirdiği ve bu şekilde meydana gelen olaylarda bilinçli taksirin vücut bulduğu kabul edilmiştir (örneğin bkz. Yargıtay 12.CD, 03.11.2016, 2015/14884-2016/12426; 06.10.2016; 2015/13633-2016/11670; 12/01/2016, 2015/5592-2016/119; 19.04.2012, 2012 /14241-10581) .
Öğreti ve yargısal içtihatlarda ifade edildiği üzere basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir halinde ise, gerçekleşmesini istemediği bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun, hukuka aykırı bir sonuca sebep olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek zararlı neticeyi meydana getirmektedir. Olayda da sanık neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, kendi beceri ve bilgisine güvenerek hareket etmiş ve böylelikle gerçekleşmemesi için gerekeni yapmamak suretiyle bilinçli taksirle hareket etmiştir.
Olası kast bakımından değerlendirme yapılacak olursa; TCK’nın 21. maddesinin 2. fıkrasında olası kast, kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi hali olarak tanımlanmış ve bu hallerde faile verilecek cezada indirime gidileceği öngörülmüştür. Olası kastla bilinçli taksirin ortak noktası hareketin iradiliği ve neticenin öngörülebilir olmasıdır; ayrıldığı nokta ise neticeye yönelik düşüncedir. Bilinçli taksirde fail neticeyi istemiyor iken olası kastta failde sonucu kabullenmekte ve ne olursa olsun düşüncesi ile hareket etmektedir. Başka bir anlatımla olası kastta fail, öngördüğü sonucun meydana gelmesini kabullenip, sonucun meydana gelmemesi için herhangi bir önlem almazken, bilinçli taksirde fail neticeyi öngörmesine rağmen, şansa veya başka etkenlere hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek, öngörülen sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir. Sabit görülen olayda ise, sanığın meydana gelen neticeyi 5237 sayılı TCY’nin 22/3. maddesi kapsamında öngörmekle birlikte istediği, olursa olsun şeklinde sonucu kabullendiğinden söz etmek mümkün görünmemektedir. Dolayısıyla da olayda bilinçli taksir hali bulunmaktadır.
Her ne kadar yargılama aşamasında, yaralanan mağdur E. T. tarafından şikayetten vazgeçilmiş ise de, kazanın bilinçli taksirle meydana gelmesi sebebiyle TCK 89/5 fıkrasının 2.cümlesi uyarınca taksirle meydana gelen yaralanmanın nitelikli olması halinde, bilinçli taksirle işlenen suçlardan şikayet koşulunun aranmayacağının belirtilmesi sebebiyle mağdurun hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı kazada, bilinçli taksirde bulunduğundan yasal şartları oluşmamakla, mağdur yönünden açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmeyerek, sanığın taksirle bir kişinin ölümüne ve bir kişinin yaralanmasına neden olması suçundan cezalandırılması yönüne gidilmiştir.
Sanık müdafiileri tarafından müteveffa ve mağdurun kemer takma zorunluluğu bulunduğuna dair savunmada bulunulmuş ise de; sanığın eylemi sonucunda meydana gelen netice ile sanığın kusuru arasındaki nedensellik bağını müteveffa ve mağdurun kemer takma zorunluluğuna uymamasının ortadan kaldırmayacağı, sanığın tam kusurlu olması sonucunu değiştirmeyeceği kanaati ile sanık müdafiilerinin savunmalarına itibar edilmemiştir.
Sübut bulan sanığın üzerine atılı Taksirle Ölüme ve Yaralanmaya Neden Olma Suçu 5237 sayılı TCK’nun 85/2.maddesinde, “Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiş olup, yaptırım olarak üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Basamaklı (alt-üst sınırlı) ceza sisteminde hakimin temel cezayı belirlerken nasıl davranacağı ve hangi esaslara göre hareket edeceği TCK’nın 61.maddesinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK, taksirli suçlar bakımından ayrıca 22. maddesinin 4. fıkrasında; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer vermiştir. Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK’nun “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de ifade edilmiştir. Dolayısıyla taksirle işlenen suçlar açısından, alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesinde, TCK 3.maddede düzenlenen orantılılık ilkesi, TCK’nın 61/1. maddesindeki ( taksirli suçlarda uygulanması mümkün olan) ölçütler ile aynı kanunun 22/4.maddesindeki ölçüt de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu bağlamda, olayda failin “taksire dayalı kusurunun ağırlığı”, "suçun işleniş biçimi", "suçun işlendiği yer ve zaman", "suç konusunun önem ve değeri" ile "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" ile cezanın adalet, hak ve nesafet kuralları ile “orantılılık” ilkesine uygunluğu temel ceza tayininde dikkate alınmış ölçütlerdir.
Bu ilke ve esaslar dahilinde; sübut bulan olaya ilişkin sanık hakkında hüküm kurulurken, sanığın olayda tam ve asli kusurlu olması, karşı tarafın kazada bir kusurunun bulunmaması, kazanın oluş şekli, polis hizmet aracının nizami bir şekilde kendi şeridinde ve rahatlıkla farkedilebilecek tepe lambaları yanar vaziyetteyken seyir halinde bulunması, bir kişinin ölümü ve bir kişinin nitelikli bir şekilde yaralanmasına neden olması, ölen ve yaralananın vazife başındaki polis memurları olması, polis memuru E. T.’in yaşamını tehlikeye sokacak basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olmayacak ve vücutta ağır (6) derecede etkileyecek nitelikte kemik kırılmasına neden olabilecek şekilde yaralanması, meydana gelen zararın ağırlığı, kazanın meydana geliş şekli gibi sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile fiilin haksızlık muhtevası dikkate alınarak; temel ceza, alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle takdiren 6 yıl olarak belirlenmiştir. Sanığın alkollü olmasının yanı sıra yukarıda izah edilen şekilde birden fazla trafik kuralını ihlal etmesi ile ortaya çıkan bilinçli taksirdeki kusuru durumu dikkate TCK'nun 22/3. maddesinin uygulanması sırasında da artırım oranı 1/2 oranında belirlenmiştir. Bu artırım oranı oluşa, düzenlenen bilirkişi raporlarına ve dosyaya uygundur.
Sanığın kazadan sonra olay mahalline terk etmemesi, olaydan sonra ve duruşma sırasındaki iyi hali, pişman olduğunu dile getirmesi, mağdurların şikayetten vazgeçmeleri ve cezanın sanık üzerindeki olası etkileri lehine takdiri hafifletici sebep sayılarak, cezasından 5237 sayılı TCK’nın 62/1. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim yapılmıştır. Sanığın ehliyetinin de kusur durumu göz önünde bulundurularak alt sınırdan uzaklaşılarak 2 yıl süre ile geri alınmasına hükmedilmiştir.
Her ne kadar sanığın adli sicil kaydında yer alan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararlarına ilişkin ihbarda bulunulmasına ilişkin talepte bulunulmuş ise de CMK 231/8, 10, 11. maddeleri uyarınca, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesinden sonra 5 yıllık denetim süresi içerisinde kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği ve denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi halinde mahkemece hükmün açıklanacağının belirtilmiş olması, sanık hakkında daha önce hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesine rağmen işlediği suçun kasıtlı bir suç olmaması, taksirle işlenmiş bir suç olması nedeniyle önceki mahkemelere bu konuda bildirim yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Sanığın eylemi bilinçli taksirle işlemesi sebebiyle yasal şartları oluşmadığından sanığa verilen hapis cezasının TCK 50/4-son cümlesi gereğince para cezasına çevrilmesine yer olmadığına, verilen ceza miktarı nedeniyle sanık hakkında CMK 231, TCK 51.maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilerek oluşan hukuki ve vicdani kanaat ile aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
IV. HÜKÜM: Ayrıntıları gerekçeli kararda belirtileceği üzere;
1-Sanık R. Ç. hakkında 5271 sayılı CMK'nın 280/2.maddesi uyarınca İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 04/10/2016 gün 2016/61 Esas, 2016/222 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
2-Sanık Rüzgar ÇETİN'in üzerine atılı Taksirle Bir Kişinin Ölümüne ve Bir Kişinin Yaralanmasına Neden Olma suçunu işlediği sabit olup, eylemine uyan 5237 sayılı TCK’nun 85/2. maddesi gereğince suçun işlendiği yer ve zaman, suç konusunun önem ve değeri, sanığın kusurunun yoğunluğu, mağdur E. T.'in yaralanmasının niteliği göz önünde bulundurularak sanığın takdiren ve teşdiden 6 YIL HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA,
3-Sanığın öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana geldiği, olayın oluş biçimi, sanığın birden fazla trafik kuralını ihlal ettiği husus gözetilerek, eylemini bilinçli taksir altında işlediği anlaşıldığından TCK 22/3.maddesi uyarınca sanığın cezasından takdiren ve teşdiden 1/2 oranında artırım yapılarak sanığın 9 YIL HAPİS CEZASIYLA CEZALANDIRILMASINA,
4-Sanığın dosyaya yansıyan kişiliği, iyi hali, olay sebebiyle duyduğu pişmanlığı ve duruşmadaki tutum ve davranışları, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri gözetilerek lehine takdiri hafifletici sebep sayılarak, cezasından 5237 s. TCK 62/1. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak sanığın neticeten 7 YIL 6 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
5-Sanığın cezasından başkaca arttırım ve indirim yapılmasına takdiren yer olmadığına,
6- Sanığın eylemi bilinçli taksirle işlemesi sebebiyle yasal şartları oluşmadığından sanığa verilen hapis cezasının TCK 50/4-son cümlesi gereğince para cezasına çevrilmesine yer olmadığına,
7-Sanığa verilen ceza miktarı gözetildiğinde koşulları bulunmayan TCK'nın 51 ve CMK'nın 231 maddelerinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına,
8-Sanığın kusur durumu göz önünde bulundurularak 11943 belge nolu AK/ 688921 Harf seri numaralı sanığa ait sürücü belgesinin takdiren ve teşdiden TCK 53/6 maddesi uyarınca 2 YIL SÜREYLE GERİ ALINMASINA,
9-Her ne kadar sanığın adli sicil kaydında yer alan Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması Kararlarına ilişkin ihbarda bulunulmasına ilişkin talepte bulunulmuş ise de CMK 231/10 maddesi uyarınca işlenen suçun taksirli suç olması nedeni ile mahkemelerine ihbarda bulunulmasına yer olmadığına,
10-Sanığın tutuklulukta kaldığı sürelerin TCK 63. maddesi gereğince hükmolunan hapis cezasından MAHSUBUNA,
11-Sanık hakkında verilen İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/749 D.İş 05/10/2010 tarihli yurt dışına çıkış yasağına ilişkin adli kontrol kararının bir tedbir olduğu, tedbirden beklenen gayenin hasıl olduğu anlaşıldığından KALDIRILMASINA,
10- İlk Derece Mahkemesinin yargılama sebebiyle yapılan ATK gideri 312,00 TL, ATK gideri 3.120,00 TL, yol gideri 141,06 TL, bilirkişi ücreti 350,00 TL, 11 tebligat gideri 110,00 TL, olmak üzere toplam 4.033,06 TL yargılama giderinin ve Dairemizce yargılama sebebiyle yapılan 60,00TL yargılama giderinin sanıktan tahsili ile hazineye gelir kaydına,
Dair, Sanık ve sanık müdafilerinin yüzüne karşı, İstinaf Cumhuriyet Savcısı Osman Öztürk'ün katılımıyla kararın tebliğ-tefhiminden itibaren 7 günlük süre içerisinde dairemize ya da eşdeğer başka bir daireye sunulacak yazılı dilekçeyle ve ya zabıt katibine usulünce sözlü beyanda bulunması ve tutanağı hakime onaylatması suretiyle atılı suçun kanunda öngörülen cezasının üst sınırı dikkate alındığında Yargıtay temyiz yolu açık olmak üzere, süresinde yasal yollara başvurulmadığı takdirde kararın kesinleşeceğine dair talebe uygun olarak oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 11.01.2017 (¤¤)