(2709 S. K. m. 141) (5271 S. K. m. 34, 230, 280, 289) (5237 S. K. m. 22, 61, 89) (YCGK 25.01.2011 T. 2010/7-192 E. 2011/1 K.) (4. CD. 13.06.2016 T. 2014/4932 E. 2016/12013 K.) (12. CD. 03.11.2016 T. 2015/14884 E. 2016/12426 K.)
Yerel Mahkemece verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmakla, başvurunun ve kararın niteliği ile suç tarihine ve istinaf başvurusunda bulunan sanığın istinaf dilekçesi içeriğine göre dosya görüşüldü:
İstinaf başvurusunun reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
1-Taksir, 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 22/1. maddesinde olduğu üzere, fail tarafından öngörülebilir olan neticenin öngörülememesi şeklinde ortaya çıkabileceği gibi, 22. maddenin 2. fıkrasında belirtildiği üzere, neticenin öngörüldüğü halde istenmemesi şeklinde de ortaya çıkabilir. Birinci halde taksir (basit taksir – bilinçsiz taksir), ikinci halde ise bilinçli taksir (öngörülü taksir) söz konusu olur. Taksirin bu iki çeşidini birbirinden ayıran temel özellik, öngörme kavramında kendini gösterir. Neticenin öngörülmesi kavramı ile murat edilen, neticenin fail tarafından, hareketin yapıldığı zaman ve koşullara göre tahmin edilebilmesidir.
Bilinçli taksirde, neticenin gerçekleşmesini istemeyen fail, hareketinin tipe uygun, hukuka aykırı bir sonuca neden olabileceğini öngörmesine rağmen, hareketine devam ederek neticeyi meydana getirmektedir. Hukuka aykırı neticeyi öngördüğü halde gerçekleşmeyeceğine güvenen ve bu güvenle hareketini sürdüren failin söz konusu güveninin dayanağı, talih, bilgi, yetenek, deneyim vb. gibi çeşitli etkenler olabilir.
Bu açıklamalardan sonra somut olayı değerlendirdiğimizde;
Sanık sürücünün E-5 yanyol üzerinde aracı ile seyrederken sollama yaptığı sırada önüne çıkan araçtan kurtulmak için direksiyonu sağa kırması sonucu direksiyon hakimiyetini kaybedip kaldırıma çıktığı ve bu sırada kaldırımın olduğu yerde üst geçit merdivenlerinden inen müştekiye çarparak yaralanmasına sebebiyet verdiği olayda, neticeyi öngöremeyen failin sorumluluğu taksir düzeyindedir. Olayda bilinçli taksirin öngörme koşulu gerçekleşmediği halde dosya ile uyuşmayan geçerli, yeterli ve yasal olmayan gerekçelerle bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmış olduğu anlaşılmıştır.
Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nun 34, 230 ve 289. maddeleri uyarınca hükmün gerekçeli olmasında zorunluluk bulunduğu, hükme esas dayanakların da geçerli, yeterli ve yasal olması gerektiği, gerekçenin dosya ve toplanıp değerlendirilen delillerle uyumlu, yasal ve yeterli olmamasının CMK 289/1-g maddesinde kesin hukuka aykırılık hali olarak düzenlendiği anlaşılmakla (örneğin bkz. YCGK, 25/01/2011, 2010/7-192, 2011/1;4.CD,13/06/2016,2014/4932-2016/12013;19.CD,09/06/2016,2016/4158-2016/19431)
2-5237 sayılı TCK'nın 61/2 maddesi gereğince TCK'nın 22/3 maddesinin aynı Kanunun 89/1. maddesi gereğince belirlenen temel cezadan sonra uygulanması gerektiği halde TCK'nın 89/2-b maddesinin uygulanmasından sonra uygulanmış olması,(Y.12. CD. 03.11.2016 tarih 2015/14884 E. 2016/12426 K. Sayılı ilamı)
CMK 280/1-b.maddesi uyarınca "İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına" karar vereceğinin düzenlenmesi karşısında,
Hukuka aykırı ve istinaf başvurusunda bulunan sanık müdafinin istinaf nedenleri bu sebeplerle yerinde görülerek CMK'nın 289/1-g, 280/1-b maddeleri uyarınca HÜKMÜN BOZULMASINA, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
Kesin olmak üzere 13/03/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)